Arama Sonucu: 3077 Aranan: Bastard Feudalism
Bu çalışmada, Dr. Yahia Abdul-Rahman’ın “The Art of Islamic Banking and Finance” ismiyle yazdığı ve Prof. Dr. Salih Tuğ ve Abdullah Tuğ tarafından “İslâm’da Bankacılık ve Finansman” adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabın tanıtım ve tahlili yapılmıştır. İslâmiyet ve öncesinde gelen semavî dinlerin hepsinde faiz şiddetle kınanmış ve yasaklanmıştır. Günümüzde küresel boyuta ulaşmış olan iktisadî yaklaşımların, faizi ve faizli (konvansiyonel) bankacılığı sistemin merkezine yerleştirmiş olması ise faizden sakınmayı oldukça güç hale getirmiştir. Kapitalizmin etki alanı küresel boyutta geliştiği için doğal olarak Müslüman toplumlarda da faizsiz finans kurumları konusu gündeme gelmiştir. Faizsiz bir şekilde insanların ticarî işlemlerini nasıl yürütebilecekleri, bireylerin günlük ihtiyaçlarını (konut edinme, taşıt edinme vs. gibi ihtiyaçları da bu gruba dâhil edilebilir) nasıl giderebilecekleri, yeni bir iş açacak olanların ya da işlerini büyütmek isteyenlerin ne şekilde ve nasıl bir finansman sağlayabilecekleri konusunda birtakım yaklaşımlar ileri sürülmüş, bu konuda ilmî tartışmalar yapılagelmiştir. Bu ilmî tartışmalar çerçevesinde faizsiz finans temin etme yönündeki geçmişteki uygulamalar mercek altına alınmakta, İslâm dininin temel kaynakları da yeniden tetkik edilerek günümüzde yaşanan faizsiz finans sağlama problemine dair çözüm önerileri sunulmaya çalışılmaktadır. Çalışmada tanıtımı ve tahlili yapılan bu eser, faizsiz finans sistemi konusunda yapılan çalışmaların son halkalarından birisi hükmündedir.
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 198 - 205
Abdülkadir Atar
Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu’nun 1660 yılında Erdel üzerine yaptığı sefere ait bir bütçeincelenecektir. Ana kaynak olarak T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Maliyeden Müdevver Defterlerfonu 22249 numaralı defterden yararlanılmıştır. Araştırmaya konu olan bütçe başka çalışmalarda dakullanılmıştır. Ömer Lütfi Barkan, “1070-1071 (1660-1661) Tarihli Osmanlı Bütçesi ve Bir Mukayese”adlı makalesinde bu bütçeyi incelemiştir. Ayrıca 17. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı bilgini olan HezarfenHüseyin Efendi’nin “Telhîsu’l-Beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osman” adlı eserinde de bu bütçe yer almaktadır.Sevim İlgürel, 1998 yılında Telhîsu’l-Beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osman hakkında bir kitap yayınlamıştır.Karşılaştırma yaparken arşiv belgelerinin yanı sıra Ömer Lütfi Barkan ve Sevim İlgürel’in çalışmalarıve Telhîsu’l-Beyân Fî Kavânîn-i Âl-i Osman’ın “Paris, Bibliothèque Nationale c.r. nr. 40”ta bulunanbir nüshasının fotokopisi kullanılmıştır. Son yıllarda askeri harekâtlara ve sefer organizasyonlarınadair yapılan çalışmaların sayıları da artmaktadır. Bu bağlamda incelendiğinde, bu çalışma belirli birfarklılık arz etmektedir. Çünkü bahse konu olan çalışmaları bir şablona indirgemek mümkündür.Başlıklar genel olarak; ordunun erzak temini ve iaşe konuları, sefere hazırlık, ulaşım ve mühimmat,askeri personel ve muhteviyatı, seferin muhasebesi ve finansmanı şeklinde sıralanabilir. Bu çalışmadabir sefer organizasyonu incelenmemiştir. Bir bütçe çalışması yapılmasına rağmen “Erdel Seferi” gerekdönemin kroniklerinden gerek sonraki dönem eserlerinden de araştırılmıştır. Bu sefer bütçesi dönemanlatıları haricinde ilk defa arşiv belgesi temel alınarak incelenmiştir.
Cilt 38 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 223 - 234
Erol ÖZVAR, Dorukhan SELÇUK
Türk Siyasi Tarihi’nde önemli ve uzun yerlerden birine sahip olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin 1965 Genel Seçimleri’ne çok az bir süre kala kendini resmen ortanın solunda bir parti olarak tanımlaması, CHP’nin merkez sol siyasete geçişinin ilk kıvılcımı olmuştur. Bu aynı zamanda, Türk Siyasi Tarihi’nde bu denli büyük ve köklü bir partinin kendini ilk defa sol siyasette gösterişidir. 1965 Genel Seçimleri’nden çok kısa bir süre önce ortaya konulan bu söylemin temelleri, birikimleri, ideolojik yansımaları 2–3 aylık süreçte parti içi ve dışı birçok tartışmaya sebep olsa da; söylem, partinin bu sürece kadarki demokratik gelişiminin ve dönemin etkilerinin de kaçınılmaz bir sonucu olarak görülebilir. Bu çalışmanın amacı, 1965 Genel Seçimleri’ne gelinen süreçte, CHP’de ortanın solu söyleminin ortaya çıkışındaki tarihsel arka planı sunabilmek, söylemin temellerini ve nedenlerini sunabilmektir. 
Cilt 6 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 36 - 50
Altuğ Koç
İran her zaman Amerika Birleşik Devletleri’nin önemli kalelerinden biri olarak değerlendirilirdi. İslam devrimi ile birlikte bu kalenin kaybedilmesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş hedeflerini ve bu savaştaki konumunu tahrip edici olmuştur. İran devrimi Ortadoğu’daki dinamikleri büyük ölçü de değiştirmiştir. Devrimin zaferiyle birlikte Humeyni, önceki hükümetin kararlarını, anlaşmalarını yok saymıştır. Bu da ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerin son bulması anlamına gelmekteydi. Devrim sonrası dönem sadece İran dış politikası için değil aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin doğu politikası için de önemli olmuştur.1979 yılında meydana gelen devrim, İran’ın sadece monarşi geleneğini değil aynı zamanda iç ve dış politikalarını da değiştirmiştir. Devrim öncesi, bölgede Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük müttefiklerinden olan İran, 1979 sonrası tam karşıt bir konuma yerleşmiştir.  Bu çalışmada 1979 devrimi ile birlikte kurulan İran İslam Cumhuriyetiyle birlikte ülke içi ve dışı politikalarda Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerin nasıl bir değişime uğradığını, savaşlar ve bölgesel politikalar perspektifinden 1995 yılına kadar olan süreçte incelenecektir. 
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 146 - 155
Alican Ekren
ÖZ Ülkelerin ekonomik verilerini takip eden pek çok örgüt, ülkelerin küresel krizlere rağmen sağlık harcamaları konusunda ciddi kısıtlamalara gitmediğini, aksine sağlık harcamalarında sürekli bir artış eğiliminin olduğunu yıllık raporlarında ortaya koymaktadır. Hazırlanan bu çalışmayla 2001-2016 yılları arasında Türkiye ve OECD ülkelerinin sağlık harcamalarındaki gelişim konusu, OECD verilerinden hareketle karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır. Araştırmanın 2001 yılından itibaren başlatılmasındaki temel neden 2001 krizinin tüm dünyayı etkileyen ekonomik sorunlara neden olması yanında krizden güç alarak Türkiye’de iktidara gelen ve hali hazırda mevcut AKP iktidarının dönemsel varlığı ve sağlık harcamaları üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır. 
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 1 - 16
Deniz Güven
Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS), 13 Ocak 2011 tarihinde yayınlanan ve 01 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde 01 Ocak 2013’de uygulanmaya başlamıştır. Bu sürece paralel olarak, ülkemizdeki uygulamalara yönelik hazırlık düzeyinin tespit edilip, çıkarımlara ulaşılması amacıyla 25-26 Ekim 2011 tarihlerinde Birinci Uluslararası Türk Coğrafyasında Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) Sempozyumu düzenlenmiştir. Daha sonra, geçiş sürecinin incelenip karşılaştırılabilir verilere ulaşılması amacı ile 16-17 Haziran 2012 tarihlerinde İkinci Uluslararası Türk Coğrafyasında UFRS Sempozyumu düzenlenmiştir. Son olarak, 2013 yılının ilk altı aylık uygulama sonuçlarını tartışmak ve öneriler geliştirmek amacıyla 07-08 Eylül 2013 tarihlerinde Üçüncü Uluslararası Türk Coğrafyasında UFRS Sempozyumu düzenlenmiştir. Türk Coğrafyasında, adını UFRS’den alan ve tamamen UFRS konularını kapsayan başka bir sempozyum bulunmamaktadır. Bundan dolayı bu sempozyumların Türkçe konuşulan ülkelerdeki UFRS uygulamalarında öncülük yapacağı beklenmektedir. Bu çalışmada, Uluslararası Türk Coğrafyası UFRS Sempozyumlarında sunulan bildiriler incelenerek, UFRS’ye olan katkılarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çerçevede sunulan bildirilerin sayısı, niteliği, odaklandığı standartlar, üniversitelere ve unvanlara göre dağılımı, ortak çalışmaların ağırlığı ve araştırmacıların kullandıkları metodoloji gibi konular incelenmiştir. Buradan hareketle, sunulan bildirilerin yoğunluk alanı tespit edilerek, hangi konularda daha fazla yayın yapıldığı; hangi konularda eksikliklerin olduğu belirlenmiştir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 49 - 56
Yrd.Doç.Dr. Cuma ERCAN
Vadeli piyasalarda işlem gören enstrümanların, spot piyasalarda ortaya çıkan risklere karşı korumasağlamak için oluşturulması vadeli ve spot piyasa arasındaki etkileşimin temelini oluşturmaktadır.Literatürde iki piyasa arasındaki etkileşim, vadeli piyasadaki işlemlerin spot piyasadaki volatiliteyiazalttığı, spot piyasaya derinlik kazandırdığı ve fiyat oluşumunda öncülük ettiği şeklinde yer almaktadır.Bu çalışmada, Türkiye’de vadeli ve spot piyasa arasındaki volatilite ilişkisi 2011-2015 yıllarını kapsayandönemde, BIST30 endeksi ve BIST30 endeks vadeli işlem sözleşmesi örneğinde ele alınmıştır. Vadeli ve spotpiyasa arasındaki volatilite ilişkisi GARCH Modeli, TARCH Modeli, EGARCH Modeli ve PARCH Modeligibi ekonometrik yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre 2011-2015 yıllarını kapsayan dönemde vadeli piyasaların spot piyasadaki volatiliteyi azalttığı anlaşılmıştır.
Cilt 39 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 171 - 194
Müge İşeri, Murat Kaçmazer
Küreselleşmenin gittikçe arttığı psikolojik, sosyolojik ve hatta fiziksel sınırların kalktığı bir dönemi yaşıyoruz. Toplumlar, farklı insanları yani farklılıkları barındırıyorlar. Bu farklılıklar, bireysel ve toplumsal talepleri çeşitlendiriyor ve arttırıyor. İnsanlar bu ihtiyaçlarını sadece belirli dönemlerde değil sürekli aktif olarak dile getirmek istiyorlar. Bu bağlamda bu arayışa en iyi cevap: SİVİL TOPLUM’dur. Sivil alanda belirlenen ihtiyaçların devletin düzenlemelerinde kendini bulabilmesi uzun ve karmaşık bir tarihsel sürecin ürünüdür. Dünaya da sivil toplum ya da hükümet dışı organizasyonlar daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Geçmişte ve bugün demokrasinin gelişimine büyük katkılar sunan Sivil Toplum’un Türkiye’deki durumu nedir? Türkiye’de sivil toplum kuruluşları gelişmiş toplumlardaki etkinlik düzeyine sahip değildir.
Cilt 3 , Sayı 2 , Oca 2015 , Sayfalar 23 - 28
Hanifi Yumuşak
Shale gas can still be considered as one of the hot topics today. Some people believe in the pros of the subject, whereas some others stand on the cons’ side. Each party is firmly supporting their own side of the story. It is possible to express that there is more to the researches that are needed to determine the math about shale gas. The question of “Are we experiencing a shale gas revolution or is it another earth polluting source of energy?” is yet to be answered.
, Sayfalar 82 - 93
Fatih Temiz
The purpose of this study is to assess the level of financial literacy among the students of Hacettepe University and to reveal the association between their financial behaviors and their financial attitudes with their financial literacy as well as the association between their financial behaviors and their financial attitudes. The scores of financial literacy, financial behavior, and financial attitude of 500 participants who are currently studying at Hacettepe University were assessed; and the focus of the study  was examined by taking various socio-economic, demographic and defining variables into account. As a result, the study revealed that students responded correctly to 53.62% of questions related to financial literacy, indicating that they reached a medium level in financial literacy. Average performance of students in financial behavior was   =3,34 and average score in financial attitude was also at a medium level, i.e.  =2,91. There was a significant linear correlation between the financial literacy scores and the financial behavior scores of students, and between their financial literacy scores and their financial attitude scores while the results also indicated a positive but low linear association between the students’ financial behavior scores and their financial attitude scores. Students of the “Faculty of Dentistry” scored the highest in this study followed by the students of the “Faculty of Pharmacy and Medicine”. On the other hand, students at the “Faculty of Conservatory” scored the lowest in the financial literacy test. Furthermore, students of the “Faculty of Economic and Administrative Sciences” ranked the tenth with their financial literacy performance among all the other faculties.
Cilt 7 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 217 - 228
Nahid BARMAKİ, Arzu ŞENER
Zorlu bir süreci ifade eden Türkiye ve AB arasındaki ilişkiler, tarihin her döneminde önem arzetmektedir.  Ankara Anlaşması ile başlayan ilişkiler, zamanla farklı evrelerden geçerek tarafların karşılıklı beklentilerinde değişiklikler ortaya çıkmıştır. Türkiye, AB'ye girmekten vazgeçmeyi göze alamamıştır. Benzer şekilde de AB, Türkiye'yi tamamen birlik dışında bırakmayı göze alabilmiştir. 1997 Lüksemburg Zirvesi ile tam üyelik adayları arasında yer alamayan Türkiye, AB'ye karşı tepki göstererek ilişkileri kesme politikası izlemeye çalışmıştır. İlişkilerde yaşanılan bu kötü durumdan sonra AB 1999 Helsinki Zirvesi ile Türkiye'nin adaylığını kabul ederek katılım ortaklığı belgesi hazırlanacağını duyurmuştur. Böylelikle ilişkilerde yeniden yükümlülük ve beklentilerin görüşüldüğü bir döneme girilmiştir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 21 - 40
Majda SIYAD
ABD kuruluşundan sonra ulusal bütünlüğünü ve güvenliğini sağlayarak gücünü arttırmaya odaklanmış ve bu nedenle izolasyonist bir dış politika benimsemiştir. Süreç içerisinde, önce kıta üzerinde hâkimiyet sağlamaya çalışmış, daha sonra 1898 İspanya Savaşı’yla dışarı açılmaya başlamıştır. ABD’nin bir dünya hegemonu olma yönündeki gücü ise, ilk olarak I. Dünya Savaşı’nda kendini belli etmiştir. Fakat savaş sonrasında ABD izolasyonist çizgisine geri dönmüştür. II. Dünya Savaşı sonrasında ideolojik kutuplaşmanın bir sonucu olan Soğuk Savaş’ın dayattığı konjonktürel şartlar nedeniyle, bu sefer, ABD’nin gelenekselleşmiş izolasyonist politikasını sürdürmesi mümkün olmamıştır. SSCB’nin dağılmasından sonra ABD, Yeni Dünya Düzeni kuruculuğu ile tüm dünyada etkili olmaya devam edeceğini, dolayısıyla hegemonyasını ilan etmiştir. Bundan sonraki dış politika çıktılarının şekli ve söylemi değişmekle birlikte, temelde bu motivasyonunda bir değişiklik olmamıştır. Bu bağlamda bir kırılmaya neden olduğu şeklinde geniş bir kanı oluşturan 11 Eylül saldırıları, esasında ABD’nin dış politikasında bir değişiklik yaratmamıştır. Aksine Soğuk Savaş’tan sonra ABD’nin ortadan kalkan ideolojik düşmanının yerine, yeni düşmanı, terörü ikame etmiştir. ABD bu muğlak düşman üzerinden geliştirdiği söylem ve sloganlarla, Afganistan ve Irak gibi çıkarlarına ters düşen odaklardaki müdahalelerini meşrulaştırmaya çalışmıştır. Zira ABD 11 Eylül saldırılarının ardından, bu saldırıların asıl nedenini anlamak için bir öz eleştiri yapmaktan ziyade, saldırıları hegemonyasını tahkim etmek için meşruiyet yaratma amacıyla kullanmıştır. 
Cilt 10 , Sayı 4 , Oca 2017 , Sayfalar 143 - 158
Şeyda GÜDEK
Kashmiri identity being an important element of the Kashmir conflict by complicating conflict resolution efforts deserves close examination. A triangle in the state of Jammu and Kashmir between Ladakh, Jammu and Kashmir prevents the emergence of a common Kashmirian identity. That’s why the study focuses on only the identity of Muslims in Kashmir. It first examines the elements that constitute this identity and second questions the causes of the alienated and separative character of Kashmiri identity by focusing on the Indian and Pakistan policies towards Kashmir and insurgent groups among Kashmiri Muslims. The study finds out that Muslims in Kashmir are divided as secular and fundamentalist Muslims and the Indian and Pakistan policies trigger this split further. Thus, though a Kashmiri identity might be placed upon religion, the causes of its alienation and separative character complicates the conflict resolution further.
Cilt 10 , Sayı 3 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 9
Arzu GÜLER
Bu çalışmada sosyal bilimlerin önemli kavramlarından birisi olan “sınıf” kavramı üzerinde durulmaktadır. Önce sınıf kavramının etimolojik ve tarihsel kökenleri incelenmekte ve daha sonra toplumların sınıf yapılarının özellikle feodalizm ve kapitalizm dönemlerinde nasıl dönüştüğü ele alınmaktadır. Çalışmanın asıl amacı Smith ve Marx’ın sınıf kavramına yaklaşımlarının bir mukayesesini yapmaktır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 214 - 237
Anıl Başaran
İdarenin toplumsal gereksinimleri karşılamak için yaptığı eylem ve işlemler üzerinde, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak idarenin Anayasa ve kanunlara uygun davranmasını sağlamak amacıyla; bireylere tanınmış olan dava açma hakkı pozitif hukuk çerçevesinde belirli bir süreyle sınırlandırılmıştır. Çalışmamızda dava açma süresi kavramı, -birbirine karşıt olarak nitelendirebileceğimiz- 'idari istikrar' ve 'bireylerin hak arama ve mahkemeye erişim özgürlükleri' arasında bir denge kurulması amacıyla incelenmeye çalışılacaktır. Tüm bunlardan yola çıkılarak dava açma süresi ve adil yargılanma hakkı arasındaki bağlantı hukuksal kaynaklar, doktrin ve yargı içtihatları ışığında değerlendirilecektir.
Cilt 8 , Sayı 16 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 20
Hülya ÇELİK ŞEŞEN
The integration processes in the contemporary world are becoming more and more active. The said processes are the driving force of the modern economic development. The Euro – Asian cooperation has become the necessity that reflects the tendency of the strengthening cooperation between countries and regions as well as aspiring both Europe and Asia to the dialogue between each other.Good relations with both European and Asian countries play an important role in the politics and economics of Ukraine. The economic situation of Ukraine cannot be described as a stable one. Together with the improvement of some indicators characterizing its economic development, some of them show the decrease in their numerical expression. Taking into account the said fact, Ukraine is suggested to pay attention to the development of its relations with Azerbaijan as a country that has a strong economic potential and is interested in the diversification of its economic relations.The items that are to be the ways of fostering cooperation in terms of foreign trade between Ukraine and Azerbaijan in the direction export from Ukraine – import to Azerbaijan are the ones connected with agriculture, that is foodstuffs, products of vegetable and animal origin, fats and oils of animal or vegetable origin. The way to cooperation in the direction export from Azerbaijan – import to Ukraine lies in the industrial sector of economy, that is mineral products, miscellaneous articles of base metal, plastic, rubber and articles and products of chemical industry. Mutually beneficial cooperation between Ukraine and Azerbaijan will significantly strengthen the political and economic positions of both countries on the world arena. 
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2018 , Sayfalar 43 - 58
Oksana Kiforenko
Bu araştırmanın amacı, işletme gruplarının bağlı işletmelerinin, işletme grubu içerisinde oluşan ağ düzeneğinde yer aldıkları konumun finansal performansları üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu ilişki, Borsa İstanbul’da koteli ve bir işletme grubuna bağlı işletmelerden oluşan örneklem üzerinde analiz edilmiştir. Toplamda 15 işletme grubuna ait 74 bağlı işletmenin verileri üzerinde analizler gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, hem ticari bağlardan oluşan ağ yapısı içerisinde hem de örtüşen yönetim kurulu üyeliklerinden oluşan ağ içerisinde daha merkezi konumda bulunan bağlı işletmelerin finansal performanslarında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü ilişkiler gözlenmiştir. 
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 165 - 190
Selcen SARI AYTEKİN
This paper investigates the existence of the Environmental Kuznets Curve (EKC) for Turkey by considering pollution spillovers among the provinces by using annual data covering the period 1990-2001. Spatial econometrics techniques are employed to account for pollution spillovers. Spatial interactions are measured by means of weight matrices based on contiguity and distance between the neighboring provinces. Our results show that exclusion of spatial heterogeneity among the regions may lead to specification bias in EKC estimations. The significance of pollution spillovers in the spatial estimates suggest that the relationship between pollution and per capita income is also affected by the localities of regions. Our results also imply that environmental quality cannot be sustained at the expense of neighboring regions. Therefore environmental policies should be accommodated by both regional and national policies to achieve sustainable development.
Cilt 38 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 127 - 146
Abdurrahman Nazif Çatık, Mehmet Karaçuka, Gul Huyugüzel Kışla
Aile işletmeleri literatürde üzerinde çokça çalışılmış/çalışılmaya devam edilen bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Elealınan bu çalışmada akademik bakımdan önemli bir gösterge, öncü ve belirleyici bir araç olan lisansüstü tez çalışmalarıbağlamında aile işletmeleri incelenmiş, sorun-çözüm nedenselliği bakımından analiz edilmeye çalışılmıştır. Analizsürecinde ulaşılan yetmiş iki lisansüstü tezin kavramsal yapısı ve literatürü göz önüne alınarak araştırmanın hangi sorunüzerinden yürütüldüğü anlaşılmaya çalışılmıştır. Analiz ve değerlendirme kapsamındaki lisansüstü çalışmaların önemlibir kısmı yüksek lisans tezlerinden oluşurken, bu tezlerin neredeyse tümü işletme alanında yapılmıştır. Ele alınançalışmalarda aile işletmeleri tanımındaki farklılıklara rağmen mülkiyet, yönetim ve kontrol kavramları özelliklevurgulanmaktadır. Buna karşılık süreklilik/sürdürülebilirlik, devir gibi kavramlar ise çok az tekrarlanan ya da daha düşükdüzeyde vurgulanan kavramlar arasında yer almaktadır. Yine aile ve kültür bu süreçte ele alınan önemli kavramlararasında yer almaktadır. İncelenen tezlerde araştırmacıların aile işletmelerinin temel sorununu veya “kurtuluşunu”kurumsallaşmada gördükleri gözlenmektedir. Bunu kuşak çatışması, sürdürülebilirlik, yetki devri, profesyonel yönetim,örgütsel bağlılık, liderlik, strateji, finansal sorunlar gibi konular takip etmektedir. Sunulan çözüm ve önerilerebaktığımızda, yine kurumsallaşma birçok sorunun çözümü olarak ifade edilmektedir. Bunu örgütsel bağlılık ve liderlik(çatışmayı azaltan bir faktör), devir yönetimi, aile meclisi ya da aile anayasası gibi birlik, bütünlük ve sürdürülebilirliğekatkı sağlayacak kavramlar izlemektedir.
Cilt 7 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 59 - 72
Mustafa Atilla ARICIOĞLU, Şükran GÖKCE, Meral ERDİREN ÇELEBİ
Akademik girişimcilik, üniversitelerin kampüs alanı içerisinde veüniversitenin etki alanında ticarileşmeyi teşvik edecek ve yaygınlaştıracakgeleneksel üniversite şablonundan çıkacak değişim gayretleri olaraktanımlanabilir. Bu değişimin iki ana sonucu olacaktır; akademik ve bilimselyeniliklere daha fazla paydaşın katılımı sağlanacak ve üniversiteler buyaklaşımlarıyla stratejik konumunu ve katma değerini artıracaktır. Bu çalışmadaakademik girişimcilikte değer üretme ve bilginin ticarileşmesinde bir yol olanspinoff firmalara üzerine yapılan değerlendirmeler ve sayısal verileraraştırılmıştır. Üniversitelerde yapılan, başkaları tarafından anlaşılması zorbilimsel çalışmaların ticarileşmesine ve daha sonra yapılacak bilimselfaaliyetlere yatırımcıların desteklemesi için güvence olacak spinoff firmalarıyerel ekonomiye katkı sağlar, üniversite misyonlarına yardımcı olurlar veüniversite için parasal kaynak oluştururlar. Üniversiteler; üniversite yetkinliğini,finansal durumunu, çalışma tarzını ve hedeflerini benimsemesi, yeni iş veekonomik alanlar oluşturmak isteyen ülke yöneticilerinin değişime dirençlimevcut endüstriler yerine değişim merkezli hareket eden oluşumlarla ilgilenmesive görünür ve kamu desteği çabalarında kullanılabilir olması yönleriyle spinofffirmalarını desteklerler. Bilimsel çalışmaların fazlalığı spinoff kurulumundakitemel etken değildir. Üniversite politikaları, teknoloji transfer ofisi performansı,üniversite hedef ve kültürünün spinoff oluşumuna faydaları, bölgesel bağlantılar,doktoralı öğrenci sayısı, dış kaynaklı araştırma faaliyetleri, uzmanlık alanları,yoklama uygulaması, kısmi zamanlı çalışma imkânı, fikri mülkiyet haklarınınkorunması ve üretilen bilgi veya teknolojinin radikal, olgunlaşma aşamasındaolması ve genel amaçlı olması spinoff kurulumuna etki eden hususlardır. Biyoteknoloji ve bilgisayar yazılım spinoff firmalarının en çok görüldüğü endüstrialanlardır. Spinoff firma kurucularının bağımsız hareket etme, liderlik,sorumluluk alma, kariyer planı, arzusu, kişisel gelişimi ve eğitim seviyesi,ayrıldığı kurumuyla olan ilişkileri ve yönetim tarzı, spinoff performansına etkietmektedir.  
Cilt 8 , Sayı 15 , Oca 2017 , Sayfalar 65 - 82
Serkan PELDEK, Yasemin GÜLTEPE
Amaç: Araştırmanın iki amacı bulunmaktadır. Bu amaçlardan ilki Kahveci ve Demirtaş (2013) tarafından öğretmenler için geliştirilen örgütsel sessizlik ölçeğinin, akademisyenler için geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarının yapılmasıdır. Diğeri ise devlet ve vakıf üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin örgütsel sessizlik algılarının sosyo-demografik değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Araştırmada olasılığa dayalı olmayan örnekleme tekniklerinden biri olan kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yöntem: Marmara Bölgesi’nde dört farklı üniversitede görev yapan 137 akademisyenin katılımıyla ve anket tekniği yoluyla toplanan veriler SSPS 20.0 ve AMOS 21.0 istatistik paket programında analiz edilerek yorumlanmıştır. Elde edilen veriler açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre örgütsel sessizlik ölçeğinin akademisyenler için geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür. Ayrıca, akademisyenlerin eğitim düzeyleri ile dış çevre kaynaklı sessizlik ve korunma amaçlı sessizlik, görev yaptıkları birim ile dış çevre kaynaklı sessizlik, unvanları ile korunma amaçlı sessizlik açısından sessiz kalma nedenlerinin farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. 
Cilt 6 , Sayı 5 , Oca 2017 , Sayfalar 72 - 90
Betül BALKAN AKAN, Feyza Çağla ORAN
Akaryakıt istasyonu işletmeleri, nihai tüketicilerin akaryakıt ihtiyaçlarını (benzin, mazot, LPG vb.) karşılayan, 24 saat hizmet veren perakendeci işletmelerdir. Söz konusu işletmeler akaryakıt dağıtım şirketleri ile bayilik sözleşmesi yaparak o şirkete (markaya) ait akaryakıtları istasyonlarında satarlar. Akaryakıt satışları, pompaya bağlı Ödeme Kaydedici Cihaz (ÖKC) fişleri ile gerçekleştirilmektedir. Bazı özel durumlarda ise ÖKC fişleri iptal edilerek fatura düzenlenmektedir. Bu bağlamda akaryakıt istasyonu işletmelerinin muhasebe sürecinin söz konusu işletmelere ait özellikli durumlar çerçevesinde incelenmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Nitekim yapılan literatür araştırmasına göre akaryakıt istasyonu işletmelerinin muhasebe süreci ile ilgili çok fazla çalışmanın tespit edilememesi çalışmayı bu noktada önemli kılmaktadır.  
Cilt 7 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 275 - 286
Mihriban COŞKUN ARSLAN, Harun KISACIK
Günümüzde hızlı nüfus artışına paralel olarak, özellikle kentlerde yaşayan insan nüfusu da hızla artmaktadır. Dolayısıyla, kentlerin kaynaklarını daha verimli kullanabileceği, bilgi ve iletişim teknolojilerinden etkin yararlanabileceği, çevre ve insan odaklı kent sistemlerine giderek daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Akıllı kent kavramı, veriye dayalı çözüm önerilerini ileri teknoloji ile hayata geçirebilen sistemler sunar. Günümüz bilgi çağında ve yoğun rekabet ortamında önemli bir fırsat olan, akıllı kent idealine ulaşmada, çeşitli gereklilikler bulunmaktadır. Büyük veri ile ona ilişkin yöntem ve teknolojileri etkin bir şekilde kullanmak, bu gerekliliklerin başında gelmektedir. Kentler, büyük veri tanımına uyan yüksek hacim, hız ve çeşitliliğe sahip veriler üretmektedirler. Dolayısıyla, etkin, sürdürülebilir ve akıllı bir kent yaratmada büyük veri ile ona ilişkin yöntem ve teknolojilerin rolünü ortaya koymak bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu amaçla, akıllı kent kavramı, büyük veri kavramı tanımlanmış, ardından büyük veriye ilişkin kullanılan yöntem ve teknolojiler tanıtılmıştır. Son olarak, literatürde kentlere ilişkin gerçekleştirilen büyük veri uygulamaları incelenmiş ve büyük verinin, ona ilişkin yöntem ve teknolojilerle bir bütün olarak ele alınmasının kent uygulamaları açısından daha yararlı olacağı kanısına varılmıştır.
Cilt 10 , Sayı 30 , Oca 2017 , Sayfalar 200 - 215
Emrah AKDAMAR
Günümüz toplumlarının en sık karşılaştığı sorunlardan biri işsizliktir. İster gelişmiş, ister gelişmekte olan ülkeler olsun, işsizlik sorunu her dönem toplumların mücadele etmek zorunda olduğu temel bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.  İşsizliğin toplum üzerindeki yansımaları hem ekonomik hem de sosyolojik açıdan ağır sonuçlar doğurmaktadır. Yarattığı olumsuz koşulları ortadan kaldırmak amacıyla siyasi karar mekanizmaları çeşitli politikalar üretmektedir. Bu politikaların temel amacı işsizliği ortadan kaldırmanın yanı sıra artan nitelikli işçi talebini karşılayabilmektir. Bu amaçla işsiz durumdaki bireylere çeşitli eğitim faaliyetleri düzenleyerek niteliklerini arttırmaya yönelik çalışmalar yürütülmektedir. Türkiye’de bu doğrultuda faaliyetler yürüten kurumların başında Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) gelmektedir. İŞKUR bünyesinde işsizlikle mücadelede aktif ve pasif işgücü piyasası politikaları uygulanmaktadır. Son yıllarda ise özellikle nitelikli işgücü yetiştirilmesi doğrultusunda aktif işgücü piyasası politikaları önemli bir yere sahiptir. İŞKUR kapsamında gerçekleştirilen aktif işgücü piyasası politikaları Mesleki Eğitim Kursları, Girişimcilik Eğitim Programları, İşbaşı Eğitim Programları, Toplum Yararına Programlar ve Dezavantajlı Gruplara Yönelik Programlar olarak uygulama alanı bulmaktadır. Bu çalışma İŞKUR’un aktif işgücü piyasası politikaları içerisinde önemli bir yere sahip olan mesleki eğitim kursları, işbaşı eğitim programları ve girişimcilik eğitim programları üzerine odaklanmaktadır. Bu amaçla, mesleki eğitim kursları, işbaşı eğitim programları ve girişimcilik eğitim programları uygulamaları Kütahya ili kapsamında incelenmeye ve analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda Kütahya ilinin işgücü piyasasının genel görünümüne yer verilerek, bu programların aktif işgücü programları içerisindeki yeri ve önemi ayrıca bu programların işsizliği azaltmadaki etkisi değerlendirilmektedir. 
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 85 - 111
Osman Kürşat ACAR, Ecehan KAZANCI YABANOVA