Arama Sonucu: 277 Aranan: Bastard Feudalism
Bu makalenin amacı, İslam ve demokrasinin uyumluluğu hakkındaki argümanların eleştirel bir sunumunu yapmak ve İslam’ın Müslüman dünyada kurumsallaşmış demokrasilere ulaşmanın önünde bir engel olup olmadığını tartışmaktır. Bu doğrultuda ilk olarak, İslam ile demokrasinin uyuşmazlığını ileri sürenlerin argümanları ortaya konulmaktadır. İkinci olarak, İslam ile demokrasinin uyumlu olduğuna işaret eden ampirik ve teorik argümanlara yer verilmektedir. Makalenin Sonuç kısmında, ampirik ve teorik argümanların işaret ettiği üzere, İslam’ın demokrasinin Müslüman dünyada kök salmasının önünde bir engel teşkil etmediği vurgulanmakta, ve fakat, demokrasinin ortaya çıkıp yerleşmesi için tek başına bu uyumluluğun yeterli olamayacağına da dikkat çekilmektedir. Bu doğrultuda, yapılması gerekenin, bir taraftan İslam’ın demokrasiyle uyumlu yorumları güçlendirilirken, diğer taraftan da sosyo-ekonomik, kurumsal ve uluslararası alanlarda demokrasinin önünde varolan engellerin kaldırılması doğrultusunda çaba sarfedilmesi olduğu ifade edilmektedir.
, Sayfalar 189 - 206
Bican ŞAHİN
Köroğlu Destanı, Türk ulus ve boylarının ortak değerlerinden biridir. Kazak sahasındaki Köruğlı men Bezergen (Köroğlu ile Bezirgân) destanı bu açıdan incelendiğinde, destandaki özel adların Kazak Türkçesinin kurallarına uyduğu görülmektedir. Köruğlı men Bezergen destanı, Türkmen sahasındaki Bezirgen destanıyla karşılaştırıldığında Köruğlı-Köruğlı, Bezergen-Bezirgen, Ğalıy Xaydar-Hezretaly, Qıdır İliyas-Hydyr Ylýas, Jämbil/Jämbilbel-Çandybil gibi esas adların aynı olduğu görülmektedir. “Köruğlı men Bezergen” destanındaki özel adlardan hareketle Köroğlu destanının Türklerin etnik ve siyasî olarak bir bütün olduğu dönemde ortaya çıktığı ve bundan sonra farklı coğrafyalara yayıldığı söylenebilir. Destanın değişik kollarında yer alan özel adlar, bu ortaklığı açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü her kol, doğduğu coğrafyanın ve devrin, onu meydana getiren topluluğun özelliklerini yansıtmaktadır. Değişik coğrafyalarda ortaya çıkan Köroğlu kollarının devamlı bir etkileşim içinde olduğunu da belirtmek gerekir. İncelediğimiz Türkmen sahasına ait “Köruğlı men Bezergen” destanı ile Türkmen sahasına ait “Bezirgen” destanı arasındaki benzerlik de bunu doğrulamaktadır.
, Sayfalar 91 - 114
Aşur ÖZDEMİR
Divânu Lugâti’t-Türk’ü yazan Kâşgarlı Mahmut, 11. yüzyılda konuşulan Türk diyalektleri (Oğuz, Kıpçak, Uygur, Argu, Çiğil ... vs.) hakkında son derece değerli bilgiler vermiştir. O dönemdeki Türk diyalektleri üzerine çalışan birçok bilim adamı Kâşgarlı Mahmut’un Oğuzca, Kıpçakça, Arguca vs. olduğunu bizzat kaydettiği özellikleri değerlendirmektedirler. Oysa bu, doğrunun kendisini değil, sadece bir bölümünü temsil eder. Biz bu çalışmada başka bir varsayıma dayanarak Kâşgarlı Mahmut’un ‘Oğuzcadır’ kaydı düşmediği bölümlerde de Oğuzca özellikler bulmaya çalıştık. Makalede önce varsayımımızı açıklayacağız. Daha sonra o varsayıma dayanarak Divânu Lugâti’t-Türk’te Oğuzca olabilecek diğer özellikleri belirlemeye çalışacağız. En sonunda da belirlenecek Oğuzca özelliklere dayanarak 11. yüzyılda ne türlü Oğuz diyalektlerinin yaşamakta olduğu hususunda görüşlerimizi söyleyeceğiz
, Sayfalar 269 - 300
Gürer Gülsevin
Sovyetler Birliği döneminde, Kırgız edebiyatının 1917 Ekim Devrimi’nden önceki dönemi kasıtlı olarak yok sayılmış, devrimden önceki eserlerin incelenmesine müsaade edilmemiştir. 19. yüzyılda Kırgız toprakları, iç çekişmeler, savaşlar, istikrarsızlıklara sahne olmuş, önce Hokand egemenliği altına giren, daha sonra Rus işgaliyle karşı karşıya kalan Kırgızların sosyal hayatında büyük değişmeler meydana gelmiştir. Bu değişmeler ve devrin siyasi, tarihî olayları dönemin şairleri tarafından eserlerde işlenmiştir. Kırgızlar açısından devrin en önemli iki olayı, Kırgız topraklarının önce Hokand egemenliği altına girmesi, ikinci ve daha da önemlisi ise Rus işgalidir. O dönemin şiirlerine bakıldığında her iki işgale de tepkilerin dile getirildiği görülmektedir. Bu çalışmada öncelikle 19. yüzyılın sosyo-ekonomik, siyasi durumu ortaya koyulmuş, daha sonra bu gelişmelerin 19. yüzyıl Kırgız şiirinin önde gelen temsilcilerinin şiirlerine nasıl yansıdığı gösterilmeye çalışılmıştır
, Sayfalar 1 - 22
Gül Banu Duman
Bağımsız Kırgızistan’da Kırgızların ve Kırgızistan’ın tarihini yeniden ele alarak araştırma süreci, 1991’den bu yana devam etmektedir. Bağımsızlığını kazandığı günden bu yana Kırgız tarihi üzerine yeni çalışmalar, kitaplar, ilmî makaleler yayımlanmaya devam etmektedir. Kırgız tarihini yeniden yazma gayretiyle yürütülen bu çalışmalar, her geçen gün artmakta ve bizlere yeni bilgiler sunmaktadır. Bunlardan biri de Kırgızlar açısından unutulmayacak, milletin ruhunda yer etmiş olan ve XX. yüzyıl başlarında gerçekleşen 1916 Türkistan İsyanı’dır. Bu konuda oldukça geniş ve çeşitlilik arzeden bir kaynak külliyâtı vardır. İsyan hakkında bilgi veren kaynaklar arasında edebî eserlerin, hiç şüphesiz, önemli bir yeri vardır. Çünkü bu tür eserlerin çoğunun yazarları Ürkün isyanına ya bizzat iştirak etmiş veya isyana katılmış olan akrabalarının anlattıklarını edebî bir üslûpla yeniden kaleme almışlardır. Biz bu çalışmamızda, 1916 Türkistan İsyanı’nın kaynaklarından biri olarak gördüğümüz Kırgız edebî ürünlerine Ürkün hâdisesinin nasıl yansıdığını, dört eser üzerinden hareketle ele almaya çalışacağız
, Sayfalar 159 - 178
Roza Abdıkulova
Türkiye'de Cumhuriyet'in kuruluşunu takip eden ilk yıllar­da uygulanan ekonomi politikalarına ilişkin ilkeler 1923'te yapılan İzmir İktisat Kongresiyle şekillenmiştir. 'Liberal' eğilimli olarak nitelendirilebilecek bu poltikalar 1930'lu yıllara kadar devam etmiştir. Ancak bu dönemden itibaren Türkiye'de devletin ekono­mide çok önemli rol aldığı ve 'devletçilik' olarak adlandırılan uygulamalara geçilmiştir. Bu makalede, ilgili dönemde Türkiye'de devletçilik uygulamalarına geçilmesindeki iç ve dış dinamikler, diğer bir deyişle ekonomideki bu yeni uygulamanın temel gerekçeleri tartışılmaktadır. Bununla birlikte ilk devletçilik uygula­malarının sonuçları da belli ölçüde değerlendirilmektedir.
, Sayfalar 77 - 101
Mehmet BULUT
Öğrenme sürecinde, bilginin daha önce öğrenilenleri tamamlaması, benzerliği, yakınlığı, sürekliliği öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır. Öğrenme sırasında, yeni bilginin, önceden bilinen kişi, kurum, nesne, olay, işlem ve metinlerle olan ilişkisi de öğrenmeye katkı sağlamaktadır. İlk kez karşılaşılan bir bilginin zihinde anlamlandırılması zaman alır. Ön bilgilerin olması, bu sürenin kısalmasında, kalitesinde ve hızında etkili olmaktadır. Dolayısıyla öğrenme sürecinin verimliliği, doğru çağrışım sayısının çokluğuyla doğru orantılıdır. Çağrışımlar, kişiden kişiye belli ölçülerde değişebilir. Çağrışım gücü; kişinin bilgi düzeyi, yaşama zenginliği, kelime servetinin miktarı ve niteliği, kelimelerin belirttiği kavramlarla olan etkileşimi, yaşadığı sosyal ve fizikî çevre, eğitim durumu, mecazları kullanabilme yeteneği gibi pek çok değişken tarafından yönlendirilebilir. Kişinin yaşadığı sosyoekonomik çevre onun çağrışım oluşturma sürecini nasıl etkilemektedir, sorusu bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Çalışmada, 7-9 yaş arasındaki Türk çocuklarının 11 üst kavramdaki kelime çağrışımları ve bu çağrışımları etkileyen faktörler, uygulamalı bir çalışmadan elde edilen veriler ile değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Çalışmanın verileri, 2006-2007, 2007-2008 ve 2008-2009 öğretim yılları boyunca sosyoekonomik çevre farklılıkları bulunan iki okuldaki öğrencilerin takip edilmesiyle elde edilmiştir
, Sayfalar 183 - 208
Hülya Pilancı
Bu makalede Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Türk dili programlarının durumu tartışılmaktadır. ABD’nde Türkçe eğitim ve öğretimi için olanak yaratan üç ana program türü incelenmektedir: (1) yüksek eğitim kurumları bünyesindeki programlar, (2) toplum dernekleri bünyesindeki programlar ve (3) okul çağındaki çocuklar için olan programlar. Makale, üçüncü program türüne odaklanmakta ve Türk göçmenler tarafından kurulup işletilmekte olan bir toplum okulu hakkında yapılmış bir durum çalışmasını da tanıtmaktadır. Durum çalışmasının sonuçları birinci nesil yetişkinler ile ikinci nesil çocukların dil seçimleri ve dilsel kimlikleri arasındaki farklılıkları göstermektedir. Makale bütünüyle ABD’nde Türk dili ve kültürü öğretimi için zorluk ve fırsat yaratan etkenlere işaret etmektedir.
, Sayfalar 211 - 236
Bahar OTCU-GRILLMAN
Bu makalenin temel amacı; Acaralılar örneğinde olduğu gibi, siyasi özerklik hakkının süjeleri ulus ve azınlıklar olmakla birlikte, bazı olağanüstü durumlarda etnografik grupların da olabileceğini göstermektir. Bu bağlamda, makalede Gürcistan'a bağlı Acara Özerk Cumhuriyeti'nin yerli halkını oluşturan Acaralılar'ın kökenleri, Osmanlılar'ın Acaristan'ı fethiyle Gürcüler'den ayırıp milli azınlık kimliğini kazanmaları, burada İslam dinini ve Türk kültürünü benimsemeleri, 1878'de de Berlin Anlaşması gereği Gürcülerle tekrar birleşmeleri ve bu milletin bileşiminde Türkler'den edindikleri özelliklerden dolayı etnografik bir grup haline gelmeleri, daha sonra Osmanlı hakimiyeti döneminde benimsedikleri İslam dini ve Türk kültürünün korunması için Türkiye'nin gayretiyle bunlara uluslararası hukukta ( Moskova ve Kars Anlaşmalarında) ve Gürcistan hukukunda siyasi özerklik hakkının tanınması, bu hakkı ortaya çıkaran olaylar, sözü geçen hakkın uygulanması sonucu ortaya çıkan Acara Özerk Cumhuriyeti ile ilgili konular incelenmektedir. Ayrıca, makalede Acaralılar'a Moskova ve Kars Anlaşmalarıyla tanınan dini ve kültürel hakların 1938 ve 1978 tarihli Acara Özerk Cumhuriyeti'nin Anayasalarında yer almasına rağmen, Sovyetler Birliği döneminde ihlali,1991 yılından sonra ise, bu hakların garanti altına alınması ile ilgili konulara da yer verilmektedir.
, Sayfalar 41 - 82
Fahrettin MURTAZAOĞLU
Aile, siyasal sosyalizasyon sürecinin en etkili kurumlardan biri olarak kabul edilmektedir. Hatta, bireyin siyasal tutum ve davranışlarının temelinin önemli ölçüde aile tarafından atıldığı öne sürülmektedir. Siyasal bilim literatüründe çocuğun özellikle siyasal parti tercihlerinin belirlenmesinde ailenin belirleyici rol oynadığı belirtilmektedir. Söz konusu varsayımlardan hareketle, ailenin otorite yapısının yanı sıra, siyasal katılma düzeyi ve seçimlere katılma isteğinin çocuğun siyasal davranışları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Aynı zamanda çocuğun siyasal tercihi üzerinde etkili ebeveynler arasında birtakım karşılaştırmalara da yer verilmiştir.
, Sayfalar 109 - 124
Mehtap YEŞİLORMAN
Kazakistan’nın Çu Havzası’nda, bugün çöl haline gelmiş ıssız bir arazide, halk arasında Ak Kesene adıyla bilinen bir külliye mevcuttur. Külliye ve külliyeye adını veren kesene kerpiçten inşa edilmiştir. Külliye ve kesenenin kitabesi yoktur. Kesene erken dönem Türk yapılarına benzer şekilde yuvarlak planlıdır. Külliyenin müştemilatı türbeyi U şeklinde kuşatmaktadır ve yarı yıkık vaziyettedir. Yeterince araştırılmamış yapı; malzeme, inşa tekniği ve plan özellikleri açısından İslamiyet öncesi Türk dönemi Türbe mimarisi özelliklerini taşır. Makalede Ak Kesene Orta Asya, Büyük Selçuklu, İran, Anadolu-Selçuklu dönemi türbeleriyle karşılaştırılarak ele alınacak; Türk dönemi Türbe Mimarisi içindeki yeri ve önemi ortaya konulacaktır
, Sayfalar 141 - 156
Bekir Deniz
Bu makalede, XVIII. yy. Rus Dış İşleri Gizli Servisi uzmanlarından ve I. Petro döneminde ortaya çıkan Rus doğu politikasının önemli simalarından biri olan, Rusya’nın İdil-Yayık bölgesine yerleşmesinde olduğu kadar, Kazakistan’ın Rusya’ya bağlanmasındaki gayretleriyle ön plana çıkan, Tatar soylularından Aleksey İvanoviç (Kutlu Muhammet) Tevkelev’in soyu ve faaliyetleri ele alınmıştır
, Sayfalar 117 - 144
Osman YORULMAZ
Alî Şîr Nevâî, sadece Çağatay Edebiyatı'nın değil, bütün Türk Edebiyatı'nın en büyük şairlerindendir. Nevâî, Fars edebiyatının özellikle Molla Câmî ile zirveye ulaştığı bir dönemde, Türkçe ile yüksek bir edebiyatın oluşturulabileceğini ve Türkçenin birçok yönlerden Farsçadan üstün olduğunu savunarak, manzum ve mensur Türkçe eserler yazmıştır. Ancak yakın dostu ve mürşidi Molla Câmî ile küçüklükten beri en yakın arkadaşı Hüseyin Baykara'nın isteği üzerine yazmış olduğu Farsça şiirlerle bir divan oluşturmuştur. Bu çalışmada Alî Şîr Nevâî'nin yazmış olduğu Farsça şiirler değerlendirilmiştir.
, Sayfalar 147 - 180
Ahmet KARTAL
el isimler, halkın tarihî ve kültürel gelenekleriyle bağlantılıdır. Eski inanışlara göre, ad, insanın kaderini değiştirebilecek sihirli bir güce sahiptir. Bu yüzden eski Türklerde özel adların seçimine büyük önem verilirdi. Bir dilin özel ve zengin bir örneği olan destan dilinin ve bunun içinde yer alan kişi adlarının tahlili, dil tarihi ve halkın kültürünü araştırmada önemli malzeme sağlamaktadır. Bu makalede Altay kahramanlık destanında yer alan kadın adlarının tahlili yapılmaya çalışılmıştır.
, Sayfalar 23 - 35
N. N. TIDIKOVA, Hanzâde GÜZELOVA
Bu yazıda, ikileme teriminin batı dillerindeki, Türkiye Türkçesindeki ve diğer Türk Lehçelerindeki karşılıkları verilmiş, daha sonra Altay Türkçesi metinlerinden derlenen ikileme örnekleri; anlam, şekil, çekim ve diziliş bakımından sınıflandırılarak incelenmiştir.
, Sayfalar 83 - 100
Figen GÜNER-DİLEK
Macarcanın, farklı dönemlerde, farklı Türk dilleriyle üç önemli dil ilişkisi olmuştur. Bu ilişkilerin en önemlisi, 5.-6. yüzyıllarda, Bulgar/Çuvaş tipi Türk dilleriyle başlamış olan ilişkidir ve bu konu Macar Türkolojisinin en önemli çalışma alanlarından biridir. İkinci ilişki, Moğol istilasından sonra Kıpçak tipi Türk dilleriyle gerçekleşmiş olan ilişkidir. 2011 yılında yayımlanmış olan West Old Turkic adlı eserde, her iki döneme ait kopya sözcüklerin ayrılma ölçütleri verilmiştir. Üçüncü, yani Macarca-Osmanlıca ilişkisi döneminde alınan sözcükler ise yine Macar Türkolojisi tarafından ayrı bir çalışma olarak yayımlanmıştır. Türkçe kökenli Macar kavim adları da yoğun Macar-Türk ilişkisinin bir başka kanıtıdır ve makalenin ikinci bölümünü de bu kavim adları üzerine yapılan çalışmalara ayrılmıştır
, Sayfalar 287 - 307
Emine Yılmaz
Bu makalede, Amerika’nın New Jersey eyaletinde yaşayan göçmen Türklerin, dil kullanımları ve tercihleri, Türkçe ve İngilizceye karşı tutum ve yaklaşımları ile etnik dilsel canlılıkları üzerine yapılan araştırmanın bulguları ortaya konulmaktadır. Araştırma kuramı, Giles, Bourhis ve Taylor’ın (1977) etnik dilsel canlılık teorisine; araştırma ölçeği ise Yağmur’un (1997) çalışmasına dayanmaktadır. Dil kullanımı ve tercihi ölçeği 5 bölüm ve 38 sorudan, dil tutum ve yaklaşımı ölçeği 2 bölüm ve 18 sorudan, etnik dilsel canlılık ölçeği ise 23 sorudan oluşmaktadır. Araştırmada 41’i ikinci kuşak, 129’u birinci kuşak olmak üzere 170 katılımcı yer almaktadır
, Sayfalar 105 - 130
Gülcan ÇOLAK BOSTANCI
Dilde birçok anlam olayının ortaya çıkmasının temel sebeplerinden birini, “dilde tekinsiz (tabu)” anlayışı oluşturmaktadır. Bu anlayış bazı kelimelerin ölümüne yol açabildiği gibi bazı kelimelerin de kalıp ifadelerde uzun süreli yaşamasını temin etmiştir. dulunmak fiilinin edebî Türkçede kullanımını yitirmesine rağmen, birçok Anadolu ağzında olduğu gibi, Kıbrıs ağzında da arkaik kelimelerden birisi olarak varlığını hâlâ sürdürmesi bu tabu anlayışının bir yansımasıdır. Bu fiil daha önceki dönemlerde Türkiye Türkçesinin yazılı metinlerinde kullanılmıştır. Özellikle on dört ile on altıncı yüzyıllar arasında “dulunmak” fiilinin kullanıldığı birçok örneğe rastlamaktayız. “Kaybolmak, görünmez hâle gelmek; batmak, gurup etmek” anlamlarında kullanılmış olan kelimenin benzer anlamlarda türevlerini de görmekteyiz. Günümüzde bazı edebî metinlerde arkaik olarak geçen bu kelime algılanamadığı için ses çağrışımı yaptığı benzer kelimelere dönüştürülmüş, hatta bu hâlleri esas kabul edilip etimolojik olarak izah edilmeye çalışılmıştır. Bu yazıda dilde tekinsiz anlayışı belirtilerek, kelimenin doğru anlamlandırılmasına katkıda bulunulacak yol gösterilmiştir.
, Sayfalar 57 - 64
Rıdvan ÖZTÜRK
Timur ile ilgili kaynakların çoğunluğu Farsça olmakla birlikte, dönemin Arapça kaynaklarında da kendisi hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Bu çalışmada, sadece Arap tarihçilerinin eserlerine dayanılarak Timur’un bir tasviri çizilmiştir. Doğumundan ölümüne, dış görünüşünden kişiliğine, günlük hayatından hakimiyet anlayışına kadar birçok özelliğini daha iyi ortaya koyabilmek için, Timurla bizzat görüşen veya kendisiyle aynı dönemde yaşayan Arap tarihçilerinin eserlerinden faydalanılmıştır.
, Sayfalar 85 - 126
Musa Şamil YÜKSEL
Bundan otuz hatta kırk yıl kadar Önce Osmanlı toplum yapısı konusunda başlayan tartışma henüz sonuçlanmamıştır. Osmanlı toplum yapısı tartışmalarında yapının ne olmadığı (bu makalede sadece ATÜT olmadığı) belirlenmiş fakat ne olduğuna ilişkin henüz tatminkâr bir sonuca ulaşılamamıştır. Bu çalışma gerek akademik gerekse entelektüel ve ideolojik sebeplerle Osmanlı toplum yapısını açıklama gayreti içinde olanların, özellikle Osmanlı'yı ATÜT'le açıklama çabası sarf edenlerin ve ATÜT'ün teorik, emprik ve ideolojik açıdan sorgulanışının ele alındığı ATÜT'e veda yazısıdır.
, Sayfalar 1 - 28
Suna Başak AVCILAR
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Çocuk edebiyatında ortak temaya sahip birçok masal bulunmaktadır. Asya-Avrupa kökenli masalların metinlerarası anlayışla ilköğretimde kullanılmasını amaçlayan bu araştırmada; sinaptik olarak eşleştirilen altı masal metni Vladimir Propp’un yapısal anlatı çözümleme yöntemiyle analiz edilerek kahramanlar, problem durumu, problemi çözme amacıyla gidiş, eksiklik fonksiyonuyla başlama, kahramanın evden uzaklaşması, yasak konması, bilgi toplanması, saldırganın inandırmaya çalışması, aldatmayı denemesi ve bütün masalların başlangıçta ortaya konan kötülük veya eksiklik fonksiyonunu gidererek sonlanması gibi birbirini bütünleyen ortak temaların ve gerek başlangıç-bitiş formelleri gerekse hikâyenin düğümlendiği unsurlar ve kahramanlar açısından metinlerarası okuma ve anlam kurma süreçlerinde nasıl kullanılacağını içermektedir. Araştırma; Asya ve Avrupa kökenli masalların bir araya getirilerek incelenmesi ve ilköğretimde metinlerarası anlam kurmaya yönelik kullanılabilecek metinleri karşılaştırmalı olarak ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır
, Sayfalar 39 - 62
Özlem Baş, Avşar Tuncay, Ali Ekber Şahin
Çocuk edebiyatında ortak temaya sahip birçok masal bulunmaktadır. Asya-Avrupa kökenli masalların metinlerarası anlayışla ilköğretimde kullanılmasını amaçlayan bu araştırmada; sinaptik olarak eşleştirilen altı masal metni Vladimir Propp’un yapısal anlatı çözümleme yöntemiyle analiz edilerek kahramanlar, problem durumu, problemi çözme amacıyla gidiş, eksiklik fonksiyonuyla başlama, kahramanın evden uzaklaşması, yasak konması, bilgi toplanması, saldırganın inandırmaya çalışması, aldatmayı denemesi ve bütün masalların başlangıçta ortaya konan kötülük veya eksiklik fonksiyonunu gidererek sonlanması gibi birbirini bütünleyen ortak temaların ve gerek başlangıç-bitiş formelleri gerekse hikâyenin düğümlendiği unsurlar ve kahramanlar açısından metinlerarası okuma ve anlam kurma süreçlerinde nasıl kullanılacağını içermektedir. Araştırma; Asya ve Avrupa kökenli masalların bir araya getirilerek incelenmesi ve ilköğretimde metinlerarası anlam kurmaya yönelik kullanılabilecek metinleri karşılaştırmalı olarak ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır
, Sayfalar 39 - 62
Özlem Baş, Avşar Tuncay, Ali Ekber Şahin