Arama Sonucu: 110 Aranan: Greek-Orthodox
-13 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Vakıflar Haftası bu sene; Vakıf Medeniyeti “Balkan Vakıfları” konusu çerçevesinde gerçekleştirildi. Bu bağlamda T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı işbirliğiyle Vakıflar Haftası’nın bir ayağı olarak "Balkanlarda Osmanlı Vakıfları ve Eserleri Uluslararası Sempozyumu" 09-11 Mayıs 2012 tarihleri arasında İstanbul ve Edirne'de gerçekleştirildi. Balkanlar'daki Osmanlı vakıf ve eserlerinin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi ve hukuki işlevlerinin ve mevcut durumlarının ele alındığı sempozyuma, Türkiye'den ve Balkan ülkelerinden çeşitli bilim dallarından akademisyenlerin yanı sıra, vakıf uzmanları ve yetkilileri katıldı.
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 129 - 135
Nehri Aydinçe
XX. asrın başlarında Avrupalı büyük güçlerden Arnavut meselesine en ilgili olan devlet Avusturya-Macaristan’dı. Viyana politikası Balkan Yarımadası’ndaki bilhassa Arnavutluk’taki siyasi gelişmelerle yakından ilgiliydi. Bu ilgi yalnız coğrafi yakınlık ya da onun Güneydoğu Avrupa’ya olan stratejik pozisyonundan kaynaklanmıyor aynı zamanda Viyana hükümetinin Adriyatik denizinin doğu tarafında serbest hareket etme niyeti ve çıkarlardan da ileri geliyordu.Prusya’yla Alman dünyasına nüfuz etme savaşını kaybettiği XIX. asrın ortalarından itibaren Avusturya-Macaristan, Arnavutluk ile ilgilenmeye başlamıştı. Bu zamandan itibaren imparatorluğun Balkan politikasındaki Arnavutluk meselesi önemli bir yer teşkil etmiştir. Zira Balkanlar, Viyana’nın nüfuzunu arttırabileceği tek bölgeydi. Fakat bu maksadına nail olabilmesi için Viyana hükümetinin bölgede yaşayan halklardan en az birinin gönlünü kazanması gerekiyordu. Slav halklar kökenleri, Yunanlar ise dinlerinden dolayı Rusya`ya bağlıydılar. Balkanlarda Rusya’nın yardımını beklemeyen tek halk Arnavutlardı.Yukarıda zikredilen şartlar dolayısıyla Avusturya-Macaristan’ın nüfuzunu arttırabileceği tek ülke Arnavutluktu. Viyana hükümeti bakımından rahatlatıcı bir diğer unsur da Kultusprotektorat idi. Osmanlı hükümetiyle yapılan antlaşmaya göre Habsburg hükümeti Arnavutlukta, diğer tüm büyük güçlerden daha avantajlıydı. Bu nedenle Avusturya-Macaristan hükümeti bu önceliğini XIX. yüzyıl ortalarında Arnavutlukta açtığı ilkokullarıyla kullanmaya başladı.
Cilt 3 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 97 - 117
Vulnet Ahmeti, Fehari Ramadani, Baki Süleyman
...
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 107 - 125
Genti Kruja
Özet Çevirileri
Makale, özellikle son on yılda pozitif psikoloji yaklaşımının da gelişmesiyle, psikoloji ve din psikolojisi sahalarında fazlaca çalışılan affetme konusunu, yapılan alan araştırmasının bulguları çerçevesinde ele almaktadır. Söz konusu araştırmada, temel olarak iki farklı ülkeden (Kosova ve Türkiye) seçilerek oluşturulan örneklem çerçevesinde affetme ve hayat memnuniyeti üzerine kültürel bir karşılaştırma yapılmaktadır. Affetmenin cinsiyet, medeni durum, alınan eğitim türü gibi değişkenlerle ilişkisi incelenmekte, affetmenin hayat memnuniyetine ne tür bir etkisinin olduğu araştırılmaktadır. Çalışma, tarama yöntemine uygun, anket tekniğinin kullanıldığı bir saha araştırması niteliğindedir. Örneklem, Marmara Üniversitesi (N=113) ve Priştine Üniversitesi’nin (N=119) farklı bölümlerinde okuyan 232 öğrenciden oluşmaktadır. Örnekleme, “Affetme Eğilimi Ölçeği” ve “Hayat Memnuniyeti Ölçeği” uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, affetme eğilimi ve hayat memnuniyeti ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, buna karşın medeni durum ve alınan eğitim türüne göre affetme eğilimi ve hayat memnuniyetinin farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Ayrıca, Kosovalı öğrencilerin affetme ve hayat memnuniyeti düzeylerinin Türk öğrencilere göre daha yüksek olduğu ve affetmenin hayat memnuniyetini olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Hayat memnuniyeti, kişilerarası affetme, karşılaştırmalı araştırma.Makale, özellikle son on yılda pozitif psikoloji yaklaşımının da gelişmesiyle, psikoloji ve din psikolojisi sahalarında fazlaca çalışılan affetme konusunu, yapılan alan araştırmasının bulguları çerçevesinde ele almaktadır. Söz konusu araştırmada, temel olarak iki farklı ülkeden (Kosova ve Türkiye) seçilerek oluşturulan örneklem çerçevesinde affetme ve hayat memnuniyeti üzerine kültürel bir karşılaştırma yapılmaktadır. Affetmenin cinsiyet, medeni durum, alınan eğitim türü gibi değişkenlerle ilişkisi incelenmekte, affetmenin hayat memnuniyetine ne tür bir etkisinin olduğu araştırılmaktadır. Çalışma, tarama yöntemine uygun, anket tekniğinin kullanıldığı bir saha araştırması niteliğindedir. Örneklem, Marmara Üniversitesi (N=113) ve Priştine Üniversitesi’nin (N=119) farklı bölümlerinde okuyan 232 öğrenciden oluşmaktadır. Örnekleme, “Affetme Eğilimi Ölçeği” ve “Hayat Memnuniyeti Ölçeği” uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, affetme eğilimi ve hayat memnuniyeti ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, buna karşın medeni durum ve alınan eğitim türüne göre affetme eğilimi ve hayat memnuniyetinin farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Ayrıca, Kosovalı öğrencilerin affetme ve hayat memnuniyeti düzeylerinin Türk öğrencilere göre daha yüksek olduğu ve affetmenin hayat memnuniyetini olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir.
Cilt 3 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 11 - 36
Ali Ayten, Feim Gashi
This paper will be an attempt to show the way in which the autonomy announcement process of Albania progressed under the auspices of Austria-Hungary. Then to see whether the declaring of autonomy of Korca, the development of the war, not in favor of the Central Block and the reduction of the Austro-Hungarian influence on the Albanian people, the main premises that stirred much resentment in order for Austro-Hungary to take its decision leading to 23 January 1917 for a special announcement to put Albania under its protectorate. Also, it will highlight the movements of Austro-Hungarian army which conquered most of the territory, passing the Albanian border in pursuit of Serbian and Montenegrin army, to pass later in central and southwestern Albania.A particular remainder of this paper will be the manner in which the Albanians accepted the presence of the Austro-Hungarian army in the Albanian territories, as well as what was the image of one to the other.  Also, what was the level of cooperation between Albanians and Austro-Hungarian administration and how did they practice their administration? To conclude with identifying inconsistent and frustrating points between the Austro-Hungarian administration in Albanian territories and the population which responded to the regime of the Austro-Hungarian military authorities.
Cilt 5 , Sayı 1 , Oca 2014 , Sayfalar 9 - 15
Selim Bezeraj
Arnavut Esnafları başlığıyla 1973 yılında Ziya Shkodra tarafından yazılan kitap, XV-XX. yüzyıllarda Arnavutlukta, Arnavut toplumunu meydana getiren sınıflardan biri olan esnaf sınıfı hakkında bilgi sunmaktadır. 
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 137 - 140
Besmir Hallaqi, Rudina Dura Hallaqi
Meta, Beqir, The Cham Tragedy, Institute for Cham Studies, Tirana, 2010.
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 91 - 93
Eduart Caka
1912’de Osmanlı’nın mağlubiyeti ile sonuçlanan Balkan savaşının akabinde, galip Balkan devletleri, Arnavutluk’u paylaşma planları yapmaya başladılar. Karadağlılar İşkodra’yı (Shkoder), Yunanlılar Yanya’yı (Janine) kuşatırken, Sırplar da Dıraç’ı (Durres) işgal etmişlerdi. 28 Kasım 1912 tarihinde Avlonya’da (Vlora) İsmail Kemali (İsmail Qemali) Arnavutluk’un bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık ilanından hemen sonra İsmail Kemali başkanlığında geçici bir hükümet kuruldu. Büyük güçler, Adriyatik Sırplarını saf dışı etmek isteyen İtalya ve Avusturya’nın da etkisiyle, 20 Aralık 1912’de Londra Konferansı’nda Arnavutluk’un bağımsızlığını tanıdılar. Hemen sonrasında ise, ilişkileri bozulmuş olan Balkan müttefiklerini yola getirmek için bir başka konferansa ihtiyaç duyuldu. 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın bitiminde bir hükümet kurulması ve sınırların belirlenmesi görevi uluslar arası bir kontrol komisyonuna verildi. Bu komisyon Arnavutluk’un hâkim fakat büyük güçlerin koruması altında bir Prenslik olduğunu açıkladı. Alman prensi William de Weed prensliğin tacını kabul etti ve 7 Mart 1914’te Dıraç’a (Durres) geldi. Birinci Dünya Savaşı’nın başında prens, anarşiye gömülen ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 1914 yılında en az altı yerel hükümet görülüyordu. Birinci Dünya Savaşı süresince, ülke sırasıyla Sırp, Avusturya, İtalyan, Fransız, Yunan ve Bulgar orduları tarafından işgal edildi. 26 Nisan 1915’te gizli yapılan Londra Paktı’nda Arnavutluk’un paylaşılması düşünüldü. Fakat 3 Haziran 1917’de General Ferreno’nun ülkenin bağımsızlığını ilan etmesiyle bu antlaşma yürürlükten kalktı. Ateşkes sonrası, İşkodra’da 1920 Şubatı’na kadar işbaşında kalan uluslar arası bir yönetim kuruldu. Bu arada 1918 Aralık’ında, Dıraç’ta bir Arnavutluk Milli Kurulu toplandı ve geçici bir hükümet kurularak Paris Barış Konferansı’na bir heyet gönderildi. Ancak İtalya, çevirdiği çeşitli diplomatik oyunlarla ülkeyi mandası altına aldı. Bu sonuç, Luşna (Lushnja) Konferansı’nda yeni hükümeti meydana getiren bir milli harekete sebebiyet verdi. Bir Bektaşi, bir Sünni, bir Ortodoks ve bir Katolik’ten oluşan yüksek egemenlik konseyi kuruldu. Hükümetin merkezi, Dıraç’taki İtalyan güdümlü hükümetle yapılan mücadelenin yürütüleceği Tirana’ya nakledildi. Bağımsızlıktan sonra ülkede oluşan siyasi, dini ve sosyal karmaşayı, 1924–1939 yılları arasında iktidarda bulunan Ahmed Zogu ve hükümetleri yatıştırmaya ve buna sebep olan sonuçları çözmeye çalıştı. Biz, bu çalışmamızda sırayla Ahmed Zogu’nun Hayatı, Yönetimi, Döneminde Din-Devlet İlişkileri ve son olarak da bu dönemde Müslümanlar’ın teşkilatlanmaları konularını anahatlarıyla ele almaya çalışacağız. 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2010 , Sayfalar 133 - 146
Asllan Shehu
Kelâm ilminin temel araştırma konusu inançlardır. Bunların içerisinde âhiret inancının önemli bir yeri vardır. Âhiret inancı, İslâm dininin en temel ilkelerinden birisidir. Kur’ân-ı Kerim’de âhiret hayatı ile ilgili âyetlerde bu hayatın ebediliğine yapılan vurgu, dünya hayatının kısalığı ve geçiciliğiyle kıyaslanmak suretiyle anlatılır. İslâm’a göre insanın ölümü ile başlayan âhiret hayatı,  dünya hayatına bağlı olarak belirlenen bir süreçtir. Bu süreç ya nihaî saadet, ya da nihaî cezada ebedi olarak devam edecektir. Ölüm, bütün canlılar için mukadderdir ve varlık sahnesinde bulunan her canlı, günün birinde ölmeye mahkûmdur. Dünya üzerindeki bütün varlıklar, her an ölümle iç içe yaşamaktadırlar ve hayat her zaman içinde ölüm gerçeğini taşımaktadır. Ölüm ve ölüm ötesi ile ilgili inanç ve tutumlar, psikolojinin ve dinin ortak ilgi alanlarından birisini oluşturur. Ölüm, insanlarda bazı düşünce ve tasavvurlara konu olması, derin kaygı ve korkular uyandırması ve belli bazı tutum ve davranışlara yol açması bakımından psikolojinin; ölüm ötesiyle ilgili inanç ve öğretiler, uygulama ve törenlerin kendi sisteminin önemli bir unsurunu oluşturması dolayısıyla da dinin önemle üzerinde durduğu bir konu olmuştur.Varoluş ve ölüm, tüm insanların müşahedesine açık iki gerçeklik alanıdır. Biri diğeriyle anlam kazanan ve bütünlenen, dünya gerçeğinin iki boyutudur. Geleneksel kültürler ölümü bir son olarak değil, yeni bir başlangıç olarak görmüşler; hayatı, varoluşsal bir sürekliliğin parçası olarak kabul etmişlerdir. Ölümden sonraki hayatın varlığını ve insanı nasıl etkilediğini, hemen her çağın yazılı kültürlerinin dinî inanç ve felsefî düşüncelerinde bulmak mümkündür. İslâm inancında “Âhiret” olarak isimlendirilen ölümden sonraki hayat, altı iman esasından beşincisi olarak geçer. Kur’ân’ın birçok yerinde Âhiret inancı Allah inancı ile birlikte anılır. Bir dine bağlı olmak, her şeyden önce o dinin inanç ve öğretilerini kabullenmektir. Ancak Batı’da yapılan araştırmalar, dinin ana konularından biri olan ölüm ötesiyle ilgili hususlarda, dinle bağlantı içerisinde olan kişilerde bile bir takım şüphe ve kararsızlıkların olduğunu ortaya koymuştur. Her ne kadar hayatın en üst derecede yükseltilmesi ve genişletilmesi günümüz insanına anlaşılır geliyorsa da, ölümden sonra sonsuz bir hayat, aynı ölçüde inanılmaz ve şüpheli görünmektedir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2010 , Sayfalar 91 - 132
Florida Kulla
Bu çalışmada Arnavutluk’ta yayınlanan ve yayınlanmakta olan İslami, kültürel ve bilimsel dergilerin tespiti, tanıtımı ve içeriği ile ilgili bilgi verilecek ve onların bir kritiği yapılacaktır. Çalışmanın temel amacı mezkûr ülkede yapılan İslami akademik faaliyetler arasında süreli yayınların durumunu gün yüzüne çıkarmak ve araştırmacıların hizmetine sunmaktadır. Bu makalede süreli yayınlar içerisinden sadece İslami olup bilimsel içeriğine sahip olan dergiler incelenmeye tabi tutulacaktır.
Cilt 6 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 103 - 137
Fation Shabani
Araştırmanın ana teması son yirmi yılda Arnavutluk’a yayılan İslâmi akımların sosyolojik açıdan incelenmesidir. Küreselleşen dünyanın hızlı bir değişim içinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda son asırda İslâm dünyasında baş gösteren ihya hareketlerin amaçları daha rahat anlaşılır. Selefî ve Tekfirciliğin kısa tarihçesinden bahsettikten sonra bu akımların Arnavutluk’taki yansımaları üzerinde durulan araştırmada, bölgedeki Selefî ve Tekfirci hareketlerin gelişimi ve stratejileri, bunun yanında Arnavutluk toplumun bu akımlara bakış açısı incelenmeye çalışılmıştır.
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 61 - 80
Avni Lala
ARNAVUTLUK’TAN TEBRİK VE SELAMLAR - Abdi Baleta
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2010 , Sayfalar 9 - 18
Abdi Baleta
Balkanlar, Avrupa Birliğinin gelişme politikasında öncelikli bir konu olmaktadır. Bu konuda atılan adımlar bölgenin birçok ülkesinin üyeliğiyle sonuçlanmıştır. Diğer ülkeler bir kısmı ise adaylık sürecinde olmakta ve geride kalanlar adaylık statüsünü kazanmak adına uyum sürecinde belirlenen kriterleri yerine getirmekle meşguldürler. Son kategoride yer alan ülkelerin biri de Arnavutluktur.Arnavutluk hükümeti ile Avrupa Birliği yetkilileri tarafından belirlenen kriterler Avrupalı komisyonerler tarafından denetlenirken ülke’de AB süreciyle ilgili tartışmalar da ayrıca sürmektedir. Diğer yandan bu süreç, Arnavutluk için önemli bir konu olan kimlik konusunu da tartışmaya açmıştır. 2006 yılından beri devamlı olarak tartışa-gelen kimlik sorunu Doğu-Batı sınırında yer alan ve Avrupa’nın en büyük Müslüman halkı olan Arnavutluk için büyük bir önem arz etmektedir.
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 9 - 22
Eduart Caka
1912-1913’te Londra’da gerçekleşen Elçiler Konferansı bilhassa Arnavutluk sınırlarının belirlenmesi için bir araya gelmişti. Genel olarak Avusturya-Macaristan ile Rusya’nın çıkarlarının damgasını vurduğu toplantıda, Avusturya-Macaristan Slavların Adriyatik Denizi’ne çıkışını önlemek için Arnavut Devleti’nin oluşmasından yana tavır sergiledi. Bu konuda İtalya ve Almanya’nın da desteğini almıştı. Öte yandan Adriyatik Denizi’nde etkili olmak isteyen Rusya, Yunanistan tarafında yer alıyordu. Rusya bu konuda İngiltere, özellikle Fransa cephesinden destek buluyordu.
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 29 - 42
Nuri Dragoj
Özet Çevirileri
Üsküp şehri tarih boyunca Osmanlı Devleti’nin Rumeli ayağının en önemli dini, ilmi, kültürel ve medeniyet merkezlerinden biri sayılmıştır. Bu şehirde, Osmanlı sonrası dönemde ayakta kalan nadir eğitim kurumlarından biri de Meddah Medresesi’dir. Fatih Medresesi’nde dersiamlık rütbesine ulaşan Ataullah Kurtiş Efendi’nin gayretleriyle yeniden eski ihtişamına kavuşan bu medrese, geçen yüzyılın ortalarına kadar bölgenin Müslüman halkına manevi önderlik yapan elit bir kesim yetiştirmiştir. Sözkonusu medresenin baş müderrisi Ataullah Kurtiş Efendi ile talebelerinin hem Makedonya’da hem de Balkanlar’da siyasi ve sosyo-kültürel yankıları olmuştur. 
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 85 - 106
Muhamed Ali
Arnavutlar, nüfusunun önemli bir kısmı Balkanlar bölgesindeki çeşitli devletler arasında dağılmış bir halktır. Soğuk Savaş boyunca, kendilerini dünyanın diğer uluslarından soyutlayan komünist yöneticilerin buyruğu altında yaşamışlardır. Soğuk Savaşın bitimi ve bölgedeki diğer komünist rejimlerin çöküşü ile birlikte Arnavutluk da, hızlı bir değişim sürecinin içine girmiş, özellikle bölgede nüfuzunu yaymaya başlayan ABD ve Avrupa Birliği’nin önemsediği ülkelerden biri haline gelmiştir. Millenium ile birlikte ülke yeni Batılılaşma, ya da diğer deyişle demokratikleşme ve modernizasyon safhasına girmiştir. Başlarda söz konusu hedefleri gerçekleştirmek için gerekli ivme sağlanamamış olsa da en azından pazar ekonomisine geçiş ve geniş özelleştirme hareketleri sayesinde yabancıların ve sermayelerinin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Bununla birlikte, yargı, idare ve modernleşmenin tamamlayıcı parçaları niteliğindeki siyasal kurumlar ile ilgili reformlar ise hala ele alınmayı beklemektedir. Arnavutluk’un demokratikleşme sürecinde iç ve dış etkenler birlikte önemli rol oynamıştır. Bunun yanında coğrafi yakınlık Arnavutluk ve Avrupa Birliği’nin birbirlerine ilgilerini karşılıklı bir şekilde arttırmıştır. Her ne kadar başlarda AB ülkenin modernleştirilmesi sürecinde kendinden beklenen rolü tam olarak oynayamamışsa da, özellikle Kosova krizinden sonra bölgedeki tecrübelerinden çıkardığı dersler ışığında bölge ve bu ülke adına daha anlamlı politikalar üretmeye başlamıştır. Böylelikle, zamanla Avrupa Birliği, ülkenin demokratikleşmesi ve ekonomik kalkınmasında, diğer hiçbir ülke ile kıyaslanmayacak biçimde başat bir aktör haline gelmiştir. Bu çalışma Avrupa Birliği’nin belirli politikalarını önceleyen dönemde ülkenin kendi çabalarıyla yürütmek istediği demokratikleşme sürecini ele almaktadır.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2010 , Sayfalar 97 - 134
Sokol Brahaj
Bugün genel olarak dünyada etnik, kültürel ve dinî azınlıklar kendilerini baskı altında hissettiklerini ifade etmektedirler. Bu makale Avrupa’daki Müslüman azınlıkların bu açıdan farklı bir konumda olmadığını ortaya koymaya çalışmakta ve özellikle geçimini sağlamak amacı ile geçici olarak gurbete göç eden Müslüman Boşnak gençlerin toplumsal konumu ve kültürel sorunların birçok yönünü ele almaktadır. Araştırma farklı bir kültürde yaşama, kendini arama ve kendini ispat etme süresince oluşan dinî kimlik problemini tespit etmeye; böylece asimile olma gibi sosyal psikolojik problemler karşısında Müslüman Boşnak gençlerin, kendilerini koruyabilme ve içinde bulundukları topluma uyum sağlama imkânlarını ne derece gerçekleştirebildiklerini ortaya koymaya çalışmaktadır.
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 23 - 43
Muharem Cufta
BALKANLAR VE İSLÂM:  KARŞILAŞMA, DÖNÜŞÜM, KIRILMA, DEVAMLILIK”  ULUSLAR ARASI SEMPOZYUM  03-05 KASIM 2010, Çanakkale
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 131 - 143
Seda Şahin Ahmetaj
Tanınmış diplomat ve oryantalist Prof. Dr. Darko Tanaskoviç 2010 yılında “Neo-Osmanizm-Türkiye’nin Balkanlara Dönüşü” (Neosmanizam-Povratak Turske Na Balkan) isminde ilginç ve merak uyandırıcı bir kitap kaleme almıştır. Kitap 2010 yılında Službeni glasnik (resmi gazete) yayın evi tarafından 10.000 tirajla basılmıştır. Bu çalışmada yazar kapsamlı ve detaylı bir şekilde Türkiye’nin dış siyaset doktrinini ayrıştırarak analiz etmektedir. Ona göre Türkiye tarihi bağlara dayanarak Balkanları, kendi çıkarlarını ve siyasi planlarını gerçekleştirmek için meşru alan olarak görmektedir.
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 85 - 89
Zefir Ademi
Dünyanın önemli ve aynı zamanda en sorunlu bölgelerinden biri olan Balkanlar’da doğmak, orada yaşamak ve en önemlisi bu coğrafya hakkında yazmak veya onu tanımlamaya çalışmak çok zor bir şey olsa gerek. Zira bu bölge insanlığın birçok dramına, sevincine şahitlik etmiş bir bölgedir. Balkanlar, Roma imparatorların’ın Asya’ya kapısı, Büyük İskender’in coğrafyası, Aristo’nun memleketi, Osmanlı padişahlarından II. Murat Hüdavendigar’ın yattığı, İstanbul’un arka bahçesi, Komünizm ve Kapitalizm rüzgârlarının çarpıştığı, I. ve II. Dünya Savaşı’nın ve son olarak Bosna ve Kosova katliamlarının yaşandığı ve diğer bir çok sevindirici ve hüzünlü hikâyenin beşiğidir. Bu küçük çalışmada da, bu kadar “renkli” olan Balkanlar’ın bugünkü sorunlarını ve bölgenin dini yapısını genel hatlarıyla incelemeye çalıştık. Bunu yaparken dinin bu coğrafyada ne kadar önemli ve uzlaştırıcı bir rol oynadığını, fakat kötüye kullanıldığında ne kadar ayırıcı olduğunu gözlemledik. Şimdi Balkanlar’ın dini haritasına daha yakından bakmaya çalışalım.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2010 , Sayfalar 11 - 35
Eduart Caka
Balkanlar sahip olduğu jeopolitik-stratejik konumunun ehemmiyetinden ötürü dünden bugüne vuku bulan çeşitli gelişimler, kendilerine özgün bakış açılarıyla dünyanın pek çok araştırmacı tarafından incelenmiştir. Günümüzde dikkat çeken husus ise, yapılan bu araştırmalarda genel olarak siyasi boyuta öncelik verilmesi ve yaşanan olayların çoğunun siyasi nedenlere bağlanmasıdır. Tarih boyunca Balkanlarda meydana gelen gelişmelerin en önemli nedenlerden biri olan dini boyut söz edilen inceleme ve araştırmalarda geri planda bırakılmıuştır. Dolaysıyla bu makalede Balkanlarda en geniş kitleye sahip olup büyük etkisi olan Ortodoksluk, kelime ve terim anlamlarının açıklanması ve kısa bir girişten sonra ana hatlarıyla Balkanlarda gelişim süreci ve kısa tarihçesi ele alınmıştır. Bununla birlikte balkanlarda yaşanan siyasi olayların Ortodoksluk ile irtibatı (ilişkisi) ve bu bakımından Ortodoks kiliselerin bağımsızlık hareketlerini ve bunların sonucu, birkaç ülke örnek verilerek sergilenmeye (teşhir edilmeye) çalışılmıştır. 
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2010 , Sayfalar 175 - 198
Sead Paqarizi
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Balkanlardaki Miras Tekkeler, Tuğçe Tuna, H Yayınları, İstanbul 2013, 363 sayfa.
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 95 - 98
Nehri Aydinçe
Balkanlar, Balkanlılık ve Balkanlaşma kavramları 19. yüzyılda değişen dünya sistemine bağlı olarak alternatif bir Avrupa uzak karası tanımlaması olarak ortaya çıkmıştır. Bir ötekileştirme projesi olarak gelişen bu tabirler zamanla bölgeye dair olgusal bir çerçevenin de temelini oluşturdular. Bu sırada edebi metinler ve literatür oldukça etkili bir silah olarak karşımıza çıktı. Bu çalışma, bahsi geçen metinlerin en dikkat çekicilerinden biri olan Bay Ganyo karakterini yazarı ve geliştiği ortam bağlamında inceleyecektir.
Cilt 3 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 37 - 49
Galip Çağ
Patrikhane tarafından yayınlanmış olan bir dergidir. Dergi, Patrikhane’nin benzer diğer yayınları ile karşılaştırılınca bunlar içinde en uzun ömürlü olanıdır.  Bu yönüyle o, Ortodoks Rum cemaatin İmparatorluk üzerindeki en önemli iletişim kanalı olmuştur. Derginin içeriği; kilise, okullar, dini ve kültürel aktiviteler, siyasi olaylar, diğer toplumlar ve kiliselerle olan ilişkilerle ilgili cemaati yakından ilgilendiren önemli haberler vb. konulardan oluşmuştur.
Cilt 6 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 9 - 29
Salih İnci
Özet Çevirileri