Arama Sonucu: 945 Aranan: Greek-Orthodox
From Institutionalisation (Law in Books) to Implementation (Law in Action). In: Essays in Honour of Professor Ioannis Manoledakis. Vol. I, pp. 401 ff. (Greek). Spinellis, C.D., Tsitsoura, A. (2006). The Emerging Juvenile Justice System in Greece. In: J. Junger-Tas, S.H. Decker (Eds.), International Handbook of Juvenile Justice, pp. 309 ff. Pitsela, A. (2010). Greece. In: F. Dünkel et al. (Eds.), Juvenile Justice Systems in Europe. Current Situation and Reform Developments. Vol. 2, pp. 623 ff. Pitsela, A. (2010). Zur neuesten Reform des Jugendkriminalrechts in Griechenland. Festschrift für Argyrios Karras, pp. 1183 ff. About the Law on Juvenile Justice which was in force before the reform by Law no. 3189/2003, s. Pasiotopoulou-Poulea, M. (1986). Rechtsfolgen der Straftat eines Jugendlichen im griechischen materiellen Jugendstrafrecht, Jur. Diss. Chaidou, A. (1986). Freiheitsentziehende Maßnahmen gegenüber jugendlichen Delinquenten in Griechenland, in: F. Dünkel, K. Meyer (Eds.), Jugendstrafe und Jugendstrafvollzug, pp. 999 ff. Rupp-Diakojanni, Th. (1990). Die Schuldfähigkeit Jugendlicher innerhalb der jugendstrafrechtlichen Systematik. Ein Vergleich zwischen dem deutschen und dem griechischen Jugendstrafrecht, Jur. Diss. Pitsela, A. (1997). Griechenland. In: F. Duenkel, A. van Kalmthout, H. Schueler-Springorum (Eds.), Entwicklungstendenzen und Reformstrategien im Jugendstrafrecht im europäischen Vergleich, pp. 155 ff. Vorschläge für einen rationalen Umgang mit der Jugenddelinquenz, in: C. Prittwitz, I. Manoledakis (Eds.), Strafrechtsprobleme an der Jahrtausendwende, 2000, pp. 131 ff. Chaidou, A. (2002). Griechenland, in: H.-J. Albrecht, M. Kilchling (Eds.), Jugendstrafrecht in Europa, pp. 191 ff. Pitsela, A. Greece. Criminal Responsibility of Minors in the National and International Legal Orders. Revue Internationale de Droit Pénal 75 (2004), pp. 355 ff. Pitsela, A., Sagel-Grande, I., Jugendstrafrechtliche Sanktionen mit Freiheitsentzug in Griechenland und in den Niederlanden. ZfStrVo 53 (2004), pp. 208 ff
Cilt 71 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 1003 - 1020
Angelika Pitsela, Anastassia Giagkou
Özet Çevirileri Öz
Colonialism dominated history and archaeology perhaps unlike any other event, and archaeological interpretation was an essential support to territorial claims. Thus, upon the landing of the Greek troops in Smyrna on May 1919, that inaugurated a 3-years military campaign, the Greek Government sent archaeologists to excavate some of the famous archaeological sites of the western coast, while the Greek Army also participated, by gathering artifacts on its way to Ankara. The surveys attempted to “prove” the “since ever pure” and “solid” Greekness of Asia Minor, by diminishing, on the other hand, the role of other ancient people into the creation of the Aegean and Anatolian civilization. Through a brief description, this article focuses on the relation between the excavations and the necessity of the Greek bourgeoisie of becoming more effective ideologically.
Cilt 1 , Sayı 4 , Oca 2013 , Sayfalar 5 - 10
Kalliope Pavli
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
‘Binbirkilise’: Yeniden Bir BakışOrta Anadolu’nun güneyinde bir yer olan Binbirkilise 19. yüzyıl sonlarında Gertrude Bell tarafından ziyaret edilmiş ve tanıtılmıştır. Burada geç Hitit devleti Tarhuntasa’nın ana ibadet yeri ve göze çarpan Doğu Roma (Bizans) kiliseleri ve manastırları bulunmaktaydı. Volkanik dağın zirvesindeki bu yer günümüzde kısmen tahrip edilerek askeri bir yerleşme tarafından ulaşılmaz bir hale getirilmeden önce, yazar burayı çeşitli kereler ziyaret etmiş, yüzey araştırmaları yapmış ve planlar çıkarmıştır. Makalede, bu çalışmanın sonucu olarak edinilen yeni bulgular tanıtılmaktadır.Yanardağın zirvesinde şunlar tanımlanmıştır: a) Zemin planda Doğu Roma (Bizans) kiliseleri ve yak. 1995 yılındaki yüksekliği; b) Zirvedeki özel kaya oluşumları çizimlerde kaydedilmiştir. Böylece eski Anadolu kaya kült alanının bölümleri tanımlanabilmiş ve yazıtlarla bağlantısı kurulabilmiştir. Bell ve daha sonraki ziyaretçiler bunu atlamış ve sonucunda da hatalar yapmışlardır. Burada hem doğal kaya oluşumlarından hem de geç Hitit yontma taşlarından oluşan iki odalı açık bir kült cella’­sı vardı; c) Kilisenin güneyinde, kısmen yontulmuş yuvarlak bir taş, baitylos izlenimi uyandırmaktadır. Nişler için Assos’tan erken döneme ait Yunanca bir yazıtı da olan bir benzer bir örnek gösterilmekte ve tartışılmaktadır; d) Yazar, Üçkuyu köyünden itibaren doğrudan kuzey-güney istikametinde 2271 m yükseklikteki zirveye ve eski üsse doğru yukarı çıkan eski bir yoldan izler bulmuştur. Yukarı tırmanan yolun belirtileri ve yol izleri görülebilmektedir. Zirvede, ‘üssün’ olduğu platoda ve yukarı giden yolda, çok sayıda değişik niteliklere sahip kaya oymaları tanımlanmıştır. Bunlar, Anadolu’da bulunmuş olan, açık kült cella’ları, steller, baitylos’lar, kayaya oyulu kaplar ve nişler gibi di­ğer yayımlı buluntularla karşılaştırılmıştır.Kronoloji, tarihleme ve kullanımı ile ilgili, bir şeyin el yapımı olup olmadığı ya da kült içerikli olup olmadığı vb. konularda çeşitli öneriler yapılsa da, bu makale belgelemeye önem vermekte, tahrip edilmeden önce orada ne görülebildiği konusunda tanımlar yapmakta, bunu planlar, çizimler ve fo­toğraflarla göstermektedir. Makale manastır kalıntılarıyla ayakta duran Değle / Deyle / Deghile kö­yüyle sonlanmaktadır. Bu yapı grubunun yeni bir zemin planı orada büyük bir Doğu Roma (Bizans) manastırının olduğunu göstermektedir. Değle’de, kabartmalı bir khamosorion bazı detaylarıyla tanımlanmaktadır.Sonuç olarak, bu makale geniş ölçekli bir ‘kent planlamacılığı” bakımından yeni ve kapsamlı bağlantılar sunmaktadır. Makalede daha önce yayımlanmamış olan, daha fazla sayıda mimari plan, ze­min planları, yükseltiler, krokiler, perspektif çizimleri ve de açıklamalı yapı rekonstrüksiyonları su­nulmaktadır. O zamanki (yak. 1995 yılı) mevcut korunma durumu gösterilmektedir. Makalede kaya kült alanının yeni planları ile kayadan oyma özellikler taşıyan yeni buluntular sunulmaktadır. Kullanılan çizim tekniği yıkık duvarlar ve kaya oluşumları için yeterli olacak şekilde, yapının planına bağlı olarak yapılan serbest el çizimidir. Yazar bu rapor hakkında canlı bir tartışma beklemektedir.
Cilt 13 , Oca 2016 , Sayfalar 165 - 210
Gerhard Huber
Özet Çevirileri
Daha önce yayınlanmamış bu Süryanice metin, iki kısımdan oluşmaktadır. Bu iki kısım göklerdeki İsa Mesih vasıtasıyla Kohenlik müessesesinin İsrailoğulları’ndan alınması hakkında bir Yahudi ile bir Hıristiyan arasında cereyan eden konuşma ve müessesenin sonradan aldığı biçim ile farklılaştığı anahtar noktaların listesi. Temel kaynağı Pavlus’a atfedilen İbranilere Mektup olsa da yazar Grek felsefi düşüncesinden etkilenmiş ve bu metni belki de Yahudilerle tartışmak için yazmıştır.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2014
Hamza Üzüm
Özet Çevirileri
Bu makalede, çağdaş Türk şairlerinden Behçet Necatigil’in ‘Nilüfer’ adlı şiiri, mitolojik öğelerin katkısı açısından incelenmektedir. ‘Nilüfer’ şiiri, şairin, anlam bakımından daha yo- ğun ve derinlikli yapıtlar yazdığı dönemin ürünüdür. Bu dönem, Necatigil’in şiir çizgisinde, mitos, efsane ve eski şiir geleneğiyle kurulan metinler arası ilişkilerin, anlam katmanları- nın zenginleşmesi ve şiirin derin yapısının güçlenmesine katkıda bulunduğu bir dönemdir. ‘Nilüfer’ de şiirsel dilin çok anlamlı yapısı ve metinler arası göndermeleriyle bu dönemin, farklı okuma biçimlerine yol açan yetkin şiirlerinden biridir. Belirtilen özellikleri dolayısıyla, bu makalede, ‘Nilüfer’ şiirindeki mitolojik öğeler ve bunların şiirin oluşumundaki etkileri ele alınmaktadır. ‘Nilüfer’de anlamsal yapı hareketlidir ve bu hareketliliği sağlayan öğeler mythopoetik dinamiklerdir. Şiirin yüzey yapısında, herhangi bir mitolojik ad bulunmamakla birlikte, derin yapıya yönelik incelemede, Necatigil’in hem Doğu hem Batı mitoslarından yararlandığı ortaya çıkmaktadır. Metinler arası ilişkiler açısından ilk planda Yunan mitologyasındaki ‘Hero ile Leandros’ efsanesiyle bağlantısı dikkat çekmekle birlikte; derin yapı okumalarında, şiirdeki göndermelerin bununla sınırlı olmadığı görülmüştür. Belirtilen efsanenin daha gerisinde ‘Nilüfer’de ‘yaşam-ölüm’ döngüsüne dayanan ‘yeniden-doğuş’ mitoslarının izleri seziliyor. Şiirin bu özelliği adından başlar. Bu bakımdan, inceleme, adıyla birlikte, şiirde anahtar konumundaki sözcükler çerçevesinde yapılmaktadır. Varılan sonuç, tüm bu öğelerin, Necatigil’in bazı kişisel özellikleri, yaşamı ve gündelik pratikler karşısındaki tavrıyla etkili biçimde kaynaşmış olduğu; şairin, kendi kişisel serüvenini insanlığın ortak kültür mirası ile birlikte değerlendirerek yetkin bir şiir örneği sunduğu biçiminde ifade edilebilir.
Cilt 20 , Sayı 80 , Oca 2014 , Sayfalar 119 - 128
Aydın Afacan
Özet Çevirileri
Türk dilinin tarihî süreç içerisinde pek çok dille söz alışverişinde bulunduğu bilinmektedir. Bu alışverişlerde yeni karşılaşılan bilgilerin alıntılanmasının yanında bundan daha fazlasının verildiği de görülmüştür. Türk toplumunda fertlerin güçlü kan bağlarına önem göstermesi ve bu önem neticesinde pek çok akrabalık sözünün ortaya çıktığı tespit edilmektedir. Bu akrabalık adlarının başka dillere verildiği de anlaşılmaktadır. Bu açıdan Türk dilinin akraba bilgisine yönelik söz varlığı gücü, Türkçenin komşularının söz varlığına da yansımıştır. Bu çalışmamızda da Türkçe sözlüklerde Rumca olarak belirtilen çaça sözünün anlamı ve kaynağı üzerinde durarak, sözün Türk dilinin akrabalık bilgisine ait bir unsur olduğu gösterilmeye çalışılmaktadır. Hem tarihî sözlükler hem de çağdaş lehçelerin söz varlıkları incelendiğinde sözün Türk dilinin söz varlığına ait olduğu görülmektedir.
Cilt 14 , Sayı 26 , Oca 2013 , Sayfalar 51 - 62
Murat ÖZŞAHİN
Özet Çevirileri
İnsanın hayatı ve refah içinde yaşaması bağımlı değişken olarak ele alındığında bunun bağımsız değişkenleri sosyal, ekonomik ve siyasal öğretileri içeren değişkenlerdir. Çünkü toplumsal yapı ülkeden ülkeye değiştiğine göre evrensel ve ilahi öğretilerin pratik hayata ve reel - politik hayata uygulanması kaçınılmazdır. Bu bağlamda reel ekonomi, faiz ve yatırım ilişkisi, vakıfların iktisadi hayattaki rolü, politik iktisat başlıkları İslami iktisatla ilişki kurularak açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde siyasal ideolojilerle iktisadi hayat ilişkisi irdelenmiş, kapital çeşitleriyle İslami iktisat ilişkisi araştırılmıştır. Venture ve maddi olmayan kapitallerle, şukuk ve onun soysal hayata etkisi araştırılmıştır. Son bölümdeyse İslam iktisadı mı? İslami iktisat mı? Kavramalarına kısır döngüden öte ıstılah bağlamında yaklaşılmıştır. Etik ekonomi, İslam iktisadı, İslami iktisat, ahlak ve ekonomi gibi terimlere iktisadi ve literal anlamada üniversitelerde İslam İktisadı adı altında ders olarak okutulabilmesinin bilimsel ve pedagojik enstrümanları sunulmuştur. Ortodoks ve heterodox iktisadın ve politik iktisatla İslam toplumlarının doğasına uymayan iktisadi akımlarla İslami iktisadın literatüre girebilmesi için program ve içeriklerinin belirlenmesi ve karşılaştırmalı konu başlıkları çalışmanın alt başlıklarından birini oluşturmaktadır. Rekabet-müteşebbislik-tasarruf-üretim-tüketimyatırım-faiz-vakıf-vergi-zekât-kapital çeşitleri semavi dinler iktisat literatürüne yüklenen anlamla semavi olmayan inanç sistemlerinin iktisada yükledikleri anlamalara İslami iktisadın karşılaştırması yapılmıştır. Bu konunu üniversitelerde seçmeli ders olarak okutulabilmesi için AKTS uyarlaması da önerilerde belirtilmiştir
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 1 - 12
Fazıl Yozgat
Özet Çevirileri
Türk yargı sisteminin, ayrımcı pratikler ve güçle bütünleşmiş olmak gibi pek çok problemi bulunmaktadır. Pek çok durumda tanık olduğumuz gibi, yasama, yargı organı ve sosyal yapıya dair bir eleştiri getirmeden, kendi başına bu tür problemleri çözemez. Dahası, yargı sisteminin aktörleri bu ayrımcı pratikleri kendileri üretmektedirler. Problemin kökenine inmek ve yargının baskıcı boyutunu açığa çıkarmak için yargı sisteminin erkeksi karakterini analiz etmek gerekir. Bu çalışmada, Aiskhylos’un Orestes üçlemesi yargı erkinin erkeksi karakterini göstermek üzere seçilmiştir. Orestes, toplumu ve geleneği dönüştürücü karakteri nedeniyle, Yunan tragedyalarının en önemlilerinden ve iz bırakmış olanlarındandır. Orestes’te hem Antik Yunan’daki politik ve sosyal yaşamın sorgulanışı hem de ideolojik politik ve sosyal durumu yöneten ve meşrulaştıran ideolojik araçlara ve hukuk sisteminin inşasına tanık oluruz. Yargı sistemi ve erkeksi iktidar eşzamanlı bir biçimde, mitos yoluyla tesis edilmiştir.
, Sayfalar 27 - 44
Özlem DUVA
Özet Çevirileri
Sadece fragman şeklinde derlenmiş yazıları korunabildiğinden dolayı, özellikle Parmenides, Herakleitos ve Anaksimandros gibi düşünürlerin tetkiki mevzû olduğunda, ne tür bir felsefî (/ve filolojik) yöntemin kullanışlı ve işe yarar olduğu husûsu önemli bir tartışma konusudur. Dahası, mezkûr fragmanların anlamı ve kavranması ile uğraşıldığında, pek de farkında olunmaksızın kendiliğinden kimi terslikler ortaya çıkar. Bu meyanda, deyim yerindeyse, biz ve onlar arasında yalnızca bir zaman uçurumu değil, aynı zamanda tarih boyunca değişime uğrayan bir okuma becerisi mevcûddur. Açılırsa, o zamanlarda insana has “ergon”un “psukhē”ye vurulmuş yazıyı okumak olduğu sessiz sedâsız kabul edilirken; bu zamanlarda yazılı bir metni dosdoğru okumak bile insana zor gelir. İşbu nedenle, bu çalışmada, Parmenides’in Peri Phuseōs denilen fragmanlarından hareketle kurulan “Parmenides Onto-lojisi” fikrinin elbette tüketici değil fakat genel bazı yorumlarını devre dışı bırakmak için hazırlık mâhiyetinde bir irdeleme takdîm edilecektir.
Cilt 5 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 530 - 548
Ümit ÖZTÜRK
Anahtar Kelime Çevirileri
Tarih ders kitaplarına ulusal kimliğin öğretilmesinde önemli bir rol yüklenir. Ders kitaplarında sunulan metinler insanların kim olduklarını ve yaşadıkları toplumla bağlarının ne olduğunu gösterir. Elbette ders kitapları durağan değildir. Bilindiği gibi hem Türkiye’de hem de Yunanistan’da tarih ve sosyal bilgiler ders kitaplarında yenilikler yapılmıştır. Bu araştırmanın da amacı “İstanbul’un Fethi ya da Düşüşü” konusunun eski ve yeni Türk ve Yunan ders kitapları çerçevesinde analiz etmektir. Bunun için Türkiye’de ve Yunanistan’da devlet tarafından yazdırılan ve dağıtılan yeni ve eski iki ders kitabı seçilmiştir. Bu kitaplardaki An erlier version of this research was presented in the International Symposium on History Education, in Erzurum Turkey, 16-18 June 2010. * National and Kapodistrian University Athens, Faculty of Primary Education, Athens, Greece ** Dokuz Eylül University, Buca Faculty of Education, Izmir, Turkey, E-mail: banu.culha@deu.edu.tr İstanbul’un Fethi ya da Düşüşü konusu içerik ve betimsel analize tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda her ülkenin de iki ders kitabında tarihsel kanıtların kullanımının ve aktif öğrenme etkinliklerinin arttığı ve daha barışcı bir tarih yazımının tercih edildiği görülmüştür.
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 24 - 42
Elenie Filippidou, Banu Çulha Özbaş
Başlık Özet Çevirileri Başlık Çevirileri
The purpose of the paper is to firstly provide a conceptual perspective on the existing European economic environment and secondly, to delineate the disastrous economic policies responsible for derailing the entire Greek economic establishment. The study expounds upon the very framework that EU policy has been conducted by scrutinizing the way some main economic indicators have fluctuated over the years. The main focus of the economic policies adopted by the EU countries should be on the strengthening of the monetary union and the euro in terms of strengthening the productive, technological, qualitative and redistributive efficiency and not in terms of weakening unions, dislocating labor market institutions, degrading and transforming the social state to “state charity”. The distorted model of development that has been religiously adhered to for many years, has caused production as well as primary surpluses to shrink dramatically, which in conjunction with inappropriate policy alternatives contributed to a prolonged recession that we are currently witnessing. The fiscal restructuring that is currently underway in Greece is bound to burden further the already crippled economic activity in so far as the new tax reforms constrain dramatically the purchasing power of its citizens. The latter in conjunction with the deregulation of the labour markets will reduce real wages markedly, causing in affect further decline in private consumption. The resulting decrease in aggregate demand will set off a self-feeding mechanism of declining production and increasing unemployment.
Cilt 1 , Sayı 3 , Oca 2011 , Sayfalar 123 - 132
Constantinos Alexiou
Başlık Anahtar Kelimeler Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
1923 sonrası Türk hikâyesine bakıldığında, Yunan/Rum karakterlerin hem Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın taze hâtıralarından dolayı olumsuz, hem de yüzlerce yıllık mekân birlikteliğinin sonucu olarak olumlu bir şekilde yer aldıkları görülür. 1923 ile 1950 yılları arasındaki dönemi kapsayan çalışmada altı yazarın yedi hikâye kitabından toplam on beş hikâye incelendi. Ele aldığımız on beş hikâye, Rumları doğrudan konu edinen hikâyelerdir. Bu hikâyeler içinde, Rumları “milliyetçi” perspektifle “öteki” olarak gören hikâyeler olduğu gibi, onları “insancıl” bakış açısıyla ele alan hikâyelere de rastlandı. Kimi yazarlarımızın hikâyelerinde Yunan/Rum karakterler genellikle arkadaş ya da dost konumundadır. Arkadaş ya da dost olmayan Yunanlılar/Rumlar ise, okuyucuya mağdur ve mazlum bir pozisyonda sunulur. Yunanlıları/Rumları “insancıl” bir yaklaşımla ele alan hikâyecilerimizin ortak özellikleri şöyledir: Yunanlıların/Rumların yoğun oldukları yerlerde yaşamaları, büyümeleri ve yurtdışına çıkmış olmaları. Yunanlıları/Rumları olumsuz karakterler olarak sunan yazarlarımızın hikâyelerinde ise, Yunanlılara/Rumlara ait sıfatlar genellikle şu şekildedir: Zalim, zorba, kâfir, hain, işbirlikçi. Çalışmada hikâyelerdeki Yunan/Rum algısı tahlil edilirken yazarların kendi hayatlarından da yararlanıldı. Rum/Yunan karakterlerin hikâyelerde neden “insancıl” ya da “milliyetçi” bir perspektifte değerlendirildiği sorusunun cevabı aranırken tarihî ve sosyolojik verilerin yanı sıra yazarların biyografik verileri üzerinde de duruldu
Ensar KESEBİR
Özet Çevirileri
Kıbrıs Meselesinin kökenleri Osmanlı uyruklu Yunan şair Rigas Ferreros‟un 1791 yılında Bükreş‟te çizdiği daha sonra 1796‟da Viyana‟da bastırdığı Megali-İdea haritasına dayanır. Haritaya göre, Bizans İmparatorluğu yeniden canlanacak ve Osmanlı İmparatorluğu‟nun hâkim olduğu on iki bölgeden Türkler atılacaktır. 1571‟de Latin Katolik dindaşlarının baskı ve zulmünden Türkler sayesinde kurtulan Kıbrıs Ortodoks Rumları, bağlı bulundukları Osmanlı Devleti‟ne Batılı devletlerin de etkileriyle başkaldıracaktır. 1878 yılında Kıbrıs‟ın İngiltere‟ye kiralanmasının ardından Rumların Enosis istekleri giderek artmıştır. İlerleyen senelerde Osmanlı Devleti‟nin Birinci Dünya Savaşı‟nda kendilerinin karşısında savaşa girmesini bahane eden İngiltere, Kıbrıs‟ı tek taraflı ilhak etmiştir. Bilindiği gibi 1923‟de küllerinden yeniden doğan Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti‟ni kurmuştur. Kıbrıs ise Lozan Antlaşması ile yeni Türk Devleti‟nin sınırları dışında kalmıştır. 1925‟te ise İngiliz Taç Kolonisi haline gelmiştir. Bu çalışmamızda, 1878‟den 1925‟e kadar geçen zaman zarfında Osmanlı Devleti‟nin ya da Türkiye‟nin Kıbrıs‟a bakış açısını, İngiltere‟nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs stratejisi bağlamında destek bulan Rumların Enosis faaliyetlerini ve İngiltere‟nin Kıbrıs politikalarını belirleyen koşullara değineceğiz.
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 20
Ergenekon Savrun
Özet Çevirileri
Muğla ili Türkiye’deki iller arasında deniz ile sınırı en uzun olan ildir. Fakat buna rağmen Muğla bölgesinin denizcilik tarihindeki yerini gösterir çalışma yoktur. Eldeki bilgiler birkaç küçük nottan ibarettir. Müstakil kitap veya makale bazında bir çalışma zaten yoktur. Hâlbuki Türklerin Menteşe bölgesini fethetmelerinden itibaren Menteşe Bey, oluşturduğu donanma ile “Emirü’s-sevahil” ünvanını almış ve adalarda bazı yerleri de ele geçirmiştir. Menteşe Bey’den sonra bölgede bir donanmadan bahseden kayıt mevcut değildir. Menteşe bölgesinin coğrafi yapısı, dağlarının ormanlarla kaplı olması gemi yapımında büyük avantaj sağlamaktadır. Bölgede Osmanlı döneminde denizcilik faaliyetleri devam etmiştir. Ünlü Osmanlı denizcilerinden biri olan Turgut Reis bu topraklardan çıkmıştır. Osmanlı Donanması açısından bir felaket ile sonuçlanan 1770 yılındaki Çeşme baskınından sonra Bodrum denizcilik açısından önem kazanmıştır. XIX. Yüzyılda adalarda başlayan Rum isyan hareketleri ile bölgede askeri hareketlilik artmıştır. Buna paralel olarak Bodrum’da denizcilik faaliyetleri de artmıştır. Artık Bodrum’u denizcilik açısından önemli bir yer olarak gören devlet, yerel yönetim ile yazışmalara başlamıştır. Resmi olarak yapılan yazışmalar, tabiatıyla kazadaki kadı sicillerine kaydedilmiştir. Ticari gemilerin yanında özellikle askeri gemi yapımı, yani kalyon inşası ile ilgili kayıtlar epey bir yekûn tutmaktadır. Bu çalışma ile 165 Numaralı Bodrum Şer’iyye sicilinde denizcilikle ilgili kayıtlar ışığında bölgedeki denizcilik faaliyetleri ortaya konmuştur.
, Sayfalar 117 - 138
AHMET YİĞİT
Özet Çevirileri
Girit, 1770 yılından itibaren, Mora ve Sisam Adalarının tesirleri, Yunan Filiki Eterya/Etniki Eterya Derneği’nin çalışmaları, Yunanistan’ın politikaları ve 1856 Islahat Fermanı’nın doğurduğu siyasî ortamdan yararlanan Yunanlıların Megola/Megali İdea fikrini Girit’te yayılması gibi çeşitli nedenlerle sorunların yaşandığı ve dolayısıyla yönetilmesi zor bir coğrafya olmuştur. Bu sorunlar, Girit’te ayrılıkçı düşünceyi ortaya çıkarmış ve ayrılıkçıların isyan etmelerine zemin hazırlamıştır. Yunan hükûmeti ise Girit’te açık tahrik politikası yürüterek bu ayrılıkçı fikirleri derinleştirmiştir. Bunun yanında Yunan hükûmeti, Girit’teki kargaşayı, Avrupa’ya, Hristiyanların katledildiği şeklinde yansıtmış ve büyük güçlerin müdahalesini adaya çekmeye ve bundan yararlanarak Girit’i ele geçirmeye çalışmıştır. Rusya ve Fransa gibi devletlerin konuya dikkat kesilmeleri ise Girit Meselesi’ni uluslararası bir sorun haline getirmiştir. Böylelikle Girit Meselesi’nde Yunanistan’ın rolü de şekillenmiştir. Bütün bunlar, Namık Kemâl’in Girit Meselesi’ndeki birikimlerinden alınmış bilgilerdir. Makalede, Yunanistan’ın Girit Meselesi’ndeki rolü, Namık Kemâl örneğinde Osmanlı aydınının bakış açısıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Cilt 5 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 28 - 41
Musa GÜMÜŞ
Özet Çevirileri
Bu çalışmada 1878’den 1931 yılına kadar geçen süreçte Kıbrıs’ta Rumların Enosis talepleri ve İngiliz yönetiminin bu talepler karşısında izlemiş olduğu politika ele alındı. Ayrıca 1931 yılında Kıbrıslı Rumlar tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerinin temelini oluşturan tarihsel kırılma noktaları ve bu sürecin Kıbrıs Rum toplumunda yaratmış olduğu etkilere değinildi. Bu sürecin anlaşılması Kıbrıs’ta 1950 yılından itibaren yeniden ivme kazanan Enosis taleplerinin ve 1955’te başlayan terör eylemlerinin nedenlerinin de anlaşılmasını açısından önemlidir
Cilt 12 , Sayı 24 , Oca 2012 , Sayfalar 13 - 26
Gürhan YELLİCE
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
 1878 yılında kurulan Mamuratül-Aziz vilayeti 16 kaza ve 3 sancaktan oluşmaktadır. Vilayetin bugünkü sınırları Elazığ, Malatya, Adıyaman ve Tunceli illerinin büyük bir kısmını kapsamaktadır. Osmanlı döneminin muhtelif tarihlerinde, bu yerleşmeler farklı idari yapıların bünyesinde olsa da defalarca sayılmışlardır. 1893 sayımı, bu sayımlardan sadece birisidir. 1893 yılı nüfus sayımı Osmanlı ülkesinin genelini kapsayan oldukça önemli sayımıdır. Özellikle 1881-1882 yıllarında yapılan sayımlardaki hatalar ve eksikler bu nüfus sayımda giderilmeye çalışılmıştır. 1893 yılı sayımlarının sonuçları esas alınarak, farklı idari yapılar veya imparatorluk nüfusuna dair veriler birçok araştırmacının konusu olmuştur. Ancak bizim ulaşabildiğimiz çalışmaların hiç birinde, 1893 yılı Mamuratül-Aziz vilayetinin nüfusu, araştırma konusu edilmemiştir. Bu yönüyle orijinal kabul edebileceğimiz bu çalışma, 28 Mayıs 1893 tarihli bir icmal nüfus cetvelindeki veriler esas alınarak yapılmıştır. Bu sayımda nüfus kadın, erkek, Müslim, Gayrimüslimler ise Ermeni, Ermeni Katolik, Protestan, Süryani, Süryani Katolik, Rum ve Latin şeklinde tasnif edilmiştir. Bu cetveldeki nüfus kayıtlarına ilave olarak ihtiyaç duyuldukça, muhtelif arşiv tasniflerindeki belgelere de müracaat edilmiştir. Sayısal veriler ihtiyaç duyuldukça tablo ve grafiklerle desteklenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde, Osmanlı nüfus sayımları, bu nüfus sayımlarının güvenirliliği üzerinde durulmuştur. Gelişme kısmındaki başlıklarda ise Mamuratül-Aziz vilayetinin idari yapısı, 1893 sayımı ve bu sayıma göre vilayetin nüfus ve etnik yapısı ortaya konulmuştur. Sonuç kısmında ise metin içerisinde belirtilen veriler değerlendirilmiştir. 
Cilt 5 , Sayı 12 , Oca 2017 , Sayfalar 77 - 97
Abdülkadir Gül
Özet Çevirileri
1897 Türk-Yunan Savaşı’nı Osmanlı Devleti kazanmıştı. Bu zafer, Balkan topraklarını yavaş yavaş kaybeden Türkler için dimdik ayakta olduklarının göstergesiydi. Bu zaferle ilgili başta Sultan II. Abdülhamid olmak üzere Osmanlı idarecilerine ve ordusuna şiirler yazılıyor, övgüler düzülüyordu. Ancak savaşın galibi Osmanlılar, barış görüşmelerinde karşılarında Avrupa devletlerini bulunca durum değişti. Müzakereler sonucunda Osmanlı Devleti, Tesalya’yı Yunanistan’a iade etmek zorunda kaldı. Savaş tazminatı olarak da yaptığı harcamanın ancak üçte birini aldı. Yunan kuvvetlerinin halkın emval ve emlakına vermiş olduğu zararlar için de ayrıca 100.000 lira daha tazminat elde edildi. Bâbıâli, 100.000 liralık tazminatla tebaasının zararlarını karşılamayı planlarken, Avrupa devletlerinin tebaası olup Tesalya, Selanik ve Yanya’da gayrimenkulleri bulunan ecnebilerin tazminat talepleriyle karşılaştı. Oysa anlaşmayı imzalarken böyle bir taleple karşılaşılacağını düşünülmemişti. Osmanlı Devleti, Avrupa devletleriyle arasının bozulmaması için Yunan vatandaşları haricindeki tüm zarar gören sivillerin taleplerini dikkate almak zorunda kaldı
Cilt 34 , Sayı 34 , Oca 2013 , Sayfalar 223 - 243
İbrahim SERBESTOĞLU
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
CHARRITY EXHIBITION FOR THE RELATIVES OF MARTY ANDVETERANS of GRECO-TURKISH WAR of 1897    Sultan Abd11lham1d II organized a charity exhibitio11 for those people whose relatives have been martyried during the Greek war in 1897. 5 people were involved in organizing the kermess. People showed great interest from istanbul and other provinces. Abdulham1d the second and other statesman financially contributed to this kermes. Besides the statesman, people also made donation. Some of the collected money has been deposited to Ottoma11 and Ziraat banks. Belongings have been sold to merchallls in auction. Donators have been rewarded with medals and state mark based on their stallls. Goods that have been donated for the charity exhibition varied. Women gave some handcraft goods; on the other hand man made the donation based on their status and profession. Cigaretts, cigarett case, cigarett holder, paintings, signboard, bag, meal set, 11arghile, cologne, good fragrance and tesbih are the goods that have been donated. Goods that imported from Europe, America, Japan and China have been granted to charity exihibition.Key Words: 1897 Greek War, Charity Exhibition, Abdulhamid the Second,Martyr, War Veteran, Cash Donation, Ott01nan Bank, Ziraat Bank.
Cilt 0 , Sayı 13 , Oca 2008 , Sayfalar 13 - 42
Necmettin ALKAN
Özet Çevirileri Öz
Dinsel kimliklerin toplumsal statüye etki ettiği ilk zamanlardan itibaren ruhban sınıfı toplumun diğer kesimlerinden ayrı tutulmuştur. Bu çalışmada, Osmanlı bünyesindeki Ortodoks Hıristiyan cemaati içinden ruhban sınıfına geçiş ve bu geçişle beraber gelen değişim, Sakız Adası’ndan iki örnek üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. 1566-1912 yılları arasında tam 346 yılını Osmanlı hâkimiyetinde geçiren ada halkının geleneksel yapısındaki iç işleyiş, cemaat kayıtlarına yansıdığı kadarıyla günümüze ulaşmıştır. Makalede adanın damla sakızı köylerinden olan Kalamoti’ye ait bu kayıtlar incelenmiş ve bunlardan elde edilen bilgiler doğrultusunda ruhban sınıfına geçiş aşaması ve etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır.
, Sayfalar 113 - 129
Filiz Yaşar
Özet Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
1789 Fransız Devrimi sonrasında Monarşinin çöküşü eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarının halka ait olduğu yönündeki düşüncenin ortaya çıkmasına sebep oldu. Böyle bir düşünce sistemi ilkesel olarak İmparatorluk içinde yaşayan ulusların kendi kimliklerini keşfetmesine ve ulus-devlet anlayışı ile milliyetçi olgunun doğmasına sebebiyet verdi. Nitekim akılcı düşüncenin egemen olduğu Aydınlanma Çağı ve akabinde Avrupa'da oluşan Romantik akım karşısında hiçbir imparatorluğun varlığını tek güç olarak sürdürmesi de olası değildi. Böyle bir süreç elbette ki dönemin etkin gücü olan Osmanlı İmparatorluğu içinde farklı ulusların imparatorluğa karşı isyan hareketlerini de beraberinde getirdi. Balkanlar'da çıkan bu isyanlar sonucunda Osmanlı İmparatorluğundan bağımsızlığını ilk alan Yunanistan, 1821-1829 yılları arasında yaşanan isyan sürecinde en büyük desteği Avrupa'dan gördü. Antik Yunan hayranlığının hüküm sürdüğü Avrupa'da temel gündem demokrasi ve özgür düşüncenin doğduğu toprakların kendi Oryantalist düşünceleri doğrultusunda despot ve "Doğulu" saydığı Osmanlı'dan kurtarılması gerekliliğiydi. Nitekim Avrupa'daki Rönesans ve Reform hareketlerinin oluşması Yunan'ın atalarından kalan bir mirasın da neticesiydi. Avrupa böyle bir bilincin ötesinde  "Yunan Davasını" kendileri açısından vicdani bir mesele olarak da görüyordu. Avrupa Yunanistan'a bir özgürlük borçluydu ve bu borcun ödenmesi için her türlü ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri desteğin verilmesi gerekliydi. Başta Lord Byron, Victor Hugo, Chateaubrıand, Shelley gibi dönemin Romantikleri gerek verdikleri eserlerle gerek bizzat davanın içinde aktif rol alarak isyan süresince Yunanistan'a yardım ve destekte bulundular, Avrupa'nın pek çok yerinden gelen Yunanperverler/Filhelenler Antik Yunan'ı yeniden bulma ve yaratma ümidiyle geldikleri Yunan topraklarında isyana bizzat katılıp destek verdiler. Kısaca, 1821 Yunan İsyanı Avrupa ve Yunan diasporası güdümünde gerçekleşen ve Avrupalı Romantiklerin ideolojik gördüğü bir mesele olarak destek alan siyasi bir harekettir. Bu makalede Avrupa ve Romantik Akım temsilcilerinin Yunan İsyanına nasıl katkıda bulundukları farklı cephelerden değerlendirilerek anlatılacaktır. 
Cilt 26 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 325 - 344
Esra ÖZSÜER
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Kocaeli Sancağı, bulunduğu coğrafi konum itibariyle Osmanlı Devleti’nin önemli sancaklarından biri olma özelliğini sürekli olarak korumuştur. Misyonerlik amacı güden devletler 19. yüzyılda Osmanlı Devletinin birçok bölgesini olduğu gibi Kocaeli’ni de misyonerlik hareketlerinin etkisi altına almışlardır. Misyonerlik faaliyetlerinin iyi bir siyasi propaganda malzemesi olduğunu fark eden batılı devletler, Osmanlı Devleti’ndeki bu faaliyetlerini özellikle 19. yüzyılda büyük ölçüde arttırmışlardı. Bu faaliyetlerde başı çeken ülkelerden olan Amerika ve İngiltere vatandaşı olan birçok misyoner diğer Osmanlı topraklarında olduğu gibi Kocaeli Sancağı içerisinde de faaliyetlerde bulunmuşlardı. Bu yolla Kocaeli’nde yüzyıllarca kardeş gibi yaşayan Ermeni ve Rum Osmanlı vatandaşlarını etkileri altına almaya çalışmışlardır.
Cilt 34 , Sayı 34 , Oca 2012 , Sayfalar 67 - 76
Resül Narin
Özet Çevirileri
Bu makalede, Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı vatandaşı Rumlara karşı uygulanan boykot hareketi ele alındı. Osmanlı kamuoyunda Rumlara karşı bir tepkinin oluşması sebepleri üzerinde duruldu. Rumlara karşı uygulanan boykot hareketinin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin “milli iktisat – milli burjuvazi” oluşturma politikasıyla uyumlu olduğu sonucuna varıldı. Ayrıca, boykota karşı çıkan Rum Patrik’ine karşı Hüseyin Kazım Bey tarafından yazılan risalenin transkripsiyonuna da makalede yer verildi
, Sayfalar 91 - 107
Hasan Taner KERİMOĞLU
Özet Çevirileri
Bu makalede, Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı vatandaşı Rumlara karşı uygulanan boykot hareketi ele alındı. Osmanlı kamuoyunda Rumlara karşı bir tepkinin oluşması sebepleri üzerinde duruldu. Rumlara karşı uygulanan boykot hareketinin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin “milli iktisat – milli burjuvazi” oluşturma politikasıyla uyumlu olduğu sonucuna varıldı. Ayrıca, boykota karşı çıkan Rum Patrik’ine karşı Hüseyin Kazım Bey tarafından yazılan risalenin transkripsiyonuna da makalede yer verildi
Cilt 5 , Sayı 13 , Oca 2006 , Sayfalar 91 - 107
Hasan Taner KERİMOĞLU
Özet Çevirileri