Arama Sonucu: 442 Aranan: England
China and European Union are two economic zones realizing a significant part of the world trade. These two economic zones have been subject to shrinkage after the 2008 crisis. The objective of this article is to reveal the status of foreign trade of both economic zones after the 2008 crisis by means of cluster analysis. In light of both export and import data, the countries are collected in three clusters and the only difference observed in cluster structures is that England is placed in the third cluster with Belgium, France, Netherlands, Spain and Italy in terms of export.
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2014 , Sayfalar 336 - 343
Serkan Tastan, Halil Ozekicioglu
Özet Çevirileri Öz
As a literary method, Romanticism firstly appeared in England, in XVII century and in a short time spread among the literature of European nations. In the XIX century it was made known in the Ottoman state by some Ottoman students and intellectuals who were sent for France. In this way the French intellectual Romanticism in national colour appeared among the Ottoman intellectuals as pro-constitution and among the intellectuals subject to Ottomans as pro-independence. When this happened in Istanbul, the capital of the Ottoman Empire, Hacî Qadirê Koyî was also in Istanbul and for the first time he represented the national Romanticism as a poet. Because of the fact that in Hacî Qadirê Koyî’s century the Kurds couldn’t reach their political aims, throughout the XX century the idea Romanticism remained lively in the Kurdish literature. Therefore, a century after Hacî Qadirê Koyî and following him as a short time, Cegerxwîn represented the national Romanticism. Although there were also some differences between them, Hacî and Cegerxwîn had an idea about all the subjects such as national idea, importance of mother tongue, reviving of national history, strengthening the feelings of patriotism, praising the idea of rationalism and evaluating scientific positivism. This shows that both the poets in the national Romanticism meet one other and in this point Cegerxwîn is a follower and inheritor of Hacî Qadirê Koyî
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 11 - 33
Zülküf ERGÜN
Özet Çevirileri Öz
Bu yazı, “Pedagogies of Religious Education, (Ed.: Michael Grimmitt), McCrimmon Publishing, Essex, England, 2000.” künyeli eserin 70-87. sayfaları arasında yer alan “Experiential Learning in Religious Education” başlıklı ingilizce makalenin Türkçe’ye tercümesidir. Makale Dr. David Hay tarafından yazılmıştır. Editörlüğü Michael Grimmitt tarafından yapılan "Pedagogies of Religious Education" adlı kitap, plüralist İngiliz toplumuna yönelik farklı din eğitimi pedagojileri geliştirmek amacıyla devlet ve vakıflarca desteklenen projeler hakkında önemli bilgiler vermektedir. 11 ayrı makaleden oluşan kitap, İngiltere’de akademik araştırmalar sonunda geliştirilmiş 9 önemli proje ve bu projelerin ulaştığı pedagojik prensipleri bir arada sunmaktadır. Bunlardan biri olan “Dini Tecrübe ve Eğitim Projesi” projesi de çocukların ve öğrencilerin yaşadıkları dini tecrübelere odaklanarak, onlarda çoğulculuğa yönelen ortak bir dini kültür geliştirilmesini hedeflemektedir
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 345 - 359
Abdulkadir ÇEKİN
Özet Çevirileri Öz
Bu araştırmanın temel amacı, ilişkisel bağlamda iç-güdümlü ve dış-güdümlü dinsel yönelimlerin yaşamı sürdürme nedenleri üzerindeki psikolojik etkilerini İngiltereli Müslüman Türk Diasporası örnekleminde sınamaktır. Araştırmanın örneklemi, başkent Londra başta olmak üzere İngiltere’nin çeşitli şehirlerinde yaşayan ve yaşları 18 ile 74 arasında değişen 207 katılımcıdan oluşmaktadır. Ölçme araçları olarak ise (ı) Kişisel Bilgi Formu, (ıı) Her Yaş İçin Uygun Dinsel Eğilim Ölçeği ve (ııı) Yaşamı Sürdürme Nedenleri Envanteri kullanılmıştır. Bulguların istatistiksel analizinde, Pearson Moment Korelasyon Analizi, t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi gibi parametrik istatistiksel analiz teknikleri uygulanmıştır. Konuyla ilgili yapılan psikometrik analizler sonucunda ‘iç-güdümlü dinsel yönelim ile yaşamı sürdürme nedenlerinden dinî engeller alt boyutu arasında pozitif; dış-güdümlü dinsel yönelim ile de negatif yönde bir ilişki olacağını’ ön gören hipotezin doğrulandığı saptanmıştır. Elde edilen bu bulgular, İngiltereli Müslüman Türk Diasporasını hayata bağlayan ve onları intihardan uzak tutan yaşamı sürdürme nedenleri süreçlerinde, içgüdümlü ve dışgüdümlü dinsel yönelimlerin önemli bir rol oynadığını göstermektedir.
Cilt 12 , Sayı 23 , Oca 2013 , Sayfalar 155 - 181
Mustafa KOÇ
Özet Çevirileri
For the first time, a Mississippian reef is described from Turkey. This microbial-sponge-bryozoan-coral bioherm has been discovered in the Central Taurides (South Turkey), at Kongul Yayla located between Hadim and Taşkent. The bioherm contains a rich and diversified fauna: sponges and rugose corals are of particular interest. The bioherm shows four main facies reflecting distinct growth stages from the base to the top: (1) the basal bioclastic beds, (2) the core facies formed of framestone comprising rugose corals, lithistid sponges, fistuliporid bryozoans and microbial boundstone, (3) the crest facies with large colonies of cerioid rugose corals and chaetetid sponges, and (4) the bioclastic facies containing reworked material from the bioherm in lateral and overlying positions to it. The entire bioherm is topped by siltstones with thin bioclastic horizons, often slumped. Siphonodendron pauciradiale and Lithostrotion maccoyanum are the guide taxa for the RC7b biozone and indicate an upper Asbian age for the bioherm. The Kongul Yayla bioherm resembles most the Cracoean reefs from northern England. It confirms the position of this buildup type along the platform margins and edges in the Palaeotethyan realm as seen in the British Isles, Belgium, southern France, southern Spain and North Africa. Facies and the coral fauna argue for a European affinity of the Anatolian terrane.
Cilt 21 , Sayı 3 , Oca 2012 , Sayfalar 375 - 389
JULIEN DENAYER & MARKUS ARETZ
Özet Çevirileri Öz
To assess the state of iron deficiency anemia and thalassemia minor among couples intending to marry at the Molla Hadi Sabzevari Health Clinic in Isfahan, Iran. Materials and methods: Couples who intend to marry have to undergo these tests as part of a compulsory countrywide program. In this study, the red blood cell (RBC) indices among the study population were measured with an electronic cell counter (Sysmex K800). The survey involved the measurement of 2 RBC indices, mean corpuscular volume (MCV) and mean corpuscular hemoglobin (MCH), and the results were compared with the England and Fraser, Shine and Lal, and Mentzer indices. Results: The study population included 11,900 individuals, of whom 901 were recognized as having hypochromia (MCH < 32 pg/cell) and microcytosis (MCV < 80 fL). Of these 901 persons, 444 had developed beta-thalassemia, and 457 had iron deficiency anemia or were affected by other causes of microcytosis and hypochromia. Conclusion: RBC indices and 3 other index components were examined with the screening test. The screening precision was based on the cut-off point of the hemoglobin A2 scale detected by column chromatography, or by DNA amplification by polymerase chain reaction. The findings reveal that the England and Fraser index, with a sensitivity level of 87.2%, is an acceptable discriminator of thalassemic and nonthalassemic patients. All indices functioned more accurately for men than for women.
Cilt 42 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 275 - 280
Aziz BATEBI, Abolghasem POURREZA, Reza ESMAILIAN
Özet Çevirileri Öz
1961'de Almanya ile yapılan işgücü anlaşması ile başlayan Türkiye'den Avrupa'ya göç süreci, sonraki yıllarda gerek yasal yollardan, gerekse yasa dışı yollardan günümüze kadar devam etmiştir. Türkiye kökenliler Almanya'da ülke nüfusunun yüzde 3,2'sini (2 milyon 640 bin) oluştururken, İngiltere'dekiler ise en iyimser rakamlara göre nüfusun ancak binde 5'ini (tahmini 300 bin) oluşturmaktadır. Temel olarak Almanya'ya göç, yasal, kitlesel ve gönüllülük esasına dayalı iken, İngiltere'ye göç, yasadışı, bireysel ve zorunlu göç özelliklerini taşımaktadır. Yapılan alan araştırmaları, göç tipolojilerinin Almanya ve İngiltere'deki Türk toplumlarının kültürel kimlik algılamalarını etkiyen önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye kaynaklı dış göçün, oluş tarihi, süresi, zorunlu veya gönüllü olması, yoğunluğu, hukuki boyutu gibi tipolojik faktörleri, iki farklı diyasporada oluşan Türk toplumlarının da daha farklı yapılanmasına yol açmıştır.
Cilt 3 , Sayı 20 , Oca 2010 , Sayfalar 97 - 119
Yusuf Adıgüzel
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri
Araştırmacılar, dünyadaki petrol rezervlerinin çok yüksek ihtimalle önümüzdeki 50 yıl içinde tükeneceğini ortaya koymuşlardır. Bu gerçek araştırmacıları, dünya genelinde petrolün alternatifi olarak kullanılabilecek bir enerji kaynağı arayışına itmiştir. 1980’de Ukrayna’nın Çernobil şehrinde yaşanan nükleer felaket, dünya üzerinde bu enerji türüne karşı bardağın boş tarafından bakılmasına sebep olmuş, bu olumsuz görüş 2011 yılında Japonya’da meydana gelen deprem sonrası Fukuşima santralinde meydana gelen sızıntıdan sonra daha da artmıştır.Ayrıca hidro-elektrik santrallerin doğal yaşam alanlarına verdiği zararlar, bu enerji türüne karşı, çevre savunucuları ve örgütlerinin tepkilerine ve protestolarına sebep olmaktadır. Diğer taraftan 18 ve 19. yüzyıllardaki Sanayi Devrimi sırasında İngiltere’de “Yazsız Yıl”ın yaşanmasına sebep olan termik santrallerden bahsetmeye gerek bile yoktur. Söz konusu enerji ve üretimi olunca, bu üretimi sağlayan girdilerin alınıp satıldığı piyasa koşulları birçok dışsal faktörden etkilenmektedir. Hassas dengeler üzerine kurulu bu girdi piyasalarının dinamikleri koşullara bağlı olarak sürekli değişmekte bu değişimlerde beraberinde söz konusu girdilerin fiyatları üzerinde etkili olmaktadır. Petrol ve türevlerinin alınıp satıldığı piyasalar düşünülünce dinamiklerin ne kadar hassas ve birbirine bağlı olduğu daha iyi anlaşılabilmektedir. Bu hassas piyasa koşullarına bağlı enerji girdilerinden bir tanesi de hiç şüphe yok ki doğalgaz fiyatlarıdır. Bu çalışmada, (1997-2014) yılları arası günlük doğalgaz fiyatlarının durağanlığı araştırılarak, sahip olduğu volatilite ARCH&GARCH model ailesi ile modellenmeye çalışılacaktır.
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 1 - 11
Fatih ÇEMREK, Hakkı POLAT
Özet Çevirileri
II. Abdülhamit döneminde, Nisan 1877’de başlayarak Ocak 1878’de sona eren, Doksanüç Harbi olarak da bilinen ve Osmanlı Devleti ile Rus Çarlığı arasında yaşanan savaş yaklaşık olarak dokuz ay kadar sürmüş ve Osmanlı Devleti’nin mağlubiyeti ile sonuçlanmıştır. Bu savaş hakkında müracaat edilebilecek çok sayıda kaynak bulunmakta ve bunların her birisi kaynak değeri açısından ayrı ayrı kritiğe tâbi tutulabilir. Çalışmamızda, Doksanüç Harbi’ni günü gününe sayfalarına aktarmaya çalışmış olan İngiliz gazetelerini kullandık. Savaşta tarafsızlığını ilan etmiş olan bir devletin basın organı olan bu gazeteler, Doksanüç Harbi’ni günlük takip ederek gelişmeleri okuyucularına duyurmaya çalışmışlardır. Gazeteler, cephelerdeki komuta merkezlerinin hazırladığı raporlardan muhabirlerden gelen telgraflara kadar birçok kaynağı kullanmışlar ve sundukları haberlerin kaynaklarını belirtmişlerdir. İncelemiş olduğumuz on altı gazete, sadece cephede ordular arasında geçenleri haberleştirmemiş, savaşan tarafların başka devletlerle ilişkilerinden savaş bölgelerindeki önemli yerleşim yerlerinin tanıtılmasına ve komutanların hayat hikâyelerine kadar birçok konuya yer vermişlerdir. Savaş haberlerine ayırdıkları sayfalarında tüm cephelerdeki gelişmeleri bölümler halinde sunmuşlardır. Böylece okuyucularına savaş coğrafyasının tümünü görme imkânı sunmuşlardır. Osmanlı Devleti ile Rus Çarlığı arasında yaşanmış olan bu savaşın değişik yönleri hakkında sayfalarına çok teferruatlı bilgiler aktarmış olan İngiliz gazeteleri kaynak olarak Doksanüç Harbi’nin anlaşılmasına katkı sağlamışlar ve tarafsız bir devletin basınının savaşa yaklaşımını yansıtmışlardır. Fakat İngiltere’nin savaşta tarafsız olması gazetecilerin de tarafsız olmasını garanti edemeyeceğinden, gazetelerin mutlak manada tarafsız olduğunu iddia etmek zordur.Anahtar Sözcükler: Doksanüç Harbi, İngiliz Gazeteleri, Osmanlı-Rus SavaşıENGLISH NEWSPAPERS AS THE SOURCES OF THE '93 WARAbstract: During the period of Abdul Hamid II, the '93 War, also known as the war between the Ottoman Empire and the Russian Empire, lasted for approximately nine months, started in April 1877 and ended in January 1878 with the defeat of the Ottoman Empire. The accessible sources about this war are very vast and, each and every one of these sources’ value can be separately criticized. In our study, we used the English newspapers as the sources of the '93 War. These newspapers, which were the press organs of the state that proclaimed its neutrality in the war, tried to follow the '93 War on a daily basis in order to present it to its readers. The newspapers used various sources such as reports of the command center at the very front and telegrams from reporters, which are also indicated as sources for their present news. The sixteen newspapers we have been analyzed were not only about the things happening between the armies at the front, but also about lot of topics such as the relations of warring parties with other states, the introduction of major settlements in the region and the stories of commanders. On the pages dedicated to war news were about all the developments at the front and were divided into parts. Therefore, the readers had the chance to witness the whole geography of the war. The English newspapers, which transferred very detailed news about different faces of the war between the Ottoman Empire and the Russian Empire, became sources for the understanding of the '93 War and reflected the approach of a neutral state towards the war. But the fact that England was neutral didn't make the writers of the newspapers neutral, too. That is why it is hard to say that the newspapers are neutral in absolute terms.Keywords: Doksanüç War, British Newspapers, The Ottoman Russian War
Cilt 4 , Sayı 7 , Oca 2016 , Sayfalar 103 - 114
Remzi ÇAVUŞ
Özet Çevirileri Öz
This study explicates the fact of double alienation reflected in Monica Ali's novel Brick Lane which depicts the lives of Bangladeshi immigrant families in England having a multi-cultural structure. The fact of alienation which has social, psychological and philosophical dimensions is revealed bilaterally in typical immigrant-woman case by the character of Nazneen, the protagonist. Nazneen, as both a Bangladeshi immigrant and a woman coming from a patriarchal society, inevitably experiences social and psychological alienation in certain periods of her life. In the study, Nazneen's experience will be analyzed by referring to the text with its reasons and results in the context of alienation as an immigrant and as a woman.
Cilt 5 , Sayı 4 , Oca 2010 , Sayfalar 490 - 505
Seda Arıkan, Gül KOCSOY
Özet Çevirileri Öz
Bu çalışma ile döviz kuru öngörüsü için geliştirilen, yapısal modellerden parasal yaklaşım modeli ile yapısal modellere rakip olan zaman serisi analizi yöntemlerinden ARIMA modeli kullanılarak Türkiye için döviz kuru öngörüsü yapılması ve bu iki yöntemin öngörü güçlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bunu gerçekleştirmek için 1980-2001 dönemi için Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı beş ülke (A.B.D., Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya) ile Türk lirasına ilişkin reel döviz kurunun aylık verileri kullanılarak parasal yaklaşım modeli ve zaman serisi modellerine dayanan döviz kuru öngörüleri tahmin edilmiştir. Bu iki modelin öngörü güçlerinin karşılaştırması sonucunda parasal modeldeki değişkenlerin döviz kurunu açıklamada etkisi olduğu görülmesine karşın, ARIMA modelinin Parasal modele göre öngörü gücünün daha iyi olduğu sonucuna varılmıştır
, Sayfalar 211 - 231
Hasan Vergil, Filiz Özkan
Özet Çevirileri
Bu çalışmanın amacı, döviz kuru rejimi tercihinde ekonomik ve politik faktörlerin etkisini araştırmaktır. Bu amaçla, seçilen AB üyesi ülkelerde (Avusturya, Almanya, Belçika, Fransa, Danimarka, İngiltere, İsveç, İtalya) 1980–2013 yılı verileri kullanılarak ülkelerin döviz kuru rejimi tercihleriyle finansal derinlik, sermaye girişleri, reel döviz kuru ve demokrasi arasındaki ilişki İkili Tercih Panel Probit Modeli kullanılarak tahmin edilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre, finansal derinlik, reel döviz kuru ve sermaye girişleri arttıkça ve demokrasi iyileştikçe sabit döviz kuru dezavantajlı hale gelmekte ve esnek döviz kuru rejimi doğru bir tercih olmaktadır.
Cilt 5 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 157 - 172
Ahmet BEŞKAYA, Havanur ERGÜN
Özet Çevirileri
Elma, dünya meyve üretim ve tüketiminde en önde gelen ürünlerden biridir. Dünya elma üretiminin yaklaşık %95’i Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yapılmaktadır. Türkiye elma üretiminde Çin, ABD ve İran’dan sonra dördüncü sırada, ihracatında ise oldukça gerilerde yer almaktadır. Elma ihracatında Çin, Şili ve İtalya, ithalatında ise Rusya, Almanya ve İngiltere önde gelen ülkelerdir. Türkiye 20,60 ton/ha ile dünya ortalaması olan 13,06 ton/ha’ın üzerinde bir verime sahip olmasına karşın Avusturya (78,34 ton/ha) ve İsviçre (58,14 ton/ha) gibi ülkelerle karşılaştırıldığında verim gayet düşük seviyelerde kalmaktadır. Türkiye’nin elma üretiminde önde gelen illeri Isparta, Karaman ve Antalya’dır. En yaygın çeşitler ise Golden ve Starking’dir. Türkiye’de yetişme alanı ve tüketim açısından meyveler arasında üzümden sonra ikinci sırada elma gelmektedir. Türkiye’de üretilen 14 milyon ton meyvenin yaklaşık %17’sini ve yumuşak çekirdekli meyvelerin %81’ini elma üretimi oluşturmaktadır. FAO ve TÜİK rakamlarına göre, Türkiye’nin elma üretimi, verim ve tüketim açısından dünya ortalamasının üzerinde bulunduğunu, ancak ihracatın çok düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Ülkemiz potansiyel olarak hem üretim alanının hem de verimliliğin artırılması açısından uygundur. Özellikle verimliliğin ve kalitenin artırılması için daha iyi çeşitlerin üretiminin yaygınlaştırılması gerekmektedir. Ayrıca, hükümet tarafından pazarlama ve ihracatta karşılaşılan sorunların çözülmesine yönelik adımların da atılması gerekmektedir.
, Sayfalar 17 - 23
A. Semih UZUNDUMLU, H. Bayram IŞIK, Nihat IŞIK
Özet Çevirileri
Economic and social factors can determine the prevalence and severity of a health condition, as well as enhance co-morbidities. This article reviews forces that have influenced the appearance and persistence of nutritional rickets over the past 400 years. Childhood rickets first appeared from 1600 to 1640 as an epidemic disorder in the south and west of England when the woolen trade developed as a home labor industry. Later, with the coal-fueled factory system, agrarian laborers migrated to cities, creating a wage earner class. Their children were raised in smog-ridden and crowded conditions and were victims of an urban-based form of rickets lasting from the 1640s to the 1930s. With the discovery of vitamin D, arising from both dietary sources and from photocutaneous biosynthesis by exposure to ultraviolet B wavelengths from the sun, and recognition of its use as a therapeutic agent, epidemic rickets largely disappeared. The pro-sunshine era was ushered in between 1930 and 1965. Since, rising rates of skin cancer have greatly tempered enthusiasm for sun exposure and led to recommendations for sun protection strategies. Beginning in the 1960s, examples of nutritional rickets have been seen in dark-skinned immigrants moving to northern latitudes. Often rickets occurred in association with vitamin D-deficient mothers who exclusively breast-fed their offspring. Also, vitamin D deficiency is more evident in young children, adolescents, pregnant mothers and the elderly, many of who remain indoors and do not use vitamin supplements. These factors - child labor, the almost universal use of coal as a fuel, dietary deprivations during wars, migration of dark-skinned populations to regions where sunshine is scarce, and cancer-associated fear of sun exposure - have resulted in the persistence of nutritional rickets despite the knowledge of medical practitioners, nutritionists, and even parents. This manuscript reviews these factors and their impact on the health of children.
Cilt 4 , Sayı 4 , Oca 2012 , Sayfalar 1 - 13
Russell Chesney
Özet Çevirileri Öz
Edebiyat antolojileri, tarihsel ve kültürel olarak önemli bir yere sahip kamusal metin derlemeleridir. Yalnızca bir ulusun "edebi zevkini" ve sanatsal gelişimini temsil etmezler aynı zamanda, kültürel hiyerarşinin hayali genelleştirmelerini betimleyen ulusal ve toplumsal çıkarlarının da temsilidirler. Antolojilerin tarihsel, ve bu sebeple dolaylı olarak da ideolojik önemli, entelektüel seçkinlerin derlemeye ve bir sonraki nesle aktarmaya uygun gördükleri eserlerin seçiminin hangi ölçütlere göre yapılacağının belirlenmesinde yatar. Bu makale, bu bağlamda, Amerikan edebi geleneğinin oluşumunda antolojilerin ve edebi seçkilerin önemini tartışacaktır. Bu tartışma kaçınılmaz olarak edebi üretim ve tüketim süreçleri ile kesişen ve bu süreçleri biçimlendiren ideolojik ve politik karar verme süreçlerine odaklanacaktır. Tartışmanın ilerleyen bölümlerinde, edebi geleneğin/geleneklerin bütüncül bir yapı arz etmediği, daha ziyade toplumsal ve kültürel dinamiklerin değişen yapısı ile birlikte kendini değişen koşullara uydurduğu tartışılacaktır. Bu nedenle, edebi geleneğin oluşumu, okur ve aydınların seçim ölçütleri ve dünya görüşleri doğrultusunda vücut bulmuş statik bir süreç olarak değil, daha ziyade sürekli değişen ve kendini yenileyen hegemonik iktidar yapısının bir yansıması olarak ele alınacaktır. Bu tartışmaların ışığında, Amerikan edebiyat geleneğinin kuruluşunda, Püriten New England aydınlarının etkisinin yıllar içinde nasıl biçimlendiği, değiştiği, ve yeni koşullara uyum göstererek varlığını gösterdiği farklı kuramcılar ve edebiyat eleştirmenlerinin metinlerinden alıntılarla ortaya konacaktır
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 13
Murat GÖÇ
Özet Çevirileri Öz
Amerikalı yazar Edith Wharton, 1911 tarihli Ethan Frome adlı kısa romanını, diğer romanlarından tümüyle farklı bir bakış açısıyla kaleme almıştır. Gerek karakter, mekan ve işlenen temalar, gerekse kurgu açısından bu romanın Wharton’ın yapıtları arasında özel bir yeri vardır. Romanda anlatıcının yazar/anlatıcı ilişkisini belirginleştiren ayrıcalıklı konumu, ana hikayeyi içine alan bir dış hikayenin olması, Wharton’a bir New England kasabasında kaybolmuş ümitler, yıpranmış istekler ve hayat şartlarından yorgun düşmüş insanların hikayelerini anlatmanın yanı sıra, yazınsal anlamda bir hikayenin nasıl kurgulandığı ve değerlendirildiği konusunda yorum yapma olanağı sağlamıştır. Kendi kendisine atıfta bulunan, kendi işleyişi hakkında açıklık getiren bu romanın kurgusu, Ethan Frome’u kronolojik olarak Modernizm akımının içine yerleştirmese de, modermizmi önceliyen özellikler taşır.
, Sayfalar 1 - 7
ÇİĞDEM PALA MULL
Özet Çevirileri Öz
Misoprostol (Cytotec, Searle, England), a prostaglandin E1 analogue, is indicated for protection of peptic disease induced by cyclo-oxygenase inhibitors. Since vaginal bleeding was reported during misoprostol use previously, we hypothesized that misoprostol might cause endometrial stimulation. Therefore, we investigated the effects of misoprostol on the endometrium of ovariectomized (OVX) rats to investigate any endometrial changes. Thirty-two, four month-old, parous female Sprague-Dawley rats were used in this study. All rats underwent ovariectomy at the beginning of the study. Sixty days after the ovariectomy six rats were sacrificed to remove the uterus and the remaining 26 rats were divided into three groups. Group I (six rats) was treated with vehicle (1 cc of distilled water orally) for 60 days. Groups II and III (ten rats each) were treated with oral 100 and 200 mg/day misoprostol, respectively, for 60 days. At the end of the treatment laparotomy was performed and the uteri of all the rats were removed. Histopathologic examination of the endometrium 60 days after ovariectomy revealed endometrial atrophy. But after misoprostol administration a minimal endometrial proliferation was encountered regardless of the dose of misoprostol. The present study demonstrated that misoprostol can cause a proliferation in the endometrium after 60 days of administration. Long term studies are needed to evaluate if this proliferation leads to hyperplasia and cancer, especially in postmenopausal women.
Cilt 30 , Sayı 2 , Oca 2000 , Sayfalar 115 - 118
Ali Suha SÖNMEZ
Özet Çevirileri Öz
Since density may have a direct influence on wood properties and because density is a factor under genetic control, this study details the effects of seed origins and sites on density. In addition to seed origins, its variability both within and between trees was also examined. In this case, the variation in density was investigated in eight seed origins of Sitka spruce (Alaska-AL, British Columbia-BC, Queen Charlotte Islands-QCI, North Washington-NW, South Washington-SW, North Oregon-NO, South Oregon-SO, and California-CA) grown at two sites in Britain (Dalby: Eastern England and Rhondda: South Wales). For this purpose, the five trees of each seed origin at each site were sampled at three heights (1, 2, and 3 m above ground level). It was observed that wood density decreased with increasing height within the stem. This corresponded to a trend of increasing ring width. The trees of seed origins NW, SW and NO at both sites, and QCI and SO at Rhondda had the highest wood density, partly due to their slow rates of incremental growth. The seed origin CA had the lowest density on account of its rapid incremental growth. Therefore, it is suggested that to optimise density, QCI, NW, SW and NO should be selected for plantation use. The seed origins AL and BC should be avoided in the future plantations as they grew poorly at both sites.
Cilt 26 , Sayı 1 , Oca 2002 , Sayfalar 21 - 30
İlker USTA
Özet Çevirileri Öz
ABSTRACTThis study was conducted to determine the duration of lactation, lactation and 305 days milk yield, milk fat and protein percentage and somatic cell counts of Holstein-Friesian cattle selected randomly in five private farms in England and to investigate the effects of some environmental factors on these traits. Material of the study was 2514 yield records collected from Holstein-Friesian cattle between the years 1994 and 2003. In the statistical analysis of the yields, contrast-test of the GLM procedure in SAS programme package was used.General average of the duration of lactation, lactation and 305 days milk yield, milk fat and protein percentage and milk somatic cell counts were 324.32 days, 7715.23 kg, 7218.62 kg, 4.028%, 3.333% and 137,948 cell/ml respectively. During the study, the farm where the animals were kept and the year in which lactation started made significant effects at P<0.001 level on all traits, also the turn of lactation has made a P<0.05 level effect on these traits except the P<0.05 level effect on the duration of lactation. Season had no important effect on lactation milk yield and somatic cell count in milk. However, season, like other factors made significant effects on the duration of lactation, milk fat and protein rates at a level of P<0.001 and on 305 days milk yield at a level P<0.01.The results of this study showed that the farms achieved high levels of milk yield by providing optimal conditions. Management conditions and the use of high yielding breeders accomplished the improvement in yields in different years. Two principle factors came forward in the study and highest determining factors were observed to be the farm and turn of lactation.Key Words: Holstein-Friesian, milk yield and components, somatic cell count.   ÖZETBu çalışma, İngiltere'deki rastgele seçilmiş beş ayrı özel işletmede yetiştirilen Siyah-Alaca sığırların laktasyon süreleri, gerçek ve 305 günlük süt verimleri, sütteki yağ ve protein oranları ile somatik hücre sayılarının belirlenmesi, bu verimler üzerinde bazı çevre faktörlerinin etkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın materyalini 1994-2003 yılları arasında yetiştirilen Siyah-Alaca sığırlardan elde edilen 2514 verim değeri oluşturmuştur. Siyah-Alaca sığırların verim değerlerinin istatistik analizlerinde GLM prosedüründen contrast-testi kullanılmıştır.İncelenen süt verimi özelliklerinden laktasyon süreleri, gerçek ve 305 günlük süt verimleri, sütteki yağ ve protein oranları ile somatik hücre sayısına ait genel ortalamalar 324,32 gün, 7715,23 kg, 7218,62 kg, %4,028, %3,333 ve 137.998 hücre/ml olarak belirlenmiştir. Çalışmada, etkileri araştırılan faktörlerden hayvanların yetiştirildikleri çiftliğin ve laktasyona başlanan yılın tüm özellikler üzerinde P<0,001 düzeylerinde, yine laktasyon sırasının da bu özellikler üzerinde, laktasyon süresi üzerinde P<0,05 düzeyindeki etkisi dışında, aynı düzeyde önemli bir faktör olduğu belirlenmiştir. Mevsimin ise, gerçek süt verimi ve sütteki somatik hücre sayıları üzerindeki etkisi önemsiz olarak bulunmuştur. Ancak, mevsim faktörünün diğer faktörler gibi laktasyon süresi, sütteki yağ ve protein oranları üzerinde P<0,001 ve 305 günlük süt verimi üzerinde P<0,01 düzeylerinde önemli etkisinin olduğu bulunmuştur.Bu araştırmada elde edilen sonuçlar, işletmelerin sığır yetiştiriciliği için gerekli optimum koşulları sağlayarak yüksek düzeyde verim elde ettiklerini göstermektedir. Hayvanlara uygulanan management ve kullanılan daha yüksek verimli damızlık materyal yıllar arasında daha yüksek verime ulaşılmasını sağlamıştır. Çalışmada temel olarak iki faktör ön plana çıkmış ve en yüksek düzeyde belirleyici faktörlerin çiftlik ve laktasyon sırası olduğu belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Siyah-Alaca, süt verimi ve süt komponentleri, somatik hücre sayısı.
Cilt 36 , Sayı 1 , Oca 2010 , Sayfalar 65 - 74
Nihal TOPALOĞLU, Halil GÜNEŞ
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
Dynamic effects on an arch dam should be taken into account together with gravity and hydrostatic pressure for the most critical conditions. This study presents three-dimensional linear earthquake response of an arch dam. Different soil parameters and ground motion accelerograms are used in the finite element analyses. The Type 3 double curvature of an arch dam which is one of the five type models suggested in Arch Dams Symposium organized in England in 1968 is considered in this paper. All numerical analyses are carried out by SAP2000 program for empty reservoir case. In the scope of this study, modal analyses and modal timehistory analyses are performed using three dimensional finite element model of the arch dam and arch dam-foundation interaction systems. According to numerical analyses, maximum horizontal displacements and principle stresses are shown by height and also evaluated earthquake for various soil conditions and earthquakes. Besides this study clearly appears that the soil conditions are very effective on the dynamic response of an arch dam
Cilt 6 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 38 - 50
Muhammet KARABULUT, Murat Emre KARTAL, Murat CAVUSLI, Derya TANRIVERMIS, Bayram KAYALAR
Özet Çevirileri Öz
19. yüzyıl, dünya siyasi tarihinde Sömürgecilik çağı olarak geçmiştir. Sanayi devrimi sonrası dünyaya açılan Avrupalı Devletler için Afrika’ya hakim olma mücadelesi çok önem taşımış ve 19. yüzyılın ilk yarısında Afrika Kıtası, başta İngiltere, Fransa, Belçika olmak üzere Avrupalı Devletler tarafından paylaşılmıştır. Fransa da bu paylaşımda Tunus, Cezayir ve Batı uzanımında Kuzey Afrika’da önemli bölgelere sahiplenmiş ve 1830-1860 yılları arasında bu bölgeye misyonerler ile çok sayıda Fransız kolonicisi getirilmiş ve Fransız kültür ağırlığı olan ortak bir yaşam yaratılmaya çalışılmıştır. Cezayir de bu bakımdan Fransa baskılarına maruz kalmış ve yerel halk, misyonerlerin faaliyetleri ile dönüştürülmeye yani Hıristiyanlaştırılmaya ve Fransızlaştırılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda uzun yıllar Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da coğrafyacı, asker ve keşiş olarak çalışan Charles De Faucould, Fransız Bilimler Akademisine 1907 yılında bir mektup göndermiştir. Mektubun ana konusu, Cezayir’deki yerli halkın kültür ve kimlik açısından dönüştürülmesi için nelerin yapılması üzerinedir. Özellikle misyonerlerin dolaştıkları veya yaşadıkları farklı kültür havuzlarında nasıl davranmaları ve ne yapmalarını öğütlemesi bakımından söz konusu mektup ayrı bir öneme sahiptir.
Cilt 2013 , Sayı 29 , Oca 2013 , Sayfalar 43 - 56
Haktan BİRSEL
Özet Çevirileri
This article addresses the position of labour laws in Jordan, the United Arab Emirates (hereafter UAE) and England towards the issue of equality between woman and man in the workplace in light of the requirements of CEDAW to which the three mentioned countries are parties. Generally speaking, CEDAW tends to be a convention aiming at achieving equality between man and woman in all aspects, inter alia, equality in work opportunities and rights. This vision is more suitable to English law, where it is argued that CEDAW and English law stemmed from the same environment, i.e. the Western environment. On the contrary, in many aspects, CEDAW contradicts the Eastern (Islamic) approach, respected by the laws of Jordan and the UAE, basing the relationship between man and woman on justice and integration rather than equality and competition. Therefore, the article examines to which extent labour laws in Jordan and the UAE have applied the requirements of CEDAW, and what are obstacles in front of applying the requirements not applied yet.
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 54 - 78
Firas Y. KASSASBEH
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
Günümüzde Eritre ve Etiyopya arasında kalan Danakil bölgesi, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti’nin Kızıldeniz çevresinde hâkimiyetini korumaya çalıştığı yerlerden biri olmuştur. Bölgede birçok kabile yaşamasına rağmen sahil kesiminde yaşayan kabilelerin ekseriyetle Müslüman olmaları ve Habeşlilerin Kızıldeniz’de bir limana sahip olmak istemeleri devrin Osmanlı makamlarını tedirgin ettiğinden, bu bölge üzerinde yoğun bir rekabet yaşanmıştır. Osmanlı Devleti, Musavva’daki kaymakamlarından ve zaman zaman Yemen’deki görevlilerinden aldığı destekle bölge üzerindeki hâkimiyetini muhafaza etmeye çalışmıştır. Bölgede gerek kabileler arasındaki rekabet ve çatışmalar gerek Fransa ve İngiltere gibi devletlerin müdahaleleri gerekse de din merkezli sürtüşmeler durumu daha da hassas bir hale getirmiştir. Araştırmayla büyük devletlerarasında devam eden rekabetle birlikte, Osmanlı Devleti’nin bölgede tutunma girişimleri ve bu kapsamda yürütülen çalışmalar incelemeye dâhil edilmiştir. Araştırma, günümüzde Türkiye’den çok uzakta olan bu bölgelerdeki mirasın biraz daha gün yüzüne çıkmasını ve görünür hale gelmesini amaçlamaktadır.   
Cilt 32 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 327 - 361
Durmuş Akalın
Özet Çevirileri
Birinci Dünya Savaşı, propagandanın etkin olarak kullanıldığı harplerin başında gelmektedir. Savaşın gidişatını cephedeki çarpışmalar kadar cephe gerisinde yapılan propagandalar da yönlendirmiştir. İngiltere ise, propagandayı etkili bir şekilde kullanmış devletler arasında yer almıştır. İngiltere’de en çok satan gazete olmasının yanı sıra dünyada da çok satan gazeteler sıralamasında ilk sıralarda yer alan The Times, bu dönemde İngiltere’nin propaganda malzemelerinden biridir. The Times’ın sahibi Lord Northcliffe, aynı zamanda İngiltere’de yedi gazetenin sahibi olarak basını elinde tutmaktadır. Bununla birlikte İngiltere’nin savaş propagandasını yönlendiren “Crewe House” adı verilen “Wellington House” benzeri bir ofisin başında yer alarak, İngiliz propaganda taarruz takımının liderlerinden biridir. Bu makalede The Times’ın savaşın son yılında Ermeni meselesine bakış açısı, gazetede çıkan haberler çerçevesinde incelenecektir. Bu konuyla ilgili çıkan haberlerde acı çektiklerini iddia ettiği Ermenilere bir devlet kurulması hususunda batılı devletlerin yardım etmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Türkler tarafından yapıldığı iddia edilen katliamlardan dolayı sayılarının azaldığı söylenen Ermenilere, savaş sırasında batılı devletler tarafından verilen vaadlerin yerine getirilmesi konusuna değinen haber ve yorumlar göze çarpmaktadır.
Cilt 2013 , Sayı XV , Oca 2013
Dilara USLU
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri