Arama Sonucu: 442 Aranan: England
Özet: The rapid industrialization process that had originated from England to foster a huge world population has almost reached its target and at the same time it has imputed a cost upon the world lives in terms of its by-product. The most alarming factor which is one of the components of the Green House Gases is the Carbon Di Oxide (CO2) the emission of which has grown over time in parallel way of industrial growth irrespective of the categories of the countries. The present study has tried to raise the issue in a micro level for the states of India that has experienced a shift in its economic policy paradigm in the name of economic liberalization in the period 1991-92. The aim of the present study is twofold-one is to examine whether the states are converging in CO2 emissions and the other is to study whether the states are getting unequal over time in this respect. The study observes that the states are insignificantly β converging and significantly σ converging for the period 1980-2000. Segregating the data for pre reform (1980-91) and post reform (1992-2000) periods the study further observes that the states are undoubtedly converging in the former period but diverging in the later period at least by the σ convergence. The study also found that there is growing concentration in CO2 emissions over post reform era which is a notion of interstate inequality.
Cilt 6 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 1 - 12
Ramesh Chandra Das
Özet Çevirileri Öz
1492'den itibaren başlayan Amerika kıtasının Avrupalılar tarafından "keşfi ve kullanılması" dünya tarihi açısından önemli bir gelişme olduğu gibi, tarihin bu önemli değişim döneminde, insan ve dünya kaderini başkalaştıran yoğun ve karmaşık bir toplumbilimsel süreç yaşanmıştır. Kuzey ve Güney Amerika'yı kolonileştiren üç Avrupa ülkesinden İspanya'yla Fransa kalıcı olmayı amaçlamadıkları için, sadece belli bir süre devam eden ticaret bağlantılarıyla yetinmişlerdir ama daha sonra gelen İngilizler, yaklaşık iki yüz elli yıl içinde tüm Kuzey Amerika'ya hakim olup tarıma dayalı bir ekonomiyle New England ve Chesapeake yerleşik kolonilerini kurmuşlardır. Bugünkü Amerikalıların temelini oluşturan bu koloni insanlarına, kısa bir süre içinde Portekizli köle tacirleri tarafından getirilen Afrikalı kara derili insanlar da katılmıştır. 17. yüzyılın başlarında temeli atılmış olan bu iki İngiliz kolonisinde gelişen yerel ticaret, İngiltere/Amerika/Afrika üçgeni içinde büyük bir Atlantik Okyanusu merkantalist ticaret ağına dönüşür. Bu üçgen ağ, aynı zamanda Afrikalı kölelerin de Amerika'ya zorla getirtildikleri yolun temeli olmuştur. Pek çok Afrikalının açlık, hastalık ve zor yaşam koşulları yüzünden telef olduğu bu okyanus yolculuğuna Middle Passage denmiştir. Bu atlantikötesi köle ticareti 1807'e kadar sürmüş ama Afrikalı insanın acısı ve ıstırabı sanat eserlerinde, özellikle de edebiyatta somutlaşmıştır. Neredeyse her Afrika kökenli yazarın bir şekilde değindiği Middle Passage'in acıklı hikayeleri, çağdaş Amerikan edebiyatının iki önemli Afrika kökenli yazarı, August Wilson'ın oyunlarıyla Nobel Edebiyat Ödüllü Toni Morrison'un romanlarında anlatılır. Bu makalede, Middle Passage diye anılan tarihsel olgudan yola çıkılıp bu köle satış yolculuğunun 20. yüzyıl edebiyatındaki örnekleri incelenecektir.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2007 , Sayfalar 52 - 66
Ayse Didem Uslu
Özet Çevirileri Öz
Bu makalede 1830 Osmanlı-ABD Ticaret Antlaşması Öncesi Amerika’nın Diplomasi Mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada öncelikle Amerika Birleşik Devletleri’nin, Osmanlı Devleti ile hangi sebeplerle ne zaman diplomatik ilişkilere başladığı ortaya konmuş, ardından Amerika’nın 1820 tarihinden itibaren Osmanlı Devleti ile bir ticaret antlaşması imzalayabilmek için ne gibi mücadeleler verdiği incelenmiştir. Araştırmada İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletlerinin Amerika ve Osmanlı Devleti arasında yapılması hedeflenen antlaşmaya uzun yıllar nasıl engel olabildiğine ve Osmanlı diplomasisinin henüz daha o tarihlerde yaşamaya başladığı diplomatik güçsüzlüğe yer verilmiştir.
, Sayfalar 39 - 56
Selda Kayapınar
Özet Çevirileri
17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan değişimlere taşradan bakmayı deneyen bu makalede, söz konusu değişimleri anlamlandırmak için “unvan enflasyonu” kavramı kullanılmıştır. 16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyıl başındaki İngiltere’nin durumunu nitelemek için kullanılan bu kavram, zanaatkârlar ve hatta mahkûmlar gibi “layık olmayan” kimseler de dâhil olmak üzere muhtelif geçmişlerden gelen insanlara soyluluk verilmesi ile yaşanan yükseliş trendlerine karşılık gelmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun serhaddinde bir eyalet merkezi olan Trabzon’da da alt tabakadan insanların statü elde etmeleri ve buna bağlı olarak unvanlarındaki değişimler ve bir kişinin kullandığı birden çok unvanlar, İngiltere’de yaşanan değişimlere kısmen benzerlikleri ile dikkati çekmektedir. Şer‘iye sicilleri kaynaklı takip edilmeye çalışılan bu sürecin tahlili, uzun zamandır “gerileme” ve son zamanlarda “kriz ve dönüşüm” şeklinde değerlendirilen imparatorluğun bu evresinin nasıl bir kavramsallaştırma ile değerlendirilebileceğine ışık tutabilir. Bu kavramsallaştırmalara küçük bir katkı yapmak amacıyla bu çalışmada ilk önce, Trabzon’da kişilerin kullandıkları “bey” ve “ağa” unvanları arasındaki geçişler, beylerbeyilerin bu geçişlerdeki fonksiyonları ile bağlantılı olarak irdelenmiştir. Bunun ardından, taşralı bir “çelebi” iken kapıkulu sipahisi olan ve daha sonra da Trabzon İskelesi Gümrük Mukataası mültezimliği ile birlikte “ağa” unvanı elde eden Kuzgunzâde Mustafa örneğinde, “bey” unvanından “ağa” unvanına doğru kaydedilen ilerleme, iltizam sisteminin kişilerin önüne yarısı için iktidar algısında bir tür adem-i merkezîleşmenin gözlendiği makalede, Kuzgunzâde Mustafa özelinde yeni bir “birey”in ortaya çıktığına da şahit olunmuştur. Devlet algısının tüzelleşmeye başladığı bu dönemde, para ekonomisinin sağladığı fırsatlar, geleneksel iktidar algısında görece bir “demokratikleşme”ye sebebiyet vermiştir.
Cilt 16 , Sayı 16 , Oca 2014 , Sayfalar 9 - 38
Yrd. Doç. Dr. Turan Açık
Özet Çevirileri
1970’te başlayan Dünya Muhasebe Tarihçileri Kongreleri, 1973 yılında The Academy of Accounting Historians’ın kurulmasından sonra düzene ve devamlılığa kavuşmuştur. Nitekim, Akademi’nin kuruluşundan sonra 1976 yılında düzenlenen ikincisinin ardından Dünya Muhasebe Tarihçileri Kongreleri; 1980, 1984, 1988, 1992, 1996 ve 2000 yılında muntazaman yapılmış; 2002, 2004, 2006 ve 2008 yıllarında iki yılda bir kongre, bu yıldan sonra yeniden dört yılda bir yapılmaya başlanmış ve son kongre 13. Kongre adı ile 17-19 Temmuz 2012 tarihleri arasında İngiltere’de, Newcastle’da yapılmıştır.Kongreye 28 ülkeden 200 dolayında katılımcı olmuş ve 119 bildiri tartışılmıştır. Bu kongreye katılan ülke sayısı ve bildiri sayısı 2008’de İstanbul’da yapılan ve 55 ülkenin katıldığı ve 240 bildirinin tartışıldığı kongreden sonra en çok sayıda ülkenin katıldığı ve bildirinin tartışıldığı kongre olmuştur.Türkiye, kongreye katılan ülkeler arasında 34 kişi ile (refakatçiler ile birlikte 42 kişi) İngiltere’den sonra ikinci sırada yer almıştır. Bildiri sayısı bakımından da İngiltere’den sonra ikinci sırada Türk bildirileri (19 bildiri) bulunmakta idi.İngiltere Kongresi bir kez daha göstermiştir ki, Dünya Muhasebe Tarihçileri Kongreleri, muhasebe tarihinin dünya üzerine yaygınlaşmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Ayrıca, bu kongreye katılanlar muhasebe tarihi çalışmalarını derinleştirmede deneyim sahibi olmaktadırlar. Bunların yanında, dünyanın çeşitli yerlerinde farklı zamanlarda başlayan muhasebe uygulamalarının nasıl birbirlerini etkiledikleri, bir hizmet sektörü olarak muhasebenin geçmişte kendisinden beklenen yararları nasıl karşıladığının bölgeler ve ülkeler itibarı ile ortaya konulması gibi hususlar bu kongrelere ve benzer konferanslara sunulan sunulan bildiriler sayesinde ortaya çıkarılmaktadır.
, Sayfalar 5 - 18
Oktay Güvemli, Recep Karabulut
Özet Çevirileri
Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrasında Çin’in Doğu Türkistan’ı entegre etme politikaları batı’ya yani Orta Asya’ya açılımın, Orta Asya’da stratejik etki alanı kurma çabasının bir göstergesidir. Bu nedenle bölge aynı zamanda küresel güç mücadelesi içinde önemli bir yere sahiptir. Günümüzde Çin açısından bu denli önemli olan Doğu Türkistan bölgesi, geçmişte de aynı önemi taşımış bu nedenle sürekli Çin istilasına maruz kalmıştır. Bu çalışmanın amacı Çin tarafından Doğu Türkistan’da uygulanan politikaların tarihi temellerini incelemektir. Çalışma başlıca dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bölgenin stratejik ve ekonomik önemi anlatılacak. İkinci bölümde Çin askerlerinin Doğu Türkistan’a girdiği 1755’den Yakub Bey’in iktidara geldiği 1865’e kadar süren Birinci Çin istilası, Üçüncü bölümde Yakub Bey tarafından Doğu Türkistan’ın tek çatı altında birleştirilmesi ve dönemin büyük devletleri tarafından tanınması, bu doğrultuda Yakub Bey Devletinin Rusya, İngiltere ve Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkiler kurması, üçüncü bölümde Yakup Bey’in 1877’de ölümüyle birlikte bölgenin İkinci Çin işgaline uğraması, 1933’de bir yıl sürecek olan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin kurulması, ancak Sovyetler Birliği’nin desteği ile bölgeye tekrar Çin kuvvetlerinin hâkim olması. Dördüncü bölümde ise, 1944’de İli ayaklanması sonrası beş yıl sürecek olan Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kurulması, başlangıçta bağımsız olarak kurulan Cumhuriyetin Sovyetler Birliği’nin baskısıyla Çin’le ortak bir koalisyon hükümetine dönüşmesi ve sonuçta bölgenin 1949 yılında Kızıl Çin birliklerinin hâkimiyetine geçmesine kadar olan dönem incelenecektir.
, Sayfalar 229 - 245
Yelda DEMİRAĞ
Özet Çevirileri
Osmanlı diplomasisine Moskof olarak geçen Rusya ile olan ilişkiler, Kırım Hanı’nın aracılığıyla II. Mehmed zamanında ticarete dayalı dostane temelli başlamış ve zamanla daha ziyade Kırım üzerindeki hâkimiyet mücadelesinden dolayı çatışmalı bir hale dönüşmüştü. II. Katerina dönemi Osmanlı-Rus siyasi ilişkilerinde önemli bir dönemi oluşturmaktaydı. Zira bu dönemdeki Rus dış politikası, Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırıp yerine İstanbul merkezli bir Rum Devleti kurmaya odaklanmıştı. Bu çalışmada 1787-1792 Osmanlı-Rus ve Avusturya savaşının nedenleri, savaş sonucunda Rusya’yla imzalanan Yaş Antlaşması ve bu antlaşmanın imzalanma sürecinde Avrupa devletlerinin katkısı ele alınmıştır. Çalışmanın ana kaynaklarını Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan belgeler ile Londra Parlamento Arşivi’nde bu antlaşmaya dair tutulan kayıtlar oluşturmaktadır. Her iki arşivde bulunan kayıtlar kullanılarak Osmanlı-Rus tarihsel ilişkilerinin bir kesiti değerlendirilmeye çalışılmıştır. 
Cilt 32 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 459 - 490
Zülfiye Koçak
Anahtar Kelime Çevirileri
Dünya siyasi tarihinde, Afganistan’ın öncelikli bir yeri vardır. Bunun başlıca nedeni, Afganistan’ın kıtalararası ve bölgelerarası stratejik bir coğrafya’da yer almasıdır. Çin, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Pakistan ve İran arasında yer alan Afganistan, Orta Asya, Sıcak Sular ve Ortadoğu’ya giriş-çıkış için en uygun kavşak noktası olduğu gibi; İslam, Çin ve Hint kültürlerinin de tam buluşma noktasındadır. Afganistan’ın kontrolü için, 18. ve 19. yüzyıllarda Rusya ve İngiltere arasında “Büyük Oyun” olarak adlandırılan siyasi, askeri ve ekonomik çatışmalar yaşanmıştır. Önceleri İngiltere tarafından kontrol altına alınan Afganistan, bağımsızlığını kazandığı 1918 yılından itibaren Rus nüfuzuna girmiş, 1979 yılında Ruslarca resmen işgal edilmiş, Batı ve İslam ortak cephesi kurularak, ancak 9 yıllık bir mücadeleden sonra Ruslardan arındırılmıştır. Afganistan 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’deki İkiz Kulelere ve Pentagon’a karşı yapılan terör saldırılarını, bu ülkede üslenmiş bulunan Usame Bin Ladin ve onun liderliğindeki El Kaide terör örgütünün düzenlediği iddiasıyla, ABD tarafından işgal edilmiştir (7 Ekim 2001). 1995 yılından 2001 yılına kadarki süreçte; ABD, Pakistan, Taliban, Petrol Şirketleri, Rusya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında yaşanan ilişkiler incelendiğinde, 2001 yılından bu yana şiddetli bir direnişe rağmen, işgalin süreci ve nedeni daha iyi anlaşılacaktır. Bu makale’de askeri, siyasi, dini, sosyal ve ekonomik açıdan bir geçiş noktası olan Afganistan’ın, 18. yüzyıldan günümüze kadar uluslararası ilişkilere etkileri analiz edilecektir
Cilt 34 , Sayı 2 , Oca 2008 , Sayfalar 22 - 43
Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU
Özet Çevirileri
Makalede, Abhazların Osmanlı İmparatorluğu’na 1867 göçünün hazırlık ve gerçekleşme süreçleriyle sonuçlarının bazı yönlerine ışık tutan Rus, Osmanlı ve İngiliz arşiv belgeleri takdim edilmektedir. Bu tanıklıkların önemi, özellikle iki ilgili devletin bu konudaki yaklaşım ve kararlarını üretmelerinin bazı iç mekanizmaları hakkında bilgimizi tasrih etmelerinden kaynaklanmaktadır. Sözkonusu sürgünü gerçekleştiren Rusya yönetiminin esas hedefi Abhazya’nın etno-demografik ve sosyal yapısını köklü bir şekilde “düzeltmek” ve bu şekilde kendi egemenliğini pekiştirmek iken, büyük ölçüde emrivakiye getirilen Osmanlı makamları, öncelikle yeni uyruklarının kabulü ve iskanıyla ilgili maddi masraflarının asgariye indirilmesinin peşinde gözükmektedirler. Bununla birlikte, her iki hükümet de kendi topraklarında göçmenler arasında büyük çaplı insani kayıplara meydan vermeme konusunda görece üst derecede kaygı göstermiştir. Rus ve Osmanlı verilerini genel olarak doğrulayan İngiliz konsolos raporlarında ise Abhaz feodal çevrelerinin bazı önde gelen temsilcilerinin göç sorunuyla ilgili tutumları hakkında dikkate değer bilgiler sunulmaktadır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 103 - 158
Georgy Chochiev
Anahtar Kelime Çevirileri
Bu makale dünya tarihinin ilk cezaevi konferansını tarihsel ve düşünsel açıdan kavramayı amaçlar. 1872’de İngiltere’de toplanan Londra Cezaevi Kongresi, uzmanlar, bürokratlar, ceza reformu üzerine çalışan farklı alanlarda hayırseverlerin katılımıyla sosyolojik ve tarihsel bir dönüm noktasını temsil eder. Londra Kongresi, Onsekizinci yüzyılda John Howard tarafından başlatılan ceza reformlarının bir meyvesidir ve müteakip konferansların da ilki olacaktır. Bu makale açısından önemi, ceza reformlarının Ondokuzuncu yüzyılın son otuz yılında vardığı noktayı, bu noktanın ne raddede beynelmilel bir karakter taşıdığını, modern devletin inşası açısından taşıdığı belirleyici rolü ve bununla beraber zenginlerin ve ayrıcalıklı kesimlerin hayırseverliğiyle devletin cezalandırma mekanizmalarının kesiştiği toplumsal olarak Yirminci ve Yirmibirinci yüzyılların kriminolojik ve ceza yaklaşımlarının kurucu paradigmasını teşkil etmesindedir.
Cilt 16 , Sayı 4 , Oca 2017 , Sayfalar 1148 - 1159
Sinan Tankut GÜLHAN
Özet Çevirileri
Demiryolları, Sanayi İnkılâbı’nın ardından gelişen teknolojinin sonuçlarından biridir. Aynı zamanda bir gelişmişlik göstergesi olan bu yeni ulaşım aracı işletilmeye başladığı ilk zamandan itibaren büyük devletler tarafından sosyal, ekonomik ve siyasi nüfuz alanları oluşturmak ve bu alanları korumak için kullanılmıştır. Osmanlı devlet adamları da bu duruma kayıtsız kalmamışlar ve erken sayılabilecek bir zamanda dikkatlerini demiryolu sistemine vermişlerdir. Ancak Osmanlı Devleti Hicaz Demiryolu’nu vücuda getirene kadar sermaye ve kalifiye eleman yokluğu ile siyasî şartların uygun olmamasından dolayı büyük çaplı bir demiryolu projesi gerçekleştirememiştir. Yapılabilen küçük çaptaki demiryolu ağları ise Osmanlı Devleti’nin politik, ekonomik ve askeri çıkarlarından ziyade imtiyaz verilen ülkelerin çıkarlarına hizmet etmiştir. Osmanlı Devleti’nin demiryoluna yaklaşımı, sömürgeci devletlerin dikkatlerinin Osmanlı demiryollarına dolayısıyla da Osmanlı topraklarına çevrilmesine neden olmuştur. Başta Almanya, İngiltere, Fransa olmak üzere Rusya ve Avusturya gibi büyük devletler Osmanlı topraklarında demiryolu yapımına yönelmişler ve Osmanlı Devleti’nden imtiyaz almak için yarışa girmişlerdir. I. Dünya Savaşı’na az bir zaman kala ABD’nin de Osmanlı Devleti’nden demiryolu yapım imtiyazı alma teşebbüsüne girişmesi Osmanlı topraklarını tam bir mücadele alanı haline getirmiştir. Bu da başta Ortadoğu meselesi olmak üzere birçok sorunu beraberinde getirmiştir.
Cilt 2011 , Sayı X , Oca 2011
Musa GÜMÜŞ
Özet Çevirileri
Mısır’ın işgalinin neden olduğu siyasi kriz dönemini sona erdiren 1802 Paris Antlaşması ile Karadeniz’de ticaret hakkı kazanan Fransa, 1803’te Trabzon’da bir konsolosluklar kurdu. Fakat bu süreçte Fransızların Trabzon’un ticaretiyle ilgilenmeleri transit ticaretinin canlandığı 1830’lu yıllara denk gelmektedir. Fransızlar önceleri İran ticareti için Gürcistan yolunu kullanma yönünde ciddi adımlar atsa da bu yola ilişkin planlarını gerçekleştiremeyince, İngilizlerin girişimiyle önem kazanan Trabzon-Tebriz yoluna ilgi göstermeye başladılar. Fakat Fransa Trabzon’daki ticarette, İngiltere’nin çok gerisinde küçük bir paya sahipti. Bu çalışma Fransız arşiv kaynaklarından hareketle, Fransa’nın Trabzon ticaretindeki yerini tayin etme ve Trabzon’da Fransız ilgisini yansıtan yatırım ve yatırım teşebbüslerini inceleme amacındadır.
Cilt 15 , Sayı 15 , Oca 2013 , Sayfalar 57 - 86
Yrd. Doç. Dr.Özgür Yılmaz
Özet Çevirileri
İngiltere’de 1848 yılında Kraliyet Akademisi öğrencisi üç genç; William Holman Hunt, John Everett Millais ve Dante Gabriel Rossetti, akademinin idealist eğitim sistemine karşı gelerek Pre-Raphaelite Brotherhood (Pre-Raphaelite Kardeşliği) adında bir grup kurmuşlardır. Pre-Raphaelite Kardeşliği, etkin bir şekilde 1848-1854 yılları arasında faaliyet göstermiştir. Kardeşlik, akademinin geleneksel kurallarına başkaldırı olarak sanatın bir tür ahlaki amaca hizmet etmesi gerektiğini savunmuştur. İngiliz resim tarihinde eserleri için seçtikleri konular ve bu konuları izleyiciye aktarma konusunda kullandıkları semboller nedeniyle 19. yüzyılın sanat dünyasına yeni bir soluk getiren Pre-Raphaelite Kardeşliği,  resimlerindeki sembolizm ve bu sembolizmin kaynakları ile ön plana çıkmıştır. Bu nedenle çalışmada, İngiltere’de 19. yüzyılda politik ve sosyal yaşamın sanatta yorumlanmasında katkısı olduğu düşünülen Pre-Raphaelite Kardeşliği’nin, eserlerindeki tasvirleri sembol olarak kullanırken neyi, nasıl anlattıkları ve hedefleri irdelenmiştir. 
Cilt 26 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 171 - 185
Dr. Meltem YAŞDAĞ
Özet Çevirileri
1880-1940 yıllarına kapsayan süreçte Delft‘teki De Porceleyne Fles, Utrecht‘teki Ravesteijn ve Lahey‘deki Plateelbakkerij Rozenburg fabrikalarında saptanan İznik motifleriyle üretilmiş çini ve seramikler, aynı dönemde Avrupa‘nın başka ülkelerinde de görülen eğilimlerin paralelidir. Fransa‘da Théodore Deck ve Emile Samson, İngiltere‘de William de Morgan, İtalya‘da Ulisse ve Giuseppe Cantagalli, Macaristan‘da Miklós Zsolnay‘ın İznik desenlerinden kaynaklanan tasarımları devrin beğenisini yansıtmaktadır. Bu dönemde İznik atölyelerinin faaliyetinin çoktan sona ermiş, ancak İznik eserleri Avrupa koleksiyonlarında yaygın bir şekilde dolaşmaya başlamıştır. Aynı dönemde Kütahya atölyeleri de İznik taklitlerini üretmiştir
Cilt 12 , Sayı 2 , Oca 2010 , Sayfalar 291 - 305
Gülgün YILMAZ
Özet Çevirileri
1950–1960 arası Kıbrıs sorunun siyasallaştığı dönem olarak bilinir. Zira sorunun ortaya çıkışıyla birlikte Türkiye, Kıbrıs’ta taraf olmaya başladı. İngiltere, Yunanistan ve Türkiye Kıbrıs konusundaki politikaları genellikle birbirine zıt olarak oluştu. Bu çalışmada yukarıda döneme ilişkin olarak Kıbrıs’ta çıkarılan Türk gazeteleri ele alınmıştır. Kıbrıs Türk basını dönemin atmosferini yansıtması açısından önemliydi. Gazetelerin haber künyesi, içeriği ve yayın politikası hakkında bilgiler çalışmanın ana gayesini oluşturmaktadır. Diğer taraftan gazetelerden yararlanılarak Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısı hakkında bilgi verilmeye çalışıldı.
Cilt 6 , Sayı 2/1 , Oca 2016 , Sayfalar 287 - 302
Orhan TURAN
Özet Çevirileri
Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantörlüğünde 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Yunanistan’ın ve Rumların adayı Yunanlaştırmak ve Yunanistan’a bağlamak için giriştikleri Türklere yönelik saldırıların ardından Kanlı Noel denilen haftada fiili olarak yıkılmasının ardından Kıbrıs Türkleri için acılarla dolu yeni bir dönem başlar. Bu devrede de Kıbrıs Türklerine yardıma koşanların başında Türkiye ve Kızılay gelmektedir. Her türlü insani yardım faaliyeti yanında Kızılay ayrıca Türkiye’de tedavüle sürdüğü Kıbrıs’a Yardım Pulu sayesinde topladığı nakit gelirle de Kıbrıs Türklerinin derdine derman olmaya çalışır. Bu çalışma Kıbrıs Türklerine yönelik bu yardım girişimlerine mercek tutmak üzere kaleme alınmıştır.
, Sayfalar 277 - 308
Ulvi KESER
Özet Çevirileri
İngiltere’nin Osmanlı ile ilk münasebetleri XIV. asrın sonları ile XV. asrın başlarında ticari ve iktisadî alanda olmuştur. İngiltere, Osmanlı Devleti’nin 1683 II. Viyana kuşatmasından sonra batı ile savaştığı dönemde, tarafsız kalmayı tercih etmiştir. Ama buna rağmen, Fransa ile aralarındaki düşmanlıktan dolayı Osmanlı ile Avusturya arasındaki savaşın bitmesi ve Avusturya’nın Fransa’ya karşı daha serbest hareket edebilmesi için büyük gayret göstermiştir. Osmanlı coğrafyasında ticari faaliyetlerden ziyade siyasi çalışmaları ile tanınan İngiliz büyük elçisi William Trumbull (1686–1691) İngiltere’nin menfaatleri icabı savaşın bitmesi için büyük gayret göstermiştir. Trumbull’un yerine atanan ve Karlofça Anlaşmasının imzalanması sırasında arabuluculuk yapan Peget (1692–1702) ise, İngiltere’nin tarafsız kalması için uğraşmış ise de Avusturya ve Venedik tarafı bir tutum izlemiştir. Karlofça antlaşması sonrası dönemde İngiltere, ticari ve siyasi çıkarları için Yakın Doğu ve Osmanlı Devleti ile daha fazla ilgilenmeye başladı. Bu dönemde İngiltere yavaş yavaş emperyalizme kaydı. Bu amaçla da Hindistan ticaret yolunun güvenliğini sağlamaya yöneldi
SELİM HİLMİ ÖZKAN
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Dünya ekonomisini ve dolayısı ile ticaretini etkileyen, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi, Birinci Dünya Savaşı, Dünya Ekonomik Krizi ve İkinci Dünya Savaşı gibi olaylar sonrasında daha fazla mekanik güç, daha fazla hammadde, daha fazla üretilmiş mal, değer, daha fazla ulaşım, sanayi ve ticaret süreçlerini beraberinde getirmiştir. Eski ve basit yapım biçemlerinin yerini daha ucuz ve aynı zamanda bazen daha kaliteli ürünleriyle fabrikalar almıştır. Bu gelişmeler maliyet muhasebesi uygulamalarının önünü açmıştır.Dünyada maliyet muhasebesi çalışmaları 1900 ve 1950 yılları arasında hız kazanmıştır. Eddis ve Tindall 1904 yılında karmaşık üretim süreçlerinden dolayı maliyet muhasebesi yapısının çok önemli olduğunu görmüşlerdir.General Motors, 1920’li yıllarda Amerikan ekonomisine yardımcı olan modern maliyet muhasebesi teknikleri geliştirmiştir. 1920’ler ve 1930’larda İngiliz demir-çelik endüstrisi için standart maliyet hesaplama sistemi çok önemli hale gelmiştir. İngiltere’de “Standart maliyet hesaplama sistemi” fikri ilk olarak 1929’da Ulusal Demir Çelik Üreticileri Federasyonu’nun yıllık toplantısında ortaya çıkmıştır. Bundan sonra bir çok alternatif ortaya atılmıştır. 1933’de atanan özel komisyon 1935’de “Demir-Çelik Endüstrisi Tekdüzen Maliyet Sistemi” adı ile bir rapor yayınlanmıştır. 19. yy’da maliyet muhasebesi alanındaki öncülerden biri Alexander Hamilton Church olmuştur. Church’ün en önemli katkılarından birisi tam maliyetleme sistemi olmuştur. 1947’de National Association of Cost Accountants (NACA) nın yayınladığı bültende tam maliyetleme sisteminin en modern, etkili, etkin ve kabul edilebilir maliyetleme sistemi olduğu vurgulanmıştır. Andrew Carnegie, 1900’lerin ortalarında, Carniege Steel adlı Amerikan şirketinde karar vermede maliyet bilgilerini kullanmıştır.Esnek bütçe terimi ilk olarak 1940’ların başlarında ortaya çıkmıştır. 1950’ler ve 60’larda değişken bütçe olarak adlandırılmıştır. General Electric 1960 yılında, GÜG (Genel Üretim Giderleri)’ni daha iyi dağıtabilmek için faaliyete dayalı maliyetleme sistemini kullanmıştır.Başa baş analizleri 1950’lerde kullanılmaya başlanmış, muhasebeciler 1960’larda Maliyet-Hacim-Kar analizleriyle birlikte başa baş analizini geliştirmişlerdir. 20. yüzyılın ilk yarısında maliyet muhasebesi alanında bilgisayar ve bilgisayar programı kullanımı yaygın olmadığından çok farklı düzey ve seviyede bilgi üretmek ve hesaplama yapabilmek mümkün değil iken, günümüzdeki Excel programının temelleri sayılan, 1979 yılında Apple II için geliştirilen Visicalc ve 1982’de IBM’in ilk bilgisayarı için geliştirilen Lotus 1-2-3 ile işletmelerde maliyet muhasebesi uygulamaları hız kazanmıştır.Çalışmamızda muhasebe ve maliyet muhasebesinin gelişimini etkileyen önemli konular ele alınmıştır.
, Sayfalar 39 - 67
Süleyman Yükçü, Gülşah Atağan
Özet Çevirileri
Özet4 Ağustos 2011 tarihinde Mark Duggan adlı çete üyesi olduğu iddia edilen bir gencin polis tarafından vurularak öldürülmesi sonucu başlayan protesto gösterileri 6-10 Ağustos tarihleri arasında yağmalama, kundaklama ve şiddet olaylarına dönüştü. Meydana gelen şiddet ve yağmalama olaylarının nedenleri İngiltere siyasal iktidarı tarafından ‘yetersiz ebeveynlik’, ‘yavaş çekim ahlakiçöküş’,‘fırsatçılık’, ‘magandalar’, ‘eşkıyalar’, ‘çeteler’ ‘gözü dönmüş sınıf-altı’ olarak değerlendirildi. İngiltere hükümeti meydana gelen olaylar karşısında,‘nedenler’ üzerine kapsamlı bir araştırmaya girişmedi; tam tersine, olay örgüsünü ahlaki yozlaşma ve kriminalleşmeye referansla muhafazakâr bir söylem içerisinden değerlendirdi. Muhafazakâr Parti’nin, İngiltere toplumunun sosyal ve kültürel sorunlarını özetlemek için kullandığı sloganı, “parçalanmış toplum” söylemi, kitlesel yağmalama ve kundaklama olaylarının nedeni olarak gösterildi. İsyanlar sürecinde ve sonrasında kamu harcamalarındaki kesintiler,yoksulluk, ırk ayrımcılığı, aşırı polisiye denetim İngiltere hükümeti ve popüler basın tarafından dile getirilmedi. Koalisyon hükümeti ve ana akım basın isyan sürecinde ve hemen sonrasında hiçbir veriye dayanmaksızın çizdiği isyancı profili kamuoyunu ve yargılama sürecini önemli ölçüde etkiledi: Muhafazakâr-liberal demokrat İngiltere hükümetinin, erozyona uğramış değerlere olan vurgusunu temel alan popüler basının fırsatçı, eşkıya, maganda gibi sıfatlarla kriminalize ettiği isyancıların yargılanma süreçleri, İngiltere adalet sisteminin normal işleyişine göre daha hızlı ve ağır cezalarla sonuçlandı. İngiltere hükümeti ve popüler basının isyanın nedenlerine ilişkin açıklamaları kamuoyu ve yargılama sürecinde etkili olmasına karşın hem muhalefet tarafından hem da akademik,entelektüel çevrelerce yetersiz karşılandı. İngiltere kamuoyunda akademik ve konuya duyarlı çevrelerin inisiyatifiyle hükümet söylemini hedef alan eleştireler dile getirildi ve Guardian/London School of Economics (LSE) işbirliğinde isyanın asli nedenlerini anlamaya yönelik kapsamlı ampirik bir araştırma yürütüldü. Bu yazının amacı, 2011 İngiltere isyanlarının İngiltere hükümeti ve popüler basın tarafından nasıl basitçe kriminalize edildiğini; olayların perde arkasında ise,tam tersine, politik, sosyal ve ekonomik nedenlerin yattığını serimlemektir. Bu bağlamda, İngiltere hükümeti ve popüler basının ahlaki erozyon ve kriminalizayon söylemi, isyan sonrası oluşan mevcut literatür çerçevesinde eleştirilmekte;öncelikle İngiltere hükümetinin isyana yaklaşımı ve buna yönelik eleştiriler sunulmaktadır. Bu eleştiriler çerçevesinde, olayların kriminalite söylemiyle açıklanma çabasının belirli bir siyasal stratejiye tekabül ettiği ve İngiltere siyasal iktidarının ahlaki çürüme ve yozlaşmaya olan vurgusunun isyanı politize edecek zemini oluşturan sosyal ve ekonomik boyutları nasıl ötelediği deşifre edilmektedir. Son olarak, Guardian/LSE işbirliğinde yürütülen araştırmanın sonuçlarından hareketle, isyana sebebiyet veren olgular değerlendirilmektedir.Bu bağlamda, İngiltere hükümetinin genel ahlaki çürüme ve kriminalite söyleminin kundaklama, yağmalama ve şiddet olaylarının asli nedenlerine tekabül etmediği; tam tersine, 6-10 Ağustos 2011 tarihleri arasında yaşanan olayların arkasında, kalabalıkların gündelik hayatlarında deneyimledikleri sınıfsal kutuplaşma, yoksulluk, yoksunluk, ayrımcılık, polisin yoğun durdurma ve arama faaliyetleri gibi hem politik karar ve tercihlerin ürünü hem de küresel kapitalizmin makro dinamiklerindeki dönüşümle bağlantılı toplumsal sorunların belirleyici olduğu tartışılmaktadır.AbstractAfter an alleged gang member Mark Duggan was shot dead by the police on 4 August 2011, the demonstrations rapidly transformed into looting, arson and violence between 6 and 10 August 2011. The British political power defined the reason for the riots which were sparked after the death of Duggan as ‘poorparenting’, ‘slow-motion moral collapse’, ‘opportunism’, ‘yobs’, ‘thugs’, ‘gangs’,‘feral under-class’. The British government did not initiate any research to explain why the riots occurred; on the contrary, the government voraciously construed the riots within a conservative discourse of criminalisation and moral erosion. In this regard, the discourse of “broken society”, deployed to mark out social and cultural problems of Great Britain by the Tories, was introduced to explain the massive scale of arson, looting and violence. Public sector cuts, poverty, racial discrimination and strict policing were not depicted by the British government and popular press. The representation of rioters, drawn by the popular press without relying on any empirical data, has had far-reaching effects on the public opinion of riots-sentencing and the criminal justice process. The figures gathered from the courts indicate that those who participated in the riots and appeared in the courts received immediate custody at nearly three times the rate as those normally sentenced for similar offences, and that the average length of their sentence was nearly four times longer than those convicted for similar offences as well. Although the causes for the riots held by the British government and the representation of rioters as ‘black-hoody gangs’ by the popular press were so effective in taking shape of the public opinion and the criminal justice process, those explanations forthe riots were found inadequate and biased by the opposition and in academic circles. Thus the discourse of the British government on the riots was strictly criticized. The dominance of countless conservative-attuned interpretations in the mainstream press and the biased-driven government approach required a comprehensive empirical study to understand what led to the course of events.In response to the government’s approach, comprehensive empirical research was conducted through the collaboration of Guardian and London School ofEconomics (LSE) Social Policy Department. The aim of this article is to exhibit how the 2011 England riots were simply criminalised by the British governmentand the popular press, and to emphasise that social and economic politically based causes were underlying those events. In this context, the discourse of the British government and popular press which refers to moral collapse and criminalisation is criticised in the light of the post-riot literature. First of all, the discursive approach of the British government on the riots and the critique of that is presented to reader. Secondly, it is argued that the criminalisation of rioters,whose emphasis is upon moral collapse, has responded to a definite political strategy by concealing the social and economic problems which otherwise may have politicised the riots. Finally, it is by drawing on the results of the research conducted by Guardian/LSE that the facts causing the riots are understood.That said, it has to be pointed out that moral collapse and criminalisation are not the preliminary reason for looting, arson and violence. Social and economic problems such as poverty, depravity, social exclusion, discrimination and strictpolicing based on stop and search are the consequences of both political decisions and dynamics of the transformation of global capitalism in the last three decades.
Cilt 37 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 105 - 142
Boran Mercan
Başlık Anahtar Kelimeler Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Dünya siyasetinde 19. yüzyıl,devletlerarası sömürge yarışı ve güç mücadelesinin en yoğun yaşandığıdönemlerden biri olmuştur. Bu sömürge yarışı ve güç mücadelesinde Osmanlı Devleti hakimiyeti altındabulundurduğu toprakların fazla olması ve önemli sömürgelere giden bir yolda bulunması nedeniyleön planda olmuştur. Bu durum dönemin büyük güçlerinin (İngiltere ve Rusya) Osmanlı Devleti üzerindefarklı tahayyüllerinin olmasına yol açmıştır. Osmanlı Devleti ise bu süreçte hem büyük güçlerinkendisiyle ilgili amaçlarını engellemeye çalışmış, hem de büyük güçlerle güç mücadelesine girmiştir.Bu mücadelelerden biri olan 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) ise Osmanlı Devleti ve dünyasiyaseti için önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır.93 Harbi’nde Osmanlı Devleti’nin ağır bir mağlubiyetalması büyük güçlerin her birinin politikalarında değişikliğe yol açarken, Osmanlı Devleti için ise yürüttüğüdenge politikasının yeni bir devlete endekslenmesi sonucunu doğurmuştur. 93 Harbi sonucundaortaya çıkan temel düzenleme olan Berlin Antlaşması ise dönemsel olarak İngiltere’yi ve bir ölçüdediğer büyük güçleri tatmin etmiştir. Fakat bu antlaşmanın barışa hizmet eden bir düzenleme olmadığıgüç mücadelesinin Osmanlı Devleti üzerinde devam etmesiyle kendini göstermiştir.Anahtar Kelimeler: 93 Harbi, Osmanlı Devleti, Büyük Güçler, Ayastefanos, Berlin.
Cilt 5 , Sayı 2 , Oca 2015 , Sayfalar 103 - 122
Ferhat DURMAZ
Özet Çevirileri
This study aims to gain to literature Storied Hypothetical Situations Form (SHSF) which determines preschool children who attend peer bullying and identify Dynamics in peer relationships. The study was conducted in three schools (177 children). Two of them (121 Turkish children) were in Ankara-Turkey which were depend on Ministry of National Education and one of them (56 English children) was in London-England which is depend on Office of Standard Education Department. SHSF which was used in this study consists on 7 subtitles as physical bullying, relational bullying, verbal bullying, victimization, prosocial behaviors, peer acceptance and peer rejection. We investigated frequency distribution. We used Preschool Social Behavior Scale-Teacher Form (Crick, Casas & Mosher, 1997) for criterion validation. As a result, SHSF was found a valid and reliable measure to determine peer bullying in preschoolers.
, Sayfalar 148 - 165
HATİCE UYSAL, ÇAĞLAYAN DİNÇER
Özet Çevirileri Öz
During the invasion period after signing the Truce of Mondros, the county of  İskenderun, which also covered Antakya, was invaded by the England. The commander of the Lightning Armies which was deployed in the area was Mustafa Kemal. The county which meant the essence of the Turkish National struggle for Independence and was approved by the last Ottoman National Assembly within the National Treaty, was in the border of the country. The Republic of Turkey, which failed to obtain what it had desired in some issues in the peace negotiations that started right after the victory of the National Struggle, continued to struggle to fulfill what he had to do in these matters. Hatay is one of the issues that made the agenda too busy in this process. With the contribution of a new document we have achieved, we will try to express this process, which we know in some ways.
Cilt 10 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 117 - 134
Adem Kara
Özet Çevirileri Öz
It is known that, exposure to lead cause to various detrimental effects on the hematopoietic, kidney, reproductive, and central nervous system. One of the sources of lead intake, is colored decorations applied over glazes of some ceramic, porcelain and glass tableware. Also, the cadmium and chromium can be found in these objects.In this study, aimed to determine the amount of lead, cadmium and chromium found in colorful decorated ceramic, porcelain and glass kitchenware which in daily use at home in Ankara. For this purpose, 84 analyses were performed for 31 samples (18 porcelain, 9 glass, 4 ceramic). 16 of the samples were made in China, 8 inTurkey, 3 in Germany, one each in France, England, Cyprus and Malaysia. Before, the decorated/painted surface and the unpainted glazes of the samples were analyzed and finally the samples that homogenized by grinding, were analyzed by XRF. As well as lead, the chromium and cadmium were found in the decorated surface analysis of some samples. The average amounts of lead (by weight), chromium and cadmium, were determined as 1.82% (in 26 samples ), 0.154% (in 20 samples) and  0.189% (in 6 samples), respectively,  in the decorated surface analysis. The lead was determined in the unpainted glazed surface of 3 of 31 samples, only.  The chromium and cadmium were not found in the unpainted glazed surfaces of all samples. The average amounts of lead and chromium 0,117% (in 26 samples), 0.021% (in 8 samples) were found in the grinded samples, respectively. The cadmium could not be determined in none of all grinded samples. The lead, chromium and cadmium were not found in any analyzed parts of 3 Turkish products (1 glass, 1 porcelain, 1 ceramics). A high amount of lead (decor=9.66%, 9.56%=glaze, grinded sample=1.15%) was observed in all analyzed parts of the British ceramic samples. The lead, chromium and cadmium, were determined as 7.18%, 0.118% and 0.409% (the highest amount of cadmium in the study), respectively, in decorated surface of a china glass. The results of this study indicated that the daily use of colorful decorated tableware is a high human health risk factor in the current time, still.
Cilt Volume 2 , Sayı İssue 1 (1) , Oca 2017 , Sayfalar 34 - 34
Nesrin İÇLİ
Özet Çevirileri Öz