Arama Sonucu: 944 Aranan: Greek-Orthodox
This treatise is a summary assessment of ten symmetrical polyhedrons that generate milli-equivalent levels of energy through non-mechanical means. Their discovery is a result of a cipher found in early Greek philosophical texts that detailed the processes to transfer the musical chord’s harmonic properties into four isosceles triangles. These triangles then formed a group of polyhedrons that produced 130 milli-equivalent volts of energy root mean square on average in triangular patterned waveforms of 183.84meV peak with 1.8meVDC present in a signal distorted 41.5%. The entire group held a fundamental frequency of 60 Hz in a 4-1500 hertz range among 41.5 averaged blocks of frequency. The structures within this geometry were of two basic types or classes, apexal and linear. The apexal class consists of vessels with many apexes, primarily the cube and octahedron, which formed internally precise voids. The dodecahedron and icosahedron are of the linear class, being elongated and internally un-precise voids. The polyhedrons also had an interesting range in size, with an averaged volume of 5,273 cu. cm (329 cu. in.). With further investigation and the proper studies, this revolutionary geometry can certainly have a significant impact in the field of physics as well as geometry, having the possibility to become a potent tool in the fields of applied sciences.
Cilt 3 , Sayı 3 , Oca 2013 , Sayfalar 463 - 469
C. Austin Cooper
Özet Çevirileri Öz
Abdurrahmân Bistâmî (1380-1454), 15. yüzyıl Osmanlı coğrafyasında faaliyet gösteren ve daha sonraki Osmanlı düşünce tarihinde iz bırakan alimlerden biridir. Harf ilmi başta olmak üzere gizli ilimlerle olan uğraşısı, dönemindeki Osmanlı sarayının ve saray çevresindeki ulemânın dikkatini çekmiş, kelâm ve usûl-i fıkıh gibi klasik medrese bilimleriyle meşgul olan ulemânın ürettiği birikime yeni bir boyut katmıştır. Fazlullah Esterâbâdî ve takipçilerinin ortaya koyduğu Hurûfîlik akımına şiddetle karşı çıkmasına rağmen harf ilmine diğer ilimler arasında önemli bir yer veren Bistâmî, bilimler ansiklopedisi olarak el-Fevâyihü’l-Miskiyye’yi telif etmiştir. Arapçaya aktarılmış Yunan felsefe geleneğiniyle (Greko-Arabik felsefe) ana çatısı belirlenen bu eserde, 10. yüzyılda ortaya çıkan İhvân-ı Safâ ekolünün etkileri görülür. Bistâmî, öncelikle bir bilimler sınıflandırması sunan bu eserde İhvân’ın çerçevesine bağlı kaldığı gibi, tüm dinî ve felsefî gelenekleri kuşatan senkretik bir sistemin oluşturulmasında da seleflerini takip etmiştir. Onun İhvân-ı Safâcılığı, eserinde sıklıkla zikrettiği “ihvânü’s-safâ” terkibiyle yaptığı ima ile sınırlı kalmamakta, harf ilmini merkeze çeken bir anlayışla İhvân-ı Safâ felsefesinin bir revizyonunu içermektedir. 
, Sayfalar 187 - 216
Yrd.Doç.Dr. Veysel Kaya
Özet Çevirileri
Ebû Bekir er-Râzî (ö. 313/925), X. yüzyılda yaşamış Türk asıllı bir İslâm filozofudur. Tıp bilimine çeşitli katkılar sağlamış ve bu alanda birçok eserler yazmış olan Râzî’nin eserlerinin çoğu, başta Latince olmak üzere Grekçe, İngilizce, Almanca, Fransızca gibi çeşitli batı dillerine çevrilerek XVIII. yüzyıla kadar Avrupa’daki üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Tıp sahasındaki otoritesinden dolayı tartışmasız bir şekilde İslâm dünyasının en büyük hekimlerinden biri kabul edilen filozof, “Arapların Galen’i” diye isimlendirilmiştir.
Cilt 30 , Sayı 30 , Oca 2011 , Sayfalar 77 - 87
Hüseyin KARAMAN
Özet Çevirileri
European accounting scholars have made significant contributions to the history of accounting. Some of these contributions were not translated into English and as such were not integrated in the evolving comprehensive coverage of the evolution of the accounting function. The purpose of this research is to review the works of those scholars in the context of the ancient history of civilizations. The research starts with the oldest texts known which are dated to the end of the fourth millennium BC (3200-3100). These were sequences of pictographic signs, which represent the antecedents of the direct cuneiform writing, engraved on clay tablets found in the monumental temple district dell’Eanna of the city of Uruk, in southern Iraq. The content of these textsare of a primarily administrative: lists of goods in and out of rations distributed to employees, etc.. The writing is in response to the demands of an administrative system, developed in a centralized economy with strong redistributive character.It was governed by an elite priesthood, which was formed in southern Mesopotamiaas a resultofthe so-called “urban revolution”. The system of signsengraved on the tablets (about 1200) was already fully formed, and, as such, has no direct antecedents. In a broader sense, however, it represents the end of a long process of developing accounting systems and management of there serves,the beginnings of which date back to Neolithic period and there for eat the time of the first agriculturel villages.This acounting systems prehistoric werw based essentially on two instruments:accounting tokens and theseals. The paper traces the history of accounting verfour thousands years describing, illustrating and analyzing how records were kept and usedand the warious differences betweeen different accounting practices.Special focusismade on the development of accounting under the Egyptian and Roman Empires.The contributions of the european scholars :“-B.sibonu-and Angeli“ F.Melis- and Zuffi“ are high lighted through out the paper.
, Sayfalar 68 - 87
Roberta Provasi, Shawki Farag
Anahtar Kelimeler Anahtar Kelime Çevirileri
There are over 50 years, in 1951, the theme of the 11th Congress of the Federation of Chief Executive Accountants held in Bordeaux on 26, 27, May 28, was notably about: “Accounting, what it is, what it should be, what it can become. “ It seems that this problem is ongoing. When considering accounting in its deepest roots, the more conventional double-base or its latest developments based on international standards, we can ask whether the accounting followed a parallel course to the other sciences and techno-science or if it situated behind. Despite modern conceptual frameworks and full of good intentions but the narrow limits, can we not discuss the Aristotelian framework of accounting to provide a frame of reference wider and more effective? It has long been opposed the hard sciences and social sciences. In the field of hard sciences, we use the mathematical language that can make forecasts, and from this mechanical forecasting, the results are consistent with what was expected. There is a correspondence between the structure of mathematical language and structure of technical problems. On the contrary, in the social sciences, there is no direct connection between language and facts and it’s never easy to predict and to equate behaviors and emotions of humans. In recent years, researchers have proposed ways, highways, on which future accounting could find its path. In a book about the time, E. Klein opposes the space that is the brand and demonstrates the power of man and time which is the mark of his weakness. Time is also the mark of a certain weakness of accounting. The space of accounting, by contrast, presents many opportunities. Accounting standard is almost like Greek tragedy with unity of time, unity of place, unity of action. The multiplicity of actions, complexity, leads to rupture of the unity of time. The accounting system of thought has some way to do, if only because many authors do not distinguish between the ontological status of the nature of income and capital, the epistemological question of the representation, and methodological question of the extent of income and capital. But if the concepts are not clearly highlighted and whether their measurement presents difficulties, we cannot even say they do not exist. In the future, once the sorting is actually done between theories and approaches multi paradigmatic, perhaps it will be easier to distinguish the positive scheme of pure science and pragmatic representation of the subject that professional and academic people are trying to make in their books and in their annual accounts.
, Sayfalar 43 - 69
Jean-Guy Degos
Özet Çevirileri Öz
ÖZET
Cilt 25 , Sayı 1-2 , Oca 2005 , Sayfalar 623 - 642
Petroula Vantsiouri
Başlık Başlık Çevirileri
Bu makalede şimdiki Antalya şehrinin kadim adlarından Adalya adının kökeni konusu üzerinde duruyoruz. Antalya bölgesinin ve Adalya şehrinin toponomik yadigârı yeterince işlenmiş olmadığı gibi tarihsel coğrafyası konusu da tatmin edici derece incelenmiş değildir. Bu makalede yaptığımız araştırmada şu gerçekleri ortaya koymaya çalıştık: Adalya şehrinin kadim tarihinde otokton ahalinin temel etkisi yanında Bergama, Girit, Pers, Semitik ve Yunan etkilerini harmanlayan tarihsel çalışmalar, şimdilik kamuoyuna yeterince yansımış ve yayılmış değildir. Özellikle Bergama ve Yunan etkisi dışındaki unsurlar bilerek göz ardı edilmiş gibidir. İbrani ve Pers etkisi ise bilinçli bir unutuma maruz bırakılmış gibidir. Şehrin adının Attaleia adından geldiği, bunun Antalya şeklini aldığı, Adalya adının da buradan geldiği iddiasında bulunmak biraz fazla cüretkâr bir yaklaşımdır. Adalya adının kaynağı konusunda efsane, rivayet ve halkiyat malzemeleri yerel halkın belleğini işaret ediyor. Bu çanakta Olympos’un musalarından Thalia’nın Adalya’nın kaynağı olması kuvvetle muhtemel gibi görünse de Talya gibi başka önemli seçenekler de mevcuttur. Bütün bu olguları, etimolojik ve tarihsel bulgular çerçevesinde etraflıca irdeledik.
, Sayfalar 227 - 232
Mustafa Oral
Özet Çevirileri
Afrika’da hayli uzun süre resmi Hıristiyan ülke konumunu muhafaza etmiş Etiyopya’da Hıristiyanlığın temelleri M.S. ilk yüzyıla dayanır. Kıpti Orto-doks gelenekte yer alan Etiyopya Kilisesi monofizit inancı temel almıştır. M.S 1959 yılındaki bağımsızlığa kadar patriklik (Abuna) makamına Mısır Kıpti Kilisesi tarafından başpiskoposluk görevi verilmiştir. Bu tarihten iti-baren Etiyopya Kilisesi bağımsızlığını kazanarak kendi patrikliğine atama yapmıştır. Etiyopya Kilisesi, kutsal kitap geleneğine, kendi din görevlile-rine ve keşişlerine sahiptir. Bunun yanında ülkede bulunan Yahudi inancına sahip Falaşa toplumunun şabat ve erkek çocukların sünnet edilmesi gibi geleneklerini de uygular.
Cilt 10 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 113 - 131
Münir Yıldırım
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri
Afyon Arkeoloji Müzesi'nden Yeni Adaklar (Ek: İki Yeni Mezar Taşı) Phrygia Bölgesi'nin kültleri üzerindeki çalışmalarımız nedeniyle Afyon Arkeoloji Müzesi'de de çalışmış ve ilgili eserleri kaydetmiştik. Bu makalede üzerinde çalıştığımız küçük adak taş­larının büyük bir kısmı tanıtılmaktadır. Ayrıca, müzede çalışmış olduğumuz iki küçük me­zar taşı da bu çalışmaya 'Addenda' adı altında eklenmiştir. Makalede 92 adet eser tanıtıl­maktadır. Bunlardan iki tanesi mezar taşı, diğer tümü ise adak taşıdır. Bundan başka, maka­ledeki kataloda No. 52, 53, 57, 58, 63, 66 ve 92 numaralı yazıtların içinde fotoğrafı olmayan 11 yazıt da envanter bilgileriyle birlikte verilmektedir. Müzede çalışılan eserlerden büyük bir kısmı daha önce yayımlanmamıştır. Ancak, içlerinden onbir tanesi tanınmaktadır, bkz. No. 6, 36, 37, 56, 58, 63, 64, 65, 69, 70, 88. Katalogda yayımlanan küçük adaklardan bazıları 1936 yılında İstanbul'daki Fransız Araştırma Enstitüsü tarafından Yazılıkaya/Midas ören yerinde yapılan ön kazılarda bulunmuştur, bkz. Nr. 71, 72, 73, 74 ve 75. Fakat bu eserler o yıllarda yayımlanmamıştır. Emilie Haspels 1971 yılında yayımlanan 'The Highlands of Phry­gia' isimli kitabında bu buluntuların henüz yayımlanmadığını söylemektedir (bkz. orada S. 139; 154 dp. 43; 188 dp. 122). İlgili eserlerin o yıllardan sonra yayımlandığına dair bilgi bu­lamadığımız için bu eserlere katalogda yayın verilememiştir. Eserlerin tamamı Phrygia'nın adak taşları, tanrıları ve kültleri tablosuna uymaktadır. Maka­lede eserler yazıtlarından alınan bilgiler doğrultusunda tanrı isimlerine göre gruplan­dırıl­mıştır. Adaklar Zeus Thallos, Zeus Anpelites veya Ampelikos, Zeus Alsenos, Zeus Peta-re­nos, Zeus Abozenos, Zeus Orkamaneites?, Zeus Matiokometes, Zeus Amorianos, Zeus Kandionenôn, Zeus, Apollon, Theos Epekoos, Men Kseunagonenos, Meter, Meter Theon, Meter Theon Kasmeine, Meter Kasmeina, Meter Keidnene, Meter Okene, Artemis, Hosios, Helios, Helios Lerbenos, Hekate Soteira ve Hekate'ye sunulmuştur. Tanrı adının kaybol-duğu ve stil­lerine göre belirli bir tanrıya sunulmuş olabilecekler ilgili tanrının adı altında gruplanmıştır. Yazıtlarında tanrı adı korunamamış adaklar ise ayrıca sıralanmıştır. Mermerden veya kireç­taşından işlenen adaklar üçgen alınlıklı küçük steller, yuvarlak steller, tabula ansata­lar, kabartma Zeus büstleri, çok küçük altarlar, küçük kartal heykelcikleri ile heykelcik par­çaları şeklindedir. Yazıtlar basit olmalarına rağmen Phrygia Bölgesi'nin inanç tarihi ve epi­grafi bilimi açısından zengin bilgiler vermektedir. Yazıtlarda birçok şahıs ismi korunmuştur (bkz. Personennamen). İsimlere bakıldığında karşımızda Phryg ve Yunan isimlerinden bir karışım durduğu görülmektedir. Buna birkaç Latin adı dahildir. Yazıtlarda ayrıca, bir yer adından oluşturulmuş etnik isimlerine de rastlanmaktadır (bkz. Ethnika). Burada tanıtılan eserlerin birçoğu Afyon'un değişik köylerinde bulunmuştur. Fakat, Esk­işehir'in Çifteler, Kütahya'nın Altıntaş ilçeleri ile Uşak'ın, Ahlat çevresinden de eserler var­dır. Katalogda buluntu yeri bilinmeyen adaklar da tanıtılmaktadır. Burada incelenen adaklar ve  iki mezar taşı genel olarak Roma İmparatorluk Dönemi'nin 2. ve 3. yüzyıllarına aittir. Katalogdaki Yazıtların Çevirileri: No. 1. Menothemis Zeus Thallos'a adağı (sundu). No. 2. Telesphoros Zeus Thallios'a adağı (sundu). No. 3. - - - - - - - - - (Zeus) Thallos'a (adağı sundu). No. 4. Proklos (ve) - - - -etes mal varlıkları için (Zeus) Thallos'a adağı (sundular). No. 5. - - - -ndios oğlu Kyrillos Zeus Anpeleites'e? (adağı sundu). No. 6. Gordeneli Aurelius Sosandros - - - - - - - - - - - - No. 7. Nam- - - - - -lı Mikkos oğlu/kızı - - - - - - - (Zeus - - - - - -'a adağı sundu). No. 8. - - - - - - - - - - - adağı (sundu). No. 25. - - - - - - - -e Zeus Alsenos'a adağı (sundu). No. 26. Krikaros? Zeus Petarenos'a adağı (sundu). No. 27. Eutykhas oğlu Kerdon Zeus'a adağı (sundu). No. 28. Menisios? çocuğu için - - - - - - - - - - No. 29. Euakos'un? kızı Aphia - - - - - - - - - - - - No. 30. - - - - -onios (Zeus'a?) adağı (sundu). No. 36. Rufus oğlu Karikos kendi esenliği için Zeus Abozenos'a adağı (sundu). No. 37. Montanos Zeus Orkamaneites'e (adağı sundu). No. 39. Helios Zeus'a adağı (sundu). No. 40. Aleksandros Zeus'a adağı (sundu). No. 41. Diogenes Zeus'a (adağı sundu). No. 42. - - - - - - - - Zeus'a adağı (sundu). No. 43. - - - - - - - - Zeus'a adağı (sundu). No. 44. -poukotinoulene? halkı Zeus Matiokometes'e adağı (sundu). No. 53. Rahip Philodespotos Tanrı Apollon'un emri üzerine bağışlanan paralarla (adağı) dikti. No. 54. - - - - - - karısı/kocası Th- - - - - - ve çocukları için (Apollon'a) adağı (sundu). No. 55. EOYENKERENH? halkı adağı Duaları İşiten Tanrılara insanlar ve dört ayaklılar(ın esenliği) için (sundu). No. 56. Papas Men Kseunagonenos'a adağı (sundu). No. 57. Mana Meter'e adağı (sundu). No. 58. Nike Meter Theon Kasmeine'ye adağı (sundu). No. 59. Mateis Meter Kasmeina'ya adağı (sundu). No. 60. - - - - ve - - - - Meter'e? - - - - - - - adağı - - - - - - No. 63. Kseuna Artemis'e adağı (sundu). No. 64. - - -ekia Artemis'e adağı (sundu). No. 65. Asklepides Hosios'a adağı (sundu). No. 66. Apollon'un gizem töreninde bu Helios'u bir şahadet belgesi olarak diktik. No. 67. Kurtarıcı Hekate'nin rahibesi Appes (bu) adağı dikti. No. 68. Aristonymos oğlu Artemon, oğlu Karikos('un esenliği) için Hekate'ye adağı (sundu). No. 69. Amia Auksanon('un esenliği) için Hekate'ye adağı (sundu). No. 70. P- - - - - - - oğlu Andras? - - - - - - - - No. 71. Asklepas ve Appas kardeşler - - - - - - - - No. 72. Anta- - - - oğlu Synphoros - - - - - No. 73. Aspatros oğlu Papias - - - - - - - - - No. 74. - - - - - - - - - - adağı (sundu). No. 75. - - - - - - - - - - adağı (sundu). No. 76. Germana? çocuğu Hagnon için adağı (sundu). No. 77. Nounas oğlu Apas Meter'e? adağı (sundu). No. 78. Hermogenes - - - - - - - - - - - No. 79. Manes oğlu Kokos - - - - - - - - - - - No. 80. Andrios? kızı Daphnike - - - - - - - No. 81. Apollonios - - - - - - - - - - No. 82. Pyremos? - - - - - - - - - - - No. 91. Doulion oğlu Eutykhos, şimdi bir Heros, iyi insan, sağlıcakla! Dostları ve kardeşleri tarafın­dan anıldı. No. 92. Demetrios Didymos'a hatırası nedeniyle (bu büstü dikti). Makalede tanıtılan diğer yazıtların çevirileri: No. 52'nin içinde: 1. Zeus Amorianos'a Aristonides oğlu Aristeides kendilerinin ve Malos Demos'unun esenliği için adağı (sundu). 2. -akhon kendisi ve eşi(nin esenliği) için Kandioneliler'in Zeus'una adağı (sundu). No. 53'ün içinde: 3. Artemon oğlu Papas bütün aile üyeleri(nin esenliği) için Apollon'a adağı (sundu). 4. Rahibe Apphia Apollon'a adağı (sundu). No. 57'nin içinde: 5. Nana Meter Theon'a adağı (sundu). 6. Semne kendisi(nin esenliği) için Meter Keidnene'ye adağı (sundu). No. 58'in içinde: 7. Attalos Meter Kasmeina'ya ve Meter Okene'ye adağı (sundu). No. 63'ün içinde: 8. Artemon Eimenos Artemis'e adağı (sundu). No. 66'ın içinde: 9. Meliton kızı Ammia Helios Lerbenos ve Meter'e adağı (sundu). No. 92'nin içinde: 10. Erasmios sütannesi Ourania'nın hatırası nedeniyle (bu mezar stelini dikti). 11. Papias'ın kızı, Pantagathos'un ise eşi Mateis. Rahmetli. Sağlıcakla!
Cilt 4 , Oca 2007 , Sayfalar 59 - 115
N. Akyürek Şahin
Özet Çevirileri
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Milli Mücadele döneminde olduğu gibi Kürtçü faaliyetlerin tehdidi ile karşı karşıya kalındığı görülmektedir. Bilindiği gibi, bu tehditlerin ilki ve en büyüğü Şeyh Sait isyanı (13 Şubat–15 Nisan 1925) olmuştur. Musul’u İngiliz mandaterliği altındaki Irak’a bağlamak maksadıyla kışkırtılan ve kısa sürede Bingöl, Muş, Diyarbakır, Tunceli, Elazığ, Ergani, Silvan, Siirt ve Urfa gibi geniş bir alana yayılan isyan hareketi her ne kadar 15 Nisan’da bastırılmışsa da bölgede huzursuzluk dört yıl daha devam etmiştir. Bu huzursuzluk yıllarında İngiliz casusu Albay Lawrens’in Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de genel bir Kürt ayaklanmasını planlamak için gizlice bu bölgeye gönderildiği ve Kürt Teali Cemiyeti, Vilayeti Sitte Kürt Cemiyeti gibi kuruluşları yeniden organize ettiği bilinmektedir. Çalışmamızda 1926 yılında başlayan ve 1930 sonlarına kadar devam eden Ağrı isyanında, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na ait raporlardan yararlanılarak, başta İngiltere olmak üzere Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi devletlerin rolü özerinde durulacaktır
ESRA SARIKOYUNCU DEĞERLİ
Özet Çevirileri
19. yüzyıldan itibaren Balkan ve Anadolu coğrafyası arasında büyük göç hareketleri başlamıştır. Türk Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından Türkiye’deki Rumların önemli bir kısmı ülkeyi terk etmiştir. Rumların Yunanistan’a gitmesi, Yunanistan’da ekonomik ve sosyal kriz yaratmıştır. Aynı zamanda, Yunanistan’da sıkıntı çeken Türkler, gördükleri baskı sebebi ile Türk Hükümetine, kaçmak suretiyle, sığınmak istemişlerdir. 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan Barış Konferansı’nda Türkiye ve Yunanistan hükümetleri arasında, Türk ve Yunan ahalinin zorunlu değişimini esas alan bir antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşmada, Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları mübadeleden hariç tutulmuştur. Türk Hükümeti, yarım milyona yakın insanın nakil, iaşe, konut ve geçim gibi işleri ile ilgilenebilmek amacıyla Mübadele, İmar ve İskân Bakanlığı teşkil etmiştir. Bu bakanlık, mübadillerle ilgili her türlü kanuni hakkın ve yasal düzenlemelerin yapılması ve uygulanması ile ilgilenmiştir. Hilal-ı Ahmer Cemiyeti ise mübadillerin, sağlık, barınma ve her türlü insani ihtiyaçları da karşılamağa çalışmıştır. Mübadillere, emval-ı metruke olan evler dağıtılmış ve mübadillerin üretici bir hayata geçmeleri için gerekli toprak ürünleri ve toprak işleme aletleri devlet tarafından temin edilmiştir. Göç sırasında iki önemli sorun ortaya çıkmıştır. Bunlar, etabli ve taşınmaz mallar sorunudur. Etabli ve her iki ülkede kalan malların akıbeti, Lozan Antlaşması ile çözülememiştir. Bu konular, 1926 ve 1930 yıllarında Yunanistan’la imzalanan antlaşmalarla çözüme kavuşmuştur. 1930 tarihli Ankara Antlaşması ve 1932 tarihindeki nihai karar ile mübadillerin malları ile ilgili sorunlar tamamen bitmiştir
Cilt 9 , Sayı 20 , Oca 2010 , Sayfalar 55 - 75
Eda ÖZCAN
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Akmonia Gerusia'sıMakalede Akmonia'dan ele geçen ve 2006 yılında Ender Varinlioğlu tarafından yayımlanan üç yazıt aracı­­lığıyla Gerousia kurumu incelenmektedir. Demades kararnamesi (İ.S. 64), yazıtın içerisinde geçen ifa­de­ye göre halkın proegoros'u (avukat) tarafından takdim edilmektedir. Bu proegoros mevkii Ge­rou­sia'nın adli ve mali meselelerinin çapraşık doğasını ortaya sermektedir. Ayrıca, özellikle Demades (Azat­lı Karpos) tarafından seçilen yeni bir üyeye verilecek asymbolos statüsü ödülü, Gerousia'nın kendi üye­lerine düzenli destek verdiğinin ilk tartışmasız delilidir. Bu kararnamenin Gerousia'nın kendisi tara­fın­dan mı ya da Gerousia'nın girişimine cevaben danışma ve halk meclisleri tarafından mı yasan­dığın­dan emin değiliz. Fakat Demades'in ödül için üye seçiminin oylamayla tasdiklenmesi, özenle dile ge­ti­ril­­miş bir tasarıyı resmetmektedir. Bu tasarı Yunan sivil toplumlarının ve birliklerinin işleyişini sağ­layan ortak gayrı-şahsi ilkelerin gereklerine, önde gelen bir bireyin yetki kullanımının entegre edil­me­sini amaç­­lamaktadır. Aynı dönemlerden, İ.S. 68 yılına tarihlenen bir kararname Dionysogenes'in oğlu Dema­des'in kent kapısı önünde Polis, Demos ve Gerousia'yı betimleyen üçlü bir heykel grubu dik­tirdiği hakkında bilgi vermektedir. Boule'nin bu grup içerisinde bulunmayışı, Akmonia'nın politik bir­liğinin sembolik gösterimi söz konusu olduğunda, sivil hiyerarşinin Gerousia'nın daha önemli bir yer tuttuğunu vurgulayabilecek kadar esnek olduğu ile ilgili olabilir. Akmonia'da Gerousia'nın halk içeri­sindeki önemini, İ.S. 2. ya da 3. yy.'a tarihlenen ve Roma subayı L. Egnatius Quartus için çıkarılan pan­­demon kararnamesindeki halk müdahalesi öne çıkarmaktadır. Aynı kişi daha önceleri sadece Danış­ma ve Halk meclisleri tarafından onurlandırılmışken, ona daha üst derecede itibarı olan ktistes ve eu­er­getes unvanları verilmek istendiğinde Gerousia'nın da iştiraki gerekli olmuştur.
Cilt 10 , Oca 2013 , Sayfalar 13 - 31
Nikos Giannakopoulos
Özet Çevirileri
Bu araştırma Jennifer Chandra Swaim (2004) tarafından geliştirilen Aksiyonda Değerler Ölçeği'nin Türkçeye uyarlanması işlem basamaklarını kapsamaktadır. Bu bakımdan bu çalışmanın amacı J. C. Swaim'in geliştirmiş olduğu Davranış Ölçeğinde Değişen Değerler "Modified Values in Action Questionnaire (VIA)" adlı ölçeğinin Türkçe formunun dilsel eşdeğerliliğini sağlamaktır.Araştırma; 122 kadın, 134 erkek olmak üzere toplam 256 üniversite öğrencisi üzerinde yürütülmüştür. Ayrıca dilsel eşdeğerlik analizi için 30 kişiden oluşan yabancı dil üniversite hazırlık sınıfı öğrencisine bir hafta arayla İngilizce ve Türkçe form uygulanmış, uygulama sonuçları ilişkili grup t testi ile analiz edilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğini saptamak amacıyla faktör analizi yapılarak dört faktörlü 70 soru maddesi elde edilmiş, faktör yüklerinin .60 ile .87 arasında değiştiği görülmüştür. Ölçeğin Cronbach Alpha iç tutarlık katsayısı .92 olarak bulunmuştur. Kriter geçerliği analizi için tesadüfî olarak seçilen 33 kişilik üniversite üçüncü sınıf öğrencisine hem "Davranış Ölçeğinde Değişen Değerler" ölçeği hem de "Schwartz Değerler Ölçeği" uygulanmıştır. Her iki ölçme aracından elde edilen toplam puanlar arasında anlamlı korelatif ilişki saptanmıştır. Tüm sonuçlar, "Davranış Ölçeğinde Değişen Değerler" ölçeğinin dilsel eşdeğerlik ile yüksek düzeyde geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir.
Cilt 6 , Sayı 15 , Oca 2008 , Sayfalar 89 - 110
Selma Dündar, Halil Ekşi, Ali Yıldız, Ali Yıldız
Özet Çevirileri
Musa Akyiğitzade korumacı düşünceler taşıyan Kazanlı bir Türk’tür. En fazla bilinen kitabı İlm-i Servet veyahut İlm-i İktisat’ın ilk bölümünde, Antik Yunan ve Roma düşüncesinden kaynaklanmış olan Batı ekonomi düşüncesinin tarihsel evriminden İslam geleneğiyle karşılaştırılmıştır. Kitapta, ekonomik düşünce ve politikalarda 18. yüzyılda ortaya çıkan kırılmanın önemi belirtilmektedir. Akyiğitzade, List ve Paul Cauwes’den esinlenerek, devletin devamı ve huzuru için korumacı prensiplere başvurmanın önemini vurgulamaktadır. Akyiğitzade aynı zamanda ilk Türk milliyetçisi gruplardan biri olan Türk Derneği adlı grubun içinde yer almıştır. Milliyetçilik düşüncesinin bir takipçisi olarak modern düşünce adamıdır. Osmanlı’nın son döneminde modern ekonomi kavramlarının dikkate değer bir karakteridir. O bir milliyetçi ve aydınlanmanın sadık bir bağlısıdır.
, Sayfalar 1 - 21
Ömer Karaoğlu
Özet Çevirileri
İtilaf Devletleri, Anadolu toprakları üzerindeki işgal planlarını, Yunanlıların İzmir’i işgal etmesiyle uygulamaya başlamışlardır. Bu durum özellikle Batı Anadolu üzerinde büyük bir tehdit oluşturmuştur. Savunmasız bırakılan devletin durumu karışışında Anadolu halkı, kendi kurduğu Kuva-yı Milliye adı verilen gönüllü birliklerle düzenli ordu kuruluncaya kadar düşmanı oyalayarak, Millî Mücadele’nin teşkilatlanma çalışmalarına zaman kazandırmıştır. Batı Anadolu’da ilk Kuva-yı Milliye birliği Alaşehir’de Mustafa Bey tarafından kurulmuş, Kaymakam Bezmi (Nusret) Bey, başından beri Kuva-yı Milliye’nin kurulmasında silah ve cephane vererek destek olmuştur. Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı oluşturulacak savunma hattının belirlenmesi, silah ve mühimmat ihtiyacının karşılanması amacıyla düzenlenen Alaşehir Kongresi’ne ev sahipliği yapması, bu şehrin önemini arttırmıştır. Mustafa Bey, Alaşehir Kongresi’nin düzenlenmesinde de görev alarak, Millî Mücadele’ye olan katkılarını sürdürmüştür. Kongreden sonra Çerkez Ethem’le cephede yaptıkları egemenlik mücadelesi, üzerinde önemle durulması gereken konulardan biridir. Bu makalede Alaşehirli Hüseyin Paşazade Mustafa Bey’in Millî Mücadele döneminde şehrin kurtuluşu adına yapılan çalışmalara olan katkısı ve üstlendiği vazifeler üzerinde durulacaktır.
Cilt 11 , Sayı 3 , Oca 2013 , Sayfalar 131 - 148
Doç. Dr. Nurettin GÜLMEZ , - amp, - quot, Bülent TAHANCI
Özet Çevirileri
This article is an attempt to accentuate the meanings expressedby the Optative Mood in Albanian language, then through various examples to offer the way of its expression in German. All examples are from Albanian literature translated into German as well as from the experience gathered while working with German language students at the University of Tirana. The Optative Mood is present in a few languages and its expression and its meanings in foreign languages taught to students or in which they translate is a feature requiring special access by teachers and translators. Exactly through the examples given in this paper we aim to highlight its special features and present various possible ways of its expression in German. That is why we are specially focused on: The way of Optative Mood formation in Albanian, Different meanings expressed through this mood, Various versions of its translation in German. We are of the opinion, that on this basis should be clarified all German language teachers, pupils and students who study German as well as all those who practice it as translators. The most commonly encountered keywords are: Optative Mood; The meaning of optative mood; Expressive means of optative; the optative modality. Here are some of the definitions we have found for the Optative Mood: In Albanian Grammar book : Gramatika e Gjuhës Shqipe1,Botimi I Akademisë së Shkencave. “By Optative Mood, we express the mode of wish in the form of congratulations or curse." Wikipedia: Optative Mood in some languages is an explicit way of verb, in some others it has become one with the subjunctive, while many languages do not possess it at all. It is a nonreal mood as it refers to the events we want to happen, but that is not necessarily what is happening. “The optative mood/ˈɒptətɪv/ or /ɒpˈteɪtɪv/[1] (abbreviatedOPT) is a grammatical mood that indicates a wish or hope. It is similar to the cohortative mood, and is closely related to the subjunctive mood.” Glottopedia: Optative Mood is a partial morphological category of verb and partial category of the mood in several languages (eg in Old Greek, in Finish, in Romanian, Turkish) where it differs from Conjunctive. As we can see from the above definitions, the Albanian language is one of the few that owns this mood of verb. In other Indo-European languages, the optative mood has transferred to the subjunctive, which did not happen in the Albanian language where the moods not only have not melted to one another, but have even increased more differences. Since German does not possess it as such, then it uses different morphological, syntactic and semantic means to express the meanings of the optative mood. Thus, in German are used: subjunctive, indicative, modal verbs, intonation, exclamation mark or even different exclamations. Unlike the Albanian with six verbal moods, there are only three in German: Indicative, Subjunctive and Imperative (Helbig/Buscha). Compared to Albanian, there are no Admirative, Conditional and Optative mood in German. Different German linguists either accept or do not accept the existence of Optative Mood in German, but in spite of these attitudes, we do not find it expressed in a particular form with the relevant morphological paradigms as it is the case of Albanian language. Unlike in German, Albanian possesses the relevant morphological paradigm for expressing the Optative mood. However, the history of the development of the Optative mood in Albanian has not yet been studied exhaustively.
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 51 - 58
Mihallaq ZILEXHIU
Özet Çevirileri Öz
Prof. Albert Gabriel yıllarca Türk sanatı ve kültürü üzerinde derin araştırmalar yapmış ve bu araştırmaları bilim dünyasına tanıtmak için ciddi bir çaba göstermiştir. Uzun yıllar ülkemizde yaşanan Prof. Gabriel, ülkenin çeşitli bölgelerini gezerek Türk köylüleri ile iletişim kurup, bu insanların ruhunu derinden kavramaya çalışmıştı. Prof. Gabriel’in Türkiye ile ilişkisinde 1926’da Darülfünun’da görev alması bir dönüm noktası olmuş burada 1930 yılına kadar Arkeoloji ve Sanat Tarihi dersleri vermiştir. Aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendisini Anadolu’daki mimari eserleri incelemekle görevlendirmesi uzun yıllar devam çalışmalar yapmasına yol açmış, bu çalışmalar daha sonra yazar tarafından eserinde toplanmıştır. Yapı Kredi yayınları tarafında basılan elimizdeki bu eser Gabriel’i mimar, arkeolog, ressam yönleriyle tanıtan çok kapsamlı bir yayındır. Eserin ilk bölümü Prof. Gabriel’in sanatına ilgi duyan Türk, Fransız, Yunan bilim adamlarının araştırmalarını, onu yakından tanıyanların anılarını kapsamakta; ikinci bölüm ise sergi katalogundaki malzemeyi kapsamaktadır.
Cilt 6 , Sayı 15 , Oca 2007 , Sayfalar 347 - 352
Zeki ARIKAN
Özet Çevirileri
Gerçekleştirilen bu derleme çalışması Alevilik ile Türklerin eski dini ve Şamanizm arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmak amacı ile yapılmıştır. Türkler uzun tarihleri boyunca birçok dine inanmışlardır. Mani dini, Buda dini, Nesturilik, Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlık ve Musevilik bunlara örnek verilebilir. Eski Türk dini Animizm, Şamanizm ve Totemizm’den kaynaklanmıştır. Su, ocak gibi cansız varlıklar ile kurt, kaplumbağa ve dağ keçisi gibi hayvanlar kutsal idi. Şamanizm bir din olmamasına rağmen, Bazı dinî kurallar Şamanlar tarafından uygulanmıştır. Şamanların bazı üstün güçleri olduğuna ve bu güç ile bazı hastalıkları iyileştirmek, insanları hastalıktan korumak için kullandıklarına inanılıyordu. Türkler Talas Savaşı (751)’ndan sonra Müslümanlığı seçmeye başladılar, fakat eski dinlerinden de bazı yönleri muhafaza ettiler. Anadolu Müslümanlığı içinde bazı mezhepler, tarikatlar ve yaşam tarzları bulunmaktadır. Alevilik bunlardan birisidir. Sünni Müslümanlardan farklı olarak, Aleviler İslam içindeki Arap etkisini kabul etmemişlerdir. Aleviler eski Orta Asya dinlerindeki bazı âdetleri İslamiyet içine katmışlardır. Sonuç olarak Alevilik ile Eski Türk dini ve Şamanizm arasında sıkı bir ilişki olduğu söylenebilir
Cilt 1 , Sayı 4 , Oca 2014 , Sayfalar 1 - 13
Orhan YILMAZ
Özet Çevirileri
This is a short account of how archaeology and archaeologists could become protagonists of a political psychodrama, very common in an ancient land like the Balkans. Old and rich heritages often are responsible for the bad relations occurred among people who in reality have nothing to divide except from the ghosts of presumed ancient ancestors. Alexander described here is not the King of Macedonia and Asia but his Frankensteinish version, which was created, fed and grown like a Prague‟s Golem in order to be used as a puppet in the hands of able manipulators. The case of the Greek – Albanian Archaeological Expedition on the island of Maligrad, in the Tri – National zone of Prespa, is given as an example of how things work some times in our days, in places which have never been something else than “grey zones” on the map. The case of the “recent” discovery of the Macedonian tomb at Amphipolis, Greece, is given here as a counter balance to the case of Maligrad. The polemic of the article is not focusing on cultural or demographic minorities of any place in the Balkans but on the ill use of our common historical heritage by political authorities.
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 95 - 102
Stavros OIKONOMIDIS, Aris PAPAYIANNIS, Akis TSONOS
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
 Son dönemlerde AB ile ilişkilerde yaşanan olumsuz gelişmelerden Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) sorumlu tutan eleştirel bir dil kullanılmaktadır. AB karşıtı görüşleriyle bilinen Milli Görüş çizgisinden gelen AK Parti’nin lider kadrosunun son dönemlerde AB’ye eleştirel tavır takınmasının da bu yöndeki kanaatlerin oluşmasında önemli bir payı olmakla birlikte, meseleden tamamen AK Parti’nin sorumlu tutulması, yapılan tartışmaların nesnel olmaktan çok yanılgılar üzerinden yürütüldüğüne işaret etmektedir. Oysaki AB ile ilişkiler 1959’dan bugüne hep inişli-çıkışlı bir yol izlemiş; hatta zaman zaman durma noktasına gelmiştir. Bir aktör olarak AK Parti bu ilişkilerin sadece son 15 yılında vardır. Kaldı ki Türkiye’nin AB üyeliği konusunda en kapsamlı politikalar bu 15 yıllık dönemde uygulamaya konulmuş, son yıllar istisna edilecek olursa ilişkilerde en ciddi adımlar bu dönemde atılmıştır. Bu konuda AK Parti’nin özellikle 2002 ve 2006 yılları arasında gerçekleştirdiği reformlar bu konuda yapılanları ortaya koyacak niteliktedir. İlişkilerde özellikle 2006 yılından sonra tekrar gün yüzüne çıkmaya başlayan mevcut problemler ise aslında Türkiye’deki aktörlerin tutumlarından daha ziyade Avrupa’ya içkin tarihsel ve AB’ye ilişkin yapısal nedenlere dayanmaktadır. Görünürde siyasal ve ekonomik nedenlerle Avrupa Parlamentosu gibi bazı AB kurumları ile Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Avusturya ve Fransa gibi AB üyesi ülkelerin Türkiye’nin üyeliğine ilişkin negatif yaklaşımları sürecin çıkmaza sürüklenmesinde etkin rol oynamaktadır. Bu aktör ve faktörlere etkinlik kazandıran ve Türkiye’nin üyeliğinin önünü son tahlilde tıkayan temel unsur ise Türkiye’nin kimliği konusunda Avrupalıların taşıdığı ortak kaygılardır. Bu makalede üyeliğe ilişkin AB normları esas alınarak, algılar ve yanılgılar tarihsel olay ve olgulara dayalı örnekleri ile ortaya konulacaktır. Teorik tartışmalara güçlü bir katkı sunma imkânı da olan Türkiye örneği, AB’nin özellikle Türkiye’nin üyeliği ile ilgili kararlarında son tahlilde kendi müktesebatı çerçevesinde inşa edilen normların değil, inançların ve kimliklerin başat rol oynadığını göstermektedir. 
Cilt 25 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 39
Şaban H. Çalış, Kısmet Metkin
Özet Çevirileri
Yunan ordusunun Batı Anadolu’dan çekilmesiyle birlikte Rum göçmenler ve yerli Rumlar limanlarda Anadolu’yu terk etmek için toplanmıştır. Amerikan ve diğer Avrupa devletlerinin gemileri bu göçmenlerin taşınması ve sağlık gibi diğer ihtiyaçlarının giderilmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Bu makalede Amerikan arşiv kaynaklarına göre Rum göçmenlere yapılan yardım ele alınmıştır.
Cilt 21 , Sayı 21 , Oca 2009 , Sayfalar 61 - 73
İbrahim Erdal
Özet Çevirileri
I. Dünya Savaşı sonrasında galipler tarafından oluşturulan sömürü düzenine dayalı emperyalizmin kendi içindeki tutarsızlıklar nedeniyle uzun süre ayakta kalamayacağı belliydi. Yeni düzene ilk başkaldırı Milli Mücadele’dir. Milli Mücadele’nin başarısı Büyük Taarruz, ismiyle müsemma bir dikkat ve özenle hazırlanmıştır. İngiltere’nin askeri, istihbarat ve siyasi desteğine sahip Yunan Ordusu, 1921 yılı sonunda Afyonkarahisar-Eskişehir-Bilecik-Mudanya cephe hattında durdurulabildi. Yunan Ordusu, işgal ettiği cephe hattında güçlü savunma sistemleri kurarak durumunu sağlamlaştırmaya çalıştı. Hemen bütün gücünü son yıllardaki savaşlarda tüketmiş olan Türk Ordusu’nun işgalcileri Türk topraklarından atmak için tek hamlelik şansı vardı. Büyük Taarruz adı verilen bu hamle işgalcileri üç haftadan daha kısa sürede Anadolu’dan söküp atmıştır. Büyük Taarruz ile ilgili çok sayıda Türkçe kaynak ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan Harp Cerideleri mevcuttur. Buna karşın bu kadar önemli bir askeri harekatın farklı kaynaklardan değerlendirilmesi ilmi metodoloji açısından esaslı bir gerekliliktir. İşgalcilerin planlarını, beklentilerini, taarruz esnasındaki durumu ve Türk Ordusu’nun ilerleyişini detaylı bir şekilde nakleden Amerikan Askeri Arşiv Vesikaları bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Amerikan vesikaları her ne kadar olayları Yunan bakış açısına göre ele almış olsa da tarihe ışık tutacak, birinci elden bilgilere ulaşmasını sağladığı için incelenmeye değer görülmüştür. 
Cilt 27 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 207 - 238
Hikmet ÖKSÜZ, İsmail KÖSE
Özet Çevirileri
Kıbrıs adası tarih boyunca göçler ve sorunlar adası olarak bilinmiştir. Son yüzyıla göz atıldığında görülecektir ki savaşın ve mücadelelerin dışındaymış gibi görünse de ada her zaman kendisini çatışmaların, savaşların ve mücadelelerin tam orta yerinde bulmuştur. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’ndan başlayarak ada hem menfaat çatışmalarının hem de ada merkezli başka çatışmaların tam ortasında yer alır. Ayrıca Kıbrıslı Rumların adayı Yunanlaştırmaya yönelik Enosis girişimleri yanınnda İngilizlerin Yunanistan’a yönelik politikası da ada etrafındaki sorunları kat be kat artırır. Adanın durumunu özellikle 1 Nisan 1955 tarihinden itibaren başlayarak sadece İngilizlere ve Türklere değil kendilerine yardımcı olmayan Rumlara yönelik de terör girişimlerine başlayan ve 16 Ağustos 1960 tarihinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluncaya kadar devam eden EOKA saldırılarına göz atılacak olursa ada pek çok masum insanın ölümüne yol açan saldırılar ve tedhiş eylemleriyle sarsılmıştır. Kıbrıslı Türkler bir yandan bu saldırılardan kurtulmaya çalışırken bir yandan da Volkan, 9 Eylül ve Türk Mukavemet Teşkilatı gibi yeraltı teşkilatları kurmuşlardır. Öte yandan sonuncusu hariç bütün organizasyonlar Yunanistan destekli profesyonel EOKA yapılanması karşısında başarısız olmuştur. Öte yandan Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına rağmen Kıbrıs Türklerine yönelik Rum saldırıları devam eder ve cumhuriyet trajik bir olayla, Kanlı Noel denilen süreçte sona erer. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk ve son cumhurbaşkanı Makarios’un da açıkça ifade ettiği üzere Kıbrıs Cumhuriyeti adanın Yunanistan’a ilhakı için bir atlama tahtası olmuştur. Bu bilimsel çalışmada 1963’ün ilk gününden itibaren yaşanılan siyasi gelişmeler ve Makarios tarafından yaratılan tuzaklar Amerikan belgeleri ışığında irdelenecektir
Cilt 13 , Sayı 26 , Oca 2013 , Sayfalar 249 - 271
Ulvi KESER
Özet Çevirileri