Muhafazakar Düşünce Dergisi
Kapak Resmi
ISSN 1304-8864 | Periyot Yılda 3 Sayı | Başlangıç: 2015 | Yayıncı Kadim Yayınları |

Ekonomik ve Toplumsal Dönüşümün Mimarı Turgut Özal

Muhafazakâr Düşünce dergisi olarak bu sayımızda bir vefa borcunu ödemek amacıyla yola çıktık. Türkiye’de muhafazakâr siyasetin itibarını kazanmasında en önemli paylardan birine sahip olan 8. Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal’ın vefatının 25. senesini idrak ediyoruz. Bu vesileyle Özal’ı Türk toplumuna ve siyasetine katkılarıyla hatırlatmayı amaçlayan kapsamlı bir sayı hazırladık. Burada, daha en başta bir noktanın altını çizelim. Tarihi süreçleri ve aktörleri ele alırken bilimsel, soğukkanlı ve objektif değerlendirmeler yapmanın önemine inanıyoruz. Bu bakımdan, vefatının üzerinden yirmi beş sene geçen Özal’ın ve Anavatan Partisinin politikalarını ele alırken objektif bakış açısını kaybetmeden hakkaniyetli ve sağduyulu eleştirel değerlendirmeler yapmak da oldukça önem taşıyor. Sayımızın bu yönüyle de önemli olduğunu düşünüyoruz.

1980’li yıllar Cumhuriyet tarihinin en önemli kesitlerinden biriydi. 1980 darbesinin yıkıcı sonuçları toplum üzerinde hâlâ etkisini gösteriyordu. 1983’te demokrasiye geçilmesine rağmen darbeciler, vesayet kurumları aracılığıyla siyaset kurumu üzerindeki etkilerini sürdürüyorlardı. Darbe sonrası siyasal özgürlüklerin korunması açısından sorunlar devam ediyordu ve ülkenin insan hakları karnesi hiç de iyi durumda değildi. Diğer taraftan, yıllar boyunca izlenen korumacı iktisat politikaları nedeniyle ülkenin ekonomik göstergeleri oldukça olumsuz bir görünüm çiziyordu. Liberalizmin özgürlüklerle; muhafazakârlığın ise geleneksel değerlerle ilişkisi oldukça sınırlı bir kitle tarafından biliniyordu. Bu noktada Turgut Özal iktidarının 1980’lerin Türkiye’si için bir imkân olduğu söylenebilir.

Özal, muhafazakâr dünya görüşünün Türk siyasetinin belki de temel unsuru olduğunu ilk fark eden siyasetçiydi. Ayrıca bu tavrı liberal ekonomik programla birleştirme ve bu yolla Türkiye’yi uluslararası ekonomik sisteme eklemleme becerisi gösterdi. Üstelik tüm bu süreçte darbe sonrası iklimin yarattığı ciddi bir bürokratik vesayet sorunu ile de başa çıkmak zorundaydı. Aynı süreçte, Soğuk Savaş devam ediyor, dolayısıyla dünyada uluslararası sistemin belirsizlik ortamı sürüyordu. Tüm bu etmenler, Özal’ın işinin oldukça zor olduğunu gösteriyor. Bu süreçte, Türkiye için yeni bir rota çizen Turgut Özal’ın icraatlarının değerini de artırıyor. Dergimizdeki çalışmalarla, Özal dönemini tüm bu süreçleri göz önünde bulundurarak incelemeyi hedefledik.

Bu sayımıza Turgut Özal’ın fikirlerini kendi ifadeleriyle gayet iyi özetlediğini düşündüğümüz bir konuşmasıyla başlıyoruz. Konuşma, merhum Özal’ın vefatına yakın bir dönemde yapıldığı için, onca devlet tecrübesinin üstüne siyasete, topluma ve ekonomiye ilişkin fikirlerinin artık tekamül etmiş bir durumda olması bakımından da anlamlı. Bu konuşmayı, kendisinin Özal üzerine hazırladığı bir kitaptan iktibas etmemize izin veren AK Parti Hatay Milletvekili Doç. Dr. Hüseyin Yayman’a bu vesileyle teşekkür ediyoruz. Bu vesileyle Hüseyin Hocanın akademisyen kimliğiyle bu sayımıza bir katkı verdiğini ve Özal’ın hayatına ve eserlerine yönelik analitik bir çerçeve çizen bir yazı kalem aldığını hatırlatmış olalım. Bu yazıyı dosyamızın sonunda bulabilirsiniz.

Dergimizin özgün ilk yazısı ise siyaset bilimci Ahmet Yıldız’a ait. Yıldız, Özal’ın siyasî pozisyonunu “liberalizm ve muhafazakârlık sarkacında” görüyor ve izlediği siyasetin 1980’lerde tüm dünyaya hâkim olan siyasal ve kültürel anlayışlardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunuyor. Yazara göre, Özal’ın siyasete bakışı, zaman içinde bir tekâmül seyri izledi. Diğer taraftan, Özal, halkla özdeşleşme bakımından da Türk siyasetinde yeni bir etki meydana getirdi. Yıldız, Özal’ın ortaya çıkardığı bu etkiyi kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

İlk yazıyla bağlantılı bir diğer çalışma ise Tanel Demirel’in usta kaleminden çıkan “Turgut Özal: Reformcu Bir Siyasetçi Hakkında Bazı Notlar” başlıklı makale. Demirel’e göre, Özal, iktidarda bulunduğu süre zarfında ekonomik ve siyasal liberalleşmeyi önceleyen bir siyaset izledi. O, statükonun değişmesi gerektiğine yürekten inanıyordu ve bunun bir an önce gerçekleşmesi gerektiği düşüncesindeydi. Bu düşüncesini hayata geçirmek için inisiyatif kullandı ve siyasal açıdan risk aldı. Dolayısıyla statükoculuğun ortadan kalkması açısından Özal’ın etkileri hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Ancak bu noktada Demirel, önemli bir tespit daha yapıyor: Özal’ın reform pratiği, hukuk sisteminin yadsınmasına ya da siyasetin kendi dinamiklerinin gözden kaçırılmasına neden olabiliyordu. Demirel’e göre, elbette, bunlar, Özal’ın katı devletçi zihniyet dünyasını sarsan bir etki meydana getirdiğinin görülmesine engel olmamalı.

Takip eden yazımız ise Turgut Özal’ın dış politika anlayışına odaklanıyor. Ali Balcı ve Elif Madakbaş Gülener’in ortak çalışması “Turgut Özal Dış Politikası: Amerikan Düzeninde Yeniden Konumlanma ve Otonomi Arayışı” başlığını taşıyor. Yazarlar, bu kapsamlı çalışmalarında Özal’ın dış politika anlayışını, bürokraside etkin bir konumda bulunduğu 1979 yılından başlatarak ele alıyor. Bunu, Özal’ın Anavatan Partisinin iktidara geldiği 1983 yılından başlayan ve 1989’daki Körfez Savaşına karar uzanan ikinci kesit izliyor. Balcı ve Madakbaş Gülener’in son tarihsel kesitleri ise 1989-1993 arasındaki dönemi içeriyor. Yazarlar, çalışmalarında Özal’ın ABD ile ilişkilerini iki temel faktörün etkilediğini savunuyorlar: “Bir taraftan ABD ile yakınlaşarak, bu ülke ile krizlerin beraberinde getirdiği maliyetlerden kurtulmak, diğer taraftan da bu yakınlaşmanın neden olduğu bağımlılığı azaltmak için fırsatları kullanmak.” Bu çalışmanın, yalnız Özal dönemi politikaları açısından değil, aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkilerinin genel çerçevesinin çizilmesi bağlamında da literatüre önemli bir katkı mahiyetinde olduğunu söylemek mümkün.

Zeki Duman, “Turgut Özal’ın Modernleşme Anlayışı” başlıklı makalesinde Özal’ı diğer siyasetçilerden ayıran iki önemli özelliği olduğunu savunuyor. Yazara göre, Özal’ın bu nitelikleri, aynı zamanda karizmatik liderliğin özelliği olarak da görülen “öngörülebilirlik” diğeri de “kararlılık” şeklinde beliriyor. Duman, Özal’ın 12 Eylül askeri darbesinin yıkıcı etkilerinin devam ettiği bir dönemde iktidara gelmesine rağmen Cumhuriyet tarihinin en önemli reformlarına imza attığını; bu şekilde “yıllarca içine kapanmış olan Türkiye’yi gelişen kapitalizme eklemlediğini” savunuyor. Ayrıca, Turgut Özal’ın hem de sivil toplum üzerindeki devlet baskısını ortadan kaldırmak suretiyle demokrasinin ve insan hakları ve bireysel özgürlüklerin önünü açması üzerinde duruyor.

Öte yandan Özal’ın kurduğu ve 1980’lere damgasını vuran Anavatan Partisini, içinde bulundukları siyasal iklimi de göz önünde bulundurarak anlamak oldukça önemli. Bu noktada, hâlâ Türkiye’de Anavatan Partisi üzerine kapsamlı bir bilimsel çalışma yapılmamış olmasının altını çizmek gerekiyor. Mahmut Hakkı Akın, Özal ve Anavatan Partisinin konumu ve ilişkileri konusunda oldukça nitelikli bir analiz çerçevesi sunuyor. Akın, “Turgut Özal ve Anavatan Partisi Muhafazakârlığı” başlıklı çalışmasında, “dört eğilimi birleştirme” iddiasından yola çıkan Özal ve Anavatan Partisinin bu eğilimlerden muhafazakârlıkla ilişkisini detaylı şekilde ele alıyor.

Dosya konumuzla ilgili başka bir makale ise Hüseyin Alptekin’in kaleminden çıktı. Alptekin, Özal’ın askerle ilişkisini ele alıyor. Darbe sonrasında ve darbeci askerlerin hâlâ sistem içinde ağırlıkları korudukları bir dönemde iktidara gelen Özal’ın vesayet perdesini kırmak için oldukça cesur adımlar attığı açıktır. Yazara göre, Özal, askerle ilişkileri bakımından oldukça gerçekçi bir politika izledi. Darbe vesayetinin güçlü olduğu 1987 yılına dek mutedil bir tavır takınan Özal, bu yıldan sonra ise sivil siyasetin alanının genişlemesi açısından daha sert bir yaklaşım benimsedi. Vesayetin etkilerinin ortadan kalkması bakımından bu tavrın oldukça etkili olduğunu söylemek mümkün.

Turgut Özal dosyamızın son yazısı ise Veysel Kurt’a ait. Kurt, “Özal’ın Dış Politikası: Uluslararası Siyaset, Değişim ve Süreklilik” başlıklı yazısında Özal’ın dış politika anlayışını iki temel parametre bağlamında ele alıyor. Bu bakımdan ilk parametre, Soğuk Savaş döneminin sonlarında karşılaşılan imkân ve kısıtlılıklar. İkinci parametre ise ABD hegemonyası etrafında şekillenen Soğuk Savaş sonrası dünyada izlenen politikalar. Yazara göre bu süreçte Özal’ın başarılı olmasını sağlayan ana unsur ise gerçekçi bir yaklaşım benimsemesi.

Her zaman olduğu gibi bu sayımızda da dosya dışı yazılara da yer veriyoruz. Dosya dışı ilk yazımız kıymetli entelektüel Ahmet Demirhan’a ait. Demirhan, “Patria’dan Patriot’a: Batılı ‘Vatan’ Kavrayışı Üzerine Bazı Sorular” başlıklı çalışmasında “patria” kelimesinin izini sürüyor. Yazara göre, “patria” hem kabile (veya ona benzer soydaş veya kandaş bir yapı) ve hem de ‘baba’nın yüceltilmesiyle oluşan dolayısıyla fiziksel baba ile mitik ve mistik bir şekilde bağlı olunan baba arasındaki bir ayrıma dayanan bir bölünme ile ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, vatan da semavi addedilen bu ikinci babaya mistik bir biçimde bağlı kardeşlerin diyarı anlamına gelen bir içeriğe sahip.

Muhafazakar Düşünce Dergisi

ISSN 1304-8864 | Periyot Yılda 3 Sayı | Başlangıç: 2015 | Yayıncı Kadim Yayınları |
Kapak Resmi

142

166

Ekonomik ve Toplumsal Dönüşümün Mimarı Turgut Özal

Muhafazakâr Düşünce dergisi olarak bu sayımızda bir vefa borcunu ödemek amacıyla yola çıktık. Türkiye’de muhafazakâr siyasetin itibarını kazanmasında en önemli paylardan birine sahip olan 8. Cumhurbaşkanımız merhum Turgut Özal’ın vefatının 25. senesini idrak ediyoruz. Bu vesileyle Özal’ı Türk toplumuna ve siyasetine katkılarıyla hatırlatmayı amaçlayan kapsamlı bir sayı hazırladık. Burada, daha en başta bir noktanın altını çizelim. Tarihi süreçleri ve aktörleri ele alırken bilimsel, soğukkanlı ve objektif değerlendirmeler yapmanın önemine inanıyoruz. Bu bakımdan, vefatının üzerinden yirmi beş sene geçen Özal’ın ve Anavatan Partisinin politikalarını ele alırken objektif bakış açısını kaybetmeden hakkaniyetli ve sağduyulu eleştirel değerlendirmeler yapmak da oldukça önem taşıyor. Sayımızın bu yönüyle de önemli olduğunu düşünüyoruz.

1980’li yıllar Cumhuriyet tarihinin en önemli kesitlerinden biriydi. 1980 darbesinin yıkıcı sonuçları toplum üzerinde hâlâ etkisini gösteriyordu. 1983’te demokrasiye geçilmesine rağmen darbeciler, vesayet kurumları aracılığıyla siyaset kurumu üzerindeki etkilerini sürdürüyorlardı. Darbe sonrası siyasal özgürlüklerin korunması açısından sorunlar devam ediyordu ve ülkenin insan hakları karnesi hiç de iyi durumda değildi. Diğer taraftan, yıllar boyunca izlenen korumacı iktisat politikaları nedeniyle ülkenin ekonomik göstergeleri oldukça olumsuz bir görünüm çiziyordu. Liberalizmin özgürlüklerle; muhafazakârlığın ise geleneksel değerlerle ilişkisi oldukça sınırlı bir kitle tarafından biliniyordu. Bu noktada Turgut Özal iktidarının 1980’lerin Türkiye’si için bir imkân olduğu söylenebilir.

Özal, muhafazakâr dünya görüşünün Türk siyasetinin belki de temel unsuru olduğunu ilk fark eden siyasetçiydi. Ayrıca bu tavrı liberal ekonomik programla birleştirme ve bu yolla Türkiye’yi uluslararası ekonomik sisteme eklemleme becerisi gösterdi. Üstelik tüm bu süreçte darbe sonrası iklimin yarattığı ciddi bir bürokratik vesayet sorunu ile de başa çıkmak zorundaydı. Aynı süreçte, Soğuk Savaş devam ediyor, dolayısıyla dünyada uluslararası sistemin belirsizlik ortamı sürüyordu. Tüm bu etmenler, Özal’ın işinin oldukça zor olduğunu gösteriyor. Bu süreçte, Türkiye için yeni bir rota çizen Turgut Özal’ın icraatlarının değerini de artırıyor. Dergimizdeki çalışmalarla, Özal dönemini tüm bu süreçleri göz önünde bulundurarak incelemeyi hedefledik.

Bu sayımıza Turgut Özal’ın fikirlerini kendi ifadeleriyle gayet iyi özetlediğini düşündüğümüz bir konuşmasıyla başlıyoruz. Konuşma, merhum Özal’ın vefatına yakın bir dönemde yapıldığı için, onca devlet tecrübesinin üstüne siyasete, topluma ve ekonomiye ilişkin fikirlerinin artık tekamül etmiş bir durumda olması bakımından da anlamlı. Bu konuşmayı, kendisinin Özal üzerine hazırladığı bir kitaptan iktibas etmemize izin veren AK Parti Hatay Milletvekili Doç. Dr. Hüseyin Yayman’a bu vesileyle teşekkür ediyoruz. Bu vesileyle Hüseyin Hocanın akademisyen kimliğiyle bu sayımıza bir katkı verdiğini ve Özal’ın hayatına ve eserlerine yönelik analitik bir çerçeve çizen bir yazı kalem aldığını hatırlatmış olalım. Bu yazıyı dosyamızın sonunda bulabilirsiniz.

Dergimizin özgün ilk yazısı ise siyaset bilimci Ahmet Yıldız’a ait. Yıldız, Özal’ın siyasî pozisyonunu “liberalizm ve muhafazakârlık sarkacında” görüyor ve izlediği siyasetin 1980’lerde tüm dünyaya hâkim olan siyasal ve kültürel anlayışlardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini savunuyor. Yazara göre, Özal’ın siyasete bakışı, zaman içinde bir tekâmül seyri izledi. Diğer taraftan, Özal, halkla özdeşleşme bakımından da Türk siyasetinde yeni bir etki meydana getirdi. Yıldız, Özal’ın ortaya çıkardığı bu etkiyi kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

İlk yazıyla bağlantılı bir diğer çalışma ise Tanel Demirel’in usta kaleminden çıkan “Turgut Özal: Reformcu Bir Siyasetçi Hakkında Bazı Notlar” başlıklı makale. Demirel’e göre, Özal, iktidarda bulunduğu süre zarfında ekonomik ve siyasal liberalleşmeyi önceleyen bir siyaset izledi. O, statükonun değişmesi gerektiğine yürekten inanıyordu ve bunun bir an önce gerçekleşmesi gerektiği düşüncesindeydi. Bu düşüncesini hayata geçirmek için inisiyatif kullandı ve siyasal açıdan risk aldı. Dolayısıyla statükoculuğun ortadan kalkması açısından Özal’ın etkileri hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Ancak bu noktada Demirel, önemli bir tespit daha yapıyor: Özal’ın reform pratiği, hukuk sisteminin yadsınmasına ya da siyasetin kendi dinamiklerinin gözden kaçırılmasına neden olabiliyordu. Demirel’e göre, elbette, bunlar, Özal’ın katı devletçi zihniyet dünyasını sarsan bir etki meydana getirdiğinin görülmesine engel olmamalı.

Takip eden yazımız ise Turgut Özal’ın dış politika anlayışına odaklanıyor. Ali Balcı ve Elif Madakbaş Gülener’in ortak çalışması “Turgut Özal Dış Politikası: Amerikan Düzeninde Yeniden Konumlanma ve Otonomi Arayışı” başlığını taşıyor. Yazarlar, bu kapsamlı çalışmalarında Özal’ın dış politika anlayışını, bürokraside etkin bir konumda bulunduğu 1979 yılından başlatarak ele alıyor. Bunu, Özal’ın Anavatan Partisinin iktidara geldiği 1983 yılından başlayan ve 1989’daki Körfez Savaşına karar uzanan ikinci kesit izliyor. Balcı ve Madakbaş Gülener’in son tarihsel kesitleri ise 1989-1993 arasındaki dönemi içeriyor. Yazarlar, çalışmalarında Özal’ın ABD ile ilişkilerini iki temel faktörün etkilediğini savunuyorlar: “Bir taraftan ABD ile yakınlaşarak, bu ülke ile krizlerin beraberinde getirdiği maliyetlerden kurtulmak, diğer taraftan da bu yakınlaşmanın neden olduğu bağımlılığı azaltmak için fırsatları kullanmak.” Bu çalışmanın, yalnız Özal dönemi politikaları açısından değil, aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkilerinin genel çerçevesinin çizilmesi bağlamında da literatüre önemli bir katkı mahiyetinde olduğunu söylemek mümkün.

Zeki Duman, “Turgut Özal’ın Modernleşme Anlayışı” başlıklı makalesinde Özal’ı diğer siyasetçilerden ayıran iki önemli özelliği olduğunu savunuyor. Yazara göre, Özal’ın bu nitelikleri, aynı zamanda karizmatik liderliğin özelliği olarak da görülen “öngörülebilirlik” diğeri de “kararlılık” şeklinde beliriyor. Duman, Özal’ın 12 Eylül askeri darbesinin yıkıcı etkilerinin devam ettiği bir dönemde iktidara gelmesine rağmen Cumhuriyet tarihinin en önemli reformlarına imza attığını; bu şekilde “yıllarca içine kapanmış olan Türkiye’yi gelişen kapitalizme eklemlediğini” savunuyor. Ayrıca, Turgut Özal’ın hem de sivil toplum üzerindeki devlet baskısını ortadan kaldırmak suretiyle demokrasinin ve insan hakları ve bireysel özgürlüklerin önünü açması üzerinde duruyor.

Öte yandan Özal’ın kurduğu ve 1980’lere damgasını vuran Anavatan Partisini, içinde bulundukları siyasal iklimi de göz önünde bulundurarak anlamak oldukça önemli. Bu noktada, hâlâ Türkiye’de Anavatan Partisi üzerine kapsamlı bir bilimsel çalışma yapılmamış olmasının altını çizmek gerekiyor. Mahmut Hakkı Akın, Özal ve Anavatan Partisinin konumu ve ilişkileri konusunda oldukça nitelikli bir analiz çerçevesi sunuyor. Akın, “Turgut Özal ve Anavatan Partisi Muhafazakârlığı” başlıklı çalışmasında, “dört eğilimi birleştirme” iddiasından yola çıkan Özal ve Anavatan Partisinin bu eğilimlerden muhafazakârlıkla ilişkisini detaylı şekilde ele alıyor.

Dosya konumuzla ilgili başka bir makale ise Hüseyin Alptekin’in kaleminden çıktı. Alptekin, Özal’ın askerle ilişkisini ele alıyor. Darbe sonrasında ve darbeci askerlerin hâlâ sistem içinde ağırlıkları korudukları bir dönemde iktidara gelen Özal’ın vesayet perdesini kırmak için oldukça cesur adımlar attığı açıktır. Yazara göre, Özal, askerle ilişkileri bakımından oldukça gerçekçi bir politika izledi. Darbe vesayetinin güçlü olduğu 1987 yılına dek mutedil bir tavır takınan Özal, bu yıldan sonra ise sivil siyasetin alanının genişlemesi açısından daha sert bir yaklaşım benimsedi. Vesayetin etkilerinin ortadan kalkması bakımından bu tavrın oldukça etkili olduğunu söylemek mümkün.

Turgut Özal dosyamızın son yazısı ise Veysel Kurt’a ait. Kurt, “Özal’ın Dış Politikası: Uluslararası Siyaset, Değişim ve Süreklilik” başlıklı yazısında Özal’ın dış politika anlayışını iki temel parametre bağlamında ele alıyor. Bu bakımdan ilk parametre, Soğuk Savaş döneminin sonlarında karşılaşılan imkân ve kısıtlılıklar. İkinci parametre ise ABD hegemonyası etrafında şekillenen Soğuk Savaş sonrası dünyada izlenen politikalar. Yazara göre bu süreçte Özal’ın başarılı olmasını sağlayan ana unsur ise gerçekçi bir yaklaşım benimsemesi.

Her zaman olduğu gibi bu sayımızda da dosya dışı yazılara da yer veriyoruz. Dosya dışı ilk yazımız kıymetli entelektüel Ahmet Demirhan’a ait. Demirhan, “Patria’dan Patriot’a: Batılı ‘Vatan’ Kavrayışı Üzerine Bazı Sorular” başlıklı çalışmasında “patria” kelimesinin izini sürüyor. Yazara göre, “patria” hem kabile (veya ona benzer soydaş veya kandaş bir yapı) ve hem de ‘baba’nın yüceltilmesiyle oluşan dolayısıyla fiziksel baba ile mitik ve mistik bir şekilde bağlı olunan baba arasındaki bir ayrıma dayanan bir bölünme ile ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, vatan da semavi addedilen bu ikinci babaya mistik bir biçimde bağlı kardeşlerin diyarı anlamına gelen bir içeriğe sahip.

Cilt 1 - Sayı 41 - Tem 2014