Arama Sonucu: 4865 Aranan: Bastard Feudalism
İslam hukukunda bilmeme karşılığı olarak cehalet veya cehl kelimesi kullanılmaktadır. Cehaletin kelime manası bilmernek demektir. Bilmemek, bilgili olmanın zıddıdır. Cehalet bilmeden bir şey yapmaktır 
Cilt 1 , Oca 1996 , Sayfalar 29 - 64
HAKKI AYDIN
Gerek Klasik ve gerekse Çağdaş Kelam'ın değişmeyen asli konulardan birisi de davranışların nitelendirilmesinde insanla ilişkilendirme tarzı olan iman ve küfür hidayet ve dalalet sorunsalıdır.İrtsanın davranışlarınıtemel bir problem olarak ele alan Kelam ilmi, i)ahi ·alandan insani alana geçişte önce ilqhiliğin geniş bir araştırmasını yapmakta sonuçta bu ilahiliğin insani alana ne gibi tesirlerde bulunduğunu çözümlerneye çabalamaktadır. Elbette Kelam ilmi, Allah'ın fiilierinden olup da insani alana ait olarak- ·ister niteliksel ve isterse mecazi olsun- intikal eden hidayet ve dalalet problemini çözmedesosyal davranış bilimlerinden de yararlanmaktadır.Örneğin, bir insan bilimi olan psikoloji insanın ey)em yönünü ele alıp incelerken, Kelam ilmi ise, fiil problemine metafizik açıdan insana aidiyeti noktasından yaklaşmaktadır. 
Cilt 1 , Oca 1996 , Sayfalar 103 - 110
RAMAZAN ALTINTAŞ
Ziya Bey, bürokrasi, siyaset ve kültürün güzel bir sentezini gerçekleş­ tiren Osmanlı-Cumhuriyet dönemi aydınıdır. Bilim ve Kültür merkezi olarak inşa ettirdiği Sivas Yazma Eserler Kütüphanesi; kendisine has orijinal binasıyla, tefsir, hadis, felsefe, tarih, psikoloji ve mantık gibi sahalarda, ilim talipiiierine bir asırdır hizmet vermektedir
Cilt 12 , Sayı 1 , Oca 2008 , Sayfalar 63 - 90
BAYRAM ALİ ÇETİNKAYA
Bu makalede Emeviler döneminde devletin en üst kademesinde hizmette ·bulunmuş olan Red\ b. Hayve el-Ki ndi'nin hayatı ve faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda bir din alimi olan Redl b. Hayve'nin Emevi devleti idarecileri yanında önemli bir mevkii olduğu anlaşılmaktadır. Onun yapmış olduğu hizmetler, icraatlar ve danışmanlıklar Emevi devletinin bekasında önemli rol oynamıştır. O, önce Abdülmelik, ardından çocukları Velid, Süleyman ve damadı Ömer b. Abdülaziz dönemlerinde devlet mekanizmasında çok etkin konumda yer almıştır. Özellikle Süleyman döneminde onun nüfuzu artmış ve Ömer'in halife tayin edilmesinde zirveye ulaşmıştır. Ömer'in halife olmasında Reca'nın etkisi oldukça büyüktür
Cilt 11 , Sayı 2 , Oca 2007 , Sayfalar 365 - 403
Fatih Erkoçoğlu
ÖZET Amaç: Bu çalışma; kadın doğum sağlığı ve hastalıkları dersinin kliniği ile doğumhanede staja çıkan, ilk ve acil yardım bölümü ile hemşirelik öğrencilerinin, okul hastane işbirliğine bakış açılarını belirlemek amacıyla planlanmıştır. Gereç ve yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan çalışmanın evrenini; kadın sağlığı ve hastalıkları kliniği ile doğumhane stajına çıkan 'İlk ve Acil Yardım Programı' 2. Sınıf öğrencileri (n=60) ve 'Hemşirelik Programı' 3. Sınıf öğrencileri (n=57) oluşturmaktadır. Çalışma yapılmadan önce okul müdürlüklerinden izin alınmış olup yüz yüze anket uygulamasıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler yüzdelik olarak değerlendirilmiştir ve kişiler arası görüşler ki kare önemlilik testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan kişilerin yaş ortalaması 20.87±1.86' dır. Araştırma grubunun %73.9'u okul hastane işbirliğinin gerekli olduğunu belirtmiştir. Kadın sağlığı ve hastalıkları açısından okul hastane işbirliğinin oluşamamasının nedenlerinin başında; % 76.9 ile hastane koşullarının yetersiz olması, ikinci sırada ise %54.7 ile yöneticiler gelmektedir. Okul hastane işbirliğini artırmak için hizmet içi eğitimlerinin yapılması (% 68.4) gerektiği saptanmıştır. Sonuç: Özel bir alan olan doğum uygulamalarında öğrencilerin bu servislerde staja çıkmaları sağlanmalıdır. İşbirliğinin sağlanması için, kurumlar arası düzenli hizmet içi eğitimleri düzenlenmelidir. Akademisyenlerin servislerde tam zamanlı olarak çalışması, klinik hemşirelerinin de ders eğitim programlarına katılması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Doğum, Okul Hastane İşbirliği, Eğitim
Cilt 21 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 78 - 83
handan özcan
Okumak hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Daha verimli okumak için bir yöntem olarak ‘5N 2K’ ele alınabilir. Bugün ‘5N 2K’ bir yöntem olarak ders kitaplarında yer almaktadır. Yöntem, Türkçe, sosyal bilgiler, hadis, tarih ve coğrafya metinlerinde kullanılabilir. ‘5N 2K’ ya yakın yöntemlerden birisi buldurma yöntemidir. Buldurma yöntemi kavramların, ilkelerin, genellemelerin öğretimine uygundur. Ancak, tarihi olayların, olguların öğretiminde, uygulanması oldukça sınırlıdır. ‘5N 2K’ ya yakın diger bir yöntem ise soru-cevap yöntemidir. Bu yöntem, ögrencilerin belli soruların karşılığı olan kalıplaşmış cevapları ezberlemeleri ve o sorular sorul-duğunda cevapları olduğu gibi söylemeleri esaslarına dayanır. ‘5N 2K’ verimli okuma yöntemiyle öğrenciler Türkçe dersi için cümlenin öğelerini öğrenirler. Okuduklarını soru ve cevapla dikkatlerini topladıkları için daha iyi anlarlar. Tarih vb. dersler için yer, zaman ve kişi üzerinde yo- ğunlaştıkları için olayları daha sağlıklı bir şekilde tahlil ederler. Sebep sonuç ilişkilerini daha rahat kurabilirler: Öğretmen sınıf listesini kullandığı için, kısa sürede, daha çok öğrenciyi isim olarak tanır, onlara isimleriyle hitap edebilir. 5N 2K buldurma ve soru-cevap tekniğine benzemektedir. Fakat metin ve okuma merkezli olması onu Bu ikisindenayırmaktadır. u yöntemin uygulaması için seçilen örnek bir hadistir. 
Cilt 18 , Sayı 2 , Oca 2014 , Sayfalar 241 - 264
Halis DEMİR
Muallakalar, İslamiyet öncesinde yazılmış Araplara ait şiirlerdir. Bu şiirler Arap Edebiyatının en önemli eserlerindendir. Muallaka "değerli şey" anlamında olup "ılk" kelimesinden türetilmiştir. Muallakalar, Cahiliye döneminde Ukaz gibi panayırlarda o"unduğu ve Kabe duvarına asıldığı rivayet edi.lmektedir. Muallaka şairleri İmru'üi-Kays, Tarafe, Züheyr, Lebid, Antere, Haris ve 'Amr b. Külsum'dur. 
Cilt 11 , Sayı 2 , Oca 2007 , Sayfalar 467 - 492
Şerafettin YALTKAYA, Ali YILMAZ
Bir "yetenekler ve egiliıııler varlığı" olan insanın eğilimi son derece önemli bir problemdir. Bu yetenekierin geliştirilmesi, eğilimlerin doğru yönlendirilmesi gerekir. Bu da, insanı tanı.nıayı, onun varlık yapısını bilmeyi gerektirir. Felsefi antropolojinin insana yüklediği nitelikler bu bağlanıda önemlidir. Çünkü insanı doğru tanımadan, doğru eğitmek mümkün değildir. Ayrıca, Tanrı-alem ve Tanrı-insan ilişkisi ile eğiteneğitilen ilişkisi arasında önemli bir benzerlik söz konusudur. "Eğilinı"in eski dildeki karşılığı "terbiye"dir. Arapçada "Rabb" kavramının türediği ··r-b-b" kökü ile "terbiye" kavramının türediği "r-b-v" kökünün tefil ve tefa'ul kalıpları arasında bir anlam benzerliği, hatta aynılığı mevcuttur. Dolayısıyla "Rabb" kavramı aynı zamanda "mürebbi" anlamını da içermektedir. "Rabbu'n-Nas" ve özellikle "Rabbu'I-Aiemin" nitelikleri, Allah'ın, Kur'an'cia sık geçen nitelikleridir. Bu nedenle, cı·enilebilir ki "Rabb" · kavramının içeriğinde, ideal anlamcia eğitim (terbiye)in nasıl olması gerektiğine dair birtakım ipuçları bulmak mümkündür. 
Cilt 8 , Sayı 2 , Oca 2004 , Sayfalar 81 - 100
Enver UYSAL
Bu araştırmada farklı yaş gruplarında (5, 7 ve 10) eğitimine devam eden çocukların biyolojik temelli karmaşık bir sistem olan solunum sistemine yönelik bilgilerinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma Türkiye’nin kuzeybatı bölgesinde yer alan orta ölçekli bir ilinde yürütülmüştür. Araştırma kapsamında her yaş grubundan 20 olmak üzere toplam 60 çocukla çalışılmıştır. Çalışma grubunun oluşturulmasında tipik durum örnekleme tekniği kullanılmıştır. Veriler sesli düşünme protokolüyle toplanmıştır. Araştırma sonucunda çalışma grubunda yer alan çocukların solunum sistemine ait organlar arasından en çok ağız, akciğer ve soluk borusuna vurgu yaptıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yaş ilerledikçe çocukların vurguladığı solunum sistemine ait organların sayısında da artış görülmektedir. Beş ve yedi yaşta solunum sistemine ait olmayan karın ve mide vurgularının yapıldığı da tespit edilmiştir. Yine çalışma grubundaki çocukların önemli bir bölümünün solunum sisteminin işleyişi hakkında yeterli bilgi düzeyine sahip olmadıkları tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarından yola çıkılarak özellikle karmaşık sistemlerin öğretiminde farklı teknik ve yöntemlerin denenmesi gerektiği, ilerleyen zamanda yapılacak araştırmalar için de bu araştırmanın sınırlılıkları göz önünde bulundurularak farklı karmaşık sistemlere ait ön bilgilerin tespitinin gerekli olduğu vurgulanmıştır.
Cilt 16 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 0 - 0
Berat Ahi, Sibel Balcı
İslâm felsefesi üzerindeki etkisi yadsınamaz bir hakikat olan Yunan düşüncesinin İslâm dünyasına nasıl taşındığı, çeviri hareketlerinde aktif rol oynayanların kimler olduğu, hangi filozofun hangi metinleri yazdığı ve filozofların hayat hikâyeleri hakkında birinci dereceden bilgi sahibi olmanın yolu, o sahanın müelliflerinin hayatlarını ele alan tabakât metinlerine başvurmaktan geçer.
Cilt 7 , Sayı 13 , Oca 2018 , Sayfalar 227 - 231
İRFAN KARADENİZ
M.S gum. ff: cıt “+b". $6 . fh. gum. “Lu... EECb Em. ruya % o. nâm &. 05E. cun. && Ei, CE. & £££. kt .ne c. {k by... a...» . NJCE. Cânân ”daha”: mmc NEE. ğ cf mm. CEL...— ctr
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 45 - 62
Cemil Halil
Nedensellik konusu, felsefe tarihinde çok önemli tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu makalede üç büyük filozof ve düşünür olan Hume, Kant ve Gazali’nin nedensellik hakkındaki düşünceleri mukayeseli olarak incelenmeye çalışılacaktır. Bu meseleyi ilk kez sistematik ve eleştirel bir biçimde ele alan ünlü İngiliz emprist filozof David Hume olmuştur. Neden ve sonuç arasındaki ilişkiyi sorgulayan bu üç düşünüre göre nedensellikle ilgili bilgilerimiz çoğunlukla nesnelerin sürekli birlikteliğinin zihnimizde oluşturdu- ğu alışkanlık sonucu oluşan inançla alakalıdır. Özellikle Hume, bu konuya getirmiş olduğu açıklamalarıyla şüpheci bir filozof olarak nitelendirilmiştir. Felsefenin en önemli sorunlarından biri olan nedensellik konusunun niçin çok farklı bir şekilde anlaşıldığının sebeplerini bu üç düşünüre göre ortaya koymak, çalışmanın amacını oluşturacaktır.
Cilt 18 , Sayı 2 , Oca 2014 , Sayfalar 367 - 390
Mehmet DEMİRTAŞ
Hem bir kurum olarak peygamberlik hem de metafiziksel bir konu olan gayb meselesi, üzerinde spekülasyonların fazlasıyla yapıldığı alanlardır. İsrafil Balcı eserinde bu konuları irdelemektedir. Kitap giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Girişte genel olarak gayb kavramı ve İslam öncesi Araplarda gayb inancı hakkında bilgi verilmektedir. Zira yazar, İslam’la birlikte gayb telakkisinin oluşmasında ve şekillenmesinde önceki kültürel birikimin belirleyici olduğunu düşünmektedir.
Cilt 7 , Sayı 13 , Oca 2018 , Sayfalar 220 - 226
MUHAMMET AYDIN
İslami ilimlerin her alanında manzum tarzda eserler kaleme alınmıştır. Özellikle kıraat ilmiyle ilgili manzum eser yazmanın gelenek halini aldığını görmekteyiz. Sahih kıraatleri nihai anlamda, “aşere”ye itmam eden İbnü’l-Cezerî ve öncesinde Şatıbî gibi kıraat âlimlerinin manzum eserler verdiği bilinmektedir. İşte bu makalemizde biz, İbnü’l-Cezerî’nin Takrîb adlı mensur eserinden hareketle kaleme alınmış ve on mütevatir kıraatin imam, râvî ve tarîklerini içeren manzum bir yazma eseri inceleyeceğiz.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 261 - 287
Necattin HANAY
Tarihsel olarak dünyayı bir imkanlar alanı, her bireyi de bu imkanları gerçekleştirecek gücü olan özgür ve sorumlu varlıklar olarak tanımlayan bir söyleme her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu ortadadır. İnsana yeni bir hayat enerjisi/nur/hidayet sağlayarak, onu hayatın doğal akış yatağını tıkayan kurumların tahakkümünden kurtarmak ilahi bildirimin temel amacıdır. İnsanla buluşturulan her ayet, bu amacı gerçekleştirme çabasında onun için yeni bir yol gösterim ve taze bir hayat hamlesidir. Bu noktada Düzgün paradoksal işleyen bir soruna işaret eder: “Ne var ki amacı, insanı kuşatmaya alan her türlü otoriteyi ortadan kaldırarak insanı özgür tercihlerle kurulan bir hayatın etkin öznesi yapmak olan dinin kendisi de zamanla bu otoritelerden birine dönüştürülebilmektedir. Allah’ın zihnen ve bedenen hayatın gaye varlığı olarak planlayıp taçlandırdığı insan, bu ‘gaye varlık’ olma amacının oldukça uzağına düşürülerek farklı otorite biçimlerine (ilahi otorite, devlet otoritesi, anne-baba otoritesi, toplum otoritesi vb.) bağımlı hale getirilmektedir.”1 Bu eseri, insanı, söz konusu otoritelerin tahakkümünden bir nebze olsa da kurtarmaya matuf bir girişim/çağrı olarak değerlendirmek mümkündür.
Cilt 6 , Sayı 12 , Oca 2017 , Sayfalar 254 - 259
Muhammet AYDIN
Bu çalışmada, plazma ve ozonun ipek kumaşın fiziksel özellikleri üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla ham ve serisini giderilmiş ipek kumaşlar ozon ve düşük frekanslı oksijen plazma işlemlerine tabi tutulmuştur. Plazma ve ozon işlemleri birbirlerinden bağımsız olarak ve kombine olacak şekilde 5, 10 ve 15 dak. uygulanmıştır. Plazma ve ozon işlemlerinden sonra, sarılık ve beyazlık indeksleri belirlenmiş, kopma mukavemetleri ölçülmüştür. İpek kumaşların yüzeylerinin SEM görüntüleri incelenmiş ve her test ardından ozon ve plazmanın kombine efekti tartışılmıştır. Ozon ve plazma işlemleri karşılaştırıldığında, sonuçlar ipek kumaşların beyazlık indekslerinde azalışın, sarılık değerlerindeki artışın ozonlama işleminde daha belirgin olduğunu ortaya çıkarmıştır. Genel olarak, plazma veya ozonun işlem süreleri arttıkça sarılıktaki artış ve beyazlıktaki azalış daha net bir şekilde görülmektedir.
Cilt 20 , Sayı 2 , Oca 2015 , Sayfalar 43 - 56
Nurşah BALCI, Zeynep ÖMEROĞULLARI, Dilek KUT, Hüseyin EREN
SüleymanDemirel Üniversitesi TIP FAKÜLTESİ DERGİSİ: 1995 Eylül; 2(3) 0-7 Yaş Arası Çocukluk Dönemi Boyunca Conus Medullaris Vertebral Sonlanma Seviyesinin Ultrasonografi ile Tesbiti Mehmet Ali Malas Ahmet Salbacak Beytullah Köylüoğlu İbrahim Erkul Saim Açıkgözoğlu Mustafa Büyükmumcu Özet Medulla spinalis intrauterin hayatta canalis vertebralisin tamamını doldurmaktadır. Doğumda conus medullaris vertebral sonlanma seviyesi L3 vertebra hizasına kadar yukarı çıkmakta, doğumdan sonra da ilk bir kaç ay içinde L2 vertebraya kadar yükselmektedir. Bundan sonra erişkindeki gibi L1-L2 vertebra seviyelerinde kalmaktadır. Çalışmada uttrasonografı kullanarak çocukluk dönemi boyunca conus medullaris vertebral sonlanma seviyesini belirlemeyi amaçladık. Sıfır-7 yas arasındaki sağlıklı 101 çocukta conus medullaris vertebral sonlanma seviyesinin analizi yapıldı. Bütün çocuklarda conus medullaris vertebral sonlanma seviyesinin THI2-LI intervertebral aralık ile L2-3 intervertebral aralık arasında değişmekte olduğu tesbiî edildi. Yaşları 0-3 ay arasındaki 32 (% 31.68) olguda conus medullaris vertebral sonlanma seviyesi L2-3 intervertebral aralık ile TH12-L1 intervertebral aralık arasında tesbit edildi. Yaşları 3 ay ile 7 yaş arasındaki 69 (% 68.31) olguda conus medullaris vertebral sonlanma seviyesi Thl2-Ll intervertebral aralık ile L1-L2 intervertebral aralık arasında tesbit edildi. Conus medullarisin vertebral sonlanma seviyesi doğumdan sonra 3 ay içinde erişkindeki L1-L2 vertebra seviyelerine ulaşmaktadır. Ultrasonografi çocukluk döneminde medulla spinalisin görüntülenmesinde ve conus medullaris vertebral sonlanma seviyesinin tesbit edilmesinde güvenilir bir metoddur. Özellikle yeni doğan döneminde medulla spinalisin vertebral sonlanma bölgesinde yapılacak cerrahi girişimlerde postoperatif paralizi ve nörolojik komplikasyonların önlenmesi açısından conus medullaris vertebral sonlanma seviyesinin bilinmesinin yararlı olacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Conus medullaris, medulla spinalis, Ultrasonografi. Abstract Determination of Vertebra] Level of Termination of the Spinal Cord in Chüdhood by Ultrasound The spinal cord is situated within the vertebral canal at the intrauterine term. At birth, vertebral level of termination of the spinal cord extends to the level of the 3rd lumbar vertebra. it extends to the level of the 2nd lumbar vertebra at 2nd and 3rd month after the birth. in this study we intended to determine the level of the conus medullaris in childhood by ultrasound. We examined 101 healthy babies, ranging in age from newborn to 7th ages. The range of the conus level far ali children \vas at Th 12-L1 interspace to L2-L3 interspace. 31.68 % of babies aged between the newborn and 3rd month had the tip of the conus medullaris between L2-L3 interspace to Th 12-L1 interspace. 68.31 % of babies aged behveen the 3 rd month and seven years had the tip of the conus medullaris between Th 12-L1 interspace to L1-L2 interspace. in a newborn case the tip \vasfound in Th 12-L1 inter space. The level of conus medullaris is determined between L1-L2 vertebras in 3rd month after born. This level is same as adults. Ultrasound is a reliable method to determine the conus level in childhood. U is especially important to determine the tip of conus medullaris for the newborn's surgical operations at the lumbar level for preventing the post operative paralysis and the neurological complications. Key Words: Conus medullaris, spinal cord, ultrasound.
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 1995
Mehmet Malas, Ahmet Salbacak, Beytullah Köylüoğlu, İbrahim Erkul, Saim Açıkgözoğlu, Mustafa Büyükmumcu
10-14 Yaş Grubu Elit Bayan Okçuların Teknik Atış Performanslarını Etkileyen Fiziksel, Fizyolojik ve Kuvvet Faktörlerinin Araştırılması Amaç; Türkiye'de en iyi dereceyi elde etmiş 10-14 yaş grubu elit bayan okçuların teknik atış performanslarını etkileyen fiziksel, fizyolojik ve kuvvet faktörlerinin araştırılmasıdır. Materyal Metot; Araştırmamıza ülkemizde en iyi dereceleri elde etmiş elit 11 bayan okçu gönüllü olarak katıldı. Araştırmaya katılan okçuların ortalama yaşları 12.9±0.9 yıl, boyları 159.3±6.4 cm. ve vücut ağırlıkları da 56.5±15.1 kg.dı. Araştırmamızda antropometrik (uzunluk, çevre, genişlik, deri altı yağ) ölçümleri, kuvvet (sağ-sol el kavrama, sırt ve bacak) testleri, esneklik testleri, atış öncesi ve sonrasındaki kalp atım sayıları, solunum (FVC, FEV1, PEF) testleri ve 7 m. mesafeden teknik atış isabetlikleri incelendi. Elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistikleri ve One Way Anova analizi yapıldı. Bulgular; Yedi (7) m. mesafeden atılan teknik atış ile yaş, boy, vücut ağırlığı arasında, fiziksel uzunluk ölçümlerinden bacak ve ayak uzunluğu arasında, çevre ölçümlerinden kol ve önkol çevresi arasında önemli bir ilişki bulundu (p
Cilt 17 , Sayı 3 , Oca 2010 , Sayfalar 18 - 24
Fatih Kılınç, Gökhan Cesur, Emrah Atay, Gözde Ersöz, Tahir Kılıç
Bitkilerde moleküler düzeyde stres tolerans mekanizmasının tam olarak anlaşılamaması, ıslahprogramlarının stres koşullarına toleranslı bitki çeşitleri geliştirmedeki başarı düzeyinisınırlamaktadır. Islah programlarına alternatif olarak, stres koşulları altında yetişitirilen bitkilerintolerans seviyelerini artırmak için prolin gibi farklı organik bileşiklerin kullanımı artmaktadır. Buçalışmada, NaCl stresi altında yetiştirilen Şiraz üzüm çeşidinin NaCl ve prolin uygulamalarınafizyolojik ve biyokimyasal tepkileri araştırılmıştır. İyon akışı (EL), sürgün büyüme oranı (SBO),klorofil, prolin, malondialdehit (MDA), ve süperokside dismütaz (SOD), peroksidaz (POD),katalaz (CAT), polifenol oksidaz (PPO) gibi antioksidan enzim aktiviteleri ölçülmüştür. NaCl stresseviyesine bağlı olarak, yaprak hücrelerindeki iyon akışı, klorofil degridasyonu, prolin ve MDAmiktarlarında bir artış ölçülürken, prolin uygulanan gruplardan alınan yaprak örneklerinde ise buparametrelerde azalmalar belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan prolin konsantrasyonları farklıseviyedeki NaCl stres koşullarında yetiştirilen Şiraz üzüm çeşidinin antioksidan enzim systemiüzerinde kısmi olarak etkili olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmanın sonuçları, prolinin, bitki hücrezarı faz değişimi, lipid peroksidasyonu ve antioksidan enzim sistemlerinde aktif rol almışolababileceğini işaret etmektedir.
Cilt 15 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 1 - 9
Mustafa ÖZDEN, Murat DİKİLİTAŞ, Sadettin GÜRSÖZ, Bekir AK
Amaç: Bu çalışmada, uluslararası geçerlilikleri kanıtlanmış IOTN (AC ve DHC) İndeksi kullanılarak, hastaların maloklüzyon şiddeti tespit edilip, tedaviye en çok ihtiyacı olan hastaların belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal-Metod: Araştırma; Pedodonti Anabilim Dalı Kliniğine başvuran 12-14 yaşları arasındaki 534 hastanın tedavi ihtiyaçlarının belirlenebilmesi için ortodontik tedavi ihtiyacı indekslerinin değerlendirilmesinden oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmada, AC İndeksi’ ne göre (AC 8-10) hastaların % 10,9’ unun, DHC İndeksi’ ne göre % 36,5’ inin (DHC 4-5) ortodontik tedavi görmesinin gerekli olduğu belirlenmiştir. Kullanılan üç indeks arasında ortodontik tedavi ihtiyacı dağılımı farklılık göstermiştir. Ortodontik tedavi ihtiyacı bakımından indeks değerleri arasında farklı sonuçlar ortaya çıkmasının nedenleri, örnek grupların büyüklükleri ve kullanılan indekslerde değerlendirilen parametrelerdeki farklılıklar olabilmektedir. Sonuç: Çalışmalarda ortodontik tedavi ihtiyacı ile ilgili hasta sayısının mümkün olduğu kadar fazla sayıda olmasının daha ayrıntılı sonuçlar elde edilebilmesi için daha uygun olabileceği sonucuna varılmıştır.
Cilt 7 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 18 - 23
Esra Karaağaç, Çiğdem Küçükeşmen
Osmanlı Devleti'nde kefâlet, gerek resmî işlemlerde ve gerekse sosyal hayatta, sık başvurulan bir sistemdir. Mala ve şahsa olmak üzere iki şekilde uygulanan kefâlette bir iş veya kazanımın sorumluluğu kefile de yüklenerek, hakkın güvenceye alınması amaçlanır. Araştırma konumuz olan Harput şehri kefâlet defteri, âdeta bir nüfus yoklaması niteliğinde olup 25'i boş olmak üzere toplam 138 sayfadır. Şehrin ve bölgenin içinde bulunduğu asayiş sorunları karşısında, mahalle sakinlerinin birbirlerine kefil olması şeklinde yazılmıştır. Mahalleler, medreseler ve esnaf olmak üzere 3 tertip halinde düzenlenmiştir. Çalışmamızda, öncelikle kefâlet defterinin yazım özellikleri üzerinde durulmuştur. Sonrasında ise defterdeki kayıtlar teker teker incelenerek, XIX. yüzyıl ortalarında Harput şehrinin mahalleleri ve demografik yapısı, müderris ve öğrencileriyle birlikte medreseleri, han ve hamamlarıyla birlikte bütün esnaf kolları ve sayıları ortaya çıkarılıp bunların değerlendirilmesi yapılmıştır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 21 - 47
Şenol ÇELİK
Osmanlı sosyo-ekonomik tarihinin önemli kaynaklarından olan temettüât defterleri, ait oldukları dönemin sosyal ve ekonomik özelliklerini yansıtan çok önemli veriler ihtiva etmektedir. Bu çalışmada Tanzimat ile birlikte uygulamaya konulan vergi reformunun bir aracı olan H.1260-61/M.1844-45 temettüât tahrirleri çerçevesinde, Harput şehrinin beş Ermeni mahallesinden birisi olan Asurî Mahallesi hane reislerinin cizye kapsamındaki sosyo-ekonomik durumları çok yönlü olarak sorgulanmakta ve bazı tespitler yapılmaktadır
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 21 - 52
İbrahim ERDOĞDU
Osmanlı adlî teşkilatının temel taşı olan kadılar, bulundukları yerin hâkimi, belediye başkanı, emniyet amiri, mülkî amiri, noteri, tapu sicil görevlisi ve halkın her konuda müracaat edebileceği sosyal güvenlik makamı idi. Kadılar bütün bu görevlerini yerine getirirken, verdikleri kararları, resmiyete geçirilmesi istenilen hususları ve merkezden gönderilen belgelerin suretlerini defterlere kaydederlerdi. Bu defterlere yaygın ismiyle şerʻiyye sicili denilmektedir. Şerʻiyye sicilleri Osmanlı Devletiʼnin sosyal, iktisadi ve askeri tarihinin aydınlatılması açısından son derece önemli kaynaklardır. Bu çalışmada, Osmanlı Devletiʼnin önemli bir kazası olan Harputʼa ait 1627 tarihli sicilin tanıtımı yapılmış ve bu sicildeki belgelerin özetlerine yer verilmiştir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 65 - 132
Sevda DANIK