Arama Sonucu: 40 Aranan: Bastard Feudalism
Klasik Sosyolojide Nostaljik Paradigma ve İslamcılıkta Asr-ı Saadet Özlemi. Öz: Bu makale, sosyolojinin, toplumsal değişim sürecinde, cemaat bağlarının yitirilmesine entelektüel bir tepki olarak ortaya çıktığı şeklindeki temel argümanını tartışma konusu yapmıştır. Söz konusu argüman, klasik dönem sosyolojinin hâkim metaforlarının ve bakış tarzının muhafazakârlıktan türediği iddiasını taşımaktadır. Sosyolojide bu iddia, toplumsal değişim sürecini açıklamak üzere geliştirilmiş olan bilindik, ikircikli teorik yapılarla desteklenmiştir. Makale, sosyolojideki bu ikircikli teorik yapının temel varsayımlarının nostaljik olduğundan hareketle, nostaljik sosyolojinin bir eleştirisini yapmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, modern ideolojilerden biri olarak İslamcılığın tarihsel sürecini nostalji ve ütopya üzerinden eleştirel okumasını yapmak çalışmanın bir diğer amacı olacaktır. Makalenin önerisi, gerek klasik sosyoloji, gerekse İslamcılığın -başlık itibariyle farklı görünen iki konunun- ‘şimdi’yle baş edememe, ‘şimdi’ye çözüm olarak ise altın çağ söylemi üretmesi noktasında benzer entelektüel tepkiler vermiş olmasıdır. Çalışmanın tezi ise, ‘şimdi’de yaşanan kültürel yabancılaşma ve yitirme duygusu karşısında hem klasik sosyolojideki ‘geçmiş’i idealize etme çabasının, hem de İslamcılıktaki eve dönüş mitosunun, esasında, hâkim modernite paradigması tarafından belirlendiği şeklindedir. Özet: Nostaljik paradigmanın gerisinde, feodalizmden kapitalizme geçiş şeklinde kurgulanan yeniden inşa edilmiş tarih vardır. Bu tarihte feodalizmin çöküşü, kırsal cemaatin yitimi, kişisel dışavurumsallığın yitimi ve düzene sokulmamış toplumun yitimine karşılık gelir. Klasik sosyoloji de, toplumun bu tarihsel yeniden inşasına ilişkin çözümlemenin bıraktığı mirasa ortak olmuştur. Modern dünyanın anomisi ise tam da burada, geleneksel toplumdan modern topluma yaşanan geçişle beraber toplumsal aidiyet bağlarının yitirilmesinin doğurduğu patolojik halle ortaya çıkmıştır. Bu patolojik hal ilk defa, evlerinden uzakta hizmet veren İsviçreli paralı askerlerde görülmüş, rahatsızlığa teşhis olarak nostalji tanısı konmuştur. Gelgelelim tanıyı koyan Johannes Hofer’ın melankoliyle bazı ortak belirtiler veren bu hastalığa herhangi bir reçete yazmadığını biliyoruz. Avrupalı toplum yapısının dönüşümüne olanak sağlayan Fransız ve Endüstri devrimine birer entelektüel yanıt olarak üç farklı entelektüel hareket tarafından şekillenmiş olan sosyoloji, haliyle değişimi kendisine odak noktası olarak almış, öncü isimlerde bu değişim “her şeyin baş döndürücü bir hızda değiştiği, daha alışılmadan terk edildiği, katı olan her şeyin buharlaştığı ve dünyanın büyüsünün bozulduğu” şeklinde değerlendirilmiştir. Aydınlanma ideallerini kendine referans alan modernite, akışkan, rasyonel, olumsal, kesinlikten yoksun doğasıyla ilerlemeyi kutsamıştır. Aslında etimolojik kökenine atıfla ‘yeni’ olana bu kutsanmışlık, gelenek düşmanlığını beraberinde getirmiştir. Sadece moderniteye has olan bu sofistike ve kompleks yapı, kimi düşünürleri ‘şimdi’nin belirleyici olduğu, idealize edilmiş bir geçmiş ya da gelecek tasavvuruna itmiştir. Bu halleriyle her iki tasavvur da moderndir. Artık var olmayan veya hiç var olmamış bir eve duyulan özlem oluşu nostaljiyi modern yapar. Nostalji moderniteyle yaşıttır.  Makale, Stauth-Turner’ın Nietzsche’nin Dansı’nda detaylandırılan klasik sosyolojinin başat metaforlarını ve meta-fiziğini sağlayan nostaljik paradigmayı kendisine referans almıştır. Bu paradigma belli başlı dört bileşenden oluşmaktadır. İlki, dünyanın insana yuva olmaktan çıktığı bir altın çağdan uzaklaşma olarak özetleyebileceğimiz tarihin bir çöküş ve yitirme olarak görülmesidir. Bu çöküş gelecekte şiddetlenerek devam edeceğinden, tarih bir keder ve umutsuzluk tarihidir. Toplum kuramında böylesi bir keder duygusunun örneği, Weber’in yazgı sosyolojisidir. Çünkü Weber’e göre gelecekte bizi bekleyen yazın aydınlığı değil, buzlu karanlığın kutup gecesidir. Nostaljik paradigmanın ikinci bileşeni, sekülerleşme süreciyle birlikte artık bütünlüğün ve ahlaki kesinliğin yitirildiği duygusudur. Bu nostaljik izlek, toplumsal yapıda yaşanan farklılaşma ve karmaşıklık, bilimsel bilginin yayılması, artan nüfus oranıyla birlikte şehirleşme, kapitalist sanayileşme, gündelik hayatın rasyonelleşmesi gibi büyük çaplı, bir o kadar yıkıcı toplumsal süreçler her şeyi kaplayan kutsal değerler kubbesini zayıflattığına vurgu yapan çok güçlü bir sekülerleşme kuramını öne çıkarır. Süreç Tanrının ölümünün ilanıyla birlikte birbiriyle rekabet eden ve çatışan bir dünyanın kapısını aralamış, bu kapıdan Weber’in deyişiyle çok tanrılı bir dünyaya geçiş yapılmıştır. Benzer bir bakış açısını klasik sosyolojide toplumsal yapıların mesleki ayrımlaşma yoluyla dönüşümünü mekanik ve organik dayanışma şeklinde kuramsal bir temele oturtan Durkheim’de gözlemlemek mümkündür. Durkheim toplumsal değişimi ikircikli bir yapıyla analiz eder ve değişim öncesi evreye ahlaki tutarlılığı yakıştırır. Ortaklaşa bilincin genel olarak zayıfladığı değişim sonrası evrede ise ahlaki bütünlük artık yitirilmiştir.  Nostaljik paradigmada karşılaştığımız üçüncü izlek, bireysel özerkliğin yitirilmesi ve sahici toplumsal ilişkilerin çökmesidir. Ahlaki birliğin yitirilmesiyle birey, bürokratik devlet tahakkümü altında, makro-toplumsal süreçlere ve kurumlara yakalanmıştır. Özerkliğini yitiren bireyin denetime tabi olması kaçınılmazdır. Bireyin toplumsal bürokratik ilişkilere giderek daha fazla maruz kalması, Weberci sosyolojide demir kafes metaforuyla kavramsallaştırılmıştır. Aydınlanmanın özgürlük vaadi, insanı panoptik topluma hapsetmesi şeklinde netice almıştır. Dolayısıyla nostaljik paradigmanın bu bileşkesinde, özerk-ben’in, modern devletin hakimiyeti altında bürokratik yapılar dünyası içerisinde tuzağa düşmesi nedeniyle kaybedildiğine dair, nostaljik bir izlek bulunmaktadır.Nostaljik paradigmada son bileşen, sadeliğin, kendiliğindenliğin ve doğallığın kaybedilmesi duygusudur. Burada birey, sadece makro-toplumsal süreçler tarafından değil, mikro- ahlaklar bazında da dolayımlanıp denetime tabidir. Yani, Adorno’nun “yönetilen toplum”u ya da Foucault’un kapatma nosyonu bireyin gerçek duygu ve coşkularını engellemekte, tüketim kültürünün egemen olduğu bir dünyada önceden tasarlı belli yapıp etme biçimlerince gözetlendiği anlaşılmaktadır. Özetle, nostalji metaforu; bireyin ahlaki kesinliğini ve özerkliğini yitirmiş bir halde merkezî bir devletin yönetimsel kuralları tarafından ele geçirildiği bir dünyada yaşadığımızı ileri sürer. İslamcılık adına ortaya konan metin ve pratiklerin önemli bir kısmında bulunan eve dönüş mitosuna, tıpkı klasik sosyolojide olduğu gibi determinist bir tavırla ulaşılmıştır. Şimdiyle baş edemeyenlerin güvenli bir liman olarak düşündükleri nostaljik tahayyülde, kutsalı basitleştiren, dolayısıyla tahrif eden determinist ve ideolojilere has bir tavır vardır. Nitekim, Asr-ı Saadet söylemi gibi bir kereliğine ve tüm zamanlar için geçerli tarih-üstü, toplum-üstü bir model tasavvurunun kendisi her şeyden önce başından sonuna kadar tarihseldir. Dolayısıyla, büyük ölçüde belli bir tarihsel sürecin ve toplumsallığın ideolojik tasarımının tezahürüdür. Şimdiye çare olarak sunulan sahihlik söylemi, geçmişi idealize eden, anakronik bir bakış açısıyla ve dolayısıyla gerçekliğin çarpıtılmasıyla mümkündür.  Sahih olan son derece gayri sahihtir. Katı olan her şeyi buharlaştıran moderniteye karşıt olarak üretilen bu tarz sahihlik söylemleri, nihayetinde, kendi etrafında demir kafesler örmek durumunda kalmaktadır. Sonuç olarak, her şeyin baş döndürücü bir hızda değiştiği modern hayata çare olmayı amaçlayan nostaljik söylem, karşıtını içinde barındıran düşünümsel özelliği sayesinde modernite paradigması tarafından belirlenmiş olmaktadır.
Cilt 21 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 827 - 850
İrfan Kaya
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Orta Çağ, V. asırdan XV. asra kadar uzanan bin yıllık süreyi kapsamaktadır. Batı Roma İmparatorluğu, Cermenler tarafından işgal edildikten sonra Batı'nın Latin kesiminde otorite boşluğu oluşmuştur. Bunun doğal sonucu olarak, feodalizm ortaya çıkmış ve siyasi otorite parsellenmiştir. Senyörler, birtakım sorumlulukları yerine getirme koşuluyla kont, dük ya da kraldan fief sözleşmesiyle aldıkları toprakları, vassallarına işletmişlerdir. Vassallar ise kendilerine tevdi edilen topraklarda serfleri çalıştırmışlardır. Bu toprak sistemi, her senyörü egemenliği altındaki topraklar üzerinde yerel bir güç haline getirmiştir. Orta Çağ boyunca Kilise'nin siyasi tutumu, farklı düzeylerde etkili olmuştur. Kilise, Roma İmparatorluğu'nun pagan döneminde siyasi meselelere müdahil olmamış ve kendi iç işleyişiyle ilgilenmiştir. Kurumsallaşmasını tamamlayınca otorite haline gelmiş ve siyasi alana da müdahale etmeye başlamıştır. Kilise, Orta Çağ'ın başlangıcında ruhanî ve dünyevî otoritenin iki ayrı bağımsız güç olarak, kendi alanlarında yetki sahibi olduklarını benimsemiştir. V. asırdan sonra ise ruhanî otoritenin siyasi otoriteden üstün olduğu anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. Patristik dönem düşünürleri, bu anlayışın oluşmasına ve gelişmesine önemli katkılar sunmuşlardır. Skolastik dönem düşünürleri de, ikili otorite anlayışı üzerinden hareket etmişler ve görüşlerini teolojik argümanlardan çok akılla temellendirmeye çalışmışlardır. Skolastik dönemin ilk düşünürleri, ruhanî otoritenin üstün olması gerektiğini belirtirken, o dönemin son düşünürleri ise hem siyasi otoritenin üstün olmasını hem de halkın iradesine dayanmasını vurgulamışlardır. 
Cilt 4 , Sayı 8 , Oca 2017 , Sayfalar 94 - 134
Murat Sultan Özkan
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Feodal sistem lord ile vassallar arasındaki ilişkiden ortaya çıkan bir sistemdir. Bu sistem, Avrupa’da hızla yayılmış ve güçlü merkezi devletlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Feodal sistemde kısmi bir özgürlük anlayışı vardır ve bu da zamanla Avrupa’da Rönesans’ın doğmasında da etkili olacaktır. Bu makalemizde de Batı’da Ortaçağa damgasını vuran önemli bir sistem olan feodaliteyi genel hatlarıyla anlatmaya çalıştık
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2010 , Sayfalar 1 - 18
Pınar ÜLGEN
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Geoffrey Chaucer’ın Canterbury Hikayeleri farklı sınıfları resmeden eşsiz hicviyle Ortaçağ toplumunu her yönüyle ele alır. Hacılarını zamanın toplumsal, ekonomik ve siyasal değişimlerine uygun olarak gerçekçi bir biçimde tasvir eden Chaucer’ın Canterbury Hikayeleri’ndeki odak noktalarından biri de yaşlı bir toprak sahibi olan Franklin karakterini şekillendiren toplumsal hareketliliktir. Franklin’in portresi, toplumsal hareketlilikten dolayı asil kanı olmaksızın sosyal statüsünü yükselten tarihteki gerçek emsalleri gibi arada kalmışlıkla yoğrulmuştur. Asil kökenleri olmayan köylü sınıfına mensup, zenginliğiyle toplumda yükselen Franklin, hem önceki hem de şimdiki toplumsal statüsünün özelliklerini kendisinde barındırarak Ortaçağ “üçüncü alanı”nda yaşam sürer. Tam anlamıyla ne asiller ne de köylü sınıfına dâhil olan Franklin bir kimlik bunalımı içindedir ve geleneksel üç sınıfa (ruhban sınıfı, soylular ve köylü sınıfı) dâhil olmayan sonradan görmelerin oluşturduğu Ortaçağ “orta sınıf”ına mensuptur. Bu “orta sınıf”a dâhil olan Ortaçağ insanları, üç sınıfa dayanan kesin hatlarla çizilmiş Ortaçağ kimliklerinin kıyısında kendi alternatif kimliklerini geliştirirler. Franklin bu bağlamda kendisine toplumda bir yer edinebilmek için toplumsal statüleri kendisinden yüksek olan asilleri taklit ederek melez bir kimlik geliştirmek zorunda kalır.  Bu çerçevede, bu makale Ortaçağ’ın kabul gören köylü ve soylu sınıflarının kimlikleri arasında kalan ve dinamik Ortaçağ toplumunda kabul görebilecek bir kimlik arayan Chaucer’ın Canterbury Hikayeleri’indeki Franklin karakterini Bhabha’nın dile getirdiği anlamda melez ve taklitçi bir kimlik olarak ele alır.
, Sayfalar 329 - 342
Nazan YILDIZ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Öz Bu çalışmada, ortaçağa damgasını vuran feodalizm; sosyoekonomik yönleriyle incelenmiştir. Bu bağlamda feodalizmin ortaya çıktığı ve gelişip yıkıldığı ortaçağın, genel karakteristik özelliklerine değinilmiş ve sonrasında da feodalizmin doğuşu, gelişmesi ve yıkılması ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Ortaçağ, Feodalizm, Ekonomi, Sosyoekonomik.
Cilt 10 , Sayı 36 , Oca 2011 , Sayfalar 226 - 241
Cahit AYDEMİR, Sema YILMAZ GENÇ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
This paper aims to explore how the ideologies, political discourses, and“dissident stories” in Othello, including the discourse on the Turks, have been dealtwith in three Turkish translations. Evidently, most of the conflicts in Shakespeare’s playsare confrontations between ideologies. For instance, the medieval world of feudalismversus the modern realm of bourgeoisie, patriarchy versus feminist ideology, the OttomanEmpire versus Europe, republicanism versus monarchy, racism and othering versusmulticulturalism and hybridity, and Protestantism versus Catholicism are some of therivaling ideologies in Othello. The three Turkish translations of Othello I examine in mypaper are by Orhan Burian (1943), Ülkü Tamer (1964), and Özdemir Nutku (1985).Keywords: Turkish translations of Othello, ideologies, discourse on the Turks,dissident stories.Bu makale, Türkler hakkındaki söylemler dâhil olmak üzere, Othello’dakiideolojilerin, siyasi söylemlerin ve “muhalif hikâyeler”in üç Türkçe çeviride nasıltercüme edildiğini incelemektedir. Açıktır ki Shakespeare’in oyunlarındaki çatışmalarınçoğu, ideolojiler arasındaki karşıtlıklardır. Örneğin, feodalizmin ortaçağ dünyası ileburjuvazinin modern dünyası arasındaki karşıtlık, erkek egemen düşünce ile feministideoloji arasındaki karşıtlık, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasındaki mücadele,cumhuriyetçilik-monarşi karşıtlığı, ırkçılık ve ötekileme ile çok kültürlülük ve melezlikarasındaki çatışma ve Protestanlık ile Katoliklik arasındaki muhalefet, Othello’da yeralan bazı ideolojiler arası karşıtlıklardır. Makalemde incelediğim Othello’nun üç Türkçeçevirisinin ilki Orhan Burian tarafından 1943’te, ikincisi Ülkü Tamer tarafından 1964’teve üçüncüsü Özdemir Nutku tarafından 1985’te yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Othello’nun Türkçe çevirileri, ideolojiler, Türkler hakkındakisöylemler, muhalif hikâyeler.
, Sayfalar 0 - 0
Tahsin ÇULHAOĞLU
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
This paper aims to explore how the ideologies, political discourses, and“dissident stories” in Othello, including the discourse on the Turks, have been dealtwith in three Turkish translations. Evidently, most of the conflicts in Shakespeare’s playsare confrontations between ideologies. For instance, the medieval world of feudalismversus the modern realm of bourgeoisie, patriarchy versus feminist ideology, the OttomanEmpire versus Europe, republicanism versus monarchy, racism and othering versusmulticulturalism and hybridity, and Protestantism versus Catholicism are some of therivaling ideologies in Othello. The three Turkish translations of Othello I examine in mypaper are by Orhan Burian (1943), Ülkü Tamer (1964), and Özdemir Nutku (1985).Keywords: Turkish translations of Othello, ideologies, discourse on the Turks,dissident stories.Bu makale, Türkler hakkındaki söylemler dâhil olmak üzere, Othello’dakiideolojilerin, siyasi söylemlerin ve “muhalif hikâyeler”in üç Türkçe çeviride nasıltercüme edildiğini incelemektedir. Açıktır ki Shakespeare’in oyunlarındaki çatışmalarınçoğu, ideolojiler arasındaki karşıtlıklardır. Örneğin, feodalizmin ortaçağ dünyası ileburjuvazinin modern dünyası arasındaki karşıtlık, erkek egemen düşünce ile feministideoloji arasındaki karşıtlık, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasındaki mücadele,cumhuriyetçilik-monarşi karşıtlığı, ırkçılık ve ötekileme ile çok kültürlülük ve melezlikarasındaki çatışma ve Protestanlık ile Katoliklik arasındaki muhalefet, Othello’da yeralan bazı ideolojiler arası karşıtlıklardır. Makalemde incelediğim Othello’nun üç Türkçeçevirisinin ilki Orhan Burian tarafından 1943’te, ikincisi Ülkü Tamer tarafından 1964’teve üçüncüsü Özdemir Nutku tarafından 1985’te yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Othello’nun Türkçe çevirileri, ideolojiler, Türkler hakkındakisöylemler, muhalif hikâyeler.
Cilt 20 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 0 - 0
Tahsin ÇULHAOĞLU
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Sosyal bir varlık olan insanın bir arada yaşama ihtiyacından doğan sosyal bütünleşme, toplumdaki birey ve gruplann karşılıklı anlayış ve ahenk içerisinde birleşip kaynaşmasıdır. Ülkemiz tarihsel, kültürel, coğrafi ve ekonomik yönden büyük bir birikime sahiptir. Ancak son yıllarda yaşanan bazı olaylar ve tartışmalar, ülkemizde değişik etnik, dini, kültürel ve siyasal gruplar arasında sağlıklı bir vatandaşlık bilincinin ve hoşgörü kültürünün tam olarak gerçekleşmediğini göstermektedir. Sosyal, siyasal, kültürel ve din aylayışıyla ilgili bazı nedenlerden kaynaklanan bu durumun büyük devlet olma idealimiz önünde önemli bir engel oluşturduğu söylenebilir. Bu makalede sosyal bütünleşme ile ilgili temel sorunlar değişik başlıklar altında incelenmekte ve bu sorunlar karşısında toplum bireylerinin bir arada banş ve hoşgörü içerisinde yaşamalannı kolaylaştıracak bazı öneriler sunulmaktadır. 
Cilt 14 , Sayı 2 , Oca 2010 , Sayfalar 73 - 101
Hüseyin YILMAZ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu yazı, Bourdieu'nün 1989-1992 yılları arasında Collège de France'ta verdiği derslerin, yakınlarda Sur l'État başlığıyla kitaplaştırılmış halini tanıtmayı amaçlıyor. Ancak amaç, bu kitabın içeriğinin ötesinde, Bourdieu'nün sosyolojik kuramını, devlete dair konuları irdelediği diğer çalışmalarını ve atıf yaptığı eserleri de hesaba katarak genel olarak anlamaya çalışmak. Bu derslerde Bourdieu, devletin oluşmasında, şiddetin (fizikî sermayenin) tekelleşmesi kadar, kurumsal farklılaşmayla birlikte ortaya çıkan simgesel erkin belirleyiciliğine vurgu yapıyor. Simgesel erkin, hatta devletin etki alanı sadece bürokratik alanla sınırlı kalmayıp, onları toplumsal dünyanın ayrıntılarında var etmektedir. İşte Bourdieu, sosyoanalizinin bilindik kuramsal araçları olan habitus-alan ikilisini de bu yüzden üretmiştir. Böylece siyaset bilimine, alışıldık normatif ve felsefi yaklaşımların dışında, antropolojik bakış açılarının neler katabileceği ortaya çıkmaktadır.
Cilt 3 , Sayı 25 , Oca 2012 , Sayfalar 31 - 56
A. Günce Berkkurt
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Aşiret düzeni yeterince araştırılmamış bir alandır. Bundan dolayı da GAP'ta yapılanaraştırma sonuçları gerçeğe yakın bir biçimde açıklanamamaktadır. Bu çalışmadaŞanlıurfa'da egemen olan aşiret düzeni, toplumsal ekonomik, dinsel, eğitim özellikleribakımından çözümlenerek içinde bulunulan değişim ve evrimleşme süreci ortayakonmaktadır. Aşiret yapısı ile tarımsal yayım çalışması arasındaki bağlantının gösterilmesive buna ilişkin çözüm yollarının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çıkarım ve önerileri aşiretdüzeni ve tarımsal yayım çalışma yöntemi olmak üzere iki noktada toplanmıştır
Cilt 11 , Sayı 1 ve 2 , Oca 2005 , Sayfalar 33 - 40
Yaşar AKTAŞ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
In spite of the prevailing hegemony of petty commodity production over the structure of Turkish agriculture, Southeastern Anatolia Region of the country had been characterized by relatively high share of large scale agricultural estates usually cultivated by small tenants on a sharecropping basis until late 20th century. The peculiarity of the region was at the heart of the debates around agrarian question of Turkey and it was interpreted in the context of feudalism or semi-feudalism from 1960s onwards. This study aims to evaluate the theoretical premises of this debate through a critical approach by focusing on the economic, social and political aspects of Ottoman rule in the region from 16th century onwards to the early 20th century. 
Cilt 34 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 0 - 0
Muammer KAYMAK, Özgür TEOMAN
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
This paper deals with a topic heretofore largely neglected in studies of health and social policy, namely the challenge presented by the growing global trade in dangerous counterfeit medicines. Empirically, the scope and scale of this trade is assessed, along with its public health risks and impacts. Analytically, a range of social, political and economic processes are identified as contributing to this problem. These include the impact of on-going neo-liberal globalisation and the emergence of patent regimes that favour the developed over the developing nations. Current anti-counterfeiting policy initiatives, at both national and trans-national levels, are also critically examined. It is argued that such measures are unlikely to be effective unless combined with more radical challenges to the chronic lack of access to safe medicinal drugs in the developing world.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2008 , Sayfalar 151 - 166
Majid YAR
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
 Bu çalışmada, Türkiye’nin 1996-2011 dönemi için ilaç ithalatını belirleyen etmenler çekim modeli vasıtasıyla analiz edilmiştir. Modele, Türkiye’nin ilaç ithalatı yaptığı 20 ülke dahil edilmiştir. Bu ülkeler; ABD, Almanya, Avusturalya, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Kore, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, Japonya, Kanada’dır. Çalışmada ortaya konulan teorik bulgulara paralel olarak üç temel gelişmeyi temsilen bağımsız değişkenler belirlenmiştir. Buna göre basit çekim modeli değişkenlerinin yanı sıra yabancı patent başvurularının toplam patent başvurularına oranı, GB kukla değişkeni, sağlıkta dönüşüm programı kukla değişkeni, kişi başı ilaç harcamaları, kişi başı özel kesim sağlık harcamaları ve kişi başı cepten yapılan sağlık harcamaları bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Elde edilen ampirik bulgular ışığında Türkiye ‘nin GSYİH’sı, yabancı patent başvurularının toplam patent başvurularına oranı, GB kukla değişkeni, kişi başı ilaç harcamaları ve kişi başı özel kesim sağlık harcamaları Türk ilaç ithalatını pozitif yönde, uzaklık ile kişi başı cepten yapılan sağlık harcamaları negatif yönde etkilemektedir. 
Cilt 16 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 21 - 36
Yrd. Doç. Dr. Yaşar Serhat Yaşgül
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
21. yüzyılın ilk çeyreğinde mikro seviyede bölgesel olarak, makro seviyede küresel çapta; ulus oluşumları, devletlerin yaşadığı değişimler, 11 Eylül terör saldırıları sonrası oluşan ortam ve son olarak yakında zamanda Arap ülkelerinde başlayan Arap Baharı; ulus, devlet, etnisite, millet gibi kavramların ve bunların oluşturduğu yapıların gözden geçirilmesini, yenilenmesini ve/veya meydana gelen durum için bir tanımlama yapmayı ve bu tanımlamayı da tartışmayı gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada öncelikle ulus-devletin tarihsel gelişimi geleneksel devletler ve modern ulus-devlet başlıkları altında anlatılacaktır. İkinci bölümde ise ulus-devletin teorik çerçevesi Batıda, Yeni Kıtada ve Az Gelişmiş Ülkelerde olmak üzere üç ayrı altbaşlıkta incelenecektir. Üçüncü bölümde ise geçmişten günümüze ulus-devletin kazandığı özellikler şiddet araçlarının (tekel) denetimi, toprak, egemenlik, anayasallık, kişisel olmayan iktidarın uygulanması, kamu bürokrasisi, otorite ve meşruiyet ve son olarak yurttaşlık başlıkları altında ayrıntılı bir şekilde incelenecektir. Sonuç kısmında ise geçmişten günümüze anlatılan ulus-devletin yaşadığı dönüşüm ile ilgili olarak içinde bulunduğu durum ve geleceği konusunda bir değerlendirmeye gidilecektir.
Cilt 13 , Sayı 26 , Oca 2013 , Sayfalar 54 - 76
İbrahim Uğur ERKIŞ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
XVI. yüzyıl feodalizmin çöküşü ile kapitalizmin doğuşuna işaret eder. Bu tarihsel süreç vergileri de kapsayan pek çok toplumsal veçhede farklı toplumsal sınıfları karşı karşıya getiren çatışmaları barındırmıştır. XVI. yüzyıl Fransa’sında pek çok vergi isyanı yaşanmış, vergi tahsildarlarının köylüler tarafından öldürülmesi geleneksel bir hal almıştır. Bu bağlamda, bu çalışmanın temel amacı, XVI. yüzyıl Fransa’sında gerçekleşen vergi isyanlarını XVI. yüzyıl toplumsal yapısını ele alarak incelemektir. İlk olarak XVI. yüzyıl Fransa’sı üretim ilişkileri incelenerek anlaşılmaya çalışılmıştır. İkinci olarak Fransa’nın idari, dini ve mali yapısı ele alınmıştır. Vergi isyanları ise bu toplumsal yapı dikkate alınarak oluşturulan sorulara cevaplarla birlikte sonuç bölümünde değerlendirilmiştir. 
Cilt 10 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 122 - 138
Zeynep Ağdemir
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşamış milletlerde milli bilincin toplumun geneli tarafından içselleştirilerek ortak bir sorumluluğa dönüşmesi farklı zamanlarda, değişik şekillerde vücuda gelmiştir. Osmanlı ve Habsburg imparatorluklarına tabiilik, absolutizm ve feodalizm, siyasi bağımsızlık ve vasallık gibi Macar milletinin yazgısını tayin eden etmenlerin neden oldukları krizler ve değişimler bugün dahi tarih biliminin tartışmalı alanlarından biridir. Bu çalışmada XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren faal olarak baş göstererek gittikçe şiddetlenen Habsburg karşıtı Macar politik ve askeri hareketlerinin milli ve ideolojik yönleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Macar bağımsızlık fikri üzerinde tartışmasız büyük role sahip olduğundan Habsburg-Osmanlı, Osmanlı-Macar, Habsburg-Macar diplomatik ilişkileri de dikkate alınmıştır. Böylelikle Ferenc Wesslényi’nin başlattığı kuruz hareketinden Thököly’nin Orta Macar Kralı seçilmesine kadar olan dönemde verilen mücadelelerin amaç ve beklentileri yansıtılmak istenmiştir. Ayaklanmaların toplumsal arka planının neye dayandığı ve amaçları göz önünde bulundurulurken İmre Thököly’nin devlet ve politika konusundaki duruş noktası, ordu idaresi ve ordusunun düşünsel ve siyasi bileşenleri analiz edilmiştir.
Cilt 28 , Sayı 28 , Oca 2011 , Sayfalar 67 - 84
Hüseyin Şevket Çağatay Çapraz
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI