Arama Sonucu: 944 Aranan: Greek-Orthodox
Bu rapor, bir Yunanlı görevli tarafından Osmanlı Devleti’nin 1917 yılındaki genel durumu hakkında hazırlanmış bilgilerden oluşmaktadır.
Cilt 11 , Sayı 2 , Oca 2009 , Sayfalar 24 - 36
Erol KAYA
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Türkiye ve Yunanistan arasında gerçekleşen 1923 Nüfus mübadelesi, politik olduğu kadar toplumsal yönüyle de Türkiye tarihinde önemli bir yer almıştır. Bu konu, yaklaşık iki milyon Rum ve Türk vatandaşının yurtlarını terk etmelerini zorunlu kıldığından mübadillerin tanımı ve kapsamı, şekli ve araçları, artlarında bıraktıkları malların hukuki durumları gibi temel sorunlar ve anlaşmazlıklar kısa zamanda büyük bir sorun haline gelmiştir. Ortaya çıkan bu sorunlar, mübadelenin uygulanmaya konulmasından kısmen tamamlanmasına kadar geçen süreçte mübadillerin yaşadığı trajik olaylara da sahne olmuştur. Bu çalışmada, toplumsal hafızaya kazınan mübadele meselesi; Zümrüdüanka gazetesinin kendine özgü mizah anlayışını yansıtan yazı ve karikatürleriyle değerlendirilecektir.  
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 76 - 91
Nuray Firindioğlu Yılmaz
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri
1923 yılında yapılan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi, her iki ülke için de önemli sonuçlar doğurdu. Nüfus Mübadelesi ile Türk hükümeti, Milli Mücadele Döneminde önemli sorunlar çıkaran Rum nüfusu ülke dışına çıkardı. Ayrıca Balkanlardan gelen muhacirler ile Rumlardan doğan boşluk doldurulduğu gibi milli bir devlet kurulması yolunda da önemli bir adım atıldı.Nüfus Mübadelesi ile göçmenlerin yerleştirildiği Amasya vilayetinin nüfus yapısı da önemli bir değişim gösterdi. I.Dünya Savaşı öncesinde %22 civarında gayrimüslimin yaşadığı şehir, Cumhuriyet Döneminde % 98 oranında Türk şehri haline geldi.Amasya vilayetine yerleştirilen mübadiller ilk dönemlerde birtakım sıkıntılar yaşamalarına rağmen, yerli ahali ile kısa sürede kaynaşarak şehir kültürüne kendi değerlerini katmayı başardılar. Ayrıca geldikleri bölgelerdeki deneyimlerini de aktararak vilayet genelinde tarımsal faaliyetlere önemli katkılar sundular. Özellikle tütün tarımının gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağladılar
Cilt 4 , Sayı 10 , Oca 2014 , Sayfalar 40 - 49
Serdal BALCI
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
30 Ocak 1923 tarihinde Lozan’da imzalanan “Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol”, hem Türkiye hem de Yunanistan için azınlıklar adına yeni bir dönem başlatmıştır. Metin dâhilinde de ilgili dönemde Müslüman Türk ve Rum Ortodoks halklarını yeni bir sayfa açmaya iten gelişmelerin ve millileştirme politikalarının Türk resim sanatı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu çerçevede çalışmanın ilk bölümünde; iki ülkeyi nüfus mübadelesine mecbur bırakan siyasi sebeplere değinilmiştir. Sonraki bölümde ise protokol eşliğinde gerçekleşen mübadeleye yer verilmiş ve mübadeleyle ilgili sayısal veriler sunulmuştur. Üçüncü bölümde de Türkiye’deki millileştirme politikaları ve Türk Resim Sanatının “dönüşümü” tartışılmış, sonuç bölümündeyse genel bir değerlendirme yapılmıştır. 
Cilt 5 , Sayı 8 , Oca 2016 , Sayfalar 2707 - 2741
Burak BOYRAZ
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Kıbrıs adasında Yunanistan destekli olarak 1 Nisan 1955 tarihinden itibaren faaliyete geçen EOKA terör örgütü karşısında Kıbrıs Türklerinin kendilerini koruma mücadelesi de başlar ve bu mücadele özellikle 1958 Ağustos ayından itibaren Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Türkiye destekli olarak faaliyete geçmesiyle yeni bir aşamaya geçer. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 21 Aralık 1963 günü Kanlı Noel saldırılarıyla birlikte fiilen ortadan kalkmasıyla ada yeniden ikiye bölünür. Bu çalışma kapsamında 1958–1963 sürecinde yaşanılan olaylar irdelenecek ve Kıbrıs Türklerinin verdiği mücadele gazeteler vasıtasıyla aktarılmaya çalışılacaktır. Bu kapsamda irdelenecek gazete ise TMT’nin yayım organı olarak bilinen Nacak olacaktır
Cilt 12 , Sayı 24 , Oca 2012 , Sayfalar 305 - 348
Ulvi KESER
Özet Çevirileri
Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüğünde 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Yunanistan’ın ve Rumların adayı Yunanlaştırmak ve Yunanistan’a bağlamak için giriştikleri Türklere yönelik saldırıların ardından Kanlı Noel denilen haftada fiili olarak yıkılmasının ardından Kıbrıs Türkleri için acılarla dolu yeni bir dönem başlar. Bu devrede de Kıbrıs Türklerine yardıma koşanların başında Türkiye ve Kızılay gelmektedir. Her türlü insani yardım faaliyeti yanında Kızılay ayrıca Türkiye’de tedavüle sürdüğü Kıbrıs’a Yardım Pulu sayesinde topladığı nakit gelirle de Kıbrıs Türklerinin derdine derman olmaya çalışır. Bu çalışma Kıbrıs Türklerine yönelik bu yardım girişimlerine mercek tutmak üzere kaleme alınmıştır.
, Sayfalar 277 - 308
Ulvi KESER
Özet Çevirileri
In this article the city Jerusalem will be approached from a different viewpoint i.e. instead of “Art in Jerusalem”, “Jerusalem in Art” will be dealt with. The image of Jerusalem will be searched through from the aspects of Judaism, Christianity and Islam. Starting as early as the second century and coming up to the 20th century representations of the image of Jerusalem have been revealed under the following headings: Early Jewish Art, Early Christian Art, Middle Ages Western European Art, Greek Orthodox Art, Renaissance Art, Middle Ages Islamic Art, the Art of the Diaspora, Orientalism in the 19th century, and Modern Art.
Cilt 0 , Sayı 22 , Oca 2013 , Sayfalar 39 - 61
Reyhan EKŞİOĞLU
Özet Çevirileri Öz
19. yüzyılda gerçekleşen Aydınlanma Devrimi milliyetçilik, ulusalcılık gibi akımları da beraberinde getirince yalnızca Osmanlı’nın içindeki etnik gruplar değil, Türkler de ulusal kimliklerinin bilincine varmaya başlamışlar ve Osmanlı bünyesinde yine aynı şekilde önce yönetime, daha sonra oluşan ‘öteki’ bilinciyle diğer uluslara karşı durmuşlardır. Eleftherios Venizelos’un yol göstericiliğinde Türklerin işgale karşı başlattığı Milli Mücadele’ye savaş açılır ve Yunan ordusu içlere kadar ilerlerken hiç beklemediği büyük bir geri püskürtmeyle kıyılara sürülür. Türklerin askeri başarısından sonra taraf değiştiren Dünya Savaşı zaferinin müttefikleri, Yunanistan’ı bir köşeye atmış ve yeni kurulan Türk Devletinin mimarlarıyla iletişime geçmeye başlamışlardır. Yunanlıların ulusal hafızasına, ekonomisine, siyasetine; kısacası yaşamında büyük ve derin bir iz bırakan Türk’ün zaferi, böylece 1922 Küçük Asya Felaketi olarak resmi Yunan tarihine geçer. Peşi sıra imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla ülkedeki Rumların kaderi de belirlenmiş ve ‘zorunlu göç’ yolu görünmüştür. Çift taraflı mübadele, iki ülkenin, ama özellikle Anadolu’da yaşayan Rum halkın üzerinde büyük yaralar açmış, Yunanistan, bugün bile hâlâ ‘mucize’ olarak baktığı kısa süre zarfında çok kötü koşullarda yaşayan mübadilleri yeni geldikleri ülkeye adapte edebilmiştir. Belgeseller dışında pek az filme yansıyan felaket, yönetmenler için bir nostalji ve halkın unutmak istediği geçmişten bir anı olarak görülmüş, sinemacılar ülkenin güncel sorunları ve toplumsal/siyasal varyasyonlarıyla ilgilenmeyi seçmişlerdir. Küçük Asya mücadelesinin filmlere yansıtılmamasının bir başka nedeni de ilişkilerin her iki ülke liderleri tarafından atılan adımlarla kısa sürede barışçı bir eksen kazanmasıdır. İncelenen filmlerde felaketin tek sorumlusunun Anadolu’ya asker çıkaran Yunanlılar ve onların Megali İdea saplantısı olduğu, Türklerin kötü veya barbar olmadığı, ama ‘Yunanlılardan’ çektiklerinden dolayı şahsi bir intikam duygusuna kapıldıklarından ötürü çatışmaların yaşandığı görülmektedir. Bunun ardından gelen mübadeleyle beraber Küçük Asya topraklarının ‘kaybedilmiş vatanlar’ değil, ‘unutulmayan vatanlar’ olarak anıldığı filmlere yansımaktadır. Yunanistan son dönem sineması göç konusuna eskisinden daha fazla eğilmektedir. Küçük Asya felaketinin neden olduğu hikâyelerle birey merkezli bir oluşum sergileyen son dönem sinemasında güzel örnekler ortaya konulmakta ve Küçük Asya, asıl özne olmaktan çok, ele alınan konunun bir nedeni veya mekânı olarak fonu oluşturmaktadır. Bu alanda farklı yıllarda yapılan ve iki ülkenin siyasi politikalarına göre şekillenmiş üç filmi incelemek yerinde olacaktır.
Cilt 180 , Sayı 180 , Oca 2014 , Sayfalar 143 - 166
Selin SÜAR
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri
Dünyadaki ekonomik dengesizliklerin sonucu olarak, özellikle 2000’li yıllarınbaşlarından itibaren Akdeniz havzasında artış gösteren yasadışı göç ve insankaçakçılığı olayları, günümüzde Ege Denizi’nde de dramatik sonuçlar doğuran bir halalmıştır. Ancak yasadışı göç sorununu, Ege’de kıyıdaş Türkiye ile Yunanistan devletleriarasında 1923’ten bu yana süren deniz sınırı sorunundan ayrı düşünmek mümkündeğildir. Zira denizdeki yasadışı göç, aynen karada olduğu gibi denizde de belirlenmişyasal bir milletlerarası sınırı aşarak gerçekleştirilmektedir. Bununla birlikte, Ege’deyasadışı göç olaylarına paralel ve kimi zaman onları bastırır nitelikte kamuoyunundikkatine gelen bir başka önemli sorun, Ege’de Türk‐Yunan deniz sınırının halenbelirsiz olmasından kaynaklanmakta ve bu durum, bambaşka uluslararası hukuk vepolitika sorunlarına da konu olmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı, EgeDenizi’nin iki kıyıdaş devleti Türkiye ile Yunanistan arasında uzlaşmazlık konusu olan“Türk‐Yunan deniz sınırı” sorununu, bu denizde son yıllarda büyük artış gösterenyasadışı göç ve insan kaçakçılığı kapsamında mültecilerin maruz kaldıkları dramlar ileyasadışı göçü önlemek üzere doğu Ege’de faaliyet gösteren Avrupa Birliği (AB) SınırYönetimi Sistemi FRONTEX’in Türk kıyıları ile bu kıyıların hemen önünde kuzeydengüneye dizi Yunan adaları arasındaki deniz ve hava sahalarında yaşananlarbağlamında irdelemektir.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 3 - 30
Ulvi KESER, Gökhan AK
Özet Çevirileri
Kıbrıs ilk defa olarak uluslararası alana Yunanistan’ın konuyu Birleşmiş Milletler’e getirmesiyle çıkar. Burada istediği sonucu alamayan Yunanistan’ın bu girişimleri sonrasında Kıbrıs adası 1 Nisan 1955 sonrasında kanlı bir döneme girer. 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına rağmen maalesef bu da uzun ömürlü olmaz. Bugün gelinen noktada ise Kıbrıs Rum Kesimi’nin tek yanlı ve haksız bir şekilde AB üyesi olması ve bu konuda gayret gösteren Kıbrıslı Türkleri köşeye sıkıştırmak için her türlü çabayı göstermesi ve elinden geleni yapması söz konusudur. Adada gerçekleştirilen 2004 referandumu öncesi vaatlere ve söylenenlere ne yazık ki inanan ve itimat gösteren Kıbrıslı Türkler ise referandum sonrasında, söylenenlerle uygulamanın çok farklı olduğunu görürler; ancak bu ikilemi görmek için artık çok geç kalmışlardır
, Sayfalar 173 - 188
Ulvi KESER
Özet Çevirileri
Kıbrıs ilk defa olarak uluslararası alana Yunanistan’ın konuyu Birleşmiş Milletler’e getirmesiyle çıkar. Burada istediği sonucu alamayan Yunanistan’ın bu girişimleri sonrasında Kıbrıs adası 1 Nisan 1955 sonrasında kanlı bir döneme girer. 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına rağmen maalesef bu da uzun ömürlü olmaz. Bugün gelinen noktada ise Kıbrıs Rum Kesimi’nin tek yanlı ve haksız bir şekilde AB üyesi olması ve bu konuda gayret gösteren Kıbrıslı Türkleri köşeye sıkıştırmak için her türlü çabayı göstermesi ve elinden geleni yapması söz konusudur. Adada gerçekleştirilen 2004 referandumu öncesi vaatlere ve söylenenlere ne yazık ki inanan ve itimat gösteren Kıbrıslı Türkler ise referandum sonrasında, söylenenlerle uygulamanın çok farklı olduğunu görürler; ancak bu ikilemi görmek için artık çok geç kalmışlardır
Cilt 5 , Sayı 13 , Oca 2006 , Sayfalar 173 - 188
Ulvi KESER
Özet Çevirileri
16 Ağustos 1960 tarihinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Rumların Enosis hayalleri yüzünden uzun süre yaşamaz ve Kıbrıs tarihine Kanlı Noel olarak geçen ve 21 Aralık 1963 günü patlak veren saldırılar başlar. Bu saldırıların en acımasızı ise Lefkoşa’nın Kumsal bölgesinde Binbaşı Nihat İlhan’ın evine yapılan saldırıdır ve bugün Barbarlık Müzesi haline getirilen evde bulunan 9 kişiden 2 kadın ve 3 küçük çocuk hayatını kaybetmiş ve Rumların Akritas Planı çerçevesinde başlatılan bu soykırım hareketi tarihin utanç sayfalarından birisi haline dönüşmüştür
Cilt 11 , Sayı 23 , Oca 2011 , Sayfalar 93 - 121
Ulvi Keser
Özet Çevirileri
Türkiye'de 27 Mayıs 1960 tarihinde yaşanan Hükümet Darbesi Türkiye Cumhuriyeti'ni etkilediği gibi Kıbrıs Türk toplumunu da birçok yönden etkilemişti. Adada yaşayan Rumların Türklere yönelik kurmuş oldukları EOKA örgütüne karşı 1958 tarihinde Kıbrıs Türk toplumu tarafından Türk Mukavemet Teşkilatı kurularak faaliyetlerine başlar. TMT'nin en büyük desteği ise Türkiye Cumhuriyeti'nin Demokrat Parti Hükümeti tarafından sağlanmaktaydı. Türkiye'de askerin hükümete müdahalesi ile DP iktidarı son bulmuştu. Yaşanan darbe süreci ise TMT'nin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur. Bu çalışma ile Türkiye'de yaşanan tarihi günlerin Kıbrıs Türk toplumunu hangi açılardan etkilediği TMT ve örgütün sözcüsü konumunda olan Nacak gazetesi örneği ile aktarılmaya çalışılacaktır.
Cilt 15 , Sayı 31 , Oca 2015 , Sayfalar 415 - 451
Ulvi KESER, Münevver KATA
Özet Çevirileri
Bu sempozyumun konusu, modern Türkiye’yi kuran Lozan Konferansı’nda, Türkiye ve Yunanlılar tarafından imzalanan Türk-Yunan nüfus mübadelesine ilişkin anlaşmadan sonra, Müslüman Yunan nüfusu ve Türkiye’deki Ortodoks Hıristiyan Yunan nüfusu arasında gerçekleşen nüfus mübadelesidir. Bu nüfus mübadelesi her iki taraf üzerindeki kültürel, toplumsal, ekonomik ve edebi etkileri bakımından incelenebilir. Bu sempozyum hem Türk hem Yunan bilim adamlarının katıldığı ve Türkiye’de düzenlenen ilk konferanstır. Bu açıdan, bunun bu araştırma alanında daha önce görmediğimiz çok önemli bir ilerleme olduğu söylenebilir. Bu sempozyumun bilimsel yöntemi, konuları nesnel ve önyargısız bir bakış açısından incelemesinden oluşur. Ve konuyla ilgilenen öteki çalışmalara önemli bir örnek teşkil eder. Nüfus mübadelesi bireysel yaşamları doğrudan etkiler. Buna göre, o yalnızca tarihsel bir sorun değil, ama aynı zamanda varoluşsal bir sorundur. Çünkü birinin fiziksel yaşam alanını değiştirmek onun dünyasını değiştirmektir. Kültür, edebiyat, ekonomi ve toplum kişinin bireysel kimliğini oluşturur. Bir yaşam biçiminin değişmesi, öyleyse, bu kimliğin değişmesi anlamına gelir. Böylece, bu sempozyum tarihin akışı içinde değişen bireysel kimlikleri ve bireysel dünyaları inceleyecektir
Cilt 5 , Sayı 12 , Oca 2006 , Sayfalar 145 - 152
Kemal ARI
Özet Çevirileri
The present article deals with Kiriakos Darzilovitis, a Greek-educated Slavophone and the second Christian printer of Selanik. This article touches on some of the main points in Kiriakos’s biography, with two main stations: first, his trial by the city’s Tanzimat council because of the seditious books he was accused of printing; and second, the closure of his bookstore some years later, orchestrated by two Orthodox metropolitans and the local Ottoman authorities. The article follows how an ordinary Ottoman subject was consciously able to create a political niche through different lingual, ethnic identities, citizenships, and even legal jurisdictions. More importantly, Kiriakos’ life story sets an example for the limits of such “navigation.” Indeed, the different governing authorities in the late Ottoman world could punish an individual for not fulfilling the expected commitments of each identity he or she asserted.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2015 , Sayfalar 23 - 38
Anna Vakalis
Özet Çevirileri Öz
The main aim of this paper is to compare the experience of regulation and restructuring in the Greek and the Turkish electricity industries. For this purpose, a comparison of data on the two industries is employed. A quantitative analysis of the impact of restructuring these two countries’ presented and complemented with an evaluation of relevant legislation, policy changes and regulation scores. The paper shows that the electricity industries in Turkey and Greece have undergone a radical restructuring, but which remains an ongoing process. The main conclusion is that the two industries face number of challenges, and that institutional and political reforms ensuring the smooth functioning of the electricity industries thus need to be enacted. In addition, there is a crucial need for a debate about regulatory principles for the industry in both countries.Keywords: Electricity industry, regulation, restructuring, Greece, Turkey
Cilt 22 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 65 - 84
Yeşim Reel
Özet Çevirileri Öz
Necip Bey, who was born in Buldan, Denizli, engaged in trade and worked as a civil servant after graduating from the junior high school of Buldan. He participated as a representative of Buldan in the Izmir Congress that was summoned on 17 March 1919 due to the fear of invasion of Izmir and surrounding areas after the Mudros armistice. He took part in the assembly, which was founded on 23 April 1920, as a deputy of Denizli. He got permission to return to Buldan after he spent less than a month in the assembly. He participated in the foundation of Heyet-i Milliye of Buldan due to the Greek occupation of Buldan and assumed roles in its activities. Necip Bey engaged in the textile trade, but he also endeavored to support the National Struggle, secretly, in Greek-occupied Buldan. He was tortured during the occupation period by Greek soldiers and he suffered from hernia because of that torture. After the National Struggle he continued his trade in addition to serving as the chief of Hilal-i Ahmer Cemiyeti (the Red Crescent). Necip Bey passed away at the age of sixty-nine, on 1 September 1946, in Buldan
, Sayfalar 1319 - 1330
NECİP BEY BULDANLIOĞLU, Ercan HAYTOĞLU
Özet Çevirileri Öz
The term mawlid, or mawlūd (< mawlūdun fīhi) refers to the verse and sometimes panegyric prose texts written in honor of the Prophet, his birth, and his life. Laylat al-mawlid, mawlid al-nabī, and mawlid al-nabawī were the cover names for the general celebrations on the occasion of the prophet’s birthday (generally accepted as Monday, 12 Rabī‘ I). While authors of mawlid deal with diverse aspects of the historical life of Prophet, however, this textual tradition normally suffers from simplistic rendering of the realities of Prophet’s life. A notable addition to the mawlids, for example, includes the mythological trends which heavily have focused on the superiority of Prophet over the human. The mawlids sometime include a number of mystical or non-Orthodox terms as well as a type of Shiite superiority over other Islamic sects1 . Despite the serious limitations of the genre, the mawlids are useful introductions to some religious, mythological, and even musical aspects of Islam2 . What is given here for the first time is merely a very brief introductory note on a newly-found Gūrānī 3 manuscript in which the Muslim Kurds’ interest in the genre is visible. Although since the last decade Kurds devoted most of their energy to national studies, they also offered important contributions to mawlid scholarship, particularly textual studies, such as their editions, rarely accompanied by translations. The rise of attention to the mawlid religious texts perhaps is due to the same rise in national identity as mawlids (written in various Kurdish dialects) encourage a popular conception that it is a sign of Kurdish ethnic and cultural boom in the Islamic area. Whatever mawlid’s influence may have been, the present Gūrānī manuscript is a respected resource in the tradition and may prove helpful in providing some new aspects of this large body of Kurdish literature
Cilt 1 , Sayı 5 , Oca 2016 , Sayfalar 123 - 133
Mustafa DEHQAN
Özet Çevirileri Öz
...
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 107 - 125
Genti Kruja
Özet Çevirileri
The long-running non-resolution of the Cyprus problem and the recognition of the Greek Cypriot Administration as the sole representative of the whole island make the problem much more complicated. The apology of Israel from Turkey regarding the Mavi Marmara incident is closely related to Israel’s search for a powerful ally in order to transport its hydrocarbon reserves to European markets, and benefit from these resources more efficiently. One of the well-known paradigms of realism is apt here: “In international relations, there exist no eternal friendships and eternal enmities. One only mentions the states’ interests.” Parties are defining policies towards the Eastern Mediterranean based on national interests. The competition among regional and global powers on the exploration, production and transportation of Eastern Mediterranean hydrocarbon reserves will likely continue. Unsurprisingly, EU policy makers have noted the increasing dependence on imports from unstable regions as a serious risk, and identified the need for diversification of suppliers as a key component of the more ‘coherent external energy policy.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 47 - 72
Mesut CAŞIN
Özet Çevirileri Öz
ABSTRACT Myiasis (from the Greek word for fly, myia) is an uncommon disease in human caused by fly larvae. Especially, oral myiasis is very rare condition in healthy persons; it is usually associated with poor public and personal hygiene. Most of the patients with oral myiasis were reported from the tropical countries with low socioeconomic status; however, sporadic cases were occurred in developed countries. We present here a case of oral myiasis in a healthy 4 -year-old boy. Three maggots found in anterior maxillary palatal gingival sulcus of upper incisors. All maggots were removed manually with clinical forceps. The larvaes were identified as the third stage larvae of Wohlfahrtia Magnifica (Diptera; sarcophagidea). The healing was uneventful.WOHLFAHRTİA MAGNİFİCA KAYNAKLI NADİR BİR PALATİNAL ORAL MİYAZ VAKASIÖZET Miyaz (Yunanca’da sinek için kullanılan myia kelimesinden) sinek larvalarının sebep olduğu nadir görülen bir hastalıktır. Özellikle oral miyaz sağlıklı insanlarda çok nadirdir ve genellikle kötü toplumsal ve kişisel hijyen ile ilişkilidir. Oral miyaza sahip hastaların birçoğunun düşük sosyo-ekonomik seviyeli tropikal ülkelerde rapor edilmesine rağmen, gelişmiş ülkelerde de nadir vakalar görülmüştür. Bu makalede 4 yaşındaki bir erkek çocukta görülen oral miyaz vakası sunulmaktadır. Hastada üst kesicilerin palatal diş eti oluğunda üç adet sinek kurdu bulunmuştur. Kutçuklar manuel olarak klinik forceps ile uzaklaştırılmıştır. Kurtçukların sebebinin Wohlfahrtia Magnifica 3. dönem larvaları olduğu tespit edilmiştir. Hastamızda iyileşme sorunsuz olarak gerçekleşmiştir.
Cilt 25 , Oca 2015
İsmail GÜMÜŞSOY, Fatma ÇAĞLAYAN, Esra GÜVEN, Özkan MİLOĞLU
Özet Çevirileri Öz
Sesame is being used for centuries as nutrition and treatment with it’s seed and oil as traditional. Nowadays it is using as a spice with it’s distinctive flavor-odor in nutritional ingredients. Sesame has 4 different type as white, yellow, brown and black and it is known in Latin as “sesamun”, Greek “sesamon” and Turkish şırlağan, küncü. Sesame is raising in our country as second product in hot and limited precipitation areas. Oil rate in seeds are 40-60%. Sesame is using as both comestible and alimentary industry as vegetable oil. Also because of it’s antioxidant compounds it has wide usage area in pharmaceutical and cosmetic industry. The reason that it has an important position in nutrition is it’s contained valuable nutritional ingredients. It contains high incidence of oil, protein and essential amino acids in it’s compound. In spite of the oil from sesame is cooking oil, because of it is not economical, it has limited usage area as vegetable oil in our country. Sesame seeds are using as snack food and consumed directly with roasting process and sprinkles on various local food, cookie, bread and cakes’ surfaces and make them look good and give flavor. Also tehina is making with pureeing sesame seeds. This gathered tehina can be consumed directly with mixing honey and molasses, and also consuming as making tehina halva. In this study, it is aimed that giving information about traditionally important sesame’ history which is decreasing production and consuming, production methods, effects on human health and it’s position in Turkish Cuisine and usage areas.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 19 - 25
Neslihan ONUR1
Özet Çevirileri Öz
In our study we examine teaching mother tongue through faire and folk tales from the perspectives of recognizing clichés in fairy tales and myths, idiomatic phrases which work as morals, proverbs and very specific phrases of traditional tales’. We suggest that formulaic language can be involved in children’s language games at school and become a methodological tool for innovative approaches in Language and Teaching especially at the primary education. We search the sources from Greek traditional tales that could serve as teaching material for this option of teaching formulaic language in mother tongue. Cultural and geographical implications of the examples applied are noted as a suggestion for further discussion.
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 167 - 173
Smaragda PAPADOPOULOU
Başlık Anahtar Kelimeler Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Bu makele Hamlet, Macbeth, King Lear, Othello, Julius Caesar, Romeoand Juliet, and Antony and Cleopatra adlı Shakespeare’in meşhur tragedyalarının sonunu tematik olarak ele almaktadır. Shakespeare’in bu yedi tragedyası belirli bir yapı ve kalıba sahiptir. Shakespeare’in bu tragedyaları belirli bir kalıp ve yapıya sahip olmalarına karşın, kesin ve değişmez bir yapı ve model takip etmezler. Shakespeare’in tragedyalarında bu yapı ve modeller arasında diğer Elizabeth dönemi tragedyalarında ve hatta antik Yunan tagedyalarında benzerlikler ve farklılıklar da görülebilir.Anahtar Kavramlar: Shakespeare, tragedya, tema, sonThis paper examines the thematic analysis of the ending of Shakespeare’s famous tragedies: Hamlet, Macbeth, King Lear, Othello, Julius Caesar, Romeo and Juliet, and Antony and Cleopatra .The ending of Shakespeare’s seven tragedies displays particular structures and patterns. Although Shakespeare’s tragedies have definite patterns and structures, he does not strictly follow a limited number of patterns and structures. These structures and patterns also exhibit the similarities and the differences between Shakespearean tragedies and other Elizabethan tragedies and even ancient Greek tragedies.Key Words: Shakespeare, tragedy, theme, ending
Cilt 0 , Sayı 19 , Oca 2009
Yrd. Doç Dr. A Serdar ÖZTÜRK
Özet Çevirileri Öz