Arama Sonucu: 1012 Aranan: England
Cilt 1 , Sayı 9 , Oca 2000 , Sayfalar 0 - 0
William James
Cilt 1 , Sayı 9 , Oca 2000 , Sayfalar 0 - 0
Horst Jürgen Helle
Cilt 1 , Sayı 9 , Oca 2000 , Sayfalar 0 - 0
Sabino S. Acquaviva
Cilt 1 , Sayı 9 , Oca 2000 , Sayfalar 0 - 0
İbn Sina
Cilt 1 , Sayı 9 , Oca 2000 , Sayfalar 0 - 0
Eateh M. Sandeela
Cilt 1 , Sayı 9 , Oca 2000 , Sayfalar 0 - 0
Richard L. CORLISS
Cilt 1 , Sayı 9 , Oca 2000 , Sayfalar 0 - 0
Said b. Said el-Alevi
Bu çalışmada, Eylül 2012 tarihinden itibaren tüm okullarda uygulanan 4+4+4 Eğitim Sistemi kapsamında, seçmeli “Bilim Uygulamaları” ve “Çevre ve Bilim” derslerinin içeriğinin ne olması gerektiği konusunda, 25 fen bilimleri öğretmeninin görüşleri doküman analizi kullanılarak elde edilmiş ve incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgu bilim (fenomenoloji) çalışması kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak kullanılan doküman açık uçlu sorulardan oluşturulmuş ve uzman kontrolü ile son hali verilmiştir. Verilerin analizi kodlar oluşturma ve temalara ayırma ile yapılmıştır. Bulgular incelendiğinde, dokuz öğretmenin “Bilim Uygulamaları” dersinin içeriğinin fen bilimleri ders programına paralel olarak işlenmesi gerektiğini belirttikleri görülmüştür. Öte yandan 12 öğretmen ise, “Çevre ve Bilim” dersinin içeriğinin, çevre kirliliği konularını kapsaması gerektiğini düşünmüşlerdir. Ayrıca fen bilimleri öğretmenlerinin problem yaşadığı üniteler ve sebepleri temalar halinde bulgularda sunulmuştur. Sonuç olarak, öğretmenlerin sayısal içerikli fen konularını anlatmada matematik ve fen bilgisi arasındaki bağlantıyı kuramamalarından kaynaklı olarak zorlandıkları görülmüştür. Analizler sonucunda, alan yazın çalışmaları ile elde edilen bulgular, benzerlikler ve farklılıklar yönünden tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur
Cilt 1 , Sayı 35 , Oca 2013 , Sayfalar 72 - 94
Handan YERER
Çalışma doğrudan, “Güneşe Yolculuk” ve “Berlin in Berlin” filmlerinde göç nasıl bir dil oyunu ile kurgulanmaktadır sorusuna cevap aramaktadır. Bu sorunun cevabına ulaş¬mak için öncelikle göç olgusu işlenecek, ardından Wittgenstein felsefesinde çok önemli bir yeri olan dil oyunu etraflıca ele alınacaktır. Son olarak da çalışmamızın temel sorusu olarak iki ayrı film örneğinde; “Güneşe Yolculuk’ ’ ve “Berlin in Berlin’ ’ filmlerinde göç olgusunun nasıl bir dil oyunu ile ve bu dil oyunları doğrultusunda nasıl bir eksenle kurgulandığına bakılacaktır. Çalışma görüldüğü gibi üç disiplin çerçevesinde oluşturulmuştur. İlk bölümde göç sosyolojik/antropolojik bağlamda, ikinci bölümde dil oyunu felsefi bağlamda, üçüncü bölüm ise, göç ve dil oyunu parantezinde “Güneşe Yolculuk’ ’ ve “Berlin in Berlin” filmi sinema sanatı bağlamında ele alınacakür. Çalışma bu yönüyle disiplinler arası bir özellik taşımaktadır.
Cilt 1 , Sayı 26 , Oca 2009 , Sayfalar 181 - 199
Güliz ULUÇ, Murat SOYDAN
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın safında girdi. Osmanlı Hükûmeti savaşa girmenin haklı nedenlerini ve meşruiyetini halka anlatmaya ve halkı savaşa teşvik etmeye çalıştı. Aynı amaç doğrultusunda Bursa’da Muhiddin Baha tarafından bir askerî piyes sahnelendi. Piyes; Osmanlı Devleti’nin savaşa girişinin haklı nedenleri, dünya Müslümanlarının Halifenin bayrağı altına tereddütsüz koşacağı, dünya Müslümanlarının Osmanlı orduları ile özgürleşeceği, Mısır ve Kafkasya’nın fethedileceği, İngiliz ve Rusların bu topraklardan sürüleceği konuları üzerinde durmaktadır
Cilt 1 , Sayı 28 , Oca 2010 , Sayfalar 177 - 191
İsmet ÜZEN, Hanifi ASLAN
Bu çalışmanın amacı, ünlü Amerikalı yazar Henry James’in The Turn of the Screw (Yürek Burgusu) adlı eserinde anlatılan olayları, İngiliz düşünür Edmund Burke’ün ‘Yücelik’ kavramı açısından tartışmaktır. James’in bu kısa romanında meydana gelen olaylar, daha çok gotik edebiyat türünün okuyucu üzerinde bıraktığı etkiyle yakınlık gösteren bu teori ışığında incelenebilir. Eserde gerçekleşen ilginç olaylar, doğaüstü gelişmeler, korku unsurları ve belirsizlikler böyle bir incelemeyi mümkün kılmaktadır. Özellikle yukarıda belirtilen teknik unsurların okuyucu üzerinde bıraktığı etki Edmund Burke’ün teorisinin temelini oluşturmaktadır. Eserin, okuyucusu üzerinde bırakabileceği etkiler, aynı zamanda gotik edebiyat türünün eserdeki özellikleriyle birlikte, Burke’ün teorisi bağlamında ele alınmıştır. Bu bakımdan, bu çalışmada hedef, söz konusu eseri, birçok açıdan, Edmund Burke’ün yücelik tanımı ışığında ele almaktır.
Cilt 1 , Sayı 34 , Oca 2013 , Sayfalar 224 - 233
Yiğit SÜMBÜL
İstanbul, özellikle 1876-1923 yılları arasında büyük değişikliklere uğrar. II. Abdülhamit Dönemi, İttihat-Terakki Dönemi ve üç büyük savaşla beraber malî buhranlar, bu güzel şehrin ayaklarını yerden keser. İncelememizde İstanbul’un üç dönemde geçirdiği değişiklikler, konu edinen iki romanı, mekân olarak seçtikleri konaklar ekseninde incelenir. Refik Halit’in İstanbul’un İç Yüzüve Mithat Cemal’in Üç İstanbulromanlarında üç konağın sembolize ettiği devirler tespit edilmiştir. Konaklarda, dönemine göre yapılan fiziki değişiklikler vurgulanırken bu mekânların insan-siyaset ilişkileri üzerinde de durulmuştur. Çalışmamızda, Refik Halit ve Mithat Cemal’in romanları merkez alınarak bu iki eserin gözüyle İstanbul şehri ile konaklarında dolayısıyla da insanında meydana gelen değişiklikler ortaya konulmuştur
Cilt 1 , Sayı 18 , Oca 2005 , Sayfalar 93 - 109
Kemal TİMUR
Arapça, Farsça ve Türkçe için pek çok mensur sözlük hazırlandığını kaynaklardan öğrenmekteyiz. Ancak Klâsik Türk şiirinde diğer edebiyatlarda pek örneğine rastlayamadığımız manzum sözlük yazma geleneğinin bulunduğunu da belirtmemiz gerekir. Pek çok kaynakta varlığından bile haberdar olunmadığını anladığımız bir tür olarak manzum sözlükler, bilimsel anlamda ciddî ve doyurucu birer kaynak olmaktan uzaktır. Bu sözlükler bilhassa çocuklarımızın hem aruz eğitimine katkıda bulunmak hem de Arapça Farsça kelimelerin Türkçe karşılıklarını ezberde tutabilecekleri hacimdeki bir eser vasıtasıyla öğrenmelerini sağlamak bakımından bir hayli dikkat çekicidir. Pek çok manzum sözlüğün mukaddime kısmında “lugat ilmi”nin insanı zeki edeceğinden bahsedilmesi ve hatta müelliflerinin de çocukluklarında en azından bir manzum sözlük ezberlediğini beyan etmesi, üzerinde durulması gereken önemli bir ayrıntıdır. 2001 yılında neşrettiğimiz Mustafa b. Osman Keskin’in “Manzûme-i Keskin” adlı Türkçe-Arapça-Farsça manzum sözlüğü üzerinde çalışırken Klâsik Türk Edebiyatı’nda 30’un üzerinde manzum sözlük bulunduğunu görmüştük. Öyle sanıyoruz ki hâlen tespit edilemeyen yeni manzum sözlüklerin de bulunması mümkündür Biz bu çalışma çerçevesinde, tespit edebildiğimiz kadarıyla kütüphanelerde en azından 50-60 kadar yazma nüshası bulunan, 1801 yılından 1900’lü yılların başına kadar en az 30 kez basılan Sübha-i Sıbyân adlı Türkçe-Arapça manzum sözlük hakkında ana hatlarıyla bilgi vermeyi düşünüyoruz. 460 beyit civarında bir hacme sahip olan eser, Sıbyân mekteplerinde de ders kitabı olarak okutulmuştur.
Cilt 1 , Sayı 20 , Oca 2006 , Sayfalar 65 - 77
Atabey KILIÇ
“Laoqida Yan Jie” kitabı Yuan Hanedanlığının sonu ile Ming Hanedanlığının başlangıcını içine alan ve bu dönemde kuzey bölgelerinde kullanılan Çince’nin, konuşma dilini yansıtan bir kitaptır. Bu kitaptaki “们men” ve “家jia” üzerine yaptığımız araştırma, bu iki ekin o zamanki kullanım yöntemini, yakın çağ Çince tarihindeki gelişimini, dilbilgiselleşme özelliklerini ve araştırmaya konu olan kitabın sınırlılıkları gibi konuları kavramamızı sağlamıştır
Cilt 1 , Sayı 32 , Oca 2012 , Sayfalar 261 - 270
Semine İmge AZERTÜRK
Ahmet Hamdi Akseki, “Riyazu’s-Salihin” adlı esere yazmış olduğu mukaddimede, hadis ve sünnetle ilgili görüşlerini ortaya koymuştur. O, hadis kelimesinin haber ve eser kavramlarıyla aynı manaya geldiği görüşünü benimsemiştir. Ona göre hadis, İslam ahlak esaslarının bir kaynağı olup, Kur’an’da yer alan itikadi esasları beyan ve teyid eder. Akseki, hadis ve sünnet kavramlarının ayrı anlamlar içerdiğini ifade eder. Ona göre sünnet; Hz. Peygamber’in yaptığı işlerin, Peygamberlik vazifesini insanlara tebliğ edişinin fi’li ve amelî tevatür ile rivayet ve nakledilmiş olan keyfiyetidir. Onun sünnet tanımına getirmiş olduğu “ameli tevatür” ifadesi önemlidir. Hz. Peygamber’in peygamber olmak bakımından, tebyîn ve teblîğ olmak üzere iki vazifesinin olduğunu söyleyen Akseki, Hz. Peygamber’in şer’i hükümlerdeki tasarruflarının tebliğ, fetva, kazâ ve imamet olmak üzere dört şekilde tezahür ettiğini ifade eder. Akseki’ye göre sünnet vahiy mahsulü olup bağlayıcı olan unsurları vardır. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in tasarruflarının ne anlama geldiğini bilmek, hadis ilmiyle ilgilenenler için önemlidir. Yine o, bu mukaddimesinde sünneti itibarsızlaştırmak isteyenlere karşı, Kur’an ve sünnetten cevaplar vermiştir. Önemli âlimlerimizden olan Ahmet Hamdi Akseki, bu kısa ve öz mukaddimesinde, hadis ve sünnetin anlaşılmasına katkı sağlamıştır.
Cilt 1 , Sayı 34 , Oca 2013 , Sayfalar 126 - 143
Mustafa CANLI
Cilt 1 , Sayı 7 , Oca 1996 , Sayfalar 0 - 0
Hüseyin ATAY
Cilt 1 , Sayı 5 , Oca 1994 , Sayfalar 0 - 0
Şamil Cemşidov, Metin Karaörs
18. yy. müderris şairlerinden olan Rif’atî Alî Bey hakkında elimizde yeterli bilgi bulunmamaktadır. Râmiz ve Sâlim tezkireleri ile Fındıklılı İsmet Efendi’nin Tekmiletü’şŞakâyık adlı eserinde verilen bilgilerin de yer yer birbirleriyle çeliştiği görülmektedir. Alî Bey, 1659-60’da İstanbul’da doğmuş, 1734’te yine aynı şehirde vefat etmiştir. İstanbul’daki çeşitli medreselerde müderrislik görevlerinde bulunan Rif’atî Alî Bey ilmiye teşkilâtında çeşitli talihsizliklerle karşılaşmıştır. Râmiz tezkiresinde bildirildiğine göre divanı vardır, ancak bugün elde mevcut değildir. Şiirlerinden örnekleri Safayî ve Sâlim tezkirelerinde görmekteyiz. 18. yy. şairlerinden Seyyid Vehbî’nin de Vekâlet-nâme’sinde adını andığı Rif’atî Alî Bey şöhreti sonradan unutulmuş isimler arasındadır
Cilt 1 , Sayı 16 , Oca 2004 , Sayfalar 15 - 24
Atabey KILIÇ
Heterojen bir nüfusu olan ve çeşitli kültürlerin birbirleriyle kaynaştığı tüm dünya kentlerinde yerel kimlik özelliklerine sahip birçok özgün yapı tipi oluşmuştur. Bu yapı tipleri içerisinde anıtsal nitelikli olanlar birçok kişi tarafından araştırılmış, yayınlaştırılmış, koruma altına alınmış ve günümüze ulaştırılmıştır. Ancak görece daha az irdelenmiş ve korunmuş olan konutlar, çeşmeler, küçük ticaret yapıları gibi gündelik yaşam ve halk kültü- rüne daha yakın olan yapılar, kendi kaderlerine terk edilerek, yeterince araştırılmamış ve günümüze önemli kayıplar vererek ulaşabilmiştir. Oysaki kentlerin ticari, sosyal ve ekonomik yaşamının simgesi olan anıtsal yapılar kadar, bu yapıların gerisinde kalarak özellikle ticari yaşamın hareketlenmesini sağlayan halı-kilim atölyeleri, pastırma-sucuk imalathaneleri, güvercinlikler, bezirhaneler, şarap ve şırahaneler gibi ticari üretime yönelik küçük yapıların da korunumu sağlanmalıdır. Tarımsal ticaretin gerisinde bir destek ünitesi olarak yapılandırılan ve bu makalenin ana konusunu oluşturan güvercinlikler de, yerel kaynakları yalın bir şekilde yorumlayan fonksiyonalist bir mimarinin temsilcisi olarak, kaybolan halk mimarisinin korunması gereken önemli bir öğesidir. Dönem insanının yaratıcı ve üretken gücünü simgeleyen güvercinlik yapılarının mimari literatüre eklemlenmesini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen bu çalışma, aynı zamanda bu yapıların uluslararası ve yerel boyutta sürdürülebilirliklerinin sağlanması açısından da son derece önemli bir anlam taşımaktadır.
Cilt 1 , Sayı 21 , Oca 2006 , Sayfalar 0 - 0
Gonca BÜYÜKMIHÇI
Ülkelerin tarihine bakıldığında modernleşme ve batılılaşma süreçleri birbirine benzer ancak Kore bu noktada farklılık gösterir. Bu farklılığı çalışmanın içeriğinde dönem tarihini gözönüne alarak açıklamaya çalıştım. Ayrıca bir toplumun modernliğini kadınlann sosyal statülerinden anlamak mümkündür. Dolayısıyla bu çalışmada batıklaşma dönemin¬deki kadınların durumlanna da kısaca yer verdim. Kore’nin batılılaşma çalışmaları 19. yüz- ylda Coson Hanedanlığı (1392~1910) nın hüküm sürdüğü yıllara dayanmaktadır. Kore batılılaşma ve modernleşme doğrultusunda politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel olarak bir takım değişimlere uğramıştır. Kore’ye Bak’nın yeni fikirlerininin iletimi Doğu Asya da büyük politik gücü elinde bulunduran Japonya sayesinde Gabo (1894-1896) reformunun ilanı ile olmuştur. Batılılaşma dönemine Gehoagi (Aydınlanma Dönemi-1894~1910) adı verilir. Japon baskısıyla olsun ya da olmasın Kore Batı siyasetinin ve toplumunun bilincine erişmeye zorlandığı için Aydınlanma dönemi toplumda büyük bir değişim ve reforma sebep olmuştur. Bu dönem Kore kadınları için bir dönüm noktası idi. Konfüçyanizm inancı ve ataerkil yapısı nedeniyle Kore kadınlarının haklan kısıtlı idi. Misyonerlerinde etkisiyle Ay¬dınlanma Dönemiyle birlikte eğitim başta olmak üzere birçok haklara sahip oldular. Kore kadınlan, Edebiyat alanında kendilerini göstermeyi bilmişler ve kadınlar açısından dünyada olup bitenleri ve yeni fikirleri hemcinsleriyle paylamışlardır.
Cilt 1 , Sayı 27 , Oca 2009 , Sayfalar 183 - 199
Hatice KÖROĞLU