Arama Sonucu: 1251 Aranan: Bastard Feudalism
Bu makalede 1830 Osmanlı-ABD Ticaret Antlaşması Öncesi Amerika’nın Diplomasi Mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada öncelikle Amerika Birleşik Devletleri’nin, Osmanlı Devleti ile hangi sebeplerle ne zaman diplomatik ilişkilere başladığı ortaya konmuş, ardından Amerika’nın 1820 tarihinden itibaren Osmanlı Devleti ile bir ticaret antlaşması imzalayabilmek için ne gibi mücadeleler verdiği incelenmiştir. Araştırmada İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletlerinin Amerika ve Osmanlı Devleti arasında yapılması hedeflenen antlaşmaya uzun yıllar nasıl engel olabildiğine ve Osmanlı diplomasisinin henüz daha o tarihlerde yaşamaya başladığı diplomatik güçsüzlüğe yer verilmiştir.
, Sayfalar 39 - 56
Selda Kayapınar
Olay ya da olayların anlatma eylemi üzerine kurulu şekilde sunulduğu her türlü metin anlatı olarak tanımlanmaktadır. Bu açıdan bir anlatı olarak değerlendirebileceğimiz “Psykhe ile Eros” miti, geçmişten günümüze başta popüler kültür olmak üzere sanat, moda, resim, yazın gibi birçok uygulama alanında etki düzeyi bakımından kuşatıcı, şekillendirici ve doğal olarak da yönlendirici bir işlev üstlenmiştir. Bu bakımdan bu mitin anlam üretim sürecinin temel anlam ağından, edimlerin somutlaştığı sözdizimsel boyuta, oradan da figüratif unsurlara doğru olan yolculuğunun tam tersi bir izlekte gerçekleştirilecek yatay ve dikey eksenli deneysel okumalarla çözümlenmesi, etki düzeyinin anlaşılması açısından son derece önemlidir. Bu tür bir okumada metnin gösterilen boyutundaki anlam çevreninden çok, anlam üretim eksenini merkeze almak amaçlandığından bu çalışmada gösterge bilimi merkezli çözümleme gerçekleştirilmiştir. Metin bir yığın olarak değil, bir bütün olarak değerlendirilmiş ve temel bileşenler merkeze alınarak, bu bileşenlerin yatay ve dikey eksende oluşturduğu yapısal ve anlamsal ilişkiler ağına odaklanılmıştır. Ele alınan metin iyi ile kötünün, sevgi ile nefretin, ölümsüz ile faninin artsüremsel mücadelesinin abideleşmiş öğretisidir. Gerçekleştirilen çözümleme deneysel nitelikte bir okumayı yansıtmaktadır.
, Sayfalar 332 - 348
Sezgin Demir, Onur Alp Kayabaşı
Kendini “Kurucu Meclis” olarak niteleyen I. T.B.M.M.’nin meşruiyeti açısından Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin İstanbul’da toplanması ve -beklendiği gibi- işgalciler tarafından basılarak dağıtılması, ardından da kapatılması önemlidir. Bu bakımdan Heyet-i Temsiliye’nin (onun adına Mustafa Kemal’in), gerek İstanbul Hükümeti, gerek İstanbul’daki Heyet-i Temsiliye üyeleri ile sürdürdüğü haberleşme ve gerekse kendi içinde yaptığı görüşme ve tartışmalar değer kazanmaktadır. Bu süreç incelendiğinde, baştan itibaren Meclis’in Anadolu’da toplanması gerektiğini savunan M. Kemal, ilgililerle yaptığı haberleşme ve Heyet-i Temsiliye toplantılarında gözlediği havaya bağlı olarak bu fikrini bir süreliğine ertelediği görülmektedir. Oluşturduğu diğer seçeneğe yönelen Mustafa Kemal, I. T.B.M.M.’ni, ortaya çıkabilecek tartışmaları asgariye indirecek bir şekilde toplamayı başarmıştır
NAİM SÖNMEZ
Köy Enstitülerinde, köyden alınarak köye gönderilmek üzere köy çocukları yetiştirilmiş ve köy koşullarına uyum sağlayabilen öğretmen tipi yaratılmak istenmiştir. Köy Enstitüleri eğitim ve öğretim etkinliklerinin esasını iş ve iş içinde öğretim oluşturmaktadır. Köy Enstitülerinde "gözlem", "deney", "araştırma", "inceleme" ve "tartışma" gibi öğrenme teknikleri etkin kullanılmıştır. Köy Enstitülerindeki başarının sırrı uyguladığı yöntemlerde saklıdır. Bu araştırmanın temel amacı köy enstitüleri mezunlarının görüşlerine göre Köy Enstitülerinde tüm derslerde kullanılan çağdaş yöntem ve teknikleri belirlemektir. Araştırmanın alt problemini yanıtlamak amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden durum araştırmasından yararlanılmıştır. Araştırmanın verilerini elde etmek amacıyla görüşme tekniği ve buna bağlı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Örneklemin belirlenmesinde nitel araştırmada kullanılan, amaçlı örnekleme yöntemlerinden olan “kartopu örneklemeye (zincir örnekleme)” başvurulmuştur. Görüşmeler Denizli, İzmir, Muğla, Aydın, Manisa, Isparta, Uşak, Dikili, Çal, Fethiye, Ortaca’da ulaşılabilen Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerle gerçekleştirilmiştir (n=59). Araştırmaya ilişkin sonuçlardan bazıları şunlardır: Köy Enstitülerinde proje tabanlı öğrenme, çoklu zeka alanına yönelik uygulamalar, okuduğunu anlama stratejileri, drama, işbirlikli öğrenme gibi çağdaş yöntemler kurallarına uygun bir şekilde yapılandırılmadan da olsa başarı ile uygulanmıştır. Enstitülerde “sanat yoluyla eğitim” yaşama geçirmiştir. Enstitülerde okuduğunu anlama stratejileri etkin bir şekilde kullanılarak okuyan, değerlendiren ve yorumlayan bireyler yetiştirilmiştir
Fatma SUSAR KIRMIZI
Sanayi devrimiyle hız kazanan çevre sorunları günümüzde de artarak devam etmektedir. Tüm bu sorunların ortadan kaldırılması ve kaliteli bir çevrenin geri kazanılması amacıyla devletler çevre sorunlarına karşı kamusal ve piyasa odaklı çözümler aramaya ve politikalar oluşturmaya başlamışlardır. Kamusal çözümlerin başında ise vergisel düzenlemeler gelmektedir. Bu çalışmada Dumlupınar Üniversitesi Maliye Bölümü öğrencilerinden 558 kişi basit tesadüfi örnekleme yöntemine göre seçilerek öğrencilerin çevre vergilerine bakış açıları, çevre kirliliğine karşı duyarlılıkları araştırılmıştır. Ayrıca, çevrenin korunması için çözüm önerilerinin neler olabileceğine ilişkin görüşlerin demografik özellikler, kişisel özellikler ve lisans eğitimi sonucuna göre nasıl dağıldığı araştırılmıştır. Araştırmanın sonunda üniversite öğrencilerinin çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla çevre vergilerinin kullanılması fikrine olumlu baktıkları sonucuna ulaşılmıştır
İnci AĞACAN, Naci Tolga SARUÇ
The Bologna process is the creation of the European Higher Education Area by making academic degree standards and quality assurance standards more comparable and compatible throughout Europe. The universities aimed to be in the European Higher Education Area have to adapt their systems to the Bologna process. One of the main problems in the adaptation process is to evaluate and select the courses by considering the stakeholders’ opinions and Bologna process’ restrictions. In this study, a multi-criteria decision making methodology is proposed to solve the course evaluation and selection problem. The proposed multi-criteria decision making methodology is applied to a graduate program of an Industrial Engineering Department.
Özden ÜSTÜN, Şafak Kırış, Derya DELİKTAŞ
Bilginin nasıl bir anlayışla ele alındığı, toplumsal kurumların oluşumu ve bu kurumların sınırlarını açıklaması bakımından önemlidir. Bilginin mutlak olmadığı, hiçbir kurum veya kişi tarafından kontrol edilemeyeceği düşüncesi, kendiliğinden gelişen toplumsal düzen fikrine yani hiçbir toplumsal oluşumun bir otorite tarafından bilinçli bir tasarımın sonucu oluşturulamayacağı düşüncesinin gelişimine katkı sağlamıştır. Francis Hutcheson, Adam Ferguson, David Hume ve Adam Smith gibi İskoç aydınlanması düşünürlerinin düşünceleri çerçevesinde gelişmeye başlayan kendiliğinden gelişen düzen fikri, insan zihninin sınırlılığını, kültürel, siyasal, sosyal ve hukuksal kurumların bir evrim sonucu geliştiğini kabul eder. İskoç aydınlanması düşünürlerinin çağdaş dönem temsilcisi olan Hayek de benzer görüşler geliştirmiş, toplumsal düzenin insanların eylemleri sonucunda oluştuğunu ancak bunların amaçlı ve bilinçli eylemlerin neticesinde gelişmediğini vurgular. Çalışmada kendiliğinden gelişen düzen fikri İskoç Aydınlanması düşünürleri ve Hayek’in görüşleri çerçevesinde değerlendirilecektir
Özlem KIRLI
1923 sonrası Türk hikâyesine bakıldığında, Yunan/Rum karakterlerin hem Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın taze hâtıralarından dolayı olumsuz, hem de yüzlerce yıllık mekân birlikteliğinin sonucu olarak olumlu bir şekilde yer aldıkları görülür. 1923 ile 1950 yılları arasındaki dönemi kapsayan çalışmada altı yazarın yedi hikâye kitabından toplam on beş hikâye incelendi. Ele aldığımız on beş hikâye, Rumları doğrudan konu edinen hikâyelerdir. Bu hikâyeler içinde, Rumları “milliyetçi” perspektifle “öteki” olarak gören hikâyeler olduğu gibi, onları “insancıl” bakış açısıyla ele alan hikâyelere de rastlandı. Kimi yazarlarımızın hikâyelerinde Yunan/Rum karakterler genellikle arkadaş ya da dost konumundadır. Arkadaş ya da dost olmayan Yunanlılar/Rumlar ise, okuyucuya mağdur ve mazlum bir pozisyonda sunulur. Yunanlıları/Rumları “insancıl” bir yaklaşımla ele alan hikâyecilerimizin ortak özellikleri şöyledir: Yunanlıların/Rumların yoğun oldukları yerlerde yaşamaları, büyümeleri ve yurtdışına çıkmış olmaları. Yunanlıları/Rumları olumsuz karakterler olarak sunan yazarlarımızın hikâyelerinde ise, Yunanlılara/Rumlara ait sıfatlar genellikle şu şekildedir: Zalim, zorba, kâfir, hain, işbirlikçi. Çalışmada hikâyelerdeki Yunan/Rum algısı tahlil edilirken yazarların kendi hayatlarından da yararlanıldı. Rum/Yunan karakterlerin hikâyelerde neden “insancıl” ya da “milliyetçi” bir perspektifte değerlendirildiği sorusunun cevabı aranırken tarihî ve sosyolojik verilerin yanı sıra yazarların biyografik verileri üzerinde de duruldu
Ensar KESEBİR
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İmparatorluğu düştüğü durumdan kurtarmak için bir yöntem geliştiren entelektüellerden birisi de Jön Türkler içerisinde önemli bir yere sahip olan Prens Sabahattin Bey(1879-1948)’dir.  Prens Sabahattin, sadece bir siyasi kişilik değil aynı zamanda bir sosyologdur. Prens Sabahattin, Le Play okuluna mensup, Edmond Demolins’in eserlerinden oldukça etkilenmiş bir düşünürdür. Edmond Demolins’in tasniflerini Osmanlı İmparatorluğu üzerinde uygulamaya çalışmış ve çıkış yolunu göstermeye çalışmıştır. Prens Sabahattin, Jön Türk kanadı içerisinde, Ahmet Rıza ve ekibinin merkeziyetçi görüşleri karşısında, adem-i merkeziyetçi bir yönetim teşkilatının savunuculuğunu yapmıştır. Prens Sabahattin’in adem-i merkeziyet hakkındaki izahları ve düşünce tarzı, Prens Sabahattin’i günümüz yönetim sistemini anlamak hususunda hâlâ güncelliğini koruyan bir düşünür yapmaktadır.Bu makalede, Prens Sabahattin’in Jön Türkler içindeki yeri ve bir sosyolog olarak Osmanlı toplum yapısını analizi, adem-i merkeziyetçi bir yapılanmanın neden merkeziyetçi bir yapılanmadan daha avantajlı olduğu ve bu avantajı oluşturan unsurların neler olduğunun incelemesi yapılmakta, günümüz merkeziyetçi ve adem-i merkeziyetçi yönetim anlayışı tartışmalarına ışık tutulmaya çalışılmaktadır.
Feyzullah ÜNAL, Soner KAVUNCUĞLU
Bilgi toplumuna geçiş ile birlikte bilgi ve iletişim teknolojilerinin yoğun kullanımı örgütlerde sanallaşma sürecini başlatmıştır. Sanal örgüt olarak adlandırılan yeni ve dinamik yapıda coğrafi dağınıklık, kişiselleştirilmiş uygulamalar, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayanma, fiziksel olarak uzakta çalışanların yer alması gibi geleneksel örgütten oldukça farklı özellikler görülmektedir. Bununla birlikte, temelde iletişimi içeren bilgi paylaşımı olgusunun sanal örgütlerde nasıl gerçekleştiği ilgi çekici bir konu olmaktadır. Ayrıca sanal örgütlerde insan kaynakları yönetimi, dinamik yapısı ve doğrudan insanla ilişkili olması açısından bilgi paylaşımına katkı sağlayabilecek bir süreç olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, sanal örgütlerde bilgi paylaşımı ve insan kaynakları yönetimi etkileşimini araştırmaktır. Bu amaçla, sanal örgütün kavramsal çerçevesi, sanal örgütlerde İKY ve bilgi paylaşımı ile ilişkisi literatür taraması yoluyla açıklanmaktadır. Çalışmanın son bölümü, sanal örgütlerde bilgi paylaşımı-İKY etkileşimine ilişkin bir araştırmayı içermektedir. Kalite ve danışmanlık şirketinin sanal çalışanlarına uygulanan ankette bilgi paylaşımı ve İKY işlevleri ile ilgili tutumları ölçmeye yönelik sorulara yer verilmiş ve 5`li Likert tipi ölçek kullanılmıştır
Meltem DİL ŞAHİN
Bu araştırmada kavram haritası tekniği ile geleneksel öğrenme yönteminin kullanılmasının öğrencilerin başarıları, bilgilerin kalıcılığı ve tutumlarına etkisinin meta-analiz yöntemiyle incelenmesi ve çalışmaların etki büyüklüklerinin birleştirilerek elde edilecek etki büyüklüğü değerinin öğretim kademeleri, ders alanları ve uygulama sürelerine göre ne düzeyde farklılık gösterdiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, 2008-2013 yılları arasında kavram haritalarının akademik başarı, kalıcılık ve tutum üzerindeki etkisini inceleyen, dâhil edilme kriterlerine uygun, ulusal ve uluslar arası alanda 41 adet çalışma meta-analitik araştırma için seçilmiştir. Araştırma sonucunda, kavram haritası tekniğinin rastgele etkiler modeline göre akademik başarı ve kalıcılık üzerinde pozitif ve geniş düzeyde (ESAkademik Başarı=1.0696, ESKalıcılık=1.132), tutum üzerinde ise orta düzeyde bir etkiye (ESTutum=0.714) sahip olduğu ortaya çıkmış ve etki büyüklüklerinin ders alanları ve uygulama sürelerine göre farklılık göstermediği, öğretim kademelerine göre ise anlamlı farklılık gösterdiği anlaşılmıştır
Veli BATDI
et niteliğindeki m etin üzerinde duracağız.D U M LU PIN A R Ü N İV ER SİTESİ
SAİT ÖZTÜRK
Bu araştırmanın amacı sınıf öğretmeni adaylarının akademik usulsüzlük konusundaki deneyimlerini belirlemektir. Araştırmada  tarama modeli kullanılmıştır. Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Programı’nda öğrenim gören 254 öğretmen adayı üzerinde gerçekleştirilen araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından geliştirilen anket yoluyla toplanmıştır. Veriler frekans, yüzde ve aritmetik ortalama kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmada öğretmen adaylarının % 98’i yükseköğrenim yaşantılarında en az bir kez akademik usulsüzlükle ilgili bir davranış gerçekleştirdiğini belirtmişlerdir. Akademik usulsüzlük davranışını yaptığını beyan eden öğretmen adaylarının % 77,6’sının ise yaptıkları davranışın akademik usulsüzlük kapsamında değerlendirildiğini bildikleri görülmüştür. Öğretmen adayları tarafından en sık gerçekleştirilen akademik usulsüzlük davranışları sınav sonrasında diğer sınıftaki öğrencilere sınavın içeriği hakkında bilgi vermek ve bir başka öğrencinin sınav kâğıdına bakmasına izin vermek olarak ifade edilmiştir. Öğretmen adaylarının görüşlerine göre yapılan akademik usulsüzlük davranışlarını en fazla etkileyen nedenler ise içeriğin çok yoğun olması ve yüksek not alma isteği olarak belirlenmiştir. 
Muhammet ÖZDEN, Döndü ÖZDEMİR ÖZDEN, Baykal BİÇER
Bu çalışmada, çevresel bozulma ve gelir seviyesi arasında ters-U şeklinde bir ilişki bulunduğunu varsayan Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE) hipotezinin 1975-2010 döneminde Türkiye ekonomisi için geçerliliği araştırılmaktadır. Bu amaçla, gelir seviyesi ile çevresel bozulmayı ifade eden karbondioksit (CO2)değişkenleri arasındaki uzun dönemli ilişki ARDL Sınır Testi ile incelenmiş ve değişkenler arasındaki nedenselliğin belirlenmesi için Toda-Yamamoto (1995) Granger nedenselliği testinden yararlanılmıştır. Elde edilen ekonometrik sonuçlara göre, ÇKE hipotezinin uzun dönemde Türkiye ekonomisi için geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenler arasında ters-N şeklinde bir ilişki bulunmuş, fakat elde edilen katsayıların istatistiki olarak anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Diğer yandan, Toda-Yamamoto (1995) Nedensellik Testi sonuçlarına göre gelir seviyesinden CO emisyonuna doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur
İbrahim ERDOĞAN, Kumru TÜRKÖZ, Muhammed Şehid GÖRÜŞ
Bu çalışmada, Cumhuriyet Türkiye’si ve Osmanlı Devleti taşra idaresinin temel aktörlerinden biri olan valilik kurumunun, Osmanlı Yönetim Tarihi içinde geçirdiği sürecin bir dökümü yapılmıştır. Bu vesileyle, taşra idaresindeki dönüşüme paralel olarak, yönetim kademesinde meydana gelen değişiklikler tespit edilmiştir. Tanzimât’ın ilanından itibaren Hudâvendigâr Vilâyeti’ne yapılan vali atamalarıyla ilgili ayrıntılı bir inceleme yapılmış ve istatistiki sonuçlara ulaşılmıştır. İlgilenilen dönemde gerçekleştirilen vali atamaları, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan belgeler ve Vilayet Salnameleri gibi Osmanlı Tarihi’nin temel bilgi kaynakları kullanılarak analiz edilmiştir. Valilik kurumuyla ilgili bu spesifik incelemeyle, sadece atama iş ve işlemlerinin gerçekleştirilmesi süreci gibi sınırlı bir durumda bile ortaya çıkabilen tarihi verilerle, ciddi çıkarsamaların yapılabileceği ortaya konmuştur
Muammer DEĞİRMENDERE
Aşk mesnevileri asırlar boyunca toplumun sanat ve estetik zevkine hitap etmiştir. Aşk duygusunun kahramanlar aracılığıyla merak uyandırıcı bir tarzda işlendiği bu eserler pek çok yönden ortak bir kompozisyona sahiptir. Kahramanları farklı dinlere mensup âşıklar olan mesnevilerde de bu ortak kompozisyonu görmek mümkündür. Ancak bu mesnevilerde diğer aşk mesnevilerinden farklı olarak olay zinciri içindeki çatışma unsurlarının en önemlisi din farkıdır. Eserlerde kahramanlar ve yakın çevreleri din farklılıklarına göre rol alırlar. İslam diniyle diğer dinler arasındaki inanç ve değerler farkı olay içinde mücadele ve mukayese ettirilir. Bu nedenle dinî semboller öne çıkarılır ve kahramanların aşk maceraları din üstünlüğü iddiası etrafında şekillenir. Dinî kabuller ve toplumsal zihniyet ve anlayışın gereği olarak üstün tutulan din daima İslam olur. Kahramanların cinsel kimlikleri de kültürel özellikler ve dinî anlayışa göre belirlenir. Sürekli aşk ve iman arasında çatışma yaşayan kahramanlar bu mesnevilerde örnek kişilik özelliklerini taşırlar. Kahramanların hata yaptığı durumlarda onları uyaran, doğru ve hak yola çeken İslamî güçler örnek kişiliğin oluşmasına yardımcı olurlar. Böylelikle bu mesnevilerde din, ana kahramanlar, yardımcı kahramanlar ve güçler, semboller ve cinsiyete yüklenen roller İslamî olanı öne çıkarmaya, aşkı iman ekseninde olgunlaştırmaya araç olurlar
Murat ÖZTÜRK
Türkiye’de kamu görevlileri sendikacılığının gelişmesi konusunda bir gecikmişlik söz konusudur. Ancak yürürlükte olan 1982 Anayasasında 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum ile yapılan değişiklikler göstermiştir ki gerek mevcut iktidarda gerekse kamuoyu ile çalışma çevrelerinde kamu görevlilerinin sendikal haklarının daha da geliştirilerek uluslararası normlara uygunluğunun sağlanması konusunda geçmiş yıllara nazaran daha fazla çaba sarf edilmektedir. Çalışmada bu çabanın önemli bir örneği olarak 12 Eylül 2010 tarihli Anayasa değişikliğinin çalışma hayatına ve kamu görevlileri sendikacılığına etkileri yorumsayıcı içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir Kamu görevlileri için “toplu görüşme”nin “toplu sözleşme”ye döndüğü ve ikincil düzenlemelerin yapılmasıyla sürecin gelecekte memur sendikalarının özlemi olan grev hakkının da tanınacağı şekilde gelişebileceği söylenebilir. Ancak bunun öncesinde yapılması gereken husus kamu hizmetlerinin ve üst düzey kamu yönetim görevlerinin neler, bu görevleri yürüten kamu görevlilerinin kimler olduğunun yeniden belirlenmesi ve memur kavramının tam olarak açıklığa kavuşturulmasıdır
Tahsin GÜLER -
Dil öğreniminde öğrenenler bilişsel olarak tahmin edilebilir bir sıralama takip ederler yani önce dinler sonra konuşur, okur ve yazarlar ve bu bilgi materyal geliştiriciler tarafından ders kitabı gibi dil öğretim materyallerine uygulanmaktadır. Gerçekte sınıf içi uygulamalarda dinleme becerisi başta olmak üzere bazı dil becerileri isteyerek ya da istem dışı öğretmenler tarafından arka plana itilmektedir. Oysaki dinleme becerisine yeterince maruz bırakılmayan birisi hedef dilde iletişim kurarken yeterince etkili olamayacaktır. Dinleme becerisini geliştirebilmek için uygulama öncesi bazı teorik bilgiler oldukça faydalı olacaktır. Bu bilgilerden biriside o dilin ayırt edici özelliklerini bilmektir. Örneğin, bir dil öğrencisi mesajı algılayabilmeli, işitsel hafızası hedef dil yapılarını hatırlayabilmeli ve son olarak mesaj hedefini bulmalıdır. İlaveten alt beceriler hakkındaki bilgi başka bir teorik bilgi türüdür: hedef dil seslerini ayırt edebilmek ve nasıl işleneceğini bilmek, bağlam ve bilginin nasıl işleneceğini ve son olarak anlamın nasıl işleneceğini bilmek. Kısacası, dinleme becerisi eğitimi günümüzde yetim çocuk muamelesi görmekten uzaklaşmalı ve hak ettiği yeri mutlaka almalıdır. Öğretmenler de ders kitaplarına bağımlı kalmaktan kurtulmalı ve öğretim materyallerini uyarlamada ve değiştirmede daha esnek olmayı denemelidirler. Hedef dilin yabancı dil olduğu ülkelerde dinleme becerisini geliştirmek ve eğitim etkinliklerini sınıf dışına taşımak zordur fakat öğretmenler öğretim materyallerini çeşitlendirerek bu zincirleri kırabilirler. Unutulmamalıdır ki, örnek uygulamaların ve deneyimlerin öğretmenler tarafından paylaşılmaması Amerika’yı yine ve yeniden keşfettirecektir. Bu çalışmanın amacı dinleme becerisi alan yazınını taramak ve eksikliği duyulan Türk dilinde paylaşmaktır.
Ayhan KAHRAMAN
Bu çalışmada finansal dışlanma kavramı Türkiye örneğinde incelenmiştir. Kavramın gelişimi, türleri, nedenleri, ölçümü ve finansal dışlanma riski altındakiler uluslararası literatür çerçevesinde ele alınmıştır. Finansal Dışlanmanın Türkiye örneğinde ele alınmasının önündeki engeller belirlenmiştir. Çalışma ile Finansal Dışlanmanın Türkiye’deki varlığının tüm boyutları ile tespit edilmesi gerekliliği ortaya konmaktadır. Bu konuda daha sonraki araştırmaların yönü ve derinliği ile ilgili değerlendirmeler yapılmaktadır. Türkiye’de Finansal Dışlanmaya ilişkin yapılacak araştırmaların akademik çevreler, finans sektörü profesyonelleri, düzenleyici ve denetleyici otoritelerin katkılarını alarak, halkın refahının artırılmasına yönelik önemli potansiyel taşıdığı ifade edilmektedir
Fatih TEMİZEL
“Sivil toplum kuruluşları”nın (STK) kamusal alandaki işlevleri, son yıllarda sosyal bilimciler tarafından sıklıkla tartışılan konu başlıkları arasındadır. Yapılan tartışmalarda başlıca iki ana eksenin varlığından söz edilebilir. Bunlardan, Habermas tarafından dile getirilen birincisi, sivil toplumun politik alandaki yurttaşların devlet erki karşısında hak talebinde bulunabilmelerinin olanaklarını sağladığını dile getirmektedir. Bu yaklaşım, öznenin sahip olduğu hakların devletin baskı aygıtlarına karşı korunabilmesi için “STK”na çeşitli görevler atfederek, toplumsal yaşamın işleyişini, öznenin sahip olduğu mahremiyet alanlarının dokunulmazlığında görür. Althusser’in ileri sürmüş olduğu ikinci yaklaşıma göreyse, “STK” kamusal alanda, esasında, devletin ideolojik aygıtı olarak işlev görmektedir. Bu demektir ki “STK,” egemen ideolojinin sosyal yaşama taşınarak, sürekli yeniden üretilmesini sağlar. Keza devlet kurumlarının işleyiş ve uygulamalarında sürekli olarak yeniden üretilen ideolojiler, bu işleyiş ve uygulamaları belirli şekillerde tekrar eden “STK” vasıtasıyla, sivil toplumu oluşturan öznelere taşınmaktadır. Bu çalışma çerçevesinde, belirtilmiş olan iki ana eksenin başlıca özellikleri incelenecek ve “STK”nın göstermiş oldukları etkinlikler ile hangi yaklaşımı doğruladıkları gösterilmeye çalışılacaktır
Devrim ÖZKAN
Bu çalışma modern ulus devletlerde demokrasi anlayışının temel unsurları arasına giren yönetimin sınırlandırılması ve siyasal temsil ilkelerinin tarihsel ve düşünsel temellerini açıklamaktadır. Modern ulus devletlerde hâkim olan demokrasi anlayışı farklı düşünce akımlarıyla etkileşim içinde gelişmiştir. Bu süreçte, demokrasi temel anlamını korurken, işleyiş ve ilkeler bakımından farklı siyasal modellerden etkilenmiştir. Modern ulus devletlerde demokrasi anlayışının belirleyici iki temel unsuru yönetimin sınırlandırılması ve siyasal temsildir. Yönetimin sınırlandırılması bireysel haklar ve devletin eylemlerinden sorumluluğunu ifade ederken, siyasal temsil halk iradesinin temsilciler aracılığıyla yönetsel sürece aktarılmasıdır. Bu iki ilke tarihsel süreç içerisinde demokrasinin tarihsel deneyim ve fikirlerle etkileşimine bağlı olarak günümüzde demokrasisinin unsurları arasına katılmıştır. Demokrasi tamamlanmış bir sistemden ziyade içinde bulunduğu tarihsel koşullar ve fikirlerle etkileşim içerisindedir. Güncel demokrasi ve siyaset tartışmalarında bu iki temel ilkenin demokrasinin temel nitelikleri sorunsalı bağlamında yeniden sorgulanıyor olması demokrasinin bu özelliğini örneklendirmektedir. Bu çalışmada, bu ilkelerin demokrasinin birleşenleri arasına girmesinde etkili olan tarihsel, toplumsal ve düşünsel temeller açıklanmaktadır. Bu süreçte farklı tarihsel ve toplumsal yapıların demokrasinin ilkelerini belirlerken etkili olduğu fikri liberal ve cumhuriyetçi yaklaşım bağlamında Kıta Avrupası ve Anglo-Amerikan gelenekler çerçevesinde vurgulanmaktadır. Yönetimin sınırlandırılması ve siyasal temsil ilkelerine ilişkin bu araştırmanın, günümüzde geçerli olan temsili demokrasi modeline ilişkin eleştirileri anlamak ve değerlendirmek bakımından katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Kamil DEMİRHAN
Bu çalışma, Türkiye endeks piyasalarında 7 Nisan 2009 tarihinde işlem görmeye başlayan IST30 Borsa Yatırım Fonu’nun İMKB-30 spot ve vadeli endeks piyasalara olan uzun dönemli öncül ardıl ilişkisine etkisini araştırmaktadır. Araştırmada, fonun işlem öncesi ve sonrası olmak üzere iki dönem kurgulanmıştır. Fon öncesi dönemde 427, fon sonrası dönemde ise 548 günlük kapanış değerleri araştırma verilerini oluşturmaktadır. Spot ve vadeli endeks işlemler arasındaki uzun dönemli öncül ardıl ilişkisinin test edilmesinde eşbütünleşme testi, VECM ve Granger VECM analizleri kullanılmıştır. Çalışmada uzun dönemde endeksler arasında bir öncül ardıl ilişkinin varlığı ve fon sonrası dönemde de bu ilişkinin devam ettiği bulgusuna ulaşılmıştır. Her iki dönemde de vadeli endeks piyasaları spot endeks piyasalara öncülük etmektedir. Bu sonuç, Subrahmanyam (1991) ve Gorton ve Pennacchi (1993)’nin teorik argümanlarıyla uyumludur
Ferit KARAHAN, M. Mesut KAYALI
Bu çalışmanın amacı tarih eğitiminde kullanılabilecek savaş filmlerini değerlendirmektir. Çalışmanın yöntemi doküman analizine dayanmaktadır. Elde edilen savaş filmleri izlenerek Porter (1926) tarafından geliştirilen savaş ölçeğinin alt boyutlarına göre değerlendirme yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bakıldığında filmler ile savaş türleri arasında önemli ilişki vardır. Savunma savaşlarında vatanseverlik duygusunun yoğun şekilde vurgulandığı görülmektedir. İç savaşlarla ilgili filmlerde ise vicdan duygusu yoğun olarak işlenmektedir. “Hotel Ruanda” filminde azınlık grubu öteki, kötü, yok edilmesi gereken insanlar olarak görenlere karşı, evrensel düşünceye sahip vicdanlı ve merhametli insanların olduğu vurgusu da yapılmaktadır. “Savaş Atı” filminde ise savaşın siyasi yönüne değil savaşın sonuçlarına, savaşın getirdiği yıkım üzerine yoğunlaşmıştır. Bununla beraber filmlerde ön yargıları görmekte mümkündür. “300 Spartalı” filmi Doğu dünyasına karşı ön yargılı vurguların yapıldığı filmler arasındadır. Bununla beraber filmlerde ayrımcılığın, ırkçılığın, emperyalizmin savaşların en önemli nedenleri arasında olduğu görülmektedir. Tarih öğretmenleri ve akademik düzeyde ders veren tarihçiler araştırmada konu edilen filmleri derslerinde özellikle savaşları anlatırken kullanabilir. Bu filmlerin sınıflarda kullanımında geliştirilen bir film izleme kılavuzunun önemli faydası olacaktır. Bahsedilen filmler ortaöğretim tarih dokuzuncu, onuncu ve on ikinci sınıflarda yararlanılabilecek materyaller arasındadır
Özgür AKTAŞ