Arama Sonucu: 267 Aranan: Historians
Mükrimin Halil Yinanç (1900-1961) Meşrutiyetten Cumhuriyete uzanan dönemin bizde modern tarih yazımı konusunda dikkate değer şahsiyetler arasındadır. Mükrimin Halil’in düşünce çevresi ile bu çevredeki konumunu ve bir de tarih yazımına katkılarını açıklarken dönemin şartlarını, erken cumhuriyet döneminde İstanbul muhitinde yetiştiği çevreyi ve bu çevre ile ilişkilerini dikkatle inceledik. Mükrimin Halil Yinanç, Elbistan’ın en eski Türkmen aşiretlerine bağlı ve köklü Müslüman geleneklerine sahip bir ailenin bir ferdi olması bakımından muhafazakâr bir kültür çevresine mensuptur. 1916’da İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesinde tarih tahsiline başlamış, burayı bitirince (1919) Mekteb-i Mülkiye talebesi olmuştur. Buradan mezun olunca (1921) Davut Paşa Ortaokulu’na tarih öğretmeni olarak atanmış, 1923’ten itibaren bu görevinin yanısıra yeniden etkinleştirilen Türk Tarih Encümeni’nde kütüphane memurluğu görevini üstlenmiştir. İşte bu sırada İstanbul şehrinin romantik aydın çevresine girmiş, ölünceye kadar bu çevreye bağlı kalmıştır. Mekteb-i Mülkiyede okurken içinde bulunduğu memleketçi hareketin bir mensubu olarak tarihçilik uğraşına başlamış, özellikle Tevaif-i Mülük (Beylikler) ve Selçuklu konularında topladığı nadir eserler ve ortaya koyduğu nadide çalışmaları sayesinde dönemin en seçkin tarihçileri arasında yerini almıştır. Bu çalışmalarının bir devamı olarak Paris’te aynı konuya ilişkin araştırmalar yapmış, bu sırada Fransızların şarkiyat enstitüsü Société Asiatique üyeliğine seçilmiştir. Fransa’dan yurda döndüğü yıllarda bu bilgi, beceri ve deneyimlerinin etkisiyle Türk Tarih Tetkik Cemiyeti üyeliğine seçilmiştir. Mükrimin Halil, Atatürk’ün önderlik ettiği yeni oluşum içinde, Tarih Tezini savunanlar ve açılımını yapanlar arasında bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Mükrimin Halil Yinanç; Société Asiatique; Anadolucu Hareket; Türk Tarih EncümeniA LORD OF THE PAST TIMES: MÜKRIMIN HALIL YINANÇAbstract: Mükrimin Halil Yinanç (1900-1961) is one of the remarkable personages of modern history writing in the period from Constitutional Monarchy to Republic, in Turkey. Describing Mükrimin Halil Yinanç‘s intellectual milieu vis-à-vis his position within this environment besides his contribution to historiography, we meticulously examined the conditions at that period, the environment in Istanbul where Mukrimin Halil Yinanç grew up in the early Republican Period and his relationship with this  environment. Since Mukrimin Halil Yinanç is a member of a family related to oldest Turkmen tribes in Elbistan, with long-established Muslim traditions, he belongs to an environment determined by a conservative culture. In 1916, he studied history at the Faculty of Literature in Istanbul Darulfünun; when he graduated from this faculty (1919), he became a student in Mekteb-i Mülkiye (The School of Political Science). After his graduation (1921), he was appointed to Davut Pasha Secondary School as a teacher of history. In addition to this task, he undertakes a mission in a re-actived institution, namely Türk Tarih Encümeni (Council of The Turkish History) as a library officer, beginning from 1923. In the meantime, he got involved with the environment shaped by the romantic intellectuals in Istanbul and stuck to this milieu until his death. While studying at Mekteb-i Mülkiye, as one of the members of the ‘Memleketçi’ movement, he pursued the occupation of historiography activity and took a place within the prominent historians at that period, especially due to the rare books that he collected and unique studies that he made in the field of Tevaif-i Mülük and Seljukes. As an extension to these studies, he conducted research on the same subject in Paris; in the meantime, he was elected as a member of the French Institute of Oriental Studies (Société Asiatique). During the period after he returned back to the homeland from France, he was elected as a member of Türk Tarih Tetkik Cemiyeti (Turkish Historical Research Society) due to his knowledge, skills and experiences. Mükrimin Halil was not a part of the new formation led by Atatürk, i.e. among ‘Turkish History Thesis’ defenders and reformers. Key Words: Mükrimin Halil Yinanç; Société Asiatique; Anatolist Movement; Society of Turkish History
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 195 - 203
Mustafa ORAL
Özet Çevirileri Öz
The crusades encompass so many factors that attempts to treat them as colonialism, papal hegemony theory loot theory etc. Historians from the Near East and non-European countries once saw the crusades as the first emergence of a cyclical European colonialism which would lead to Columbus, the British empire, and the partitioning of the globe following World War Two. Without doubt, the crusades were wars of expansion window-dressed with religion. These invasion had perennial effect both in Muslim and in Christian Worlds. Through these clashes the West had recognized a totaly alien world with its developed cultured and accordingly in this period transferred much to its homeland. On the contrary, Muslim world seems to have developed an introversion and thus have fossilized its main stream. It is not an exaggeration to claim that invasion of Bağdat by Mongols and that of Muslim land by Crusaders are among the main reasons to account for its underdevelopment
Cilt 7 , Sayı 20 , Oca 2004
Şaban Ali Düzgün
Özet Çevirileri Öz
Tarihçilerin bir kısmına göre Yahudilik tarihte bilinen en eski monoteist dindir. Bu nedenle de kendisinden sonra ortaya çıkan Hıristiyanlık ve İslam’a kaynaklık ettiği düşünülür. Fakat Tevrat evrensel ve mutlak hakim bir tek tanrı anlayışını çok net ortaya koymaz. Tevrat’ta Yahve, kendisinin sadece İsrailoğullarının tanrısı olduğunu söyler. Hem Tanah’taki tanrı düşüncesinin gelişimi, hem zaman zaman İsrailoğulların başka tanrı ya da tanrıçalara tapınmaları Yahudilikteki Tanrı fikrini tartışmalı hale getirmiştir. Bu anlamda Aşerah ismi Tanah’ta geçen antik bir Kenan tanrıçasıdır. Bu yazıda Tanah'ta kırk yerde ismi zikredilen  ve arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılan yazıtlarda ismi Yahve ile beraber geçen Aşera’yı inceleyerek Yahudilikteki Tanrıça inancının varlığını ele alacağız. İlk önce Aşera’nın anlamı ve tarihsel gelişimine yer verip sonra Tanah’ta Aşera’dan nasıl bahsedildiği ve son olarak da arkeolojik çalışmalarda aşera ile ilgili bulgulara yer verilecektir. 
Cilt 0 , Sayı 41 , Oca 2016 , Sayfalar 19 - 36
Cengiz BATUK, Mevlüde KÖROĞLU
Özet Çevirileri
Bu makale, 1914-1918 döneminde Trabzon vilayetine bağlı olan Ordu kazasında Birinci Dünya Savaşı boyunca yaşanan olayları içermektedir. Savaş döneminde Doğu Karadeniz bölgesinin Rus işgali altına girişine paralel olarak, Ordu kaza merkezi tarihinde karşılaşmadığı yoğun nüfus akımı, asayiş ve iaşe problemleriyle karşı karşıya kalmıştır. Savaş döneminde Ordu kazasında yaşanan savaşla ilgi gelişmeler, seferberlik ilanı, yöre halkının cepheye gidişi, Ermeni ve Rum tehciri, kasaba yönelik Rus donaması saldırıları, Doğu Karadeniz bölgesi muhacirlerinin bölgeye gelişleri, barınmaları ve iaşe sorunları ve kaza yönetiminin karşılaştığı asayiş sorunları ele alınmıştır. Araştırmada yerel tarih araştırıcıları tarafından yazılan eserler ve anlatımları, Osmanlı arşiv belgeleri ve muhacirliğe çıkanlar ya da muhacir yakınlarının yayınlanmış Ordu kazası ile ilgili görgü ve tanıklıklarından faydalanılmıştır. Kısaca Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Karadeniz bölgesinin cephe gerisini oluşturan Ordu kazasında yaşanan olaylar, Doğu Karadeniz bölgesinde yaşanan Rus işgali ve savaşın yarattığı bölgeye yönelik etkiyi dört yıllık bir zaman dilimi açısından değerlendirilmektedir.
Cilt 17 , Sayı 17 , Oca 2014
Rahmi Çiçek
Özet Çevirileri
Türk bir aileden gelen Bîrûnî, 3 Zilhicce 362/4 Eylül 973 senesinde Harizm’de doğmuş 443/1051’de Gazne’de vefat etmiştir. Hayatı boyunca döneminin bütün bilimleriyle uğraşmış ve eserler vermiştir. Eser verdiği alanlardan birisi de tarih ilmidir. Bîrûnî tarih felsefesi ve tarih biliminin felsefesi bağlamında kendinden önceki İslâm tarihçilerinden farklılık arz etmektedir. O, tabiat ve toplumun değişmez yasalar çerçevesinde işlediğine inanmaktadır. Buna bağlı olarak da tarihi hadiseleri döngüsel tarih felsefesi anlayışı içinde değerlendirmektedir. Bîrûnî, tarihi hadiseleri değerlendirirken ana kaynakları kullanmaya büyük bir önem vermektedir. Haberleri, bilim, akıl, mantık, evren ve dünyada işleyen yasalar çerçevesinde kritiğe tabi tutmaktadır. Böylece haberlerdeki doğruyu ve yalanı birbirinden ayırt etmektedir. Bu kriterlere uymayan haberleri reddetmektedir. Onun yalan haberleri ortaya çıkarmak için uyguladığı bir diğer ölçü, mukayese metodudur. Haberleri objektiflik ilkesiyle ele almakta, tarihi hadiseleri birden fazla sebeple değerlendirerek yorumlamaktadır. İslâm tarihinde, tarihi bu kriterler çerçevesinde değerlendirme anlayışını İbn Haldun’la başlatmak bir gelenek haline gelmiştir. Nitekim o, bu konuları daha derin bir boyutta ele alarak sistematize etmiştir. Ancak bu kriterler, İbn Haldun’dan üç buçuk asır önce yaşayan Bîrûnî tarafından kavramlaştırılmış ve kullanılmıştır
Cilt 10 , Sayı 2 , Oca 2010 , Sayfalar 19 - 38
Abdullah DUMAN
Özet Çevirileri
Öz: Hz. Muhammed’in biyografisi için kullanılan siyer, İslam tarih yazıcılığının temelinioluşturur. Bu sebeple İslam geleneğinde biyografi, Batı literatüründeki tarihle ilişkisine nispetle,daha ziyade tarih yazımının bir parçası olarak görülmüştür. Bu çalışma, tarih yazımıçerçevesinde biyografi türünün Batı geleneği içindeki gelişimini ve ona eşlik eden metodolojikproblemleri ele almaktadır. Bununla beraber bu problemlerin, tarihçilerin yüzyüze geldiğibenzer problemlerin esasında bir uzantısı olduğu ortaya konmaktadır. Batı’da biyografiningelişimi ve bu dal etrafındaki tartışmalar, İslam tarih yazıcılığındaki durumla karşılaştırılmıştır.Ardından biyografiyle ilgili problemlerin siyer yazımı açısından anlamı değerlendirilmişve siyerin odağındaki kişinin (Hz. Peygamber) tabiatı gereği, siyer yazarlarının objektif olamayacağıileri sürülmekte, ancak tarihçilerin ellerindeki belli yöntemlerin yine de kullanılabileceğisonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Siyer, Biyografi, Hagiografi, Tarih Yazıcılığı.The Life of the Prophet in Historiography Based on BiographiesAbstract: Sirat, Prophet Muhammed's biography, is the starting point on which Islamic historiographyis based upon. This has caused the biographic genre to be seen more a part of historiographyin the Islamic tradition, especially when compared to the genre's relation with history inthe Western literature. This article explores the development of the biographic genre in theWestern tradition within the framework of historiography and highlights the methodologicalproblems attributed to it. These problems, however, are shown to be an extension of similar problemsfacing historians. The development of and the discussions around biography in the West arealso compared to the case in the Islamic historiography. The problems attributed to biography arethen extended to their implications for Sirat writing and it is proposed that due to the nature ofthe person around which this biography tradition has developed, it would be impossible to approachthe subject objectively, although certain methods available to historians could still beused.Keywords: Sirat, Biograpy, Hagiograpy, Historiography.
Cilt 0 , Sayı 44 , Oca 2013 , Sayfalar 263 - 290
NİHAL UTKU
Özet Çevirileri Öz
Bu makale, 1769-1849 yılları arasında Anadolu’da yaşamış bir Kâdîrî Şeyhi olan Ahmed Kuddûsî’nin hayatı ve Divan’ındaki Kur’an atıflarını incelemektedir. Ayrıca Kuddûsî, şiirlerinde yaşadığı dönemin sosyal, siyasal, kültürel, dînî ve ahlâkî çalkantıları üzerine renkli ve zengin resimler de çekmektedir. Bu yönüyle Kuddûsî Divan’ı, sosyal ve siyasî tarihçiler için zengin sayılabilecek yoğunlukta malzemeler içermektedir. Şiirlerindeki Kur’an atıf ve telmihlerinin çoğunluğu, Mekkî âyetlerdeki ahlâk kurallarıyla ilgilidir. Şairimiz şiirlerindeki Kur’an atıflarında Ehl-i Sünnet çizgisinden sapmamakta ve genelde tasavvuf havzasında görülen “işârî yorumlar” yapmaktan uzak durmaktadır.
Cilt 16 , Sayı 16 , Oca 2004 , Sayfalar 129 - 184
Mustafa ÜNVER
Özet Çevirileri
Bulgar tarihçiler, 2010 yılında Bulgaristan’da basılan Justin McCarthy’nin “Ölüm ve Sürgün” adlı kitabı konusunda çok ilginç ve birbirinden farklı iki yaklaşım sergilemektedirler. Kitap, hem McCarthy’nin yorumunu kabul eden tarihçileri hem de bakış açısını değiştirmemekte direnen aşırı tutucu tarihçileri zor durumda bırakmıştır. Günümüze kadar yanlış bilgilerle beslenen, Müslüman halkının acılarla dolu ölümü ve sürgünü ile ilgili bilgi sahibi olmayan Bulgar kamuoyuna karşı çıkıp gerçeği söyleyebilecek cesareti bulan tarihçilerin olup olmadığı konusu, makalemizin içeriğini oluşturmaktadır.
Cilt 6 , Sayı 2- Avrasya İncelemeleri Dergisi , Oca 2017 , Sayfalar 201 - 2016
Zeynep ZAFER
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Büyük Selçuklular devrine çalışan tarihçilerin müracaât ettikleri kaynak türlerinden biri de münşeât mecmûalarıdır. Bu mecmûalarda devrin önemli münşîlerine ait inşâ örneklerinin yer alması şüphesiz teşkilat tarihi çalışmaları için çok kıymetlidir. Büyük Selçuklular devrine ait münşeât mecmûalarında birde “ihvâniyat” türü belge numunelerinin mevcut olduğunu biliyoruz. Şahsî içerikli olmaları sebebiyle bu belge örnekleri tarihçi için başka bir pencere açabilir veya başka bir bakış açısı kazandırabilir. Çünkü ihvanîyat türünde yazılanlar, devrin algısını ortaya koymaktadır. Kişisel fikirleri içermekte ve olumsuz kabul edilenlere göndermeler yapmaktadır. Bu çalışmada çağdaş iki münşînin Reşîdüddin Vatvât ve Atabeg el-Cüveynî’nin ihvâniyat örnekleri ele alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Cilt 2013 , Sayı XV , Oca 2013
Meryem GÜRBÜZ
Özet Çevirileri
Osmanlı uyruğundaki gayrimüslim etnik ve dini unsurların milli devletlerini kurmak amacıyla isyan ettiği XIX. yüzyılda, Müslüman Araplar Türklerle birlikte yaşamaktan yana tavır takınmışlar, siyasi geleceklerini Osmanlı Devleti ile birlikte tasavvur etmişlerdir. XX. yüzyıl başlarında, merkeziyetçi bir yönetimi savunan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birlikte hareket eden Arap aydın ve liderler olduğu gibi adem-i merkeziyeti savunanlar da olmuştur. Ancak İktidara geldikten sonra Jön Türklerin Türk milliyetçiliğine meyletmesi üzerine Arap yazar ve düşünürler arasında yerinden yönetim ve bağımsızlık modellerini gündeme getirenler ortaya çıkmıştır. Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Osmanlı Devleti ile birlikte hareket eden Arapların sayısı çok olmakla birlikte Arabistan, Mısır ve Suriye’de milliyetçi ve ayrılıkçı Arap yazar ve düşünürler cemiyetler kurarak taraftarlarını örgütlemeye başlamışlardır. Savaş sırasında IV. Ordu Komutanı Cemal Paşa, Suriye’de, ilk olarak Arap ayrılıkçı hareketleriyle uzlaşmaya çalışmışsa da başarılı olamamış ve milliyetçi liderleri ortadan kaldırmaya karar vermiştir. Cemal Paşa’nın emriyle yakalanarak Aliye Divan-ı Harbi Örfisine sevk edilenlerden otuz dört (34) kişi, Cemal Paşa’nın baskısıyla ölüm cezasına çarptırılmış ve idam edilmiştir. Cemal Paşa’nın milliyetçi Arap liderleri cezalandırarak asayişi sağladığı ve Arpların isyan etmesini engellediğini savunan bilim insanları olduğu gibi, bu idamların Şerif Hüseyin isyanına zemin hazırladığını iddia edenler de vardır. Bu çalışmada, Aliye Divan-ı Harbi Örfisince icra edilen idamların, Osmanlı Devleti’ne karşı Birinci Dünya savaşı sırasında çıkan Arap isyanına etkisi tartışılmıştır.
Cilt 27 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 297 - 310
Seydi Vakkas TOPRAK
Özet Çevirileri
Katip Çelebi, Osmanlı’nın modernleşme dönemi içinde önemli bir yere sahiptir. Eserleri hakkında yapılan bibliyografik çalışmalar eserlerinin yerli ve yabancı bilim çevreleri tarafından merak ve ilgi ile incelendiğini göstermektedir.Bu çalışma, Katip Çelebi’nin coğrafya alanında verdiği eseri Cihannüma ile ilgilidir. Şimdiye kadar Cihannüma’nın hangi yönleri ile bilimsel çalışmalara konu olduğu sorusu temel çıkış noktası olmuştur. Bunun için, Yılmaz (2011) ve Ağaoğlu (2013) tarafından hazırlanan iki ayrı bibliyografya eseri taranarak Cihannüma ile ilgili 99 esere ulaşılmıştır. Bu eserler, nitel bir çalışma ile doküman incelemesi yöntemi kullanarak analiz edilmiştir. Burada amaç kimler, hangi amaçla, nasıl Cihannümayı incelemişler belirlemektir. Tespit edilen bu ölçütlere göre taranan eserlerden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Buna göre, Cihannüma en çok tarih alanında çalışanlar tarafından kaleme alınmış ve toplamda en fazla üretilen eser türü makale olmuştur. Cihannüma ile ilgili ansiklopedi maddesi, kitap bölümü ve kitap sayısı makale ile kıyaslandığında yetersiz kalmıştır. Cihannüma çalışmaları, tıpkı Katip Çelebi ile ilgili diğer çalışmalarda olduğu gibi daha çok ölüm ve doğum yıldönümlerinde yoğunlaşmıştır. Bu konu üzerinde uzmanlaşmaya ve çalışmalarını Katip Çelebi’ye odaklamaya eğilim gösteren araştırmacılara ihtiyaç olduğu görülmüştür.Coğrafya tarihi açısından son derece önemli bir kişi olan Katip Çelebi ve onun bu alanda verdiği eseri Cihannüma, Osmanlı Coğrafya Tarihinde, Klasik Dönemden, Modern Döneme geçişi başlatmıştır. Bu nedenle coğrafya tarihi çalışmalarında gözden kaçırılmayacak, üzerinde daha ayrıntılı olarak durulması gereken bir eser olarak düşünülmelidir.Anahtar kelimeler: Cihannüma, Katip Çelebi, Modernleşme, Coğrafya Tarihi AbstractReflections Of Cihannüma: A Document AnalysisKatip Çelebi has an important role in Ottoman modernisation period. The bibliographic works about in his writing show that his writings were studied with great interest from local and foreign science environment. This paper deal with Cihannüma which is Katip Çelebi’s work about geography. Primary question is which aspects of Cihannüma was studied in scientific woks up to now. Therefore, two bibliography works are used which is prepared by Yılmaz (2011) and Ağaoğlu (2013) and I reached about 99 works. This works are analysed with document analysis method and qualitative works. The aim of this study determine that who, which purpose and how they study Cihannüma. We found that, Cihannüma is studied by the historians at most and the most writing works are article. When we compare the number of the encyclopedia article, the book tittle and the articles, the number of the boks are insufficient according as article. Works of Cihannuma concentrate on birth and death anniversary. It is seen that we need to the researcher who study about Katip Çelebi.Katip Çelebi, who is very important in term of the history of geography, begin passing from classical period to the modern period in Ottoman Geography’s History. So we think that there must be more worked about Cihannüma for the history of Geography.Keywords: Cihannüma, Katip Çelebi, Modernisation, History Of Geography.
Cilt 0 , Sayı 29 , Oca 2014 , Sayfalar 120 - 144
Nazan KARAKAŞ ÖZÜR
Özet Çevirileri Öz
Yazın dünyasının önemli isimlerinin farklı coğrafyalara yaptıkları seyahatlerin ardından kaleme aldıkları metinler, bugün, sadece yazın dünyası için değil, aynı zamanda sosyologlar, antropologlar, tarihçiler, siyaset bilimciler ve kültür araştırmacıları için de önemli başvuru kaynaklarını oluşturmaktadır. Yazar ve sanatçıların diğerlerinden farklı bir duyarlılık ve bakış açısıyla kaleme aldıkları gözlemleri bizlere görünenin altında gizlenen gerçeklikleri ve işleyişlerini gösterirler. Sanatçının imgelemi, bazen gerçekleri gizlese de, soyutlayıp bağlamından koparıyor görünse de, diğer birçok bilim dalının söyleyemediğini ya açıkça dile getirir ya da telkin eder. Bu açıdan bu metinler büyük önem arz etmektedirler. 1986 yılında, Gorbaçov yönetimindeki dönemin Sovyetler Birliği, Kırgızistan’ın Bişkek/Frunze ilinde, Cengiz Aytmatov’un öncülüğünde gerçekleştirilen Issık-Göl Forumu’na aralarında Claude Simon, Arthur Miller, Peter Ustinov, Federico Major, Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli gibi önemli isimlerin bulunduğu 15 sanatçı ve düşünürü davet eder. Çağdaş Fransız yazınının tanınmış isimlerinden, Nobel ödüllü Claude Simon bu gezi boyunca aldığı notları Fransa’ya dönüşünden sonra düzenleyerek L’Invitation/Davet ismiyle yayınlar. Simon’un yapıtı, ‘Demir Perde’nin ardındaki dünyayı alaycı ve usta bir anlatımla betimlemekte, bugün bile ‘kapalı kutu’ olarak gizemini koruyan Sovyet rejiminin ve bu coğrafyadaki yaşam biçiminin çarpıcı görünümlerini sunmaktadır. Bu çalışmada, metnin anlatı yapısı analiz edilerek, Batılı ve özgür bir aydın olan Claude Simon’un gözünden aktarılan bu yolculuğa ve Gorbaçov yönetimindeki Sovyetler Birliğine ait fragmanlar örneklerle gösterilmeye çalışılmıştır.
, Sayfalar 27 - 34
Ahmet GÖGERCİN
Özet Çevirileri
According to dominant view in ancient Greek ideology significance was attributed to economics as much as to human notion, which was effected by religion, philosophy and ethics perspectives. When we say Ancient Greece we are talking about an era in which the bases of sciences were set, as well as an era in which humankind discovered his honor. Therefore we call it Complete Human in Hellenism. Romans, on the other hand were warriors and statesman. They bequeathed parts that set the basics of law and politics for future civilizations. Thus, we call Complete State. In Ottoman logic structure, value was added to both human and to state notion. We called both human and state in Ottoman due to their fulfilled standing positions. Our work was done within this logic structure. A vast literature review was conducted. We researched university libraries in different cities in Turkey primarily in Istanbul. We also researched works not only from Turkish economics historians but also from western scholars. Through inductive reasoning we concluded that humanism found its notion in Hellenism, state in Rome and we found that both nurtured in Ottoman.
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 1 - 16
Ahmet Dinç, Zafer Celik, Bahattin Altay
Özet Çevirileri Öz
Contributions to Anatolian History and Numismatics 13-1413. Abydos – where Alexander started his campaign against the PersiansBetween AD 177/8 and the reign of the emperor Maximinus Thrax (235-238) the city of Abydos in the Troad (modern Çanakkale), situated on the Asian shore of the Hellespont, minted five emissions of medallions with a very interesting reverse image. In the centre of this picture, that may have used a painting as a template, an armoured man is shown with a spear in his left hand. Surrounded by two other combatants he stands on the deck of a vessel, whose stem is decorated with the helmeted head of the goddess Athena. The central male figure waves with his right hand, probably as a command to other ships to follow him. Another significantly smaller vessel, manned by a single warrior who represents the whole crew pars pro toto, is depicted in front of the commander’s ship. We may conclude that the commander’s order is obeyed. In the background of the coin image a trumpeter stands on a tower, obviously giving the signal for departure.The interpretation of this coin image has been long debated. Friedrich Imhoof-Blumer, guided by the coin legends, which were misread as ΛOVKOVΛΛΟC, considered that the coin might depict Sulla and Lucullus crossing the Hellespont from Sestos to Abydos in the year 86 BC, but he was finally unconvinced by this proposal. In 2001 Italo Vecchi, without discussing Imhoof-Blumer’s interpretation, suggested that the scene on the Abydos medallions should be interpreted as Alexander the Great crossing the Hellespont in 334 BC. His proposal was not accepted by Carsten Dahmen, who discussed the Abydos coin image in his book on Greek and Roman coins depicting Alexander, although he was unable to refute Vecchi’s interpretation.Arrian of Nikomedeia, our best source for Alexander’s campaign against the Persians, tells us that Alexander went from Sestos to the top of the Thracian Chersonesos and crossed over from Elaious to the Asian shore. This may discourage us from accepting Italo Vecchio’s explanation, but Arrian’s account includes the observation that different versions of the story of Alexander crossing the Hellespont circulated, and that the story describing the crossing from Elaious, which he followed himself, was the version most commonly adopted by Alexander’s historians. However, other traditions clearly existed, and we should conclude that one of them related the circumstances which were depicted on the Abydos medallions.  According to this version Alexander and his army must have crossed the Hellespont from Sestos to Abydos. After leaving the harbour in Sestos, the expedition sailed southwards to the tower of Hero, where Strabo writes that the force of the stream directs the ships to the opposite shore near Abydos. Alexander was the first to land and threw his spear into Asian soil to claim it as his δορύκτητος χώρα (‘spear-won territory’). The people of Abydos may have decided to mint these medallions, illustrating their central role in this tradition, around/on the 500th anniversary of Alexander’s crossing, in response to the publication of Arrian’s Anabasis.Abydos’ historical link with the start of Alexander’s Persian campaign in Asia was a very important aspect of the city’s identity. Other cities of Asia Minor, including Apollonia Mordiaion and Sagalassos, also claimed a special relationship with the Macedonian king. Especially at times when Roman emperors led campaigns against the Iranians (Persians?), identifying themselves as new Alexanders, it was beneficial for a city like Abydos to accentuate its role as the point of departure for Alexander the Great’s world-changing campaign. The traditional view of the Hellespont as the border between Europe and Asia also served to define this military operation as a historic turning-point. Thus the image on the Abydos medallions should be interpreted in the same way as paintings depicting Caesar crossing the Rubicon, Washington crossing the Delaware, Blücher crossing the Rhine, or Napoleon’s traverse of the Alps and the Neman (Memel).14. Antandros, a city at the southern foothills of Mt. Ida:  a coin illustrating a scene from Virgil’s Aeneid and the city’s tutelary goddessAntandros was a small town in the southern foothills of Mount Ida in the eastern part of the Troad. The literary tradition about the city is scarce, and only a few inscriptions have come down to us. We may hope that the Turkish excavations, which started in 2001, will enhance our knowledge. However, we can also gain new information about the city by bringing a nearly unexploited kind of evidence into the discussion, the city’s coins. This helps to create a sharper profile of Antandros and its identity in antiquity.Our literary sources repeatedly mention the city’s rich timber resources and ship-building based on timber brought down from Mt. Ida. The German philologist Klausen observed in 1839 that coins depicting a tree minted by Antandros and its neighbour city Skepsis, alluded to the abundance of forests and timber around these cities, and that the tree should be identified with a significant local species, Klausen’s proposal was ignored by subsequent numismatists and scholars who identified the tree as  a palm. Corrections of this misinterpretation by Friedrich Imhoof-Blumer and Louis Robert have not been heeded. We know now that the vegetation of Mt. Ida contains many endemic plants, and one of the most conspicuous is Abies nordmanniana ssp. equi-trojani, the Trojan fir (Turkish fir, Kazdağı fir). Originally the species only grew in this region, but in the last decades it has been introduced to many other parts of the world, especially to northern Germany and Denmark, where hundreds of thousands of examples are grown for sale as Christmas-trees. Homer referred to this particular fir in the Iliad, as it served as a hideaway for Hypnos in the episode describing how hewas collected by Hera when she put her husband Zeus to sleep. Quintus Smyrnaios mentioned the Trojan fir in his account of the building of the Trojan horse: the Greeks cut many specimens on Mount Ida as timber to build that sinister beast.Around ten years ago, a large and very interesting medallion, minted by Antandros in the time of Severus Alexander, was auctioned by the American auction house, the Classical Numismatic Group. The coin’s reverse depicts Aeneas leaving the Troad. He is shown pulling his young son Askanios with his right hand, as he carries his old father Anchises on his left shoulder. In the background we see the rear part of a ship. This coin image recalls the opening scene of Virgil’s Aeneid book 3, where Virgil mentions Antandros by name as the place of Aeneas’ departure from the Troad. By drawing on this tradition, disseminated by the most widely read Latin author, Antandros advertised both its own importance and its affinity with Rome. Another Virgilian passage also illuminates Antandros’ self-promotion. Aeneid 9, 80-92 relates that Aeneas was only able to build the ships that carried him Latium, with the help of a goddess, who provided the necessary timber from conifers growing in her sanctuary. In Virgil calls the goddess Berecyntia, i.e. the Phrygian goddess. As she speaks of Mount Ida as ‘our mountains «montes nostri», she must be identified with the Mater Deum Magna Idaea, also named Kybele, Meter theon, Rhea, Adrasteia, and so forth. Virgil and other authors show that there was a sacred grove with altars of this goddess in the mountainous and thickly wooded area forming part of Antandros’ territory. The head of a goddess, who is depicted on the classical silver coins of Antandros and which until now has been regarded as Artemis Astyrene, should be identified with the Mater Deum Magna Idaea. Her sacred tree was the Trojan fir, under which her lover Attis was killed by a wild boar. She was also venerated by the citizens of Antandros’ neighbours, Skepsis and Skamandreia, and it is no surprise that the Trojan fir, or one of its cones, is also shown on their city coinage. The Antandrian, Skepsian and Skamandreian coins depicting this tree were notdesigned to evoke the natural landscape of Mount Ida, but should be understood as a mark of homage to the Mater Deum Magna Idaea, who also had the function of a ‹potnia theron› and of an oracular goddess.Strabon indicates that the goddess’s cult was closely linked with that of Dionysos, who was widely venerated in the Troad. TImages of a goat, a bunch of grapes and an ivy leaf on the coins of Antandros are to be understood as allusions to Dionysos worship in Antandros and its territory. Further important gods of Antandros were Apollon, his son Asklepios and Hephaistos, whose cultic significance had to do with iron mining and the prosperous blacksmith’s craft at Antandros, that may have produced weapons for the Roman army. According to local lore the Judgment of Paris (Iudicium Paridis) also occurred on Antandrian territory. Another Antandrian medallion refers to the myth that Apollo’s singing was audible near the source of river Skamandros.  The true background of this mythical story was revealed by the great German physician Rudolf Virchow, who was unaware of this coin, but reported in his book on the Troad (1879) that both he and his companions heard a singing voice where the Skamandros comes out of the rock. In sum, the coins of Antandros reflect legends and phenomena that instilled its citizens’ sense of the gods’ protection and favour to the city as well as of their own self-worth. Especially under Roman rule such feelings were important in maintaining a small community’s autonomy and status.
Cilt 14 , Oca 2017 , Sayfalar 23 - 100
Johannes Nollé
Özet Çevirileri Öz
Denizcilik tarihi hakkındaki birçok makale ve kitap, deniz subaylarıtarafından Türk Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında yazılmıştır. Bunların birçoğu çeviri ve derleme iken,bazı arşiv kaynaklarını kullanarak bu yazarlar tarafından kaleme alınmış bazı telif araştırmalar da mevcuttur. Donanma Mecmuası ve Risale-i Mevkûte-i Bahriyyegibi dergiler belirli açılardan denizcilik tarihi çalışmalarına ışık tutmuştur. Deniz Mecmuası, Donanma dergisi gibi yayınlarda bugünkü denizcilik tarihi çalışmalara belli açılardan ışık tutmuşlardır. 1950’lerden sonra da denizcilik tarihçiliği konusunda bahriye kökenli tarihçiler eserler vermekle beraber akademik anlamda olan eserlerin fazla olmadığı görülmektedir. Akademik unvanları olmayan bu kişilerin belgelere dayanarak yaptıkları yayınlar birçok konuda Türk deniz tarihine ışık tutmuştur. Deniz subayı olmayıp Ticaret-i Bahriyye, Şirket-i Hayriye gibi çeşitli denizcilik konularında araştırmalarda denizcilik tarihçiliğine katkılarda bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet dönemi, denizcilik, tarih.AbstractMany articles and books on mari time history, written in thee arly years ofthe Turkish Republicby naval officers. While many of these translation andcompilation, archive using some resources that were written by the author somecopy right research are alsoavailable. Navy Journal and magazines like the Risale-i Bahriyye periodical has shed light on the study of maritime history fromcertainangles. Maritime Magazine, the magazine for to day's Navy mari time history of working in such publications as they shed light from certainangles. After 1950, although not in the academic sense naval historians acquired works on mari time historio graphy seems to be more of the work. Non-academictitles of their publications based on documents of these people have shed light on manyaspects of Turkish naval history. Ticaret-I Bahriyye not naval officer, conducts research in a variety of mari time issues such as Şirket-I Hayriye has contributed to the maritime historio graphy.Keywords: Republican Period, Maritime, History. 
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 59 - 84
Salih Hatip
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
Çanakkale seramikleri Anadolu’nun Türkleşmesi ve Ege adaları arasında yaşanan kültür sentezi sonucu oluşup gelişmiş bir halk sanatıdır. Kökeninde Selçuklu sanatının etkileri olduğu inkâr edilemez. Malzeme kullanımı, şekillendirme yöntemi, dekor özellikleri ve kimi benzer biçimlerle Bizans seramikleri ile bağlar da barındırır. Bu duruma sanat tarihçileri şüpheyle yaklaşsalar da, seramikçi gözüyle incelendiğinde, var olan benzerlikler göz ardı edilemez. Çanakkale seramiklerinin başlangıcını Akköy seramiklerine dek geriye götürmek gerekir. Akköy’ün beyaz astar dekoru ile Midilli’nin beyaz astar dekoru birbirine çok benzerdir. Bu durumda Çanakkale için Akköy ve Midilli arasında doğal bir bağ kurulmuş olur. Yaşanan savaşlar ve bu savaşların etkilediği insanların yaşadıkları göçler, kültür değişimleri oluşturmuştur. Bu durumdan Batı Anadolu kıyı yerleşimleri ve Yunan adaları da etkilenmiştir. Plastik malzemeler üretilip yaygınlaşana dek, zirai ve ticari faaliyetlerin seramik ürünlerle olan bağı önemlidir. Bu bağ iki kıyı arasında yaşanan sürekli hareketliliğin bir parçasıdır. Bu hareketlilik içinde yer alan seramikler ise, bizlere günümüzde devam eden benzerliklerin tanıkları olarak varlıklarını sürdürmektedir
Cilt 11 , Sayı 14 , Oca 2013 , Sayfalar 85 - 105
Mehmet Fatih Karagül
Özet Çevirileri
Mezopotamya, Mısır, Anadolu, İran hatta Amerika ve Uzak Doğu’da kurulmuş eski çağ medeniyetlerinden itibaren birçok devlette tesadüf edilen çift başlı kartal sembolü, dünyanın en eski ikonografik öğelerinden biridir. Bu ikonografik öğenin, tarih boyunca farklı coğrafyalarda kurulan, farklı etnik, dinî ve sosyo-kültürel yapıya sahip toplumlar tarafından benimsenmesi ve gerek devlet hayatında gerekse sosyo-kültürel hayatta yer edinmiş olması dikkat çekicidir.Başta sanat tarihçileri olmak üzere farklı disiplinlere mensup araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalar, çift başlı kartalın eski Türk inançları, Türk mitolojisi ve halk edebiyatında mevcut olan ikonografik bir öğe olduğunu ve bunun en belirgin örneklerinin Türkiye Selçukluları Devrine ait olduğu ortaya koymaktadır.Bu durum, söz konusu sembolün Türk tarihi bakımından önemi ve ifade ettiği anlam konusunda çeşitli çalışmaların yapılmasına, farklı görüşler ileri sürülmesine sebep olmuştur. Bu cümleden olmak üzere ortaya çıkan görüşlerin başında, çift başlı kartalın Selçukluların devlet sembolü olduğu iddiası gelmektedir.Bu çalışmada, Türkiye Selçuklu dönemine ait mimari eserlerde, sikkelerde ve sair sanat eserlerinde tesadüf edilen çift başlı kartal figürleri ve özellikle İbn Bîbî’nin meseleye mehaz teşkil eden kayıtlarından hareketle çift başlı kartalın Selçuklular dönemindeki anlamı ve devlet sembolü olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği incelenecektir.
, Sayfalar 117 - 141
Erkan GÖKSU
Özet Çevirileri
İlk Osmanlı sarayında ortaya çıkan çini kelimesi, İslam Dünyasında kullanım amacına bağlı olarak evani ve kaşı’ya ayrışan seramik imalatı bünye özelliklerine bağlı olarak tanımlayan yeni yaklaşım ileri sürmüş oldu. Gerçi sadece silisli bünyeye yönelik olan bu tanımlama Anadolu’da büyük rağbet gören çini seramikleri diğerleri arasından çıkararak onlara özel ve ayrıcalıklı bir konum kazandırdı. Günümüzde Çini sanatının toplumdaki algılama şekli ve eğitiminin Seramik bölümlerde değil, Geleneksel Sanatlarda yürütülmesi de söz konusu yaklaşımın neticesi olmalıdır. Zaman geçtikçe çini terimini kullanan çeşitli alan uzmanları bu kelimenin anlam yelpazesini genişleterek ona yeni çalarlar kazandırdılar. Bugün sanat tarihçileri arasında tüm mimari seramik çini olarak tanımlanırken, seramikçiler terimi daha çok silisli hamur, çini sanatçıları ise bu hamurdan yapılmış tüm mimari ve kullanım eşyası seramikler için kullanmaktadırlar. Ne yazık ki bu terminoloji sıkıntısı sadece çini kelimesinin kendisiyle sınırlı kalmadan bu sanata ait birçok terimlerde de kendini gösterir. Problemin bir diğer yönü ise çini kelimesinin Anadolu’ya özgü olması ve yabancı dillere “tile” veya “fayens” gibi çeşitli kelimelerle ifade edilmesiyle ilgilidir. Bildiride çini sanatının terminolojisi incelenecek ve var olan terimlerin farklı bilim ve sanat alanlarındaki günümüz kullanım şekli ve anlamları takip edilecektir. Bu araştırma ortak seramik çini terminolojisinin oluşturulması yolundaki mevcut engellerin belirtilmesi ve olaya geniş tarihi çerçeveden bakarak daha doğru sonuçlara ulaşma imkânı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Çini sanatı, terminoloji, Mimari seramik, Anadolu sanatı.
Cilt 2 , Sayı 4 , Oca 2014 , Sayfalar 1 - 13
Mezahir AVŞAR, Lale AVŞAR
Özet Çevirileri
Fikirleri evrensellik, milliyetçilik ve yerellik etrafında toplanan Sabahattin Eyuboğlu(1908–1973), düşünce dünyamızın zengin karakterlerinden birisidir. Sanat ve edebiyatın çeşitli alanlarında faaliyet gösteren düşünür, Hümanizma, Batılılaşma, Mavi Anadoluculuk, Köy Enstitüleri ve Halk kavramlarını kullanıp siyasal ve toplumsal yaşamda akılcılık ve bilimselliği ölçüt alır. Ağaç, Akşam, İmece, İnsan, Kültür Haftası, Tan, Tıpta Yenilikler, Ufuklar, Ulus, Ülkü, Varlık, Yaprak, Yeditepe ve Yeni Ufuklar gibi süreli yayınlarda Eyuboğlu, pek çok makale, deneme ve eleştiri yayımlamış, daha çok sanat, edebiyat ve zihniyet ağırlıklı metinler yazmasına rağmen tarihi metinlere de yer vermiştir. Ona göre, tarihte kuru bilgi değil, geçmişin doğrusu ve yanlışıyla zihinlerde yaşamasını sağlayan bilinçlendirici bilgi önemlidir. Bunun içinse geçmiş, hiçbir zaman şimdiye hâkim olmamalıdır. Anadolu kültürünün bütünleştiriciliği ise tarih tasarımının çıkış noktasıdır. Batı’nın kültürel değerlerinin Anadolu’da olduğunu savunan Eyuboğlu, halk ve insan kavramlarını metinlerinde belirginleştirir. Anakronizmden uzak durulması gerektiğini belirten düşünür, ezberciliği eleştirerek kalıplaşmamış bir tarih özlemine işaret eder.
, Sayfalar 187 - 206
Ümüt Akagündüz, Seval Yinilmez Akagündüz
Özet Çevirileri
ÖZBu calışmada Davud-i Karsi (1169/1756)’nin Kelami goruşeri ve eserlerindekiKelami kaynaklarıincelenmişir. Davud-i Karsi, Kars’ta doğuşve İtanbul’daonemli ilmi makamlara yukselmişbir İlam alimidir. İlami ilimlerin hemen heralanıda eser vermişve İlam’ı doğu anlaşımasıicin elinden gelen butun cabalarıgostermişir. Davud-i Karsi, Kelam Tarihcilerince ‘Şrh ve Haşyeler Donemi’olarak adlandııan bu donemin genel karakterine uyarak OsmanlıKelamalimlerinden Hıı Bey’in Kaside-i Nuniyye adlıeserini şrh etmişve Kelamigoruşerini bu şrhte gostermişir. O, bu eserini mensubu olduğ Maturidi ekolunungenel ilkeleri cercevesinde yorumlamışı. Bunu yaparken de Eş’ari Kelamekolune mensup alimlerin eserlerinden de fazlasıla istifade etmişir. Kelam ilmiyleilgili olarak; Şrhu’l-Kasideti’n-Nuniyyeti’t-Tevhidiyye, Şrhu Amentu billah,Şrhu Kasideti Bedi’l-Emali ve Risaletu beyanımeseletil İtiyarati’l Cuz’iyye ve’lİrakati’l Kalbiyye adlıeserleri telif etmişir. Bu calışada Davud el-Karsi’ninKelam ilmine ilişin eseri olan “Şrh-i Kaside-i Nuniyye” adlıeserindeki goruşerideğrlendirilmişir. Onun Kelami goruşeri ortaya konulmaya calışııken zamanzaman diğr ekollerin anlayışarıla da karşıaşıımaya gidilmişve Davud-iKarsi’nin orijinal goruşeri gosterilmeye calışımışı. Onun Kelam ilminin temelmeselelerindeki goruşeri Ehl-i Sunnet’in goruşnun bir tekrarıı. Bununla birlikteo, Maturidiler’in goruşnu oncelemişir.Bu calışada ayrıa Davud-i Karsi’nin Şrhu’l-Kasideti’n-Nuniyye’si esas alıarakkullanmışolduğ Kelami kaynaklar değrlendirilmişir. O temelde Kur’anayetlerinden hareketle eserini oluşurmuşur. Bunun yanıda yaşdığıdonemdeOsmanlımedreselerinde yaygı olarak okutulan Kelami eserler Davud-i Karsi’ninde temel kaynaklarını oluşturmaktadır. İtikadi goruşlerini mensubu olduğu Maturidiekolunun genel ilkeleri cercevesinde yorumlarken Eş’ari ve Maturidi kaynaklarııayıı yapmaksıı kullanmışı. Davud-i Karsi, yer yer kendi yorumlarııkatsa da genel olarak goruşeri Eş’ariliğn ve Maturidiliğn goruşerinintekrarıdan ibarettir. Turk alimi Birgivi’nin eserlerinden de faydalanmışı. Davud-i Karsi doneminin yaygı Kelam kaynaklarııkullanarak onemli bir Kelameserini Kelamcıara kazandımışı.Anahtar Kelimeler: Davud-i Karsi, Kelam, hur irade, teşbih, Allah’ı sıfatlarıRu’yetullah, Şerhu’l-Kasideti’n-Nuniyye. ABSTRACTDâvud al-Karsî (1169/1756): His Theological Aspects andhis Theological SourcesIn this study it has been investigated Davud al-Karsi’s theological aspects andhis theological sources. Davud al-Karsi was born in Kars and he was raised inIstanbul, a major Islamic scholars scientific authorities. He has works in almostevery area of Islamic sciences and he showed all his efforts in his power to correctunderstanding of Islam. Davud al-Karsi’s works are the salient features of hisera which scholars of 18th Century. This era was called by historians of theology“Commentaries and Marginalia”. Hıı Bey’s work ‘Kaside-i Nuniyye’. Davudal-Karsi who called his work “Şrh-i Kaside-i Nuniyye” is a member of the schoolof Maturidite interpreted their views within the framework of general principles.His theological aspect stands up near Maturidiyya. He wrote, Şrhu’l-Kasideti’n-Nuniyyeti’t-Tevhidiyye, Şrhu Amentu billah, Şrhu Kasideti Bedi’l-Emali veRisaletu beyanımeseletil İtiyarati’l Cuz’iyye ve’l İrakati’l Kalbiyye.Davud al-Karsi used as the source the basic works of Kalam in the Ottomanmadrasas taught. Several studies were conducted on the works and ideas, thisscholar in the Sharh al-Kasideti’n Nuniyye theologıal sources that were used.Established based on the work of the verses of the Koran. It is understood thatthe main sources of Dawud al-Karsi’s theological sources are widely sources in themadrasas of Ottoman monuments. He benefited the Telbisu İlis especially whenaddressing issues of mysticism. Dawud al-Karsi using common resources has givenresearchers an important work of Islamic Theology.Keywords: Davud el-Karsi, free-will, tashbih, adjectives of God (Allah’ın Sıfatları), Ru’yetullah, Kaside-i Nuniyye, Islamic Theology, Sharh al-Kasideti’n Nuniyye. 
Cilt 0 , Sayı 41 , Oca 2014 , Sayfalar 78 - 99
Resul ÖZTÜRK
Özet Çevirileri Öz
Son zamanlarda on yedinci ve on sekizinci yüzyıl Osmanlı tarihi üzerine yapılan araştırmalar özellikle Osmanlı “gerilemesi” tezi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bernard Lewis ve takipçisi tarihçilerin ısrarla vurguladığı eski ve halen yaygın genel kanaat Osmanlı’nın son üç yüz elli yılını “kaçınılmaz gerileme ve çöküşü” tezi çerçevesinde yorumlar. Buna karşılık, Fernand Braudel, Roger Owen, Linda Darling, Gábor Ágoston gibi batılı tarihçiler tarafından ortaya konan alternatif yaklaşım ise bir imparatorluğun üç yüz yıl boyunca çökmesinin mümkün olup olmadığı ve şayet öyleyse, imparatorluğun bu sürekli çöküşe nasıl dayandığı sorusuyla başlar. Bu alternatif yaklaşım çerçevesinde konuyu ele alan elinizdeki mevcut çalışmanın amacı, Köprülü restorasyonu denilen on yedinci yüzyılın ikincisi yarısında Habsburg serhadinde uygulanan politikalar ışığı altında gerilemeci tarih yazımının noksanlıklarına değinmektir. Her ne kadar kimi Osmanlı yazarları ve modern tarihçiler söz konusu dönemde açık bir gerilemenin varlığından bahsetse de, Köprülü ailesinden gelen vezirlerin elde ettiği siyasi ve askeri başarıların yanı sıra serhat boylarındaki Osmanlı paşaların yürüttüğü esnek politikaların bu iddianın aksini gösterdiği vurgulanmaktadır.
Cilt 2011 , Sayı IX , Oca 2011
M. Fatih ÇALIŞIR
Özet Çevirileri
2005 yılı sonrası öğretim programlarında yapılan değişiklikler, Sosyal Bilgiler derslerinde yeni öğretim yöntemlerini de gündeme getirmiştir. Bu öğretim yöntemlerinden biri de sözlü tarihtir. Bu çerçevede araştırmanın amacı, sözlü tarih öğretim yönteminin okul düzeyinde öğrenciler tarafından gerçekleştirilme boyutunu ortaya koymaktır. Araştırma nitel bir araştırma olup eylem araştırması desenine sahiptir. Araştırmanın çalışma grubunu bir devlet okulunun 5. sınıfına devam eden 60 kişilik bir öğrenci grubu oluşturmuştur. Bu grubun 36’sı kız, 24’ü ise erkek öğrencidir. Üç kişilik gruplardan oluşan öğrenciler, sözlü tarih etkinliği kapsamında tarihsel süreç içerisindeki oyun ve oyuncağın değişim ve sürekliliğine ilişkin araştırma yapmış, 50 yaş üstü yetişkinlerle mülakatlar gerçekleştirmiş ve araştırma sonuçlarını rapor halinde sunmuşlardır. Öğrencilerin sözlü tarih ödevleri, yarı yapılandırılmış görüşme formu ve süreç içinde tutturulan öğrenci günlükleri eylem araştırması kapsamında veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Elde edilen verilere içerik analizi uygulanmıştır. Araştırma sonuçları öğrencilerin büyük bölümünün sözlü tarih sürecini uygulayabildiklerini ve süreçten keyif aldıklarını ortaya koymaktadır.Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler, Sözlü tarih, Öğrenci, Eylem araştırması CHILD GAMES and TOYS WITHIN the FRAMEWORK of CHANGE and CONTINUITY: AN ORAL HISTORY STUDYAbstract: After the new educational programs launched in 2005, the new teaching methods used in Social Studies courses came to the fore. The oral history is one of those teaching methods highlighted in the Turkish Social Studies Teaching Program. Oral history as a way of teaching method is new to both teachers and students. Thereby, the present study aims to implement oral history within school settings and to find out students’ viewpoints about the process that they experienced as well as their achievement in conducting oral history on child games and toys. The study is planned in the line of constructivist research orientation where action research among qualitative designs is benefitted. The state school students (n=60) who are 5 graders participated in the study. Students in groups of three make a research about “change and continuity” of child games and toys from past to present. Additionally, they carried out interviews with adults above 50 using the principles of oral history. They compiled their research and interview data to form their oral history report. Students’ oral history reports and interview forms and diaries are the data collection tools of the research. Content analysis was realized in the study. The results of the analysis indicated that most of the groups were successful in conducting oral history. Also majority of the groups emphasized that they were happy to function as “little historians”.Keywords: Social Studies, Oral history, Student, Action research
Cilt 5 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 74 - 96
Yücel KABAPINAR, Sibel İNCEGÜL
Özet Çevirileri Öz
Tarihçilerin “Medeniyetlerin Şafağı” olarak adlandırdıkları Eski Ortadoğu’nun, “devlet” kavramının ilk olarak ortaya çıktığı yer olması dolayısıyla, idare tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu bölgede devlet kurumunun ve kamu yönetimi teşkilatının ortaya çıkmasına rol oynayan iki önemli etken bulunmaktadır: Coğrafi alanın özelliği ve sosyal boyut. Özellikle farklı kültür ve medeniyetlerin buluşma ve kaynaşma yeri olan bu bölgede halkın müşterek sorunlara kolektif yaklaşma zorunluluğu, sürekli bir idari yapılanmanın oluşmasına katkı yapmıştır. Bu bölge kavimlerinin sahip olduğu ruhsal ve mitik kökenli yönetim anlayışı (hiyerokrasi) da, “evrende düzeni sağlayan Tanrı’nın yeryüzündeki yansıması olan devlet ve devlet kurumları”nın oluşmasına psikolojik destekte bulunmuştur. Bu makalede, Eski Ortadoğu’nun iki temel medeniyet havzası olan Mezopotamya ve Mısır’ın siyasi ve idari yapıları, günümüz kamu yönetimi kavramları yardımıyla karşılaştırılmaktadır.
, Sayfalar 21 - 43
Hamza Ateş, Soner Ünal
Özet Çevirileri
Tarihçilerin “Medeniyetlerin Şafağı” olarak adlandırdıkları Eski Ortado- ğu’nun, “devlet” kavramının ilk olarak ortaya çıktığı yer olması dolayısıyla, idare tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu bölgede devlet kurumunun ve kamu yönetimi teşkilatının ortaya çıkmasına rol oynayan iki önemli etken bulunmaktadır: Coğrafi alanın özelliği ve sosyal boyut. Özellikle farklı kültür ve medeniyetlerin buluşma ve kaynaşma yeri olan bu bölgede halkın müşterek sorunlara kolektif yaklaşma zorunluluğu, sürekli bir idari yapılanmanın oluşmasına katkı yapmıştır. Bu bölge kavimlerinin sahip olduğu ruhsal ve mitik kökenli yönetim anlayışı (hiyerokrasi) da, “evrende düzeni sağlayan Tanrı’nın yeryüzündeki yansıması olan devlet ve devlet kurumları”nın oluşmasına psikolojik destekte bulunmuştur. Bu makalede, Eski Ortadoğu’nun iki temel medeniyet havzası olan Mezopotamya ve Mısır’ın siyasi ve idari yapıları, günümüz kamu yönetimi kavramları yardımıyla karşılaştırılmaktadır.
, Sayfalar 21 - 42
Hamza Ateş, Soner Ünal
Özet Çevirileri