Arama Sonucu: 26 Aranan: Bastard Feudalism
1963 yılında, Mehmet Ali Aybar’ın davetinin de etkisiyle, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) girer. 1964’te yapılan kongrede genel yönetim kurulu üyesi olur. TİP’in 15 milletvekili çıkardığı 1965 seçimlerinde İstanbul milletvekili seçilir
Cilt 38 , Sayı 4 , Oca 2014 , Sayfalar 179 - 188
Günay Güner
Cilt 38 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 195 - 206
Kübra Ceviz
Yazarın ekoloji kavramının kökünü oikos kelimesinden seçmesinin nedeninin, doğayı genel anlamda “canlıların evi” olarak görmesinden kaynaklı olduğu muhtemeldir; çünkü yalnızca insan ve yalnızca biyoloji bilimine indirgenen değil, “topyekun” olarak tüm doğanın ve diğer bilim dallarının da ele alınması gerektiği üzerinden bir tanımlama yapmıştır. Bu, aynı zamanda insanın doğayla kuracağı ilişki çerçevesinde de önemli bir tanımlamadır. Haeckel’in bahsettiği gibi bugün yalnızca biyoloji bilimini ele alarak değil, fizik, kimya, jeoloji ile çeşitli sosyal bilimleri kapsayacak biçimde ekoloji üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Bu konulardaki önemli dönüm noktalarını Charles Darwin’in biyoloji alanında yaptığı çalışmalar ve Charles Lyell’in2 jeoloji konusunda yaptığı çalışmalar ile başlatmak mümkündür. Başta da belirtildiği üzere materyalist dünya kavrayışına
Cilt 39 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 279 - 296
Heval Kılavuz
Başlık Anahtar Kelimeler Yazarlar Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri DOI
Uruguay özelinden gidecek olursak 1950’lerde ekonomik durgunluk yaşanmaya başlanmış ve bir zamanlar Amerika’nın İsviçre’si olarak gösterilen ülkede yoksulluk baş göstermiştir. Bu ne ilk ne de son ekonomik çöküntüdür. Günümüzün ekonomik raporlarında, Dünya Bankası ve IMF gibi kurumların yaptıkları araştırmalarda dev ekonomilere dönüştükleri gösterilen bazı Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere bölgenin zenginliği paylaşılan bir zenginlik olmamıştır. Galeano’nun bahsettiği ikinci bir sömürü biçimini bölgedeki büyük ülkeler küçük ülkeler üzerinde ve aynı ülke içinde büyük ya da liman şehirleri diğer alanlar üzerinde kurmuştur. Bütün sömürülerin sonucunda yoksullaşan halk olmaktadır. Latin Amerika dünyada gelir dağılımının en eşitsiz paylaşıldığı bölgedir
Cilt 39 , Sayı 2 , Oca 2015 , Sayfalar 315 - 318
Hüseyin Yılmaz
Bu sözleşme temelli perspektif araştırmacının ilgisini yönetişim konusuna odaklandırmaktadır (yani firma içindeki farklı siyasi çıkarların eşgüdümlenmesine). Foss’un yaptığı sınıflandırmadaki üçüncü kategori ise bu iki kuramsal yaklaşımla kökten bir kopuş kaydeden beceri perspektifidir. Bu perspektif büyük ölçüde Penrose’un (1955) çalışmalarından ilham almaktadır. Söz konusu yazar, iktisadi bir kurum olarak kavramsallaştırdığı firmanın büyümesinin tecrübeli ve yetenekli çalışan ve yönetici kaynaklarına bağlı olduğunu öne sürmüştü. Bu kaynaklar hiçbir zaman tam kapasite kullanılamamaktaydı. Bu fikirler günümüzde evrimsel iktisat ve bir kısım işletmecilik yazını tarafından tekrar ele alınmıştır (özellikle strateji araştırmaları ve uluslararası işletmecilik yazını). Evrimsel iktisat, firmanın, ayırt edici bilgi varlıkları deposu olarak öneminin altını çizmiştir. Bu yaklaşıma göre firmalar ve sanayiler sürekli evrilen Schumpeter’ci bir bağlamda konumlandırılmıştır. Firmanın piyasada tutunabilmesinin sürekli olarak yenilikçi kalmasına bağlı olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla, firma kuramının odak noktası en doğru güdüleme yöntemlerinin değil yapılabilecek en iyi işlerin saptanması olmalıdır. Nelson (1991) firma seviyesindeki üretim becerilerindeki farklılıkların öğrenme ve iktisadi kalkınma için şart olduğunu öne sürmektedir. Çeşitlilik, yeni iş yapma biçimlerinin keşif ve tecrübe edilmesine katkıda bulunur
Cilt 38 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 104 - 112
Ali Fıkırkoca
Milletin bu tarik-i feyze girmesinde büyük himmetleri sebk etmiş olan şühedayı hürriyetin yad bilindiği tebcil edildiği sırada hayat-ı cedidemizin bu inkişaflarını tadat etmek, himmetlerinin semaratına arz-ı tazimata vesiledir. Hayat-ı milliyenin tealisi ervah-ı şühedayı [şehitlerin ruhları] müstagrık-ı sürûr [sevince gark olmuş]kılar; eserlerinin neşvünema [yetişip büyüme] bulması onları daima hayat-ı milliyeye teşrik ediyor; onlar yine yaşıyorlar; çünkü eserleri ber hayattır [hayata dairdir] ve geçtikçe mütezayit [artan] bir mekânetle ber hayat kalacaktır
Cilt 39 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 275 - 276
Diran Kelekyan, Çev. Faruk Alpkaya
Cilt 36 , Sayı 4 , Oca 2012 , Sayfalar 155 - 208
Kerim Bilgin
Cilt 40 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 223 - 226
E. Atilla Aytekin
İsminin anlamını sorduğum gün “arkadaş, dost” demiştin. “İsmiyle müsemma”… Gerçekten Hevaldin. Gerçekten HEVALİMİZ, arkadaşımız, can dostumuz oldun. Öyle de kaldın. Hep öyle kalacaksın, canımızın en sızılı köşesinde. Ne hastalık, ne de ölüm yakıştı güzel arkadaşıma. Bedenen aramızdan ayrılmış olsan da ruhen kaybetmedik seni Heval…
Cilt 39 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 277 - 278
Kadriye Gül, Bilgen Taşdoğan
II. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul’a dönen Kelekyan, Sabah gazetesinin yazı işleri sorumlusu ve başyazarı oldu. 1909’da Tarih-i Osmanî Encümeni üyeliğine ve Mekteb-i Mülkiye’nin Siyasi Tarih hocalığına atandı, bir yıl sonra Harp Okulu’nda da Siyasi Tarih dersi vermeye başladı. Bu yıllarda siyaset ile ilgisini
Cilt 39 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 271 - 274
Faruk Alpkaya
Hocalık ciddiyeti ile sempatikliği ve babacanlığı bu kadar güzel bir araya getirmek herhalde çok sıradan bir duruş değildi. Ciddiyeti hiçbir zaman güler yüzünü engellemedi. Güler yüzü hiçbir zaman ciddiyetini bozmadı. Odasına çok rahat giderdik. Ama neyi isteyip neyi isteyemeyeceğimizi bilirdik. Ya da farkında olmadan hocamızdan öğrenmiştik. Akademyanın ne kadar önemli ve onurlu bir çalışma alanı olduğunu hocamdan öğrendim. Mütevazı olmayı, bildiğimi hiç çekinmeden söylemeyi ve bilmediğimi açık yüreklilikle bilmediğimi söylemeyi de. Hocalığın önemli olduğunu ve ayaklar altına alınmaması gerektiğini, hocalık vakarının korunması gerektiğini de. 1990 yılı İnek Bayramı’nda maliye fermanını ben okumuştum. En önde oturan, fermanı dinleyen ve “atom karınca, İsmail hoca” dediğimde yine o güler yüzü ile alkışlayan o hocaydı
Cilt 39 , Sayı 3 , Oca 2015 , Sayfalar 357 - 360
Abuzer Pınar
^ŽŶƌĂĚĂŶ ďĂƔŬĂ ƂŒƌĞŶİŝůĞƌ ŐĞůŝŶİĞ ŬĞŶĚŝůĞƌŝŶĞ ͞ĨŽƐŝů͟ ĚŝLJĞŶ ďŝƌ ŐƌƵƉ ŬĂĚŦŶĚŦůĂƌ
Cilt 37 , Sayı 4 , Oca 2013 , Sayfalar 181 - 192
Satı Atakul
Cilt 39 , Sayı 4 , Oca 2015 , Sayfalar 185 - 192
Berfin Emre
Cilt 37 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 171 - 180
Benan Eres
Cilt 39 , Sayı 4 , Oca 2015 , Sayfalar 195 - 198
Tahir Elçi
“Kendisinin (İsmail Türk’ün) deyişiyle uzun gelecekte varlığını ve öğrenimini sürdürecek bu kurumun kendinden beklenen “güven ve istikrarı” sağlayabilmesi için bu kadroların seçimi ve eğitimi oldukça önemliydi. İsmail Hoca Türkiye’nin ilk bağımsız idari otoritesinin oluşumunu çeşitli kaygılardan uzak sadece teknik ve kurumsallaşma bazında yapılanmasını sağlamıştır. Üstelik Kurul’un ilk kadrolarının farklı kurumlardan gelmesi nedeniyle onlar arasında yetişme farklılıklarının yumuşatılması ve uyumlu çalışma ortamının oluşturulması onun önemli işlerindendi.” (Soydemir, 2013: 177)
Cilt 39 , Sayı 3 , Oca 2015 , Sayfalar 353 - 356
Tuncer Bulutay
Akademisyenlerin yer aldıkları kurumlarda kendilerini akademik ve entelektüel duruş tarzlarıyla değil, yayınlarının sayısıyla, o yayınların basıldığı dergilerin unvanıyla ve de aldıkları atıfların toplamıyla farklı kılmaya çalıştığı bir dönemde Ali, kendine özgü akademik tarzıyla ve uzun süredir erozyona uğratılmak istenen bir entelektüel oluş biçimiyle kendini farklı kılmayı beceren ender insanlardandı. Yeniliği dar anlamda bir akademik ilgi konusu olarak almayan ve onu üretim ve pazar ilişkilerine indirgemeyen bir tutum alarak, düşüncede yenilikçi süreçleri kışkırtmayı, yeniyi aramayı ve çağırmayı seven bir duruşu ve tarzı vardı sevgili Ali’nin. Bu nedenle yaptığı konuşmalarda, ego merkezli kişisel ilişkilerin içerisine batmış, patronaj ağları aracılığıyla kabileleştirilmiş ve hizip çatışmaları tarafından tahakküm altına alınmış bir akademik hayatın serbest ve yenilikçi bir düşünme biçiminin önündeki en büyük engel olduğunu ifade eder ve bu tür bir kişisel tahakküm ve iktidar düzenine karşı sürekli olarak kurumsallığın ve akademide temel hakların yerleşmesinin önemini vurgulardı. Onunla beraber çalışanların kolayca tanık olduğu gibi, Ankara Üniversitesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde aldığı görevlerde ve sosyal bilim dergilerinin yazı kurullarına yaptığı katkılarda bu kurumsallığın inşa edilmesine özellikle çabaladı. Bunun
Cilt 38 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 101 - 103
Zafer Yılmaz
Alpaslan Işıklı’nın bilim mirası, kıymetli bir külliyatın yanı sıra bu bilimsel tavrıdır da. Konjonktüre göre dönüşebilir nitelikteki siyasi/ideolojik pozisyonlarını bilimsel tarafsızlık yaftası ile gizleyenlerin akademik dünyasında, insanlık namına bu tavra duyulacak gereksinim daimdir. Tıpkı Alpaslan Işıklı adının, emekçi sınıfların mücadele bilgisindeki yeri gibi…
Cilt 37 , Sayı 3 , Oca 2013 , Sayfalar 215 - 250
Alpaslan Işıklı
Fotoğraf, David Morley ve Bill Schwartz tarafından kaleme alınmış ve Guardian Gazetesinin 10 Şubat 2014 tarihinde internet sitesine konulmuş olan “Stuart Hall Obituary” başlıklı metnin girişinden alınmıştır (http://www.theguardian.com/politics/2014/feb/10/stuart-hall. Son erişim tarihi, 10/06/2014)
Cilt 38 , Sayı 2 , Oca 2014 , Sayfalar 131 - 132
Simten Coşar, Hakan Ergül
Cilt 39 , Sayı 4 , Oca 2015 , Sayfalar 193 - 194
Kerem Altıparmak
Cilt 40 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 219 - 222
Alâeddin Şenel
Sosyal Politikacılar Kongresini, ben de dâhil olmak üzere belki de en çok izleyen kişi olan Esin’i; SBF öğrencileri yanında, bu kongrelere katılan Türkiye’deki tüm ÇEEİ bölümlerinin öğrencileri de yaşamları boyunca hatırlayacaklardır. Mülkiye Dergisi’nin bir kadirbilirlik örneği göstererek, hocamıza sayfalarını ayırmasından mutluluk duyuyor, dergi yönetimine teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisini hiçbir zaman unutmayacağımız hocamız, ağabeyimiz Pars Esin’i sevgi ve saygıyla anıyorum…
Cilt 37 , Sayı 3 , Oca 2013 , Sayfalar 251 - 272
Pars Esin
Cilt 37 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 189 - 194
Altuğ Yalçıntaş
Cilt 37 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 181 - 188
İlhan Uzgel