Arama Sonucu: 951 Aranan: Greek-Orthodox
Osmanlı Devleti’nde 19. yüzyıldan itibaren ayrılıkçı isyanlar başlamıştır. Osmanlı idaresi altında yaşamış olan Bulgarlar, özellikle Rusya’nın etkisiyle Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmişlerdir. Bunun doğal sonucu olarak Makedonya Rum-Bulgar ve Sırp cemaati arasında bir mücadele alanı haline geldi. Rusya’nın da müdahil olması sonucu Makedonya meselesi uluslararası bir hal almıştır. Bu RumBulgar ve Sırp cemaatleri Amaçlarına ulaşmak için çeşitli terör örgütleri oluşturup, Makedonya’da terör eylemleri gerçekleştirmişlerdir. Bu araştırmanın konusu, Amerikan ve İngiliz gazetelerinde Makedon İsyanı hakkında Ağustos-Ekim1903 tarihleri arasında yayınlanan haberleri içine almaktadır. Bu haberler, Makedon olaylarının başlamasından ve Rusya ve Avusturya-Macaristan’ın müdahalesinden bahsetmektedir
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 119 - 151
Yakup AHBAB
Özet Çevirileri
Özet:Amisos teritoryumunda ortaya çıkan kilise kalıntısı, kentteki en erken kilise örneğini temsil etmektedir. Kilise kalıntısının zemininde yer alan M.S. 5. yüzyılı ön plana çıkaran taban mozaiği Yunan-Roma mozaik sanatının özelliklerini barındırmaktadır. Amisos kentinin Erken Bizans Dönemi’ne ait verileri ortaya koyması açısından kilise kalıntısı ve taban mozaiği önemli bir yere sahiptir.Anahtar Kelimeler: Amisos, Kilise, Mozaik, Erken Bizans Dönemi, Kurtarma Kazısı. Abstract:The ruins of the church that was found in the Amisos territory represent the earliest church example in the city. The mosaic paving the ground floor of the church ruin which bring A.D. 5th century into the forefront also contains the characteristics of Greek-Roman mosaic art. The remains of the church and the floor mosaic have an important place in terms of revealing the data of the Early Byzantine period of the city of Amisos. Keywords: Amisos, Church, Mosaic, Early Byzantine Period, Salvage Excavation.
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 2017 , Sayfalar 175 - 183
Orhan Alper ŞİRİN
Özet Çevirileri Öz
Abstract: The concept of justice has always been one of the central issues that have occupied the minds of many philosophers, social scientists and political writers from the ancient to the modern times. So far most of the studies appear to have focused on the meaning and definition of this pivotal concept, as well as its social, economic and political implications. Several prominent Muslim philosophers in the past, such as al-KindÊ, al-FÉrÉbÊ, Ibn SÊnÉ, Ibn Rushd, AbË Miskawayh, and NaÎÊr al-Din ÙËsÊ, devoted a significant segment of their political and ethical writings to the subject-matter of justice, which they treated and examined more or less in a similar fashion as the ancient Greek philosophers, especially Plato and Aristotle, had done. Like them, they developed a rational conception of justice, which is generally viewed as natural, eternal, and immutable and ethically as the most comprehensive virtue. Muslim theosophers or Sufi philosophers, such as al-GhazÉlÊ, Ibn al-‘ArabÊ and MawlÉnÉ RËmÊ, have initially conceived justice in the same form as the philosophers just-mentioned above and, as will be seen in this study, elaborated it further mainly within the context of metaphysical wisdom that is eternally implanted by God in the universe. Then later, on the basis of their own interpretations of the relevant verses of the Qur’an and the Prophetic sayings, they developed their conception of justice.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 217 - 249
Bilal KUŞPINAR
Özet Çevirileri Öz
An Analysis of the Turkish-Greek Relations from Greek ‘Self’ and Turkish ‘Other’Perspective: Causes of Antagonism and Preconditions for Better Relationships
Cilt 1 , Sayı 3 , Oca 2002
Hüseyin Işıksal
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
Results of the last census in Turkey showed that the total number of Arabic speaking population was 1.20% that is 5% less than the results of the 1960 census. One third of all Arabic speakers in Turkey reside in Antakya (Antioch). Although the population of the Arabic speaking communities in Turkey is in decline, research is needed to understand to what extent such linguistic change occurs. Hence, the purpose of this study is to study the status of the use of Arabic among Arabic-Speaking Orthodox community of Antakya while investigating the factors contributing to a possible shift from Arabic to Turkish. Fifty members of an Orthodox Christian Church established in Antakya participated in the study by answering a five-point Likert scale that was translated into Turkish and Arabic and was given to the participants in both languages. Results show that almost all participants find their reading and writing skills in Arabic weak or very weak and participants’ language skills in Turkish have started to be stronger across all generations as younger generations use Arabic less successfully. Results also imply that Arabic language is threatened rather than it is well maintained when our results are considered from an intergenerational perspective.   
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 143 - 158
Özgür Köse, H. Sezgi Saraç, Arda ARIKAN
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Yunan uygarlığının ve kültürünün yaygınlaşarak geniş alanlara yayılmasında büyük pay sahibi olan ve ‘fatihler fatihi’ olarak adlandırılan Büyük İskender’i yönetsel bakış açısıyla mercek altına almak ve stratejik liderlik bağlamında incelemektir. Yöntem: İ.Ö. 356-323 yılları arasında yaşayan Büyük İskender, Yunan kültürü ile Doğu kültürünün değerlerinin karışmasından doğan Helenistik kültürü tetikleyerek Roma İmparatorluğu’nun temellerini hazırlamış ve dünya tarihinin seyrini değiştirmiştir. Tüm dünyada çağlar boyunca irade, tutku ve cesaret sembolü olarak kabul edilen İskender’in liderlik potansiyelini ortaya koyabilmek amacıyla tarih ve yönetim disiplinlerine ilişkin ayrıntılı bir literatür araştırması gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda tüm zamanların en sıra dışı ve etkileyici karakteri olarak nitelenebilen Büyük İskender, stratejik liderlik açısından önemli bir vaka incelemesi olarak değerlendirilebilmektedir. Sonuç: Yirmi yaşında babası II. Philip’in yerine tahta geçen ve Yunan yarımadasından Hindistan’a dek uzanan büyük bir imparatorluk kuran İskender, askeri dehası ile tarihe mal olmuştur. Tarihçiler tarafından kendisine ‘Büyük İskender’ ismi yakıştırılan bu genç adam, otuz üç yıl süren kısa yaşamı sırasında başardıkları ile çağlar boyunca etkileri hissedilen pek çok başarıya imza atmıştır. Bu nedenle Batı’da olduğu gibi, Doğu’da da pek çok millet tarafından benimsenen ve çeşitli efsanelere konu olan Büyük İskender’in kişiliğinin ve yaşamının ayrıntılı analizi, stratejik liderliğe ilişkin tarihsel bir bakış anlamına da gelmektedir.
Cilt 11 , Sayı 2 , Oca 2009 , Sayfalar 97 - 116
Doç.Dr.Emet GÜREL, Dr.Canan Muter ŞENGÜL
Özet Çevirileri
2007 Küresel Finansal Krizi, 1929 Büyük Buhranı ile karşılaştırılamayacak büyüklükte finansal ve iktisadi sonuçlar doğurdu. Ana akım (ortodoks) iktisat teorilerinin 1929 Büyük Buhranını öngörememesini normal karşılamak mümkündür. Çünkü o dönemde hakim olan iktisadi paradigma, teorik olarak, serbest rekabet ekonomilerinde kalıcı iktisadi krizlerin ortaya çıkamayacağını kanıtlayan Say Yasasına dayanmaktaydı. 1929 tecrübesinden sonra Ortodoks Keynesçi, Ortodoks Paracı, Yeni Klasik, Yeni Klasik Reel Konjonktürcü ve Yeni Keynesçi ana akım konjonktür teorileri geliştirildi. Teorik ve matematiksel kurgularındaki zarafete rağmen söz konusu ana akım konjonktür teorileri 2007 Küresel Finansal Krizini ne anlayabildiler, ne açıklayabildiler ne de öngörebildiler. Şüphe yok ki bu durum ana akım konjonktür teorilerinin performansını tartışmaya açmakla kalmadı, aynı zamanda bugünkü konumuyla iktisadın bilim olma vasfını da zedeledi. Ana akım iktisadın bu başarısızlığı, neredeyse bir asırdır tamamen gözlerden uzak kalan ana akım dışı (heterodoks) iktisada manevra alanı açtı. Özellikle Post Keynesçi ve Avusturyacı konjonktür teorileri gibi heterodoks yaklaşımlar kendilerinden sıkça söz ettirdiler. Bu çalışma, ana akım konjonktür teorilerinin 2007 Küresel Finansal Krizinde neden başarısız olduğunu anlamaya teşebbüs etmekte, iktisat bilimine hakim olan ana akım paradigmanın gözden geçirilmesini ve ana akım iktisadın ana akım dışı paradigmaların tecrübelerinden istifade ederek genişletilmesini teklif etmektedir.
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2014 , Sayfalar 1 - 39
Ersan BOCUTOĞLU
Özet Çevirileri
Anadilin öğrenilen ikinci dil üzerinde olumlu yada olumsuz etkisi olup olmadığı ikinci dil eğitimi için oldukça önemli bir sorundur. Bu yüzdendir ki, bu çalışma farklı anadillerden gelen ve İngilizceyi ikinci dil olarak kullanan katılımcıların / e / sesini üretme başarılarını test ederek, anadilin bu sesin üretiminde bir etken olup olmadığını bulmayı amaçlamaktadır. Norveççe, Yunanca, Macarca, İspanyolca, İtalyanca, Türkçe ve Almanca anadilli yedi katılımcıya hedef sesin hecebaşı, ortası ve sonunda olduğu bir kelime listesi okııtulmuş ve anadili Ingilizce olan kişiler tarafından doğruluk oranları değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcılar arasında sadece İspanyol ve Yunan dilinde hedef ses bulunmaktadır. Bu da araştımacıya bir kıyaslama yapabilme şansı vermiştir. Çalışma sonuçlarına göre anadil hedef sesin üretiminde bir etken değildir.
Nesrin Oruç
Özet Çevirileri
Anadolu Tarihi ve Nümizmatiği Üzerine Yazılar 11. Kartal işaretleri: Zeus'un Emri Üzerine Kent ve Kült KuruluşuBu makale, hem antik kaynaklarda hem de sikkeler üzerindeki betimlemelerde sıkça karşılaştığımız bir mitologem (mitoloji içindeki temel bir motif) ile ilgilidir. Ne yazık ki bu mitologemin sikkeler üzerindeki betimlemeleri genellikle üstünkörü geçilmiş, tanımlanamamış ya da hatalı yorumlanmıştır. Bu yüzden bu yazı nümizmatlar için olduğu kadar tarihçilerin de dikkatlerini bu sikkelere vermelerine yardımcı olabilir. Söz konusu mitologem kentlerin kuruluşu ile ilgilidir: Zeus tarafından gönderilen bir kartal gökyüzünden aşağı süzülür, bir altar üzerinde yakılan bazı kurban etlerini ve kemiklerini kapar ve bunları Zeus'un o kurban sunusunu yapan kişi tarafından kent kurulmasını istediği bir yere götürür. Kurban eti çalan kartal betimlemesi oldukça eskidir ve eldeki veriler, bilgisini kökeni kısmen Yakındoğu geleneklerine uzanan Aisopos (Ezop) masallarından edinen Yunan şairi Arkhilokhos'a kadar geri gitmektedir. Bununla birlikte, kent kuruluşu ile bağlantılı olan bu mi­tologem özellikle Hellenistik Dönem'de kullanılmıştır. Bir şekilde İskenderiye'nin Büyük İskender tarafından Mısır yakınlarında kurulması model oluşturabilir, çünkü sonrasında benzer hikayeler oluşturulup yayılmıştır. Büyük İskender'in yaşadığı dönemde bile zaten yaygın olan İskenderiye'nin yerel (Patria) öyküleri, İskender'in kurban eti çalan bir kartal tarafından, bilinmeyen bir dönemden beri Serapis'in tapınım gördüğü bir yere yönlendirildiğini söylemektedir. Kendi kültünün kuruluşu ile İskenderiye'nin kuruluşu tamamlanmıştır: İskenderiye koruyucu tanrıçasına sahip olmuştu. Kent kuruluşuna ilişkin bir başka hikaye, muhtemelen tarihsel olmamakla birlikte, Aleksandreia Troas'ta ortaya çıkmıştır. İlginç bir şekilde Zeus tarafından değil de, yerel tanrı Apollon Smintheus tarafından gönderilen bir kartal, İskender'i bu Aleksandreia'yı kurduğu yere getirmiştir. Bir kurbanın uyluk kemikleri üzerine tüneyen bir kartal, Phrygia kentleri Blaundos ve Amorion'un sikkeleri üzerinde betimlenmiştir. Bu, yerel inanışın bu kentlerin kuruluşunu Zeus'in kartalının görünmesiyle ilişkilendirdiğini kesinleştirmektedir. Her iki durumda da Büyük İskender bu kentlerin kurucusu olabilir, fakat bu tam olarak açık değildir. Büyük İskender örneği kısa bir süre sonra Seleukos krallıkları tarafından kentlerin kuruluşu hakkında oluşturulan efsanevi hikayeler için kullanıldı. Syria'­daki Antiokheia, limanı Seleukeia Pieria ve yakınındaki Laodikeia'nın, Zeus'un kartallarının doğru yerlere yönlendirdiği I. Seleukos tarafından kuruluşunun sikkeler üzerine yansıtılan edebi anlatıları mevcuttur. Laodikeia örneğinde bu mitologem, başarılı bir av sonrasındaki kent kuruluşu mitologemi ile birleştirilmiştir: Kartal büyük bir yaban domuzunu öldürdükten sonra Seleukos'u bu liman yerleşimini kurmaya yönlendirmiştir. Ayrıca Karia'daki Antiokheia'nın vatandaşları da kartal mitologemini I. Antiokhos tarafından yapılandırılan kentlerinin Zeus'un iradesi ile kurulduğunu iddia etmişlerdir. Bithynia'nın Hellenistik kralları da, bu tip hikayeleri yaygın bir şekilde kullanmışlardır. Kral I. Nikomedes yeni ikametgahı Nikomedeia'yı Zeus tarafından gönderilen kartalın ve Demeter'in kutsal hayvanı olan yılanın önderliğinde kurmuştur. Ekin tanrıçası yeni kentin kurulduğu bölgenin sahibesiydi. Olympos Dağı dibindeki Prusa, başarılı bir av sonrasında ve kartal alameti üzerine Kral I. Prusias tarafından kurulmuştur. Belki de Hellenistik Dönem'de dahi krallar değil ama kahramanlar tarafından kurulmuş olan bazı kentler de kartal mitologemini kullanmışlardı. Bunlardan birisi, bir kartalın işaretiyle Asur Kralı Ninos tarafından kuruluşu hakkındaki Patria an­latılarının sadece kabartmalarda hala görülebildiği, fakat bu yazıda tartışılan tüm paralel anlatıların yardımıyla bu öykülerin tam olarak anlaşılabildiği Karia kenti Aphrodisias'tır. Küçük bir Lykia kenti olan Arykanda'nın sikkeleri, iki eponym kahraman olan Arys ve Kandys'ün bir yaban domuzunu çuvala koyma başarısının anlatıldığı bir kuruluş hikayesini yansıtmaktadır. Bu iki kahraman domuzun kafasını kurban olarak sunduklarında, kartal bunu çalar ve bu iki kahramanın kendi isimlerini vererek Arykanda'yı kurdukları yere götürür. Kartal hikayesinin kullanımının Byzantion'da da çok eski bir geleneği vardır. Patria anlatıları bize Byzantion'un, yeni kenti kurması gerektiği kayalık bir yere bir kartal önderliğinde giden Trakyalı kahraman Byzas tarafından kurulduğunu anlatan bir efsaneden bahsetmektedir. Daha öncesinde kartal Byzas'ın sunduğu kurbanın kalbini çalmıştır. Ön yüzünde Byzas'ın portresinin betimlendiği bir kent sikkesinin arka yüzünde yakında Byzantion olacak olan kayalıkların üzerinde oturan bu kartalı göstermektedir. Sikke tahrip edilmiş ve küçük düşürülmüş olan kente yardımlarından dolayı “Yeni Byzas” olan Caracalla'nın imparatorluğu sürecinde basılmıştır. Daha sonra kartal mitologemi Constantinus'un Konstantinopolis'i kuruşunda kullanılmıştır. Son olarak da, küçük bir Peloponnesos kenti olan Kleonai'dan bir örnek kartal mitologeminin Yunan anakarasında da yayıldığını göstermektedir. Ayrıca makalede bu hikayelerin ne için kullanıldığı ve Yunan kurucuların rasyonel ve efsanevi düşünceyi birbirleriyle nasıl birleştir­diği ya da kaynaştırdığı konuları da tartışılmaktadır.
Cilt 12 , Oca 2015 , Sayfalar 1 - 88
Johannes Nollé
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
M.Ö. 7000’lerden Hristiyanlığın ortaya çıkışına kadar geçen süreçte Anadolu’da, farklı adlarla anılsa da sembolleri ve ritüelleri ile aynı dişi ilahi varlığa tapınıldığını gösteren çok çeşitli kanıtlar bulunmaktadır. Ana Tanrıça Kültü ile ilişkilendirilen Neolitik Devir buluntuları Doğu Anadolu’da Çayönü, İç Anadolu’da Çatalhöyük ve Hacılar kazılarında ele geçirilmiştir. Tunç Devri’nin en önemli uygarlığı olan Hititler, bin tanrılı Panteon’ları içerisinde en çok değer verdikleri tanrıçayı Ana Tanrıça ile özdeşleştirmişlerdir. Demir Devri’nin Geç Hitit ve Urartu Krallıkları’nda da izleri görülen Ana Tanrıça’ya aynı devirde Frigya’da “Mater/Ana” sıfatı verilmiş ve karakteristik nitelikleri oluşturulmuştur. Hellenistik Devir’de İç Batı Anadolu uygarlıkları ile kurulan ilişkiler, Batı Anadolu’da İyonya birliğine dahil olan Miletos, Smyrna gibi Yunan kentlerinde kültün devam ettirilmesine neden olmuştur. Ana Tanrıça’ya dair tek söylence olan Kybele ile Attis söylencesi, Hellenistik Devir’de ortaya çıkmıştır. Bu söylence, ilahi varlığın Yunan Panteonu’na girişiyle beraber O’na atfedilen bazı niteliklerin uğradığı değişimi göstermesi bakımından önemlidir. Farklı adlar ve sıfatlarla anılsa da Ana Tanrıça’ya tapınım Anadolu’nun farklı devir ve uygarlıklarında daima en üst sıralarda yer alarak şaşırtıcı bir süreklilik göstermiştir. Antik yazarların eserlerinde sıkça dile getirdikleri Ana Tanrıça Kybele Kültü, 20. yüzyıldan itibaren arkeolojinin yanı sıra dinler tarihi, dilbilim, psikoloji ve felsefe gibi alanlarda disiplinler arası bir ilgi uyandırmış ve pek çok bilimsel araştırmaya konu olmuştur.Anahtar Sözcükler: Anadolu, Ana Tanrıça, Kült, KybeleTHE CULT OF MOTHER GODDESS KYBELE IN ANATOLIAAbstract: There is a variety of evidences that a simple female divine was worshipped with certain symbols and rituals, although she was called by different names during the period from 7000 B.C. until the emergence of Christianity in Anatolia. The Neolithic Age findings related to Mother Goddess Cult were obtained in Eastern Anatolia at Çayönü and in Central Anatolia at Çatalhöyük and Hacılar excavations. Hittites constitute the most important Bronze Age civilization that identified the Mother Goddess with their most valuable goddess in their Pantheon of Thousand Gods. Mother Goddess whose signs are seen also in Hittite and Urartu Kingdoms of Late Iron Age, was given the title of "Mater / Mother" and her characteristic features were created in Phrygia during the same period. During the Hellenistic Period relationships with the Inner Western Anatolian civilizations including the Greek cities of the Ionian Union like Miletus and Smyrna made the continuation of the cult possible. “Cybele and Attis”, which is the only myth about the Goddess Cybele, emerged in the Hellenistic Period. This myth is important to show the change in some of the qualities attributed to the divine presence with the introduction of the Greek Pantheon. Despite her different names and qualities, Mother Goddess worship showed a surprising continuity by taking place always at the top in different eras and civilizations in Anatolia. Mother Goddess Cybele Cult which was expressed frequently in the works of ancient authors, has aroused an interest in interdisciplinary areas, such as history of religion, linguistics, psychology and philosophy besides archaeology, and has been the subject of too many scientific researches since the 20th century.Keywords: Anatolia, Mother Goddess, Cult, Cybele
Cilt 4 , Sayı 7 , Oca 2016 , Sayfalar 381 - 397
Seher Selin ÖZMEN
Özet Çevirileri Öz
MÖ. 7. yy ile MS. 4. yy arasındaki dönemde Anadolu’da altın, gümüş, bakır, demir ve kurşun yatakları işletilmiştir. Bunların bir kısmı Bizans ve Osmanlı devirlerinde de kullanılmıştır. Maden işleme atölyeleri erken devirlerden itibaren kent içinde kurulmaya başlanmış ancak yangın ve duman tehlikesi nedeniyle sonraları kent dışına taşınmıştır. Atölyeler devlet, tapınak ve özel mülkiyet tarafından yönetiliyordu. Ayrıca geçici ve gezici atölyeler de vardı. Uşak müzesinde sergilenen “Lydia Hazinesi” olarak isimlendirilen Uşak-Güre yöresi Tümülüs buluntuları, MÖ. 7.-6. yy.larda Gediz vadisinde yöresel atölyelerin varlığını gösterir. Büyük İskender’in ölümünden sonra Doğu’da bağımsız devletler kuruldu. Bu devletlerin önemli kentlerinde yöresel ustalar ile Hellen ustalar, heykeltıraşlar, dökümcüler birlikte çalıştı, maden sanat okulları kurdular. Hellenistik, Yakındoğu ve Orta Asya sanatının karışımı bir üslup ortaya çıkardılar. Geometrik devirde bronzdan küçük insan ve hayvan figürleri yapılır. MÖ. 7. yy’da kuros(çıplak erkek), MÖ.6.yy sonunda ise kore(giyimli kadın) heykelcikleri adak ve süs eşyası olarak kullanılmaya başlandı. Roma döneminde ordular sayesinde bronz döküm heykelcikler geniş bir alana yayıldı. Ayrıca günlük kullanım eşyası, kandiller, masa ayakları, insan ve hayvan heykelcikleri Roma eyaletlerinde çok kullanıldı. MS. 4. yy’da Büyük Konstantin zamanında hıristiyanlık yaygınlaşır. Yöresel özellikler, Doğu etkileri ve dini öğeler birleşir. Dökümler resmi ve dini atölyelerde yaygınlaşmaya devam ederler
Cilt 12 , Sayı 1 , Oca 2010 , Sayfalar 52 - 59
Sümer ATASOY
Özet Çevirileri
1099’da Kudüs’e gelen Haçlılar, burada bir Latin Patrikliği kurmuşlardır. Bu dönemde Latin patrikliği Kudüs’teki ağırlığını iyiden iyiye hissettirme-nin yanında buradaki Doğu Hıristiyanlarına da büyük baskı uygulamıştır. Bunlardan en fazla baskı altında kalanı ise Ortodoks Rumlardır. Selahattin Eyyubi’nin 1187’de şehri ele geçirmesiyle birlikte Latin Patrikliği Ku-düs’ten ayrılmış ve varlığını Akka şehrinde sürdürmeye devam etmiştir. 1291’de Haçlıların Akka’yı kaybetmeleri ile beraber Kudüs Latin Patrik-liği ortadan kalkmıştır. XIV. yüzyıldan XIX. yüzyılın ortalarına kadar Ku-düs’teki Latin topluluğunun temsilciliğini Fransisken tarikatının mensup-ları üstlenmiştir. Sultan Abdülmecit Dönemi’nde (1839-1861) Papalıkla iyi ilişkiler sonucunda Kudüs Latin Patrikliği 1848 yılında tekrar açılmış-tır. 1948’de İsrail’in kuruluşu ve beraberinde yaşanan Arap-İsrail Savaş-ları Kudüs Latin Patrikliğini de bir karmaşanın içerisine atmıştır.
Cilt 10 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 227 - 236
Ahmet Türkan
Özet Çevirileri
Macedonia as a candidate for admission to the European Union (EU) has difficulty in meeting the criteria for membership, but also in solving problems that arise with the name of the country. In the framework of this paper will analyze international relations Macedonia - EU, in particular importance will be given to the impact that makes Greece from within as a member of the EU. Also, will analyze the decision of the International Court of Justice relating to compliance with the Interim Agreement between Greece and Macedonia, its potential impacts, and will analyze the opinions of citizens about this issue. At the end, conclusions and recommendations are issued in order to facilitate the path of Macedonia towards the EU
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 1 - 8
Abdula Azizi
Başlık Başlık Çevirileri
Amaç: Bu çalışmada, Nomina Anatomica'da yer alan Latince terimlere önerilmiş Türkçe karşılıklardaki, yabancı kökenli terimlerin ne sıklıkta olduğu sorusuna yanıt arandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmasını yapmak üzere anatomi ve genel tıpla ilgili 19 Türkçe sözlüğü kaynak olarak belirledik. Daha sonra uluslararası anatomi terimlerinin son dizini olan ‘Terminologia Anatomica”dan karşılıklarını arayacağımız kılavuz bir Latince terim listesi elde ettik. Bulgular: Bunların sayısı 1658 idi. Saptadığımız bu terimlerin sözlüklerde önerilmiş karşılıklarını Türk Dil Kurumu'nun “Güncel Türkçe Sözlüğü”nden yararlanarak köken bakımından incelediğimizde 466 tanesinin yabancı kökenli olduğunu saptadık. Bu yabancı kökenli terimlerin sıklığının da tarihsel sürece uygun olarak, %44.9'inin Arapça, %27.7'sinin Farsça, %19.3'ünün Fransızca, %4.1'inin Yunanca, %1.7'sinin Latince, %0.9'unun Moğolca, %0.6'sının İtalyanca, %0.6'sının Ermenice ve %0.2'sinin de İngilizce terimlerden oluştuğunu gördük. Sonuç: Sonuç olarak anatomi terimlerimizin içinde bulunduğu durumu gözler önüne sererek, Türkçeleştirme çabalarına hız verilmesi gerektiğini vurgulamak istedik. Anahtar kelimeler: Anatomi, Terminoloji, Etimoloji, Türkçe terim, Yabancı terim.
Cilt 15 , Sayı 3 , Oca 2008 , Sayfalar 175 - 179
Selman Çıkmaz, Recep Mesut
Özet Çevirileri
The Eurasian nomadic tribes have a very tight friendship connection: the indepedent, equal righted tribe chieves conclude an oral contract by drinking blood. That was the most important connection of the foreign, non-relatives people. The kind of alliances were widespread among the nomadic people. We can see the it in the first Greek historical record of Herodotos, who described the life of Scythes. That tradition can be observed the later big states as the Avar, Juajan, Khitan, Hungary and the Mongolian Empire, too. We could see, that the anda custom has remained until the nowadays way of life, but the friends strengen their friendship by changing presents.
Cilt 5 , Sayı 8 , Oca 2004 , Sayfalar 124 - 130
Borbála OBRUSÁNSZKY
Özet Çevirileri Öz
Cilt 0 , Sayı 21 , Oca 2006 , Sayfalar 212 - 216
Rıdvan ÖZTÜRK
Başlık Başlık Çevirileri
Antik çağın doğu medeniyetleri kaydettikleri ekonomik gelişmeler kadar iktisadi düşüncede gelişme kaydedemediler. Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri tarımı geliştirerek ticarete katıldılar ve zenginleştiler. Mısır ve Mezopotamya medeniyetlerinin yeni üretim biçimleri dünyaya yayılarak diğer toplumları etkiledi. Ancak dünyanın batısındaki medeniyetlerin ekonomik potansiyeli daha düşüktü bu nedenle batı medeniyetlerinde ekonomik büyüme ticaretin yanında fetihlerin getirdiği kazançlarla gelişti. Dünyanın batısındaki medeniyetler üzerinde din nispeten daha az etkiliydi ve bu medeniyetler seküler özellik taşıyorlardı. Bu bakımdan batı medeniyetlerinde iktisadi düşünce kısmen aklın etki alanında kalarak gelişti. Dolayısıyla, dünyanın batısındaki medeniyetlerde, iktisadi uygulamalar, daha fazla geleneğe ve düşünceye dayanan ve dinden daha az etkilenen bir özellik taşımaktadır. Roma ve Eski Yunan medeniyetlerinde; iktisadi düşünce, felsefe, tarih, edebiyat ve siyaset biliminin bir alt unsuru olarak kısmen akla dayansa da iktisadi düşünce felsefe, tarih, siyaset bilimi ya da hukuk içinde gelişse de esas olarak geleneğe göre şekillenmiş ve aristokratik değer yargılarının dışına çıkamamıştır. Antik çağın doğu medeniyetlerinde ise felsefe, tarih, siyaset bilimi ya da hukuk gibi bilimlerde ilerleme sağlanamadığı gibi iktisadi düşünce de gelişmemiş, iktisat mantığı geleneğe ve dine göre şekillenmiş ve iktisadi düşünce aristokrasinin değerler sisteminin içinde kalmıştır.
, Sayfalar 46 - 64
Enver GÜNAY
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Öz Her toplum coğrafi, dini, siyasi, ekonomik nedenlerden kaynaklanan birtakım kültürel değerlerini aktarma ve yaşatma uğraşı içerisine girmiştir. Buradaki temel çabayı görünür hale getirmek için belleğinde bulunan düşünsel verilerleri giysi ve aksesuarlarında yineleyerek onlara kültürel bir görüngü niteliği kazandırmayı amaçlamıştır. Böylece insan belleğinin somut bir göstergesi halini alan giysi ve aksesuarlar örtünme ve süslenmenin ötesinde kültürel değerlerin yansıtıldığı bir söylem biçimine dönüştürülmüştür. Bu makalede Antik Çağ medeniyetlerinden olan Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarına yönelik kültürel öğelerin giysi ve aksesuarlara hangi biçimlerde yansıtıldığı saptanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda makalede belirli bir döneme ve medeniyete ışık tutan giysi ve aksesuarların kültürel göndermelerinin simgesel bir çağrışımla donatılarak toplumda yarattığı iletişim olgusu açıklanmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak sanat alanında eşsiz örneklerin sunulduğu Antik dönemde kullanılan giysi ve aksesuarların geleneksel kültürün bir yansısı biçiminde kurgulandığı görülmüştür. Toplumsal hiyerarşinin etkin bir biçimde vurgulandığı, doğa koşullarının belirleyici bir rol üstlendiği, dini ve ahlaki birtakım ideolojilerin mutlak biçimde görüntülendiği birtakım faktörler Antik Çağ giysi ve aksesuarlarının biçimsel ve izleksel boyutlarını oluşturan temel yaklaşımlar olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Antik Çağ, Giysi, Kültür, Aksesuarlar, Gönderme, Gösterge. CULTURAL ALLUSIONS IN CLOTHING AND ACCESSORIES OF ANCIENT AGE Abstract All socities strive for transfering and keeping alive their cultural values which are shaped within a certain geographical, religious, political and economic reasons. In order to make this essential purpose visible, these socities try to turn their intellectual data residing in their memories into a cultural phenomenon by repeating this data on clothes and accessories. Thus, becoming a concrete sign of human memory, clothing changes into a discourse where cultural values are reflected and in this way, these notions become something beyond covering and ornamentation. In this article, the aim is to determine in what ways cultural elements of Ancient Civilisations such as Egyptian, Greek and Roman Civilisations are reflected on costumes and accessories. At the same time in the article, the notion of communication created in society by garments and accessories which illuminate a certain period and age and also, which have cultural references equipped with symbolical associations is aimed to be explained. Consequently, it is observed that costumes and accessories used in Ancient Age where unique examples of art are represented are fictionalised in the garb of traditional culture reflex. Some factors in which social hierarchy is strongly emphasized, religious and moral ideologies are unmistakeably monitorized and on which natural conditions play a determinative role are determined as basic approaches forming formal and thematical dimensions of clothes and accessories in Ancient Age. Key Words: Ancient Age, Clothing, Culture, Accessory, Reference, Sign.
Cilt 7 , Sayı 14 , Oca 2014 , Sayfalar 366 - 388
Arzu Evecen, Filiz Ölmez
Özet Çevirileri Öz
Antik Greklerin askeri kültürlerinde paralı askerlik çok önemli bir konumda yer almaktadır. Birçok yurttaş, polis şehirlerinde ve sefere giden ordularda paralı asker olarak görev yapmıştır. Bu askerler kendi ülkelerinden ziyade komşu devletlerin, hatta Yunanistana düşman devletlerin ordularında hizmet etmişlerdir. Hatta arkaik dönemden itibaren Babil, Mısır ve Pers krallarının hizmetlerinde bulunmuşlardır. Askerlerin eğitimli olanları ise yükselerek, Pers ve Mısır kralların kişisel korumaları, hatta bölgenin valisi veya satrabı olmuşlardır. Greklerin savaşçı özellikleri ve ağır piyadeler olan hoplitlerin kullandığı falanks düzeninin savaş alanlarındaki güçlü etkisi, birçok krallığı bu paralı askerlerden yararlanmaya itmiştir. Bu askeri olgunun yanında, ekonomik ve sosyolojik sıkıntılar da, paralı askerliğin zamanla Greklerin tüm sosyal katmanlarına yayılmasına ve her kesimin başvurabileceği bir ekmek kapısı olmasına neden olmuştur.
, Sayfalar 489 - 499
Eren KARAKOÇ
Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Antik dünyanın sanat eserleri üzerinde görülen insanların aşk, çıplaklık, cinsellik, erotizm-pornografi gibi eylemleri, din ve ahlak açılarından araştırmalara konu olmuştur. Günümüzde de mesafeli olarak yaklaşılan bu konular içerisinde, her ulustan her tür insana en yakın duran figür aşk tanrısı Eros olarak belirmiştir. Hiçbir tanrı Eros gibi zamana ve mekâna göre değişik yansıtılmamış, hiçbir tanrı Eros kadar şairlere konu olmamıştır. Aşkın-sevginin en masum fiziksel yansıması ise birbirine sarılmış kucaklaşan, genellikle giyimli kadın-erkek figürleriyle aksettirilmiştir. Zaman zaman fiziksel ve simgesel erotik anlatımların da resmedildiği, Antik Yunan’dan Bizans’a pişmiş toprak eserlerden bir seçki bu yazının konusudur.
Cilt 23 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 29 - 38
Lale Doğer
Özet Çevirileri
Hindoloji alanında yapılan incelemeler yalnızca Hindistan’ın kültür, tarih ve dillerinin değil, aynı zamanda etkileşim içerisinde olduğu uygarlıkların da izini sürmemizi sağlar. Bu konuda bize tarihi belgelerin yanı sıra semboller, masallar ya da mitolojik destanlar da yol gösterebilir. Yapılacak karşılaştırmalı çalışmalarla Hint uygarlığının diğer uygarlıklarla etkileşimini gösteren örnekler bulmak mümkün olacaktır. Bu makalede, Hinduizmin en önemli tanrılarından birisi olan Krishna ve Yunan mitolojisinin yenilmez kahramanı Herakles ile ilgili öykülerden yola çıkılarak, karşılaştırmalar yapılacak; dolayısıyla batı uygarlıklarının Hint uygarlığıyla etkileşimini gösteren bazı örnekler sunulacaktır
Cilt 1 , Sayı 30 , Oca 2011 , Sayfalar 27 - 35
Ali KÜÇÜKLER
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri
Anadolu’nun merkezinde üç yüz yıl ayakta kalan Frigya Devleti, hem bir devlet olarak hem de tarihte isimleri unutulmayan hükümdarlarıyla her zaman araştırmalara konu olmuştur. Günümüze kadar ulaşan yazılı antik kaynakların incelenmesi, çoğunlukta rivayetler şeklinde anlatılan Frigya medeniyeti ile ilgili bu bilgilere yeni bir bakış açısı getirebilir. Milattan önceki ve sonraki dönemde birçok düşünür, bilim adamı, yazar Frigya Devleti’ni ve hükümdarlarını araştırma konusu etmiş, bu esrarengiz yaşamın sırlarını açıklamaya çalışmışlardır. Bu makalede, Frigya Devleti’nin kralı Midas üzerine yazılan ve Türkçeye henüz çevrilmemiş birçok kaynak bir araya getirilmiştir. Bu kaynaklar Hesiodos, Herodot, Ovidius, Plutarkhos, Marcus Junianus Justinus gibi birçok Antik Yunan ve Roma tarihçilerin, filozofların eserleridir. Bu eserlerin tanınması gerektiğini düşünerek orijinal dili olan Latincelerini, kimi zaman ise Yunancadan İngilizceye ve Rusçaya yapılan çevirileri üzerinden yola çıkarak bahsettik. Efsanevi kral hakkında antik düşünürlerin yanı sıra çağdaş bilim adamlarının farklı yorumları da ortaya konulmuştur. Kimi zaman örtüşen fikirler, arkeolojik kazılar ve bilimsel çalışmalar sayesinde yeni boyutlar kazanarak tartışmalara yol açmaktadır. Yaptığımız bu çalışma bize antik kaynaklarda Midas’a (Anadolu medeniyetlerine) dair birçok belge olduğunu göstermiştir. Antik kaynaklarda yer alan bu veriler doğrultusunda sadece Midas’a dair bilgilerimiz artmakla kalmaz, bu kaynaklarda o dönemde Anadolu topraklarının tarihine ilişkin daha birçok gün yüzüne çıkmamış bilgi ve veri olduğunu da görürüz. Bu çalışmayla Frigya uygarlığı hakkında araştırmalar yapacak olan akademisyenlerin göz ardı edemeyecekleri kaynakları ortaya çıkararak daha nitelikli, kapsamlı araştırmaların yapılmasını sağlayacağımızı umut ediyoruz.
, Sayfalar 119 - 136
Makbule Muharreova Sabziyeva
Özet Çevirileri
“Antik Madencilik Uygulamaları” başlığı altındaki bu çalışma Antik Çağ madenciliğinin tarihi süreçlerini değil tarihten bağımsız olarak cevherin toplanma, hazırlanma ve işlenme aşamalarını içermektedir. Antik Çağ madenciliğini üretilecek metalin cinsine göre ayrım yapılmadan genelde hepsi için geçerli olan süreçler sıralanacak, sadece bazı özel uygulama süreçlerinde metal cinsi belirtilecektir. Maden, doğal etkenlerle yer kabuğunun bazı bölgelerinde oluşan, farklı kullanımları olan minerallerdir. Kimya literatüründen farklı olarak Maden kelimesi arkeolojide metal kelimesiyle eş anlamda kullanılmaktadır. Madenlerin araştırılması, çıkarılması ve işletilmesiyle ilgili uygulamaların tümüne de madencilik denmektedir. Günümüzde kullandığımız metal kelimesi antik Yunanca metallon ve Latince metallum kelimelerinden gelmektedir. Metaller kendine özgü renk ve parlaklıkları, şekillendirmeye yatkınlıkları nedeniyle Antik Çağ ve hatta daha öncesinde de dikkat çekerek hayatın farklı alanlarında tercih edilen malzemeler olmuştur. Organik malzemeye göre daha dayanıklı olan metal, arkeolojide hem tipolojik hem de kronolojik değerlendirilmeler açısından da önemlidir. 19. yüzyılın kronoloji belirleme çalışmaları sırasında ortaya atılan “üç devir” teorisinde, Taş Çağı sonrasında Tunç Çağı ve Demir Çağı gelmektedir
, Sayfalar 61 - 67
Daniş Baykan
Özet Çevirileri
Antik Sikkelerin Yorumlanmasını ve Tarihlenmesini Yeniden Ele Almak: Menedemos Argeades Adına Basılan Dodona SikkeleriDodona’daki tapınakta ΜΕΝΕΔΗΜΟΣ ΑΡΓΕΑΔΗΣ ΙΕΡΕΥΣ (RAHİP MENEDEMOS ARGEADES) adına basılan bir dizi bronz sikke bulunmuştur. Bu önemli sikkelerin ikonografisi Zeus Dodo­naios ve kartalı, Artemis ve onun sembolleri (ok ve sadak) gibi geleneksel Apeiros (Epirus) baskı tiplerini yansıtmaktadır. Bunları ilk çalışan bilim insanı Franke, sikkeler için tarihsel veriler doğrultusunda İ. S. 168-148 arasını önermiştir. Bu makalede, stil, epigrafik ve metrolojik gözlemlerin antik kaynaklarla karşılaştırılması neticesinde bu sikkeler için yeni bir kronoloji sunulmaktadır. Özellikle, bu baskıların stillerinin Geç Cumhuriyet Dönemi’nde basılan gümüş denarii tiplerine benzediği görülmektedir. Zeus Dodonaios büstü, Lucius Staius Murcus’un (İ. Ö. 42-41) ilgili Roma denarius tiplerine ve Artemis’in saç tipi de Gaius Hosidius Geta’nın (İ. Ö. 68) ve temel olarak, Caesar’ın yandaşları olan Gaius Antius Restio’nun (İ. Ö. 47) ve Titus Carisius’un (İ. Ö. 46) gümüş sikkelerinde betimlenen Diana’nın saç tipine benzemektedir. Augustus Dönemi’nde Diana’nın bu saç tipi terkedilmiştir.Bu araştırma için kafa karıştırıcı bir durum, Dodona serisinin C tipi gibi, ağır bronz sikkelerin Yunan baskılarına uygulanan sınıfsal sistemi ile ilgilidir. Burnett, Romalı subaylar Marcus Junius Brutus, Marcus Antonius ve Gaius Octavius’a atfettiği bu uygulamanın dağılımını, İkinci İç Savaş sürecinde gözlemlemiştir. Bununla beraber, Kremydi-Sicilianou, Dion’un parasal üretimini inceleyerek, Roma kolonisi Colonia Felix Diensis’in kuruluşunun arkasındaki fikir babasının – bu kuruluş onun öldürülmesinden sonra gerçekleşmiş olsa bile – Julius Caesar olduğu sonucuna ulaşmıştır. Julius Caesar tarafından kurulan diğer bir koloni de yeni para sisteminin uygulandığı Colonia Iulia Felix Sinope idi.Dodona’daki bronz sikkelerde ethnikon görünmemesi Yunan nümizmatiğinde tekil bir durumdur. Franke, Argeades ismini Makedonya’nın kraliyet hanedanlığı ile ilişkilendirmektedir. Yazıtın yayılı­mı, Büyük İskender ve ardıllarının dönemlerindeki Makedonya kralları tarafından basılan sikkeler üzerindekileri anımsatmaktadır. Menedemos Argeades’in gizemli kimliği, Caesar’ın İç Savaş kitabının ve Cicero’nun mektuplarının satırlarından ortaya çıkarılabilmektedir. İç Savaşlar’ın bir bölümünde Caesar, Macedonia libera princeps’i Menedemos’a kendi müttefiki olarak referans vermektedir. Bununla beraber, Cicero Menedemos ve Petraios’un politik çatışmalardaki rollerine ilişkin çok önemli bir bilgi vermektedir. Onun anlatımına göre, her ikisi de Caesar’ın sadık yandaşları ol­muşlardır ve Roma vatandaşlığı ile ödüllendirilmişlerdir. Caesar’ın otokrasisi esnasında Thessalia Birliği (strategos) Patraios adına gümüş ve bronz sikkeler basmış, Menedemos ise bu bronz sikkelerin baskılarının piyasa sürümü için Dodona Tapınağı’na para yardımında bulunmuştur. Kendisini gururla Zeus Dodonaios rahibi ve Argeades kraliyet soyuna ait göstererek döneminin anlayışını yansıtmaktadır. Onun politik etkinliği uzun sürmemiştir. Caesar’ın öldürülmesinden bir yıl sonra, Marcus Junius Brutus tarafından Petraios ile birlikte idam edilmiştir.
Cilt 13 , Oca 2016 , Sayfalar 127 - 148
Atalante Betsiou
Özet Çevirileri