Arama Sonucu: 19443 Aranan: Bastard Feudalism
Cilt 14 , Sayı 27-28 , Oca 2015 , Sayfalar 23 - 26
Dimitar Minchev
-
ASLI DINC, YEŞİM KEŞLİ DOLLAR
Ziya Bey, bürokrasi, siyaset ve kültürün güzel bir sentezini gerçekleş­ tiren Osmanlı-Cumhuriyet dönemi aydınıdır. Bilim ve Kültür merkezi olarak inşa ettirdiği Sivas Yazma Eserler Kütüphanesi; kendisine has orijinal binasıyla, tefsir, hadis, felsefe, tarih, psikoloji ve mantık gibi sahalarda, ilim talipiiierine bir asırdır hizmet vermektedir
Cilt 12 , Sayı 1 , Oca 2008 , Sayfalar 63 - 90
BAYRAM ALİ ÇETİNKAYA
Bu makalede Emeviler döneminde devletin en üst kademesinde hizmette ·bulunmuş olan Red\ b. Hayve el-Ki ndi'nin hayatı ve faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda bir din alimi olan Redl b. Hayve'nin Emevi devleti idarecileri yanında önemli bir mevkii olduğu anlaşılmaktadır. Onun yapmış olduğu hizmetler, icraatlar ve danışmanlıklar Emevi devletinin bekasında önemli rol oynamıştır. O, önce Abdülmelik, ardından çocukları Velid, Süleyman ve damadı Ömer b. Abdülaziz dönemlerinde devlet mekanizmasında çok etkin konumda yer almıştır. Özellikle Süleyman döneminde onun nüfuzu artmış ve Ömer'in halife tayin edilmesinde zirveye ulaşmıştır. Ömer'in halife olmasında Reca'nın etkisi oldukça büyüktür
Cilt 11 , Sayı 2 , Oca 2007 , Sayfalar 365 - 403
Fatih Erkoçoğlu
This essay deals with the concept of al-tafseer al-riwa'î (the narrated exegesis) in the use ofcontemporary Muslim scholars; it shall argue that the term at-tafsir ar-riwa'i is not an obviousand consistent term as far as the classical tafsir tradition is concerned. The study shall alsoexamine and assess the views forwarded in favor of the viability of of at-tafsir ar-riwa'i. In theend this paper shall aim to lay down the sound principles and foundations on which the use ofal-tafsir al-riwa'î has to be based.
Cilt 11 , Sayı 20 , Oca 2009 , Sayfalar 1 - 22
Muhammed AYDIN
Ahlâkın birey ve toplumda özümsenmesini amaçlayan Mu´tezile, itikâdî alanın çerçevesini beş esas üzerine inşa etmiştir. Bu esaslardan biri olan el-va´d ve’l-va´îd ilkesi, sorumlu ve bilinçli bir varlık olan insan hakkında geleceğe dönük haber niteliği taşıyan bir ilkedir. Aynı zamanda tarihsel kökleri itibariyle esaslı bir kabulü içeren bu ilke, ilahî hükümlerin yerine getirilmesi karşılığında mükâfatlandırma ile yapılmaması hâlinde cezalandırmanın Allah’a vacip olduğu temeline dayanır. Bu bağlamda Allah, Mu´tezile’ye göre kendi koyduğu ilke ve yasalara bağlı kalan ve ondan taviz vermeyen bir varlıktır. Aksi durumda, varoluş yasaların anlamını ve değerini yitirmesi kaçınılmazdır. Aynı şekilde insan da, ilkeler üzerine yaşamalı ve kurallara riayet etmelidir. Nitekim muhtevası gereği bir şeye layık olmak, ancak hak edilerek kazanılan değerlere işaret eder. Dolayısıyla hak etmek, yapıp edilenlerin değeri ile hüküm arasındaki ilişkiyi zorunlu kılar. Bu çalışmada Basra Mu´tezilesinin önde gelen âlimlerinden Ebû Ali el-Cübbâî’nin, amellerin nitelik ve değer açısından düşmesini nasıl temel temellendirdiği ve hangi bağlamda ele aldığı üzerinde durulacaktır. 
Cilt 6 , Sayı 5 , Oca 2017 , Sayfalar 2929 - 2940
Hasan TÜRKMEN
Bu araştırmanın amacı, Fen Bilimleri dersi 5. Sınıf ‘‘Işığın ve Sesin Yayılması’’ ünitesinin buluş yoluyla öğrenmenin öğrencilerin derse ilişkin akademik başarısını ve tutumlarını belirlemektir. Bu amaç çerçevesinde araştırma ‘yarı deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma 2015-2016 eğitim-öğretim yılı II. döneminde bir ilçe ortaokulundaki öğrencilerle gerçekleştirilmiştir. Deney grubunda buluş yoluyla öğrenme stratejisi göre hazırlanmış ders etkinlikleriyle öğretim yapılırken, kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Uygulama 7 hafta toplam 28 saat sürmüştür. Araştırmada akademik başarı testi ve fene yönelik tutum ölçeği olmak üzere iki farklı ölçme aracı ile veri toplanmıştır. Araştırma sonucunda; öğrencilerin akademik başarıları arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görülmüştür. Fen Bilimleri dersine yönelik tutumlarına bakıldığında ise, buluş yoluyla öğrenme stratejisine göre öğrenim gören deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görülmüştür. Verilerden Buluş Yoluyla Öğretim Stratejisinin akademik başarıyı arttırmada ve öğrencilerin derse olan tutumlarında olumlu etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma sonunda ilgililere gerekli uygulanabilir öneriler sunulmuştur.
Cilt 2017 , Sayı 27 , Oca 2017 , Sayfalar 835 - 863
Sibel Teker, Murat Kurt, Orhan Karamustafaoğlu
Okumak hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Daha verimli okumak için bir yöntem olarak ‘5N 2K’ ele alınabilir. Bugün ‘5N 2K’ bir yöntem olarak ders kitaplarında yer almaktadır. Yöntem, Türkçe, sosyal bilgiler, hadis, tarih ve coğrafya metinlerinde kullanılabilir. ‘5N 2K’ ya yakın yöntemlerden birisi buldurma yöntemidir. Buldurma yöntemi kavramların, ilkelerin, genellemelerin öğretimine uygundur. Ancak, tarihi olayların, olguların öğretiminde, uygulanması oldukça sınırlıdır. ‘5N 2K’ ya yakın diger bir yöntem ise soru-cevap yöntemidir. Bu yöntem, ögrencilerin belli soruların karşılığı olan kalıplaşmış cevapları ezberlemeleri ve o sorular sorul-duğunda cevapları olduğu gibi söylemeleri esaslarına dayanır. ‘5N 2K’ verimli okuma yöntemiyle öğrenciler Türkçe dersi için cümlenin öğelerini öğrenirler. Okuduklarını soru ve cevapla dikkatlerini topladıkları için daha iyi anlarlar. Tarih vb. dersler için yer, zaman ve kişi üzerinde yo- ğunlaştıkları için olayları daha sağlıklı bir şekilde tahlil ederler. Sebep sonuç ilişkilerini daha rahat kurabilirler: Öğretmen sınıf listesini kullandığı için, kısa sürede, daha çok öğrenciyi isim olarak tanır, onlara isimleriyle hitap edebilir. 5N 2K buldurma ve soru-cevap tekniğine benzemektedir. Fakat metin ve okuma merkezli olması onu Bu ikisindenayırmaktadır. u yöntemin uygulaması için seçilen örnek bir hadistir. 
Cilt 18 , Sayı 2 , Oca 2014 , Sayfalar 241 - 264
Halis DEMİR
Sözcükler, yalnız başlarına sahip oldukları anlamların ötesinde bir arada kullanıldıkları sözcüklerle, cümle içerisindeki konumları veya vurgularıyla yeni anlam değerlerine sahip olabilirler. Zira bu durum, sözcük veya terimlerin bilinen anlamlarının yanı sıra bağlam aracılığıyla bilinmeyen anlamlarının da ortaya çıkarılmasına yardımcı olabilir. “Abbâsî İmâme” ifadesi de gerçek anlamının yanında bağlam içinde farklı anlamlar yüklenen terimlerden birisidir. Sözcüklerin tek tek anlamları bilinirken terim olarak anlaşılması daha derin bir çalışmayı gerekli kılmıştır. Bu doğrultuda söz konusu terimin sahip olduğu anlam katmanları bağlamı dikkate alınarak kültürel ve tarihsel açıdan incelenmiş ve örneklerle anlatılanlar desteklenmiştir.  
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 74 - 83
Zeynep DİNÇER BERDİBEK
Türk dilli halkların en eski kahramanlık-epik eserlerinden birisi de ‘Ak Köpük’efsanesidir. Bu efsane, Altay kahramanlık destanı grubuna girmektedir. Abakanlardanderlenmiş ve yayımlanmıştır. Üslup açısından yer adları ile ilgili efsaneye çok yakındır.Onun biraz modernleştirilmiş ve epey kısaltılmış varyantıdır. Nogaylar tarafındanda bilinen eserin iki Tatar varyantı daha vardır. Bu varyantlar, Sibirya Tatarları’nınfarklı etnik gruplarından olan Barabin ve Tobol bölgelerinden derlenmiştir. Dil açısındanfarklılık göstermekle birlikte içerik olarak birbirine çok yakındır. EfsanedeTatar versiyonunun bilinen, tipik özelliklerine değinilmeden eserin şiir sanatı ve içeriğiüzerinde durulmuş, farklı motiflerinin ve epizotlarının özellikleri açıklanmayaçalışılmıştır. Kahramanın mucizevi doğum motifinden başlayarak süren klasik mevzukorunmuştur.Eserde farklı tarihî dönemler, halkın yaşamıyla ilgili farklı özellikler analiz edilmiştir.Efsanenin temelinde, en eski mitler ve inançlar da bulunmaktadır. Burada sadecemasalsı-mitolojik elementler silsilesi değil, diğer halkların kadim, epik eserleriylefarklı motiflerin benzerliği de gözler önüne serilmiştir. Kahramanın kendisi içinhazırlanmış olan kabre gönüllü girmesi, onlardan biridir.One of the oldest heroic and epic literary works of the Turkic-speaking people isthe ‘White Foam’ Epopee. The epopee is under the Altai heroic epopee group. It wascompiled from Abakans and published. In terms of literary genre, it is close to theepopee on names of places. It is its slightly modernized and quite shortened version.Known by the Nogais, the epopee has two Tatar versions as well. These versions werecompiled from Barabin and Tobol regions of various ethnic groups of Siberian Tatars.Although they have differences in terms of language, they are very close to each otherin terms of content. In the epopee, without mentioning its Tatar version’s known andtypical features, the art of poetry and content were emphasized and the features ofits different motives and episodes were tried to be explained. Classical topic startingfrom the hero’s miraculous birth motive and its continuation were preserved.In this work, different historical periods and different features of the life of peoplewere analyzed. The foundation of the epopee is based on the oldest myths and beliefs.Not only the sequence of epic mythological elements, but also the similarities betweenpeople’s ancient, epic work and different motives were unrolled. The hero’s enteringinto the grave voluntarily is one of these similarities.
, Sayfalar 185 - 201
F. URMANÇEYEV (Çeviren: Burçak OKKALI)
İskenderiyeli şair Konstantinos Kavafis, ‘Barbarları Beklerken’ adlı şiirinde, ötekine yüklenen anlamlar çerçevesinde yönetici erkin iktidarını nasıl sürdürdüğünü gözler önüne sermekte ve ötekinin yokluğunun var olan sosyo-politik düzeni nasıl derinden sarstığını anlatmaktadır. Bir çok yazınsal çalışmanın ilk örnekliğini oluşturan bu şiir, Kuzey İrlandalı şair Derek Mahon’ın ‘Poem Beginning with a Line by Cavafy’ adlı şiirine de esin kaynağı olmuştur. Mahon, bu şiirinde, Katolik varlığını saplantıya dönüştüren egemen Protestan anlayışı sorgulayarak uygar bireyin açmazını irdelemektedir. Daha çok ‘Barbarları Beklerken’in ‘Poem Beginning with a Line by Cavafy’deki izlerini temel alan bu çalışma, 1998 yılında imzalanan Hayırlı Cuma Antlaşması’na kadar geçen zaman içinde Kuzey İrlanda’daki Protestanların egemenliklerini sağlamlaştırmak için Katolik varlığını politik araç olarak nasıl kullandıklarını ve bu tarihsel tehdit algısını bir paranoyaya nasıl dönüştürdüklerini anlatmaktadır. Barbarlar her iki şiirde de egemen düzen için kullanışlı günah keçileridir. Ancak, Kavafis’inkilerin aksine, Mahon’ın barbarları sınırların ötesinde değil, uygar kişi ile birlikte yaşamakta ve onun yaşam tarzına öykünmektedirler. Uygar kişi ise bu benzeşme arzusunu bile tehdit olarak algılamakta ve ötekine karşı olumsuz pozisyon alışı ile giderek korktuğu şeye dönüşmektedir. Kavafis’in barbarları çöken uygarlığın çareleri ise, Mahon’ın barbarları hem Protestan paranoyanın araçları hem de kültürel yönden çöken toplumun ürünleridir. 
Cilt 5 , Sayı 10 , Oca 2017 , Sayfalar 27 - 39
Yrd.Doç.Dr. Mümin Hakkıoğlu
Ataerkil düzenin hüküm sürdüğü Batı toplumlarında, tarih boyunca kadınların varlığı, kültürü, deneyimleri yok sayılmış, kadınfigürler tarihten silinmiştir. Siyasi ve politik gelişmelere koşut olarak ortaya çıkan ve kadın hareketi anlamına gelen feminizm,tarihten silinen kadın sanatçıları gün yüzüne çıkarmayı, erkek egemen söylemin kadınları baskı altına aldığını görünür kılmayı,kadına ait yeni bir kültür yaratmayı, ataerkil toplumsal cinsiyet kimliği dışında bir kadın kimliği oluşturmayı amaç edinmiştir.Feminizm tiyatro sanatında da yansımasını bulmuştur. Son yıllarda yükselişe geçen feminizm ve feminist tiyatroaslında uzun bir geçmişe sahiptir. Bu makalede feminist düşünce ve feminist tiyatronun geçmişine ışık tutmak, oluşumsürecini aydınlatmak; çağdaş feminist hareketin ve çağdaş feminist tiyatronun temeli olan radikal feministlerin düşüncelerinive tiyatro çalışmalarına çalışmalarını genel hatlarıyla ele almak amaçlanmıştır.
, Sayfalar 23 - 33
Banu ÇAKMAK
‘Binbirkilise’: Yeniden Bir BakışOrta Anadolu’nun güneyinde bir yer olan Binbirkilise 19. yüzyıl sonlarında Gertrude Bell tarafından ziyaret edilmiş ve tanıtılmıştır. Burada geç Hitit devleti Tarhuntasa’nın ana ibadet yeri ve göze çarpan Doğu Roma (Bizans) kiliseleri ve manastırları bulunmaktaydı. Volkanik dağın zirvesindeki bu yer günümüzde kısmen tahrip edilerek askeri bir yerleşme tarafından ulaşılmaz bir hale getirilmeden önce, yazar burayı çeşitli kereler ziyaret etmiş, yüzey araştırmaları yapmış ve planlar çıkarmıştır. Makalede, bu çalışmanın sonucu olarak edinilen yeni bulgular tanıtılmaktadır.Yanardağın zirvesinde şunlar tanımlanmıştır: a) Zemin planda Doğu Roma (Bizans) kiliseleri ve yak. 1995 yılındaki yüksekliği; b) Zirvedeki özel kaya oluşumları çizimlerde kaydedilmiştir. Böylece eski Anadolu kaya kült alanının bölümleri tanımlanabilmiş ve yazıtlarla bağlantısı kurulabilmiştir. Bell ve daha sonraki ziyaretçiler bunu atlamış ve sonucunda da hatalar yapmışlardır. Burada hem doğal kaya oluşumlarından hem de geç Hitit yontma taşlarından oluşan iki odalı açık bir kült cella’­sı vardı; c) Kilisenin güneyinde, kısmen yontulmuş yuvarlak bir taş, baitylos izlenimi uyandırmaktadır. Nişler için Assos’tan erken döneme ait Yunanca bir yazıtı da olan bir benzer bir örnek gösterilmekte ve tartışılmaktadır; d) Yazar, Üçkuyu köyünden itibaren doğrudan kuzey-güney istikametinde 2271 m yükseklikteki zirveye ve eski üsse doğru yukarı çıkan eski bir yoldan izler bulmuştur. Yukarı tırmanan yolun belirtileri ve yol izleri görülebilmektedir. Zirvede, ‘üssün’ olduğu platoda ve yukarı giden yolda, çok sayıda değişik niteliklere sahip kaya oymaları tanımlanmıştır. Bunlar, Anadolu’da bulunmuş olan, açık kült cella’ları, steller, baitylos’lar, kayaya oyulu kaplar ve nişler gibi di­ğer yayımlı buluntularla karşılaştırılmıştır.Kronoloji, tarihleme ve kullanımı ile ilgili, bir şeyin el yapımı olup olmadığı ya da kült içerikli olup olmadığı vb. konularda çeşitli öneriler yapılsa da, bu makale belgelemeye önem vermekte, tahrip edilmeden önce orada ne görülebildiği konusunda tanımlar yapmakta, bunu planlar, çizimler ve fo­toğraflarla göstermektedir. Makale manastır kalıntılarıyla ayakta duran Değle / Deyle / Deghile kö­yüyle sonlanmaktadır. Bu yapı grubunun yeni bir zemin planı orada büyük bir Doğu Roma (Bizans) manastırının olduğunu göstermektedir. Değle’de, kabartmalı bir khamosorion bazı detaylarıyla tanımlanmaktadır.Sonuç olarak, bu makale geniş ölçekli bir ‘kent planlamacılığı” bakımından yeni ve kapsamlı bağlantılar sunmaktadır. Makalede daha önce yayımlanmamış olan, daha fazla sayıda mimari plan, ze­min planları, yükseltiler, krokiler, perspektif çizimleri ve de açıklamalı yapı rekonstrüksiyonları su­nulmaktadır. O zamanki (yak. 1995 yılı) mevcut korunma durumu gösterilmektedir. Makalede kaya kült alanının yeni planları ile kayadan oyma özellikler taşıyan yeni buluntular sunulmaktadır. Kullanılan çizim tekniği yıkık duvarlar ve kaya oluşumları için yeterli olacak şekilde, yapının planına bağlı olarak yapılan serbest el çizimidir. Yazar bu rapor hakkında canlı bir tartışma beklemektedir.
Cilt 13 , Oca 2016 , Sayfalar 165 - 210
Gerhard Huber
Kitab-ı Dedem Korkut adıyla bilinen Dresden nüshasının tespit edilmesiylesadece Türk halkları için değil tüm bilim dünyası için yeni bir dönem başlamıştır.Dede Korkut Hikâyeleri olarak bilinen Oğuz boylarına ait destanların tespiti bütünbilim camiasında büyük heyecan uyandırmıştır. Dede Korkut Hikâyeleri’nin Vatikannüshasının bulunması ise bu heyecanı artırmıştır. Vatikan nüshası Dresden nüshasındagörülen bazı okuma sorunlarının giderilmesini sağlamıştır. Bu destanlar OğuzTürklerine ait olmasına rağmen tüm insanlığın kültürel değeri olarak görülmelidir.Dede Korkut Oğuz boylarının, özelikle de Müslüman Türk halklarının ortak değeridir.Dede Korkut, halkın bilgesi, yol göstericisi, kâhini, hekimi, ozanı ve saygıdeğerkutsal figürüdür. Tahta çıkan hakanların veziridir, hakanlar onun önünde eğilir, onasaygı gösterirlerdi. O, iradesiyle hakanı tahta çıkartır ve tahttan indirir. Hakan vehalk onun kararlarını ve söylediklerini yaparlar. V. M. Jirmunskiy, yazılı ve sözlükaynaklara dayanarak Dede Korkut’un tarihî ve efsanevi kişiliğine ait özellikleri tespitetmiştir. Korkut adı etrafında sayısız menkıbe teşekkül etmiştir. Korkut’un yaşı,yaşam yeri ve mezarının bulunduğu yer, ölümden kurtulmak için kaçmaya başladığıve dünyanın merkezi olan Sır-Derya Nehri’dir. Şamanlık inancının şaman-ozanıolan kâhin Korkut-Ata kültü teşekkül etmiş, bu kült ve Korkut motifi Oğuz halklarınınbatıya ilerlemeleri neticesinde Kafkasya ve Anadolu sahasında da yayılmıştır. Kimitarihî kaynaklar Korkut Ata’yı Hz. Muhammed’in çağdaşı olarak göstermiş, o, Hz.Muhammet’e iman etmiş, Müslüman olmuş ve Oğuzlar arasında İslam’ın tebliğcisi olmuştur. Korkut figürü efsanevi ve itibari bir kişiliktir, ancak onu, tarihî kaynaklaragöre Oğuz hakanlarına vezir olarak hizmet etmiş gerçek kişilik olarak da görmekteyiz.The discovery of Dresden copy of the “Kitab-ı Dedem Korkut”, started the newperiod not only for Turkish people but also for the whole academic world. The discoveryof epics blonging to Oghuz clan which are known as Stories of Dede Korkut, hasthrilled the academic society. On the other hand the discovery of Vatican copy of Storiesof Dede Korkut has increased the level of excitement. Vatican copy of it, helped tofix some reading problems existing in Dresden copy. Even though these epics belongto Oghuz Turks, they are seen as cultural heritage of the whole humanity. Dede Korkutis a common haritage of Oghuz Turk clans, especially Muslim Turks. Dede Korkutis a wise man of clan, leader, foreseer, healer, poet, and a holly man who is respected.He is a vizier of crowned kings, so kings hail to him, show respect to him. He wouldenthrone kings or depose kings with his might. Kings and society would do whateverhe says. V. M. Jirmunskiyh detected his historical and mthycal characteristic basedon written and oral sources. On the name of Korkut there are many legends. The age,place he lived and his tomb is located at Sır-Derya River which he ran away in orderto get rid of death and center of the world. Schamanism consisted of Korkut-Ata cultwho was shaman, poet and foreseer, and this cult and myth were brougth to Caucasiaand Anatolia as a result of historical migration of Oghuz clan to those land. Accordingto some sources Korkut-Ata was thought to have lived in the same period withHz.Muhammet and he accepted his religion, became a Muslim and expanded Islamamong Oghuz clan on the other land, he is a mythical character but according tosome historical sources he is seen as a vizier of Oghuz kings.
, Sayfalar 51 - 91
V. M. JIRMUNSKIY (Çeviren: Atilla BAĞCI)
      Bu çalışma‘muhafazakârlık’ üzerine bir tartışmaya odaklanmıştır. Muhafazakârlığın kavram olarak ne anlama geldiği ve nasıl tanımlanması gerektiği çerçevesinde ciddi kuramsal tartışmalar yapılmaktadır. Kavram farklı perspektiflerden hareketle yeniden inşa edilmekte ve farklı kuramsal bakış açılarına dayanan değişik bağlamlarda anlamlandırılmakta ve işlevsellik kazanmaktadır. Kavramı farklı temellerde anlamlandıran bu bakış açıları doğal olarak toplumsal ve siyasal düzeyde de birbirinden oldukça ayrışan sonuçlar doğurabilmektedir. Bu noktada muhafazakârlığı tanımlamada kullanılan değişik kavramlar karşımıza çıkmaktadır: Darwinci/Evrimci muhafazakârlık, metafizik muhafazakârlık, tarihsel/özgücü muhafazakârlık, gelenek(çilik) öğretisi/doktrini olarak muhafazakârlık, evrenselci muhafazakârlık, durumsal muhafazakârlık vb. Bu çalışmada zikrettiğimiz farklı muhafazakârlık kavramsallaştırmaları eleştirel bir perspektifle incelenecek ve özellikle ‘durumsal muhafazakârlık’ olarak adlandırılan anlayışın analizi/eleştirisi yapılacaktır. Çalışmadaki temel argümanımıza göre, muhafazakârlığı liberalizm ve sosyalizmden ayrı müstakil bir siyasal ideoloji olarak kabul edebilmemiz için, durumsal muhafazakârlık anlayışını aşan bir perspektife ihtiyacımız vardır. Durumsal anlayışın sınırları içinde kaldığımız taktirde, muhafazakârlık, özü/muhtevası ya da sabit ilkeleri olmayan pragmatik bir anlayış olacak ve her tür ideolojik pozisyonla eklemlenebilir hâle gelecektir.
Cilt 10 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 797 - 818
Fatih DUMAN
Çok yönlü bir sanatçı olan Necip Fazıl, edebiyat dünyamızda polemikleriyle de tanınmıştır.  Ancak onun polemikçi yönünü sadece basit bir kalem kavgasına indirgemek mümkün değildir.  Çünkü o, taşıdığı çok yüce idealler uğruna kavga vermektedir. Necip Fazıl, bu kavgayı verirken hemen bütün imkanları kullanır.  Kullandığı imkanlardan biri de yaptığı “eleştiri”lerdir.  Onun “eleştirici” yönü bugüne kadar genellikle hep “polemikçi” yönünün adeta gölgesinde kalmıştır. Yani “eleştirmen” ya da “edebiyat eleştirmeni” kimliği bağlamında Necip Fazıl üzerinde pek durulmamıştır. Acaba Necip Fazıl kimlere ve nelere eleştiri yöneltmiştir? Eleştiri yaparken objektif ve bilimsel kriterlere mi uymuştur, yoksa kendi öznel görüşlerini mi merkeze almıştır? Bu makalede işte bu sorulara cevap arandı ve ünlü şairin “kendisinden önceki kişilere eleştirisi”, “kendisinden önceki kuşaktan olduğu halde bir şekilde tanıştığı kişilere eleştirisi”, “kendisinden önceki kuşaktan olduğu halde fikren yakın olduğu kişilere eleştirisi”, “kendisinden önceki kuşaktan olduğu halde fikren muhalif olduğu kişilere eleştirisi”, “tanıdığı ve dostluk kurduğu kişilere eleştirisi”, “tanıdığı ve fikren yakın olduğu kişilere eleştirisi”, “tanıdığı ve fikren muhalif olduğu kişilere eleştirisi”, “kısa değerlendirmelerle eleştirdiği kişiler”, “toplu / genel manada yaptığı eleştiriler”, “bazı kavramlara farklı anlamlar yüklemesi (yaygın görüşlere muhalefet)” gibi alt başlıklar halinde ifade ettiğimiz eleştiriler yaptığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Necip Fazıl, eleştiri, polemik, Babıali, Edebiyat Mahkemeleri.
, Sayfalar 1 - 31
Şaban SAĞLIK
Felsefe yapmak ve bunun sonucunda kazanılan felsefi bilgelik Platon ve Aristoteles’in haklı bir şekilde tespit ettikleri gibi ‘evren karşısında duyulan hayranlıkla’ başlar. Bu bağlamda bilgiyle hayranlık duyma kavramları arasında sıkı bir ilişki söz konusudur. Hayranlık duyulan şeyin ne olduğunu merak etme ve onun aslını öğrenme isteği insanı ister istemez bir bilme ve bilgiyi arama sürecine itmekte; aranılan bu bilgiyi bulan ya da kısmen sahip olan insanın duyduğu hayranlık yerini yavaş yavaş takdir duygularına bırakmaktadır. Felsefe yapmak ya da felsefi bilgeliğin en önemli hedefi, varlık hakkında ‘en doğru ve en güvenilir’ bilgiyi elde etmekten başka bir şey değildir. Böyle bir bilgi’ye ulaşmanın ilk şartı, bilginin nesnesi olan şeye duyulan hayranlık ve takdir hisleridir. Kısaca felsefi bilgelik, evren karşısında hayranlık duyma ile başlamakta, bu hayranlığın nedenini ve nasılını aramakla devam etmekte ve bu nedenin ya da ilkenin bulunmasıyla (ya da en azından o yolda olmanın verdiği hazla) pozitif bir anlam kazanmaktadır.
, Sayfalar 93 - 99
Arslan TOPAKKAYA
Thierry Balzac, Sarah Leonard and Jan Rujicka.(2015). ‘Securitization’ Revisited: Theory and Cases, Sage Journal, 30(4), pp.494-531. 
Cilt 2 , Sayı 4 , Oca 2017 , Sayfalar 197 - 200
Cihan Daban
Temel İslam bilimlerinin içerisinde gaye bakımından en önemlilerinin başında Usûlü’d-dîn ilmi gelmektedir. Bu ilim, İslam dininin itikada ilişkin temelleriyle ilgilenir. Allah’ın varlığını, birliğini ve sıfatlarını, nübüvvet ve âhirete dair meseleleri araştırma konusu yapar.
Cilt 5 , Sayı 1 , Oca 2001 , Sayfalar 23 - 54
RAMAZAN ALTINTAŞ
İslam ve demokrasinin birbiriyle uyumu veya uyumsuzluğu üzerine yapılan tartışmaların sayısında son yıllarda ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Özellikle Arap Baharı sonrasında bu olanlardan doğrudan etkilenen ülkeler, Amerikan işgalinden sonra Irak’ta yaşanan siyasal dönüşümlerde etkili olmuş ve Muhafazakar bir partinin 2002’de iktidara gelmesinden sonra Türkiye’nin yaşadıkları bu tartışmalara ivme kazandırmıştır. Batı merkezli olarak yürütülen bu tartışmalarda, İslam ve Demokrasinin birbirine uyumu ve uyumsuzluğundan bahsedilirken üçüncü bir şıktan bahsedilmemektedir. İki farklı medeniyeti ifade eden bu olguların neden bir kültürleşme sürecine girmedikleri ise tamamen gündem dışıdır. Bu sebeple, tek yönlü olarak yürütülen bu tartışmaların muhtevası ve şekli değerlendirildiğinde aslında bir propaganda yürütüldüğü dikkat çekmektedir. Zira özellikle soğuk savaş sonrasında İslam coğrafyasında demokratikleşme adına atılan adımların, bu tartışmalarda yer bulmaması veya göz ardı edilmesi propaganda iddiasını güçlendirmektedir. Bu sebeple, yapılan bu tartışmalarda farklı bir bakış açısıyla konunun değerlendirilmesi, konuya derinlik katılması açısından önemlidir. Bu çalışma, bu iki kavram üzerinden yapılan tartışmaların, aslında bir propaganda/algı yönetimi konusu olduğunu göstermekte ve bunun üzerinden yeni bir tartışma alanı oluşturmayı hedeflemektedir. Sürekli olarak olumlu kavramlar ile bir arada kullanılan demokrasi kavramının karşısına, olumsuz ve negatif kavramlar ile kullanılan İslam kavramının yerleştirilmesinin küresel bir algı yönetimi olduğu kanaatindeyiz. 
Cilt 4 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 133 - 153
Gökhan BOZBAŞ
İnsanlarla mekanlar arasındaki ilişki alansal (geometrik ve coğrafi) ayrımlardeğil, perspektifler arasındaki geçişlilik şeklinde tezahür etmektedir.Kutsal mekan diye anlaşılan yerin ayırt edici vasfı, kutsalın aynı anda hemçok yakın hem çok uzak oluşuna dair bilince yol açan bir temsilin varlığıve bu temsili oluşturan sonsuz denebilecek perspektifler arasındaki pasajdurumudur.
Cilt 14 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 8 - 22
Burhanetti Tatar
Araştırmacılar tarafından Türk boy ve topluluklarının ansiklopedisi olarak değerlendirilen‘Manas Destanı’nın S. Orozbakov varyantında Türklük bilinci ve Türkkimliği ile ilgili birçok husus vardır. Bunlardan biri ‘Türkü/Türki til, Türk tili, Türktüntili, Türkünün tili’ kavram işaretleri ile verilen genel ‘Türk dili’dir. Makalemizde iştebu kavram işaretleri metinlerde taranmış, bu metinlerin analizi yapılarak destandaki‘Türkü dil’in özellikleri dokuz maddede özetlenmiştir. Örneğin, destandaki ‘Türküdil’ bütün Türk halklarına ait olan genel Türk dili olup, Kırgız Türkçesi bunun birdalıdır. S. Orozbakov ‘Türkü dil’i temiz tutmaya çalışmakta; dolayısıyla bazı kelimelerin(alçak dağ, aybalığı, ileki) Türküçö/Türkçe karşılıklarını (adır, boştolu, dastar)vermektedir. Bundan başka ‘Türk dili’nin ortaya çıkış tarihi destanlara özgü bir şekildesaptanmaya çalışılmıştır. Yabancı yerde yaşayan Üsön’ün dilinden Türklerin anadiline, Türkü dile olan özlemi ve sevgisi dile getirilerek ana dilini koruma ve oğullarınaöğretme çabası gösterilmiştir. Bundan başka ‘Türkü dil’in yazıda kullanıldığıManas’ın kumbeti yapılırken oraya Arapça, Farsça ve Türküce cümlelerin kazındığısöylenerek belirtilmiştir.There are many issues related to Turkish identity and the Turkish consciousnessin the S. Orozbakov’s variant of ‘Manas Epic’, which is evaluated by researchers asthe encyclopedia of the Turkish people. One of them is the general Turkish languagegiven by the expression as Türkü/Türki til, Türk tili, Türk tili, Türkünün tili. Theseexpressions have been scanned. The analysis of these texts has been made and characteristicsof Türkü language as nine items have been summarized. For example,the Türkü language in the ‘Manas Epic’ is a general Turkish language belonging toall Turkic tribes, the Kyrgyz Turkish is a branch of this general Turkish language. Q. Orozbakov tries to keep clean Türkü language, thus he gives the Turkish equivalents(adır, boştolu, dastar, tükköyü) of some words (low mountains, sea calf, turban, mammoth).Furthermore, the history of Turkish language’s appearance has been studiedto determine in terms of epic history in a unique way.
, Sayfalar 203 - 223
Yrd.Doç.Dr. Nurdin USEEV
This research was designed to assist difficulties in producing a quality three dimensional (3D) visual object among architecture undergraduate students at Polytechnic Malacca, Malaysia. This study focuses on a studio practice process of illustration drawing based on a style used by a prominent architect, Jomathir. Jomathir produces hybrid 'Art' and 'Architecture Graphic Presentation Drawing' (A+AGPD) as illustrative graphic presentation. This research adopted qualitative research approach. The methods used to collect data were interview, observation and artefact analysis. The organization of Line Visual Art (LVA) was analysed based on art elements which include appearance, line, shape, form, texture and colour in order to form Three Dimensional Illustration Line Drawing Objects Manually (3DiLDom). The process consists of the best technique by Jomathir as Subject Matter Expert (SME) using researchers exploring analysis study and synthesize the work of ‘studio practice’ produced by an expert guided Edmund Burke Feldman critical theory. This study helps in the development of students’ drawing ability using line techniques with new approach and contributes to the curriculum and pedagogy in the area of drawing model development; shifted from a Traditional Learning Approach (TDA) to a Self-Access Learning (SAL) to draw their manually drawing and painting environment for student-centred teaching transformation. 
Cilt 3 , Sayı 4 , Oca 2017 , Sayfalar 1104 - 1111
Maria Mohammad, Md.Nasir Ibrahim, Mohamad Rusdi Mohd Nasir, Kasran Jiddin, Mohamad Faisal Ahmad
1920’lerin başından itibaren tapestry’nin resimsel anlatımında değişiklikler olmuş, gerçekçi resimlemelerden soyut-geometrikdesenlere geçiş yaşanmıştır. Bunun ilk çağdaş örneklerinin görüldüğü yer ise Bauhaus Okulu’dur. Bauhaus‘un kapatılmasıylabirlikte Avrupa’da tapestry dokumacılığında başlayan yenilikçi düşünceler Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınmıştır.Burada ikinci nesil tekstil sanatçıları yetişirken, Avrupa’da Jean Lurçat’ın Fransa’daki Aubusson ve Gobelin atölyelerindeyenilikçi yaklaşımlar yakalama çabaları ve Doğu Avrupalı sanatçıların malzeme ve tekniği doku, şekil, formla ilgi çekici şekildebuluşturması üç boyutlu lif sanatı çalışmalarının önünü açmıştır. Doğu Avrupa’da Polonyalı sanatçı MagdalenaAbakanowicz’le birlikte lif sanatında öncü çalışmalar yapan sanatçılardan birisi de Jagoda Buic’tir. Bu makale, tapestry’denlif sanatına geçiş sürecinin kilometre taşlarını tarihsel sıralamayla değerlendirmeyi ve lif sanatında üç boyutlu formlarıJagoda Buic’in çalışmaları ışığında incelemeyi amaçlar. Makalede ayrıca, el sanatı üretiminden güç alan tapestry sanatının,modern sanat kavramıyla bütünleşmesi ve plastic sanatlarda evrensel bir anlatıma ulaşması vurgulanmaktadır.
, Sayfalar 51 - 59
Sedef ACAR