Arama Sonucu: 41 Aranan: Bastard Feudalism
The current financial crisis of 2008 has caused to the emergence of different analyses in the context of the reasons of crisis both in mainstream economics and heterodox economics. This study focuses on various arguments in heterodox economics and tries to analyze them as a whole. It is worth-stressing to argue that there is no consensus on the causes and reasons of the crisis. It is hard to reach a comprehensive analysis both as theoretically and practically. Therefore in this study we will put together these different kind of arguments in order to solve this difficulty
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2015 , Sayfalar 62 - 94
Onur Özdemir
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu çalışma,, kabilecilik, klasik antik dönem, feodalizm ve kapitalizm sosyal dönemlerinde toplumların kölelikle ve özellikle kadın köleliği ile ilgili uygulamalarındaki dönüşüm üzerinde durmuştur. Özellikle kabilecilik döneminden sonra ki bu yerleşik hayat anlamına gelmekte, kölelik üretim için iş gücü, ev işleri için bir servis ve köle sahiplerinin cinsel talepleri doğrultusunda bir uygulama olarak algılanmıştır. Bu sosyal dönemler sırasında, kadın köleliği ciddi şekilde evirilmiş ve ev hizmetlerini yürütmek olan görev tanımı harem kadını şekline bürünmüştür. Bu durum, kapitalizm döneminde de vahşi bir şekil almıştır. Bu çalışmanın temel amacı üç ana köle ticareti dönemini anlatmak ve ortaya çıkan uygulamaya yönelik farkları analiz etmektir. Çalışmada, toplumların sosyal dönemler, cinsiyetler ve kadın köleliği ile ilgili olarak ortaya koydukları algı farklarını ortaya koymak için kronolojik bir değerlendirme yapılacaktır. Çalışma, köle ticaretinin etkisini sadece köleler için değil aynı zamanda toplumlar için de vurgulayacaktır. 19. Yüzyılın ortalarına kadar köle ticaretinde kadın ve erkek kurbanların maruz kaldıkları vahşi uygulama tarihin en karanlık noktalarından biridir. Bu bağlamda, çalışma, her sosyal dönemi sadece cinsiyetler arasında neden köle ticaretinde farklar var anlamak için değil aynı zamanda kölelik tarihini ve köle ticaretlerini göstermek için analiz edecektir.
Cilt 19 , Sayı 34 , Oca 2018 , Sayfalar 451 - 474
Furkan YILDIZ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Tarihsel, Marksist, ve feminist bakış açıları ile yorumladığımızda, Ann Radcliffe’in Udolpho’nun Gizemleri adlı romanında, tarihin feodal sistemden kapitalist düzene ilerleme sürecinde kadının durumunu ana tema yaparak, bu geçiş dönemini tasfir ettiği söylenebilir. Radcliffe eski sistemi Apollonian (yani akıl ve uyum) olarak kabul ederken, yeni düzeni de Dionysian (yani içgüdü ve karmaşa) ile bağdaştırmıştır. Yazarın yarattığı outopia’da (olmayan yer) ana karakter Emily ve diğer iyi karakterler yerleşik feodalitenin doğrularını temsil ederken, Montoni ve arkadaşları ise onsekizinci yüzyılın gelişmekte olan kapitalizmini ve bu yapının yıkıcılığını anlatmaktadır. Romanın sonunda eski sistemin yeni düzene karşı kazandığı zaferin üzerinde önemle durulmasına rağmen, Radcliffe’in önerdiği çözüm tatmin edici değildir; çünkü ana kahraman Emily basmakalıp bir karakter olarak kalmış, aidiyet hissettiği erkek-egemen toplumda halen bir erkeğin korumasına muhtaç, savunmasız bir genç kız tiplemesinden öteye gidememiştir. Bu yüzden Radcliffe, kendine güveni yüksek, devrimci bir karakter yaratamamış ve dolayısıyla kadın kimliğini koruyup destekleyen daha gelişmiş bir kültürel yapıyı eserinde ortaya koyamamıştır
, Sayfalar 0 - 0
Ertuğrul KOÇ, Özge GÜVENÇ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
This study examines the secondary literature on Max Weber’s (1864-1920) writings onIslam and the Ottoman Empire. It demarcates approaches prevalent in the secondaryliterature. Three basic themes are apparent:- Section a) concentrates on authors who applied Weber’s concepts of patrimonialism andbureaucracy to non-Ottoman countries, such as Maslovski (on the Soviet bureaucracy)and Eisenberg (on China).- Section b) focuses on authors who studied the Ottoman Empire utilizing non-Weberianaboveall Durkheimian and Marxian theories and methods. The studies by ImmanuelWallerstein (world systems theory) and his Turkish colleagues on the Ottoman Empire,as well as the neo-Marxian writings of Perry Anderson and Barrington Moore, will beevaluated. Studies on the Ottoman Empire and its socio-political transformation indebtedto Durkheim (S. N. Eisendtadt, Ziya Gökalp, and Niyazi Berkes) will be discussed.- Section c) concentrates on authors who studied the Ottoman Empire using Weber’sterminology and concepts, such as Haim Gerber, Halil Inalcik, and Şerif Mardin.Key Words: Max Weber, Ottoman Empire, Ottoman Studies, patrimonialism,bureaucracy
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 7 - 18
İbrahim MAZMAN
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
“Batı'nın Yükselişi”, “Büyük Sorun” ve “Büyük Iraksama”, sosyal bilimlerdeki çok eski bir problematike işaret eden farklı terimlerdir. Burada, Batı'nın Doğu üzerinde üstünlük sağladığı varsayılan bazı alanlar vasıtasıyla “Batı” ile “Doğu” arasında bir fark oluştuğu düşünülmektedir. Çalışmamızın birinci bölümünde okuyucuya ilgili literatür tanıtılmaya çalışılmıştır. Ayrıntılı bir anlatımdan ziyade, konuya ilişkin önemli hususlar ön plana çıkarılarak, tartışmanın ana hatları belirlenmeye çalışılmıştır. “Batı'nın Yükselişi” literatürüne yönelik bu genel değerlendirmenin ardından, konunun önemli bir boyutunu oluşturan “kronoloji sorunu” üzerinde durulmuştur. “Kronoloji Problemi” olarak adlandırdığımız problem, şu sorunun cevabını aramaktadır: “Batı ne zaman yükseldi?”. Araştırmacıların cevaplaması daha zor ve önyargılara daha açık olan “Neden ?” sorusuna odaklandıklarını düşünmekteyiz. Bize göre daha belirgin ve somut olması nedeniyle “Kronoloji Problemi”ni tartışmaların merkezine koymak daha faydalıdır. Ancak burada da öncelikle cevaplanması gereken soru, “Kronoloji Problemi”nin hangi alanlarda inceleneceğidir. Mann'ın sosyal güç teorisi ile realist Uluslararası İlişkiler teorisinden türetilen üçlü bir yaklaşımın bu soruya metodolojik olarak tatmin edici bir cevap vermede faydalı olabileceğini düşünmekteyiz.
Cilt 7 , Sayı 13 , Oca 2013
Gürsu Galip Gürsakal, Sezgin Kaya
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
  Abstract Complexities of power/knowledge relationships are widely recognized, theorized and examined in multiplicities of contexts in social sciences and humanities. In this presentation I will, however briefly, examine how and why anthropology, often referred to as the bastard child of nineteenth century Western imperialism, has transformed itself at the dawn of twenty first century, at least according to the American Anthropological Associations (AAA:2012), to become one of the “most humanistic of sciences and scientific of humanities.” A discipline with the current goals of producing and “disseminating anthropological knowledge to solve human problems”, according to the AAA, the institutional governing body of the field in the United States of America. History of the development of anthropology, like other social sciences and humanities disciplines, has been shaped by the diverse relationships of its practitioners, the anthropologists, to the fluid nature of Western imperial powers. That is, transforming from empires of commerce, and conquest to “empires by invitation or empires of trust”, during the twentieth century, especially after the Second World War.  Here I will focus on the following significant questions: How did the instrumental uses by Western colonial powers of anthropologists and cultural knowledge they produced about the non-Western colonized societies during the nineteenth and early twentieth century shape trajectories of the development of the discipline? How or whether the ab/uses of anthropology and anthropologists changed during the two World Wars as well as the anti-colonial wars of liberation in Asia, Africa and Latin America? What were the impact of Western decolonization, onset of the Cold War, wars by proxies, and creation of neo-empires by “invitation/trust”, on anthropology, after the end of WWII? More significantly, how did the triumph of Western Capitalism over the USSR, the beginning of war on global terror (after September 11-2001) and the need for counterinsurgency (COIN) campaigns in the Middle East influence militarization/weaponization of anthropology and anthropologizing the military? Also explored will be the role of recently trained non-Western or “native” anthropologists in reassessing anthropology’s imperialist past and its extremely critical contemporary stance.
, Sayfalar 1 - 11
M. Nazif SHAHRANI
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
Bundan otuz hatta kırk yıl kadar Önce Osmanlı toplum yapısı konusunda başlayan tartışma henüz sonuçlanmamıştır. Osmanlı toplum yapısı tartışmalarında yapının ne olmadığı (bu makalede sadece ATÜT olmadığı) belirlenmiş fakat ne olduğuna ilişkin henüz tatminkâr bir sonuca ulaşılamamıştır. Bu çalışma gerek akademik gerekse entelektüel ve ideolojik sebeplerle Osmanlı toplum yapısını açıklama gayreti içinde olanların, özellikle Osmanlı'yı ATÜT'le açıklama çabası sarf edenlerin ve ATÜT'ün teorik, emprik ve ideolojik açıdan sorgulanışının ele alındığı ATÜT'e veda yazısıdır.
, Sayfalar 1 - 28
Suna Başak AVCILAR
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Batı olarak ifade ettiğimiz gelişmiş toplumlar, söz konusu “gelişmiş” payesini elde ederken uzun ve sıkıntılı bir süreçten geçmiştir. Kendilerine göre daha alt seviyede bulunan toplumların dillerine pelesenk olacak Batılaşma-Batılılaşma-ModernleşmeÇağdaşlaşma olgusunu kendi içlerinde sancılı bir biçimde yaşayarak meydana getirmişlerdir. Başka bir deyişle, 19 ve 20. yüzyılın portresi 13 ve 14. yüzyıllardan itibaren çizilmeye başlanmıştır. Sadece 19 ve 20.yüzyıla bakmak resmi anlamak ve yorumlamak için yeterli değildir. Dolayısıyla meselenin kırılma noktalarına bakmak gerekir. Bu düşünceden hareketle yazıda, Batı’da, aklı ve ilmi merkezine alarak insanını kiliseden, ruhban sınıfından, feodaliteden, eski düzenden kurtaran süreç Rönesans, Aydınlanma, Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi çizgisinde değerlendirilmektedir.
Cilt 11 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 431 - 440
Öğr. Gör. Dr. Serhat KÜÇÜK
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Yazarın ekoloji kavramının kökünü oikos kelimesinden seçmesinin nedeninin, doğayı genel anlamda “canlıların evi” olarak görmesinden kaynaklı olduğu muhtemeldir; çünkü yalnızca insan ve yalnızca biyoloji bilimine indirgenen değil, “topyekun” olarak tüm doğanın ve diğer bilim dallarının da ele alınması gerektiği üzerinden bir tanımlama yapmıştır. Bu, aynı zamanda insanın doğayla kuracağı ilişki çerçevesinde de önemli bir tanımlamadır. Haeckel’in bahsettiği gibi bugün yalnızca biyoloji bilimini ele alarak değil, fizik, kimya, jeoloji ile çeşitli sosyal bilimleri kapsayacak biçimde ekoloji üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Bu konulardaki önemli dönüm noktalarını Charles Darwin’in biyoloji alanında yaptığı çalışmalar ve Charles Lyell’in2 jeoloji konusunda yaptığı çalışmalar ile başlatmak mümkündür. Başta da belirtildiği üzere materyalist dünya kavrayışına
Cilt 39 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 279 - 296
Heval Kılavuz
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
 Toplumsal ya da doğal olaylar bütünlüğü içinde ele alınan düşünce ve bilim tarihi çalışmalarının sayısı azımsanamaz. Ancak, bu tür çalışmalarda karma, eklektik veya ansiklopedik bir çabayla karşılaşılmaktadır. Düşünce hareketlerini ele alırken; çeşitli disiplinlerin eş zamanlı gelişmelerini, farklı ülke ve uygarlıklardaki konumlarını bir bütün olarak görmek gerekir. Kaldı ki düşünce; yalnız bilim, felsefe, din ve sanat gibi olgularla da sınırlı kalmaz. Tüm bu olgu ya da disiplinlerin ortak malzemesi, her bilim alanının başvurduğu ifade aracının kendisi ve sonucudur.
Cilt 5 , Sayı 12 , Oca 2017 , Sayfalar 13 - 34
Tahir Erdoğan ŞAHİN
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu çalışma Mart 2011 ve Şubat 2012 tarihleri arasında Antalya’nın Finike Körfezi kıyılarında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada toplam 12 av operasyonu yapılmış ve 15 türe ait 184 adet balık yakalanmıştır. Yakalanan balıkların % 40,2’si 15 numaralı, % 30,4’ü 14 numaralı, % 20,1’i 12 numaralı, % 9,2’si 10 numaralı olta iğneleri ile yakalanmıştır. Avlanan balıkların % 37’si sargoz (Diplotus sargus), %26,1’i naylon balığı (Sargocentron rubrum), %15,2’si mırmır (Lithognathus mormyrus), %4,4’ü çipura (Sparus aurata), %3,8’i yazılı hani (Serranus scriba), % 2,7’si lahoz (Epinephelus aeneus), %2,7 karagöz ( Diplodus vulgaris), , %1,6’sı gargur balığı (Pomadasys incisus), sivridişli müren ( Enchelycore anatina), %1,1’i melanur (Oblada melanura), %1,1 çizgili taş hanisi (Epinephalus costae), %1,1 istavrit bozması (Caranx crysos), % 0,5’i fangri (Pagrus pagrus), %0,5 sinarit (Dentex dentex) ve %0,5 orfoz (Epinephelus marginatus) olarak bulunmuştur
Cilt 12 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 1 - 10
Bülent ÇELİKÖZ, Mete KUŞAT
Özet Çevirileri
İngiliz Ortaçağ tarihçiliğinde Geç Ortaçağ siyasal ve sosyo-ekonomik düzenini anlamak için 19. yüzyıl tarihçileri tarafından Bastard Feudalism adı verilen bir kavram üretilmiştir. Bastard Feudalism, lord ve vasal arasındaki sözleşmenin esas olduğu toprağa dayalı klasik feodal sistemin yerine lordların merkezi otoritenin kontrolü dışına çıkarak nakdi ödemeler yoluyla kendilerine bağlı bir hizmetliler zümresi oluşturmasını ifade eder. Bu nedenle de, toplumsal yapıdaki bozulmanın göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Bastard Feudalism’in Geç Ortaçağ İngiltere’sinde siyasal çatışmanın ve toplumsal kargaşanın kaynağı olup olmadığı üzerine tartışmalar halen devam etmektedir. Bu makalede tarih yazıcılığında Bastard Feodal sistem üzerine olan tartışmalar değerlendirilecek, olumsuz görülen bu sistemin o dönemin değer yargıları dikkate alındığında çağının insanları tarafından kabul edilebilir bir düzeni ifade ettiği vurgulanacaktır. 
Cilt 32 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 47 - 72
Fatih Durgun
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu yazıda uluslararası ilişkilerde hegemonya tartışmaları ışığında, kapitalizmin son iki yüzyıllık tarihinde sistemin uluslararası düzeyde işleyişini biçimlendiren temel ilke ve normları oluşturan İngiltere ve ABD’nin üstünlüğü karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede hegemonya kavramını, güçlü bir devletin iktisadi, askeri ve entelektüel kapasitesine dayanarak diğer devletler üzerinde rıza temelinde hükümet benzeri bir fonksiyon icra etmesi biçiminde tartışan Neo-Gramsciyen Kuram ile Gramsciyen hegemonya anlayışını Dünya Sistemi Kuramına uygulamaya çalışan G. Arrighi’nin ortaya koyduğu hegemonya analizlerinden yararlanarak iki farklı hegemonik liderliğin ortaya çıktığı koşullar ve işleyiş biçimleri tartışılmaktadır. 
Cilt 34 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 63 - 92
Muammer KAYMAK
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bogomilizm, adını Bulgar asıllı “Tanrı’nın sevdiği” anlamına gelen papaz Bogomil’den alan tarihî kimliğinde taşıdığı heretik muhâlefet mânası yanında, dönemin Katolik Kilisesi’nin ve feodalizmin baskılarına karşı Osmanlı fetihlerinin öncüleri alperen hoşgörüsü ile Balkanların İslamlaşmasında etkin rol oynamış Ortaçağ Hıristiyanlığı’nın düalist-gnostik tarikatlarından biridir. Ana Kilise’nin doktrin; politik otoritenin ikbal emelleriyle çatışan teolojik heretik karakterinin sürekli mücadele halinde olduğu bir tarihin öznesi olmuş, içyapısı ile Maniheist desenli tarikat özelliği Balkanlar’da Bulgaristan, Makedonya, Bosna-Hersek, Dalmaçya, Macaristan, Hırvatistan ve Sırbistan’ta cemaati, apokrif kitapları, öğretisi ve bilhassa ruhanî lideri Bogomil ile tarihe mâl olması sonrasında Avrupa’da Fransa ve İtalya topraklarında aynı inançları bir başka form altında sürdürmüştür. Biz bu çalışmamızda tarikatın kimliği adına mizacını yansıtan terimler, beslendiği doktriner kaynak, liderinin ismi, tarihte görülür olduğu dönemde sosyo-feodal ve Kilise otoriteleriyle sürtüşmeleri, tarihten silinmesi sonrasında Albigeois (Albililer) ismi ile Fransa’da, Cathares (Katharlar) adı ile İtalya’da Bogomiller’in süreği görülen hareketler üzerindeki etkilerini konu edeceğiz. Bununla problem üzerine ülkemizde çok sınırlı sayıdaki literatüre karşı, dikkate değer bir hacim tutmakta olan Batılı kaynakların yoğunluğu ışığında kadîm tarihlerden gelen bu gnostik öznenin daha yakından tanınmasına bir katkı hedeflenilmektedir. Kurucusu papaz Bogomil’in salt ismi üzerine oluşturulan etimolojik analizlerde semantik anlam kaymaları, ait olduğu doktrin ve prensiplerinde taviz vermeyen sert tutumu, gösterdiği yayılımlar, çıkış yaptığı coğrafyanın konum ve özelliği ve çökmesi ile tarihe şerh düşen kimliğinde birçok üst ve alt başlıkla değerlendirilmeye değer tarikatı konu edinen çalışmamız bu temalara yoğunlaşmaktadır
Cilt 6 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 109 - 187
Halim IŞIK
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Çalışmada, sosyalist feminizmin ‘ataerkil kapitalizm’ bağlamında tarihsel gelişimi elealınarak incelenmiştir. Tarihsel analizi ile diğer akımlardan ayrılan sosyalistfeminizm, kadının toplumsal konumunu Marksist kuramın kapitalizm eleştirisi veradikal feminizmin ataerkil yapıya bakış açısı üzerinden açıklamaktadır. Her ikikuramı birbiriyle bağlantılı bir şekilde bir bütün olarak ele alan sosyalist feministler,ataerkilliğin kaynağı olarak kapitalizmle birlikte erilliğin kadın emeğini kontroletmesini ve sömürmesini görmektedirler. Bu nedenle kuram kadının ikincil konumunasınıf temelli bir açıklama getirmektedir. Kapitalizmin hem üretimine (emeği ve emekgücüne katılacak yeni işçiler dünyaya getirecek doğurganlık özellikleriyle) hem deyeniden üretimine (dişilik rolleriyle sistemin ürettiği metaları aile fertleri için satınalarak) katkı sağladıkları için kadınlar, sistemin merkezine yerleştirilmişlerdir.Kadının ikincil konumunun oluştuğu bu sürecin açıklanması, çalışmanın feminizmaçısından önemini ortaya koymaktadır.
Cilt 9 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 395 - 414
Özlem ÖZDEMİR
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Ortaçağ İranı’ndaki toplum ve toprak kullanım hakları ile Batı Avrupa feodalizminin belli türleri arasındaki bir takım yüzeysel benzerlikler, feodalizm teriminin biraz gevşek bir şekilde İran’daki toplum ve hükümete atfını cesaretlendirmiştir. Dahası, feodalizm nasıl ki Fransız Devrimi esnasında eski rejimin birçok suistimalini kapsayacak şekilde genelleyici bir tanımlama olarak benimsendiyse, yakın zamanlarda da İran’la ilgili yanlış kullanılmaya başlanan bir terim olmuştur. Bu terimin yanlış kullanımını bir kenara bırakarak, kelimenin dar anlamıyla İran toplumunun, hukukî anlamıyla da İran kurumlarının feodal olarak tanımlanıp tanımlanmayacağını incelemek biraz ilgi çekici olabilir.
, Sayfalar 165 - 184
Halil İbrahim Hançabay
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Ortaçağ İranı’ndaki toplum ve toprak kullanım hakları ile Batı Avrupa feodalizminin belli türleri arasındaki bir takım yüzeysel benzerlikler, feodalizm teriminin biraz gevşek bir şekilde İran’daki toplum ve hükümete atfını cesaretlendirmiştir. Dahası, feodalizm nasıl ki Fransız Devrimi esnasında eski rejimin birçok suistimalini kapsayacak şekilde genelleyici bir tanımlama olarak benimsendiyse, yakın zamanlarda da İran’la ilgili yanlış kullanılmaya başlanan bir terim olmuştur. Bu terimin yanlış kullanımını bir kenara bırakarak, kelimenin dar anlamıyla İran toplumunun, hukukî anlamıyla da İran kurumlarının feodal olarak tanımlanıp tanımlanmayacağını incelemek biraz ilgi çekici olabilir.
Cilt 25 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 165 - 184
Halil İbrahim Hançabay
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu çalışma, İmparatorluk kavramının tarihsel süreçte geçirdiği evrimi ele almaktadır. Kavram, bugüne değin akademik literatürde uluslararası ilişkiler disiplini içinde devletlerarası mücadelenin bir öznesi biçiminde; tarihsel sosyoloji disiplini içinde ise siyasal, toplumsal yapıları incelemede analitik bir araç olarak ele alınmıştır. Bu makalede yapılmak istenense söz konusu eğilimin üçüncü temel ayağını, yani kavramsal boyutunu çözümlemek ve böylece İmparatorluk kavramının tarihsel süreçte nasıl ve neden dönüştüğünü tarihsel sosyolojik bir perspektiften incelemeye çalışmaktır.
Cilt 65 , Sayı 03 , Oca 2010 , Sayfalar 237 - 266
Barış ÜNLÜ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Uygulama zemini Antik Yunan’a kadar götürülen kamusal alan düşüncesi, feodalizmin çöküşüne zemin hazırlayan burjuva devrimi ve esasında onun hazırladığı ekonomik ve siyasal ortamla ilişkilendirilmektedir. 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılda hayat bulan kamusal alanın, yine burjuva devriminin bir sonucu olan kapitalist ekonomik sistemin etkisiyle 19. yüzyılda çöküş sürecine girdiği belirtilir. Manuel Castells’in “Enformasyonel Kapitalizm” diye adlandırdığı, Enformasyon Çağı’nın bir çıktısı olan Ağ Toplumu kavramı ise bilgi ve iletişim teknolojilerinin süratli gelişimine paralel olarak ortaya çıkmış ve kamusal alan tartışmalarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Klasik kapitalizmin yeni yüzü addedilen Bilgi Çağı’nda yeni medya uygulamalarının, yeni bir kamusal alan oluşturma potansiyeli bu tartışmaların odağında yer alan konulardandır. Buna bağlantılı olarak bu çalışmanın amacı ise, bahsi geçen kavramlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak yeni medyanın, yeni bir kamusal alan inşa etme potansiyelini tartışmaktır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 41 - 62
Osman Çalışkan
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu çalışmada Kemal Tahir düşüncesinde Osmanlı toplum yapısı üzerine ilerisürülen görüşlerin geçtiği aşamalar incelenmiştir. Kemal Tahir, Osmanlı konusuüzerine sosyalist bir bakış açısı ile eğilmiş ve önceleri sosyalizme geçiş aşamasındakapitalist aşamanın bir önceki aşaması olan feodal izler aramış ve bunun yokluğunueleştirmiştir. Ardından Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) konusuna eğilmiş ve Osmanlı’yıbir ATÜT devleti olarak nitelemiş, ancak şemadaki özellikler tam anlamıylagörülmeyince bir “bozuk ATÜT devleti” olarak tanımlamıştır. Son aşamada ise Osmanlıtoplum yapısını kendine özgü nitelikleri olan bir toplum tipi olarak açıklamış veherhangi bir şemaya sokmaya çalışmadan orijinal bir aşama olarak değerlendirmiştir.Kemal Tahir’e göre Osmanlı Doğu toplumlarının koruyucusu ve Batı’ya karşı askerianlamda savunucusu bir siyasi kuruluş olup, Doğu’yu Batı soygunundan korumayıgörev edinmiş bir devlettir. Çalışmada Kemal Tahir’in konu üzerinde düşüncesininbelli bir açıklama biçimine saplanmadığı, yeri geldiğinde kendini de eleştiren birşekilde farklı ve ileri aşamalara evrildiği vurgulanmıştır.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 47 - 70
Yüksel YILDIRIM
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Orta Çağ’ın siyasal düşüncesi ve yapısını simgeleyen özellikleri Batı Avrupa’ya hâkim olan feodalite ve güçlü Katolik kilisesidir. Orta Çağ’da Avrupa’daki uluslararası ilişkiler kent, devlet, din ve siyaset gibi temel belirleyici etmenler ekseninde biçimlenmiştir. Kuşkusuz Orta Çağ Avrupası’nda yaşanan bu ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişmelerin arka planında zengin bir düşünsel temel vardı ve bu temel yalnız o günün siyasal birimler ve farklı medeniyetler arasındaki ilişkilerine değil, bugünün uluslararası siyasetine yön verecek nitelikte evrenseldir. Din ve felsefe temelli bu görüşler Augustin’den İbn-i Haldun’a kadar farklı perspektiflerden uluslararası ilişkilere ışık tutmuşlardır. Bu çalışma, Orta Çağ’da din, siyaset ve siyasal birimler arasındaki ilişkileri analiz ederek Batı medeniyetinin uluslararası ilişkilerine temel oluşturan görüş ve gelişmeleri açıklamayı amaçlamaktadır.
Cilt 2014 , Sayı XVII , Oca 2014
Segâh TEKİN, - Esra Banu SİPAHİ
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu makale, sosyolojinin, toplumsal değişim sürecinde, cemaat bağlarının yitirilmesine entelektüel bir tepki olarak ortaya çıktığı şeklindeki temel argümanını tartışma konusu yapmıştır. Söz konusu argüman, klasik dönem sosyolojinin hâkim metaforlarının ve bakış tarzının muhafazakârlıktan türediği iddiasını taşımaktadır. Sosyolojide bu iddia, toplumsal değişim sürecini açıklamak üzere geliştirilmiş olan bilindik, ikircikli teorik yapılarla desteklenmiştir. Makale, sosyolojideki bu ikircikli teorik yapının temel varsayımlarının nostaljik olduğundan hareketle, nostaljik sosyolojinin bir eleştirisini yapmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, modern ideolojilerden biri olarak İslamcılığın tarihsel sürecini nostalji ve ütopya üzerinden eleştirel okumasını yapmak çalışmanın bir diğer amacı olacaktır. Makalenin önerisi, gerek klasik sosyoloji, gerekse İslamcılığın -başlık itibariyle farklı görünen iki konunun- ‘şimdi’yle baş edememe, ‘şimdi’ye çözüm olarak ise altın çağ söylemi üretmesi noktasında benzer entelektüel tepkiler vermiş olmasıdır. Çalışmanın tezi ise, ‘şimdi’de yaşanan kültürel yabancılaşma ve yitirme duygusu karşısında hem klasik sosyolojideki ‘geçmiş’i idealize etme çabasının, hem de İslamcılıktaki eve dönüş mitosunun, esasında, hâkim modernite paradigması tarafından belirlendiği şeklindedir. Nostaljik paradigmanın gerisinde, feodalizmden kapitalizme geçiş şeklinde kurgulanan yeniden inşa edilmiş tarih vardır. Bu tarihte feodalizmin çöküşü, kırsal cemaatin yitimi, kişisel dışavurumsallığın yitimi ve düzene sokulmamış toplumun yitimine karşılık gelir. Klasik sosyoloji de, toplumun bu tarihsel yeniden inşasına ilişkin çözümlemenin bıraktığı mirasa ortak olmuştur. Modern dünyanın anomisi ise tam da burada, geleneksel toplumdan modern topluma yaşanan geçişle beraber toplumsal aidiyet bağlarının yitirilmesinin doğurduğu patolojik halle ortaya çıkmıştır. Bu patolojik hal ilk defa, evlerinden uzakta hizmet veren İsviçreli paralı askerlerde görülmüş, rahatsızlığa teşhis olarak nostalji tanısı konmuştur. Gelgelelim tanıyı koyan Johannes Hofer’ın melankoliyle bazı ortak belirtiler veren bu hastalığa herhangi bir reçete yazmadığını biliyoruz. Avrupalı toplum yapısının dönüşümüne olanak sağlayan Fransız ve Endüstri devrimine birer entelektüel yanıt olarak üç farklı entelektüel hareket tarafından şekillenmiş olan sosyoloji, haliyle değişimi kendisine odak noktası olarak almış, öncü isimlerde bu değişim “her şeyin baş döndürücü bir hızda değiştiği, daha alışılmadan terk edildiği, katı olan her şeyin buharlaştığı ve dünyanın büyüsünün bozulduğu” şeklinde değerlendirilmiştir. Aydınlanma ideallerini kendine referans alan modernite, akışkan, rasyonel, olumsal, kesinlikten yoksun doğasıyla ilerlemeyi kutsamıştır. Aslında etimolojik kökenine atıfla ‘yeni’ olana bu kutsanmışlık, gelenek düşmanlığını beraberinde getirmiştir. Sadece moderniteye has olan bu sofistike ve kompleks yapı, kimi düşünürleri ‘şimdi’nin belirleyici olduğu, idealize edilmiş bir geçmiş ya da gelecek tasavvuruna itmiştir. Bu halleriyle her iki tasavvur da moderndir. Artık var olmayan veya hiç var olmamış bir eve duyulan özlem oluşu nostaljiyi modern yapar. Nostalji moderniteyle yaşıttır.  Makale, Stauth-Turner’ın Nietzsche’nin Dansı’nda detaylandırılan klasik sosyolojinin başat metaforlarını ve meta-fiziğini sağlayan nostaljik paradigmayı kendisine referans almıştır. Bu paradigma belli başlı dört bileşenden oluşmaktadır. İlki, dünyanın insana yuva olmaktan çıktığı bir altın çağdan uzaklaşma olarak özetleyebileceğimiz tarihin bir çöküş ve yitirme olarak görülmesidir. Bu çöküş gelecekte şiddetlenerek devam edeceğinden, tarih bir keder ve umutsuzluk tarihidir. Toplum kuramında böylesi bir keder duygusunun örneği, Weber’in yazgı sosyolojisidir. Çünkü Weber’e göre gelecekte bizi bekleyen yazın aydınlığı değil, buzlu karanlığın kutup gecesidir. Nostaljik paradigmanın ikinci bileşeni, sekülerleşme süreciyle birlikte artık bütünlüğün ve ahlaki kesinliğin yitirildiği duygusudur. Bu nostaljik izlek, toplumsal yapıda yaşanan farklılaşma ve karmaşıklık, bilimsel bilginin yayılması, artan nüfus oranıyla birlikte şehirleşme, kapitalist sanayileşme, gündelik hayatın rasyonelleşmesi gibi büyük çaplı, bir o kadar yıkıcı toplumsal süreçler her şeyi kaplayan kutsal değerler kubbesini zayıflattığına vurgu yapan çok güçlü bir sekülerleşme kuramını öne çıkarır. Süreç Tanrının ölümünün ilanıyla birlikte birbiriyle rekabet eden ve çatışan bir dünyanın kapısını aralamış, bu kapıdan Weber’in deyişiyle çok tanrılı bir dünyaya geçiş yapılmıştır. Benzer bir bakış açısını klasik sosyolojide toplumsal yapıların mesleki ayrımlaşma yoluyla dönüşümünü mekanik ve organik dayanışma şeklinde kuramsal bir temele oturtan Durkheim’de gözlemlemek mümkündür. Durkheim toplumsal değişimi ikircikli bir yapıyla analiz eder ve değişim öncesi evreye ahlaki tutarlılığı yakıştırır. Ortaklaşa bilincin genel olarak zayıfladığı değişim sonrası evrede ise ahlaki bütünlük artık yitirilmiştir.  Nostaljik paradigmada karşılaştığımız üçüncü izlek, bireysel özerkliğin yitirilmesi ve sahici toplumsal ilişkilerin çökmesidir. Ahlaki birliğin yitirilmesiyle birey, bürokratik devlet tahakkümü altında, makro-toplumsal süreçlere ve kurumlara yakalanmıştır. Özerkliğini yitiren bireyin denetime tabi olması kaçınılmazdır. Bireyin toplumsal bürokratik ilişkilere giderek daha fazla maruz kalması, Weberci sosyolojide demir kafes metaforuyla kavramsallaştırılmıştır. Aydınlanmanın özgürlük vaadi, insanı panoptik topluma hapsetmesi şeklinde netice almıştır. Dolayısıyla nostaljik paradigmanın bu bileşkesinde, özerk-ben’in, modern devletin hakimiyeti altında bürokratik yapılar dünyası içerisinde tuzağa düşmesi nedeniyle kaybedildiğine dair, nostaljik bir izlek bulunmaktadır.Nostaljik paradigmada son bileşen, sadeliğin, kendiliğindenliğin ve doğallığın kaybedilmesi duygusudur. Burada birey, sadece makro-toplumsal süreçler tarafından değil, mikro- ahlaklar bazında da dolayımlanıp denetime tabidir. Yani, Adorno’nun “yönetilen toplum”u ya da Foucault’un kapatma nosyonu bireyin gerçek duygu ve coşkularını engellemekte, tüketim kültürünün egemen olduğu bir dünyada önceden tasarlı belli yapıp etme biçimlerince gözetlendiği anlaşılmaktadır. Özetle, nostalji metaforu; bireyin ahlaki kesinliğini ve özerkliğini yitirmiş bir halde merkezî bir devletin yönetimsel kuralları tarafından ele geçirildiği bir dünyada yaşadığımızı ileri sürer. İslamcılık adına ortaya konan metin ve pratiklerin önemli bir kısmında bulunan eve dönüş mitosuna, tıpkı klasik sosyolojide olduğu gibi determinist bir tavırla ulaşılmıştır. Şimdiyle baş edemeyenlerin güvenli bir liman olarak düşündükleri nostaljik tahayyülde, kutsalı basitleştiren, dolayısıyla tahrif eden determinist ve ideolojilere has bir tavır vardır. Nitekim, Asr-ı Saadet söylemi gibi bir kereliğine ve tüm zamanlar için geçerli tarih-üstü, toplum-üstü bir model tasavvurunun kendisi her şeyden önce başından sonuna kadar tarihseldir. Dolayısıyla, büyük ölçüde belli bir tarihsel sürecin ve toplumsallığın ideolojik tasarımının tezahürüdür. Şimdiye çare olarak sunulan sahihlik söylemi, geçmişi idealize eden, anakronik bir bakış açısıyla ve dolayısıyla gerçekliğin çarpıtılmasıyla mümkündür.  Sahih olan son derece gayri sahihtir. Katı olan her şeyi buharlaştıran moderniteye karşıt olarak üretilen bu tarz sahihlik söylemleri, nihayetinde, kendi etrafında demir kafesler örmek durumunda kalmaktadır. Sonuç olarak, her şeyin baş döndürücü bir hızda değiştiği modern hayata çare olmayı amaçlayan nostaljik söylem, karşıtını içinde barındıran düşünümsel özelliği sayesinde modernite paradigması tarafından belirlenmiş olmaktadır.  
Cilt 21 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 81 - 105
Yrd.Doç.Dr. İrfan Kaya
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Öz: Bu çalışma, küreselleşme sürecinde egemenlik kavramının dönüşümünü incelemektedir. Çalışmanınamacı, küreselleşme sürecinin egemenlik kavramının anlamı üzerinde meydana getirdiğideğişiklikleri ortaya koymaktır. Çalışma, klâsik egemenlik anlayışının günümüzde değerini ve geçerliliğinikaybetmiş olduğunu, bu süreçte yaşanan pek çok gelişmenin ulus devletlerin egemenliklerininaşınımına neden olduğunu, küreselleşme sürecinde egemenliğin sınırlandırıldığını ve demokratik niteliklerekavuşturulduğunu iddia etmektedir.Egemenlik kavramı, XVI. yüzyılda Avrupa’da, feodaliteden ulus devlete geçiş sürecinde ortayaçıkmıştır. Egemenlik bu süreçte devletin hükmetme yetkisini meşrulaştıran başlıca araç olmuştur.Jean Bodin ve Thomas Hobbes’un düşünceleri üzerine kurulan klâsik egemenlik teorisi, egemengücün “mutlak”, “sınırsız”, “tek”, “bölünemez” ve “devredilemez” olduğunu savunmuştur. Klâsikegemenlik anlayışının bir sonucu olarak dönemin ulus devletleri, egemenliğin yegâne temsilcileriolarak, hem kendi ülkelerinde hem de uluslararası ortamda hukukun, siyasetin, ekonominin ve kamupolitikalarının tek belirleyicisi olarak hareket etmişlerdir. Oysa küreselleşme sürecinde yaşanan pekçok gelişme, artık egemenlik açısından farklı bir noktaya gelindiğine işaret etmektedir. Bu süreçtefederalizmin, kuvvetler ayrılığının, hukuk devletinin, insan haklarının, uluslararası hukukun, uluslarararası-üstü örgütlerin, çok uluslu şirketlerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkmasıyla“mutlak”, “sınırsız”, “tek”, “bölünemez” ve “devredilemez” gibi niteliklerle anılan klâsik egemenlikanlayışının savunulması imkânsız hale gelmiştir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, egemenlik, ulus devlet, insan hakları.Abstract: This study examines the transformation of the concept of sovereignty in the processof globalization. The purpose of this study, the changes caused by the globalization process is todetermine the meaning of the concept of sovereignty. The study of classical concept of sovereigntyis lost today, the value and validity, has been brought into the process of globalization claim thatsovereignty is limited and democratic qualities.The notion of sovereignty, XVI. century Europe, feudalism, nation-state emerged in the transition.Sovereignty has been a primary instrument in this process legitimizes the authority to rule overthe state. Jean Bodin and Thomas Hobbes founded on ideas of the classical theory of sovereignty,sovereign power “absolute”, “unlimited”, “single”, “indivisible” and “inalienable” advocated that.As a result of the Classical period, the concept of sovereignty of nation states, as the representatives ofthe sole sovereignty, both in their own countries as well as international law, politics, economics andpublic policy acted as a single determinant. However, a lot of progress in the process of globalization,is now interpreted as a different point in terms of sovereignty. In this process, federalism, separation ofpowers, state of law, human rights, international law, international organizations, with the emergenceof multinational corporations and non-governmental organizations “absolute”, “unlimited”,“single”, “indivisible” and “transferable” as classical concept of sovereignty has become impossiblefor the defense of the said qualifications.Keywords: Globalization, sovereignty, nation state, human rights.
Cilt 17 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 23 - 36
M.Nazan Arslanel, Ertuğrul Eryücel
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Bu makalede, Mısır edebiyatında romantizm ve realizm yazarları için vazgeçilmez bir unsur olan köy insanının, toprak reformunun yapıldığı 1952 yılına kadar hikâye ve romanlardaki görüntüsü ele alınacaktır. Mısır halkının % 82’sini oluşturan çiftçi karakterinin toprak tutkusu, yaşam tarzı başta olmak üzere; Mısır’ın geçirdiği siyasî ve ekonomik şartların sonucu olarak ortaya çıkan fakirlik olgusunun ana temayı oluşturduğu bu romanlar, kullanılan dekor açısından da roman sanatının bütününde farklı bir yere sahiptir.  
, Sayfalar 83 - 102
Asiye Çelenlioğlu
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI