Arama Sonucu: 162 Aranan: Greek-Orthodox
Toplumların modernleşme süreçleri, geleneksel şehirlerden modern kent hayatına geçiş olgusunu da beraberinde getirir. Bu ise, o şehrin mensupları için süregelen hayatın değişmesi ve farklı, yabancı bir hayata geçiş demektir. Bu farklılaşma ve yabancılaşma olgusu, modern dönem şairlerinde üç farklı tepkiyi ortaya çıkarır. Şair kente bağlı, hatta bağımlıdır. Kentin dışında bir hayat düşünememektedir yahut kentten nefret etmekte, kendisini tabiatın kucağına atmak istemektedir. Bir üçüncü şair tipi ise, geleneksel toplumun daha insanî gelen değerlerinden, yüzyılların oluşturduğu medeniyet birikiminden uzaklaştırıcı bir olgu olarak modern kentleşme olgusunu karşısına almakta ve ona tepkiler ve eleştiriler oluşturmaktadır. Modern Türk şiirinin önemli isimlerinden birisi olan Erdem Bayazıt, kent karşısında bu üçüncü grup şairlerdendir ve şiirlerinde modern kenti birçok görünümü ve şartları açısından eleştirir. Onda modern kent, imkân(sız)lıkları, mekânları, kural ve görünüm biçimleri ile kendisine isyan edilen, karşı konulan, alternatif yaşama birimleri geliştirilmesi gereken bir olgudur.
Cilt 0 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 79 - 92
M. Fatih ANDI
Bu çalışmada, Kemal Tahir’in Esir Şehir üçlemesinin başkişisi Kâmil Bey’in ruhsal macerası, C.G. Jung’un aşama/ben arketipi çerçevesinde incelenmiştir. Bireyleşme süreci olarak da ifade edilebilen aşama/ben arketipi, “ayrılma, aşama/olgunlaşma, dönüş” şeklinde üç evrede formüle edilmiştir. Geleneksel metinlerde yolculuk metaforuyla kullanılan bu arketip, modern metinlerde bireyin iç dünyasına/bilinçdışına yaptığı yolculuk şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Kemal Tahir’in Esir Şehir üçlemesinin başkişisi Kâmil Bey de roman içindeki konumu itibarıyla aşama arketipinin bir örneğini teşkil etmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde aşama arketipi ile ilgili kuramsal bilgiler verilmiştir. İnceleme bölümünde Esir Şehir kahramanı Kâmil Bey’in macerası söz konusu arketip çerçevesinde ele alınmış, sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Cilt 0 , Sayı 6 , Oca 2015 , Sayfalar 189 - 209
Hanife ÖZER
Gerçek şiirin öldüğüne dair bazı tartışmaların yapıldığı bir dönemde kaleme alınan Ebrû Şiirleri, Türk edebiyatında yepyeni bir damarı keşfetmiştir: Ebrûzen nazarıyla şiirler yazmak. İşte bu yazı Hasan Akay’ın Ebrû Şiirleri adlı kitabında bulunan dikkat çekici metinlerden birisi olan “Gecenin Ebrûzeni” adlı şiiri ”yeniden okuma” çalışmasıdır. Bu çalışmada merkeze alınan sadece metin değildir. En az metin kadar yazarın, okurun, içinde yaşanılan hayatın hatta dost ufuklarda seyahat eden başka metinlerin de söz hakkı vardır. Şiirin gerçek değerinin ve anlamının ortaya çıkarılması adına bu bir zorunluluktur.
Cilt 0 , Sayı 4 , Oca 2014 , Sayfalar 27 - 42
Murat KARA
Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi (ö.1711?) eşsiz besteleriyle Türk Musıkîsi’nde çığır açan ve çağları aşan bir şöhrete sahiptir. Kaynaklar Itrî Efendi’nin başarılı bir şair olduğunu belirtiyorsa da elimizde dîvânı yoktur ve şiirleri kimi tezkirelerde ve mecmualarda dağınık bir hâldedir. Güfte mecmualarındaki bestekârı olduğu şiirlerin ise hangilerinin kendisine ait olduğunun tespit edilemeyişi ve aynı dönemde yaşamış Itrî mahlaslı başka bir şairin varlığı onun şiirlerinin incelenmesini güçleştirmektedir. Çalışmamızda bu nedenle kendisinin yazdığını ve bestelediğini bildiğimiz tek na‘tını şerh etmek istedik. Bu sayede Itrî’nin edebî ve tasavvufî kimliği kimliği değerlendirilecektir. Bu çalışmada ayrıca tarafımızdan UNESCO’nun ilan ettiği 2012 yılını bestekâr Itrî’yi Anma etkinliklerine katkı ve yeni bir bilgi olarak bugüne dek bestesinin anonim sanıldığı “Şem-i ruhuna cismimi pervâne düşürdüm” adlı eserin bestesinin Itrî’ye ait olduğu tespit edilmiştir.
Cilt 0 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 19 - 39
Türkân ALVAN
Metinlerarasılık kavramı genel anlamıyla iki ya da daha çok metin arasında kurulan her türlü anlamsal ve biçimsel alışveriş olarak tanımlanmıştır. Bütün metinlerin bir başka metinden beslendiği, kavramların ve olayların metinden metne geçerek anlam ve bağlam yönünden zenginleştiği fikrinden yola çıkarak metinlerarasılık bir yönüyle de gelenekle ilişkilendirilmiştir. Gelenek, metnin beslendiği diğer metinle beraber yeniden üretilmekte, her metnin arkasında o metni oluşturan diğer metinlerin zihin dünyası yatmaktadır. Bu sebepten metnin yapısı ve niteliğine bağlı olarak yönteme yaklaşım tarzları farklılık arz etmektedir. Çalışmanın konusunu teşkil eden “İstiklâl Marşı” edebi bir metin olarak bu bağlamda değerlendirilecek, yöntemin elverdiği ölçüde metinlerarası ilişkilere dikkat çekilecektir.
Cilt 0 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 11 - 25
Kadriye ALEV
“Türk çini sanatında, başlangıcından bu yana birçok teknik denenmiş, günümüzde de hala kullanılan “sıraltı tekniği” en uzun ömürlü ve en çok kullanılan “renk ve figür/ motifi” koruma tekniği olarak bugüne kadar uygulanmıştır. Sıraltı tekniğine katkı olarak da adlandırabileceğimiz yeni bir teknik geliştirilmiştir. Bu teknikte, karo üzerine uygun büyüklükteki motifler, sır ile, ayrılmaz şekilde monte edilmiştir. KATMANLI ÇİNİ adı verilen bu teknik, bir pano uygulaması ile birlikte sunulmaktadır. Katmanlılık yönü ile “deneysel” bir eser olan panomuzda, yeni tasarım motif çiçekler, sıraltına alınarak kalıcı hale getirilmiş ve edebiyatta yaygın olarak “ölümsüzlük” anlamından ilhamla, panoya “Bengü Çiçekleri” adı verilmiştir. “Öncesiz/sonrasız” anlamlarını da taşıyan ‘bengi/bengü’ kelimesi, bu eserde, hem teknik ve motiflerin yeni olmaları nedeniyle, öncelerinin olmaması ve “sonsuza dek” pano olarak, birlikte yaşayacakları düşüncesi ile, bu isim verilmiştir.
Cilt 0 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 155 - 162
Latife Aktan ÖZEL
Bu yazı, Tanzimat sonrası Türk şiirinin ilk dehâsı olarak kabul edilen Abdülhak Hâmid’in Fatih Sultan Mehmed’i ziyaret hakkında kaleme aldığı “Merkad-i Fâtih’i Ziyâret” adlı şiirinin yeni edebiyat ve fikir dünyası içindeki yeri ve değeri üzerinde yapılmış bir tahlil ve yorum çalışmasıdır. Yazıldığı andan itibaren bu metin, Merkad-i Fâtih’in ayakucunda sözel bir türbedar olarak vazifesini edâ eylemektedir. Hâmid’i, edebiyat tarihinde mümtaz yer edinmesini sağlayan bu metin, Fatih’in hayat görüşünün ve tefekkür ufkunun edebi boyutuyla tescil ve tespitini de temin eden bir ‘ufuk-metin’dir. Bu açıdan anlamlı ve önemlidir. Metnin, Osmanlı ruhunun ve hayat ufkunun doğru ve derinlikli bir yorumunu da içermesi, onu şiirsel idrakin zirvelerinden biri yapmıştır. “Merkad-i Fâtih’i Ziyâret”te başka şairlerin de göz izi vardır; ama bu durum, onun sadece özgünlüğünü güçlendirmektedir.
Cilt 0 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 1 - 10
Hasan AKAY
“Nimet külfet karşılığıdır” kaidesi büyük bir kaide olup, sahih bir hadise dayanmaktadır.Bu kaidenin günümüzde pek çok uygulaması vardır. Bunların en önemlilerindenbiri de, günümüzde İslam bankalarının uyguladığı ve “satın alma talimatı veren adınamurabaha satışı” adı verilen işlemdir.Araştırmacı Ürdün İslam Bankasında yaptığı araştırmalarının neticesinde açıkçaşunu görmüştür: Ürdün İslam Bankası satın alma talimatı veren kimsenin adına almışolduğu mal dolayısıyla herhangi bir sorumluluk yüklenmemekte, tazminat külfetini müşteriyeaktarmaktadır. Bu durum ise nimetin külfet karşılığı olduğunu açıkça ifade edenŞer’î kaideye aykırıdır.
, Sayfalar 181 - 202
Suhel Ahmad Fadel Hawamdeh
Son dönem Osmanlı edebiyatının en velût kalemlerinden Abdülhak Hâmid Tarhan,Cumhuriyet Türkiyesi’nde de varlık gösterebilmiş ve bununla beraber dönemin muktedirleritarafından sahiplenilmiş istisnai bir tarihsel şahsiyettir. Geride bıraktığı külliyather ne kadar teknik açıdan Cumhuriyet elitlerinin idealleri ve kültürel dönüşüm tasarılarıile tezat oluşturacak derecede “Osmanlı” hüviyetinde olsa da çeşitli yorumlama ve tevilgirişimleriyle onun edebî şahsiyeti, tasarlanmaya çalışılan modern-seküler ulusal kanonabir referans hâline getirilmeye çalışılmıştır. Ölümünün (1937) hemen ardından CHPHalkevleri çatısı altında şair için düzenlenen anma törenleri kapsamında oluşan gündemve bu merasimlerin icra ediliş biçimleri ilgili bağlamda önemli veriler barındırmaktadır.Bu çalışmada, söz konusu anma törenlerinde sergilenen ritüeller, teatral sunumlar ve şairhakkında irad edilen nutuklardan hareketle Abdülhak Hâmid’in hangi dayanaklar çerçevesindebir ulusal deha olarak yorumlanıp mitleştirilmeye çalışıldığı ele alınacaktır.
, Sayfalar 135 - 169
Şerif Eskin
15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ardından,darbe girişimini konu alan bir çok hikâye yazılmıştır. Bu hikâyelerinden Güray Süngü’nün“Gece” adlı hikâyesi özgün bir niteliğe sahiptir. Kesit hikâye türünde yazılmışolan “Gece”, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ilk saatlerini ele alır. Ana karakterin bakışaçısıyla, darbe teşebbüsü karşısında Türk halkının gösterdiği direnişin ilk anları aktarılır.
, Sayfalar 267 - 280
Sevim Zehra Can Kaya
Tasavvuf düşüncesi ile birlikte gelişen tarikatlara zamanla duyulan ihtiyaç sonucutekkeler (tarikat yapıları) ortaya çıkmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemindetoplumun çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere ortaya çıkan ve devletin gelişimindeoldukça etkili olan tekke ve tarikatlar, Cumhuriyet Dönemine gelindiğinde işlevselgörevlerini yitirdikleri düşüncesiyle kaldırılmışlardır. Osmanlı Döneminde önemli değişikliklergeçirerek Cumhuriyet Dönemine ulaşan çoğu tekkelerin kapatılması neticesindebu yapılardan bazıları yok olmuş, bazıları onarılarak ve köklü değişiklikler geçirerekgünümüze ulaşmıştır.Günümüzde cami olarak kullanılan Şeyh Yahya Efendi Tevhidhanesi’nin bir parçasıolduğu Şeyh Yahya Efendi Külliyesi’nin (Tekkesi’nin) kuruluşundan bugüne kadar geçirdiğifiziksel değişiklikler ve tarihsel süreç, eldeki veriler elverdiği ölçüde incelenerekortaya konmaya çalışılmıştır. Yazılı ve görsel malzemelerden (eski-yeni fotoğraf ve rölövelerden)yararlanılarak külliye yapılarının geçirmiş olduğu değişiklikler yanında günümüzdekimimari durumları ele alınarak tanımlanmıştır.
, Sayfalar 1 - 23
M. Gül Akdeniz, Hande Erdoğan
Doğu Akdeniz 19’uncu yüzyılda özellikle dört devletin (İngiltere, Fransa, Rusya veOsmanlı Devleti) mücadelelerine sahne olmuştur. Bu mücadeleler zincirinde mezkûr devletlerdeğişen formüllerde ittifaklar oluşturmuşlardır. Bu mücadeleler ve devletler beş parametretemelinde değerlendirilmiş ve mukayese edilmişlerdir. Bu parametreler jeostrateji,teknoloji, insan gücü, diplomasi, hukuk ve siyaset ile ekonomi olarak tespit edilmiştir.
, Sayfalar 133 - 158
Fatih Erbaş
1905 yazı, Uzak Doğu’da Japonlar karşısında Rus ordusunun yenilgisini netleştirirken,Çarlık Rusyasında yılbaşında yeni bir aşamaya giren devrim hareketlerini de, yükseltmeyebaşlamıştır. Karadeniz’de isyan eden Potemkin zırhlısının oluşturduğu gerilim,Osmanlı ülkesinde tepeden tırnağa hissedilirken, Sultan Abdülhamid kuzey komşusundaçıkan krizi en az zararla atlatabilme ve bundan faydalanma yolları aramış ve bulmuştur.
, Sayfalar 267 - 290
Hasip Saygılı
Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 20 A maddesi, özelleştirme kapsamında, sermayesinin tamamı Devlet’e ait bazı şirketlerin çeşitli şekillerde bölünmeleri veya birleşmeleri hakkında hükümler sevk etmiştir. Bu hükümlerin Ticaret Kanunu’nun ticari şirketlerin bölünme ve birleşmelerine ilişkin hükümleri karşısında bir yönüyle “özel kanun”, bir başka yönüyle “genel kanun” olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle birleşen şirketlerin alacaklılarının korunması bağlamında Ticaret Kanunu daha ayrıntılı ve özel hükümler içerdiğinden, özelleştirme kapsamındaki olgulara da uygulanması gerekir. Buna karşılık, birleşme veya bölünme konusunda ilgili şirketlerin karar alma süreçlerinin yerine 4046 sayılı Kanun’la öngörülen idari kararların alınması yeterli sayılmalıdır. Makalede bu sorun, yoruma ilişkin genel kural ve ilkeler ışığında değerlendirilmiştir.
Cilt 0 , Sayı 6 , Oca 2015 , Sayfalar 1 - 12
Nejat ADAY
Şirketlerin Yerleşme özgürlüğü, Kurucu Anlaşmanın 49 (Eski 43) ve 54’üncü (Eski48) maddelerinde ifadesini bulan yerleşme özgürlüğü ilkesi ile de güvence altına alınmıştır.Söz konusu maddeler gerçek ve tüzel kişilere yerleşme özgürlüğünü bahşetmekte,ABAD kararlarıyla da bu haklara açıklık getirerek Birlik şirketleri tanımlamaktadır.Daily Mail, Centros, Überseering, İnspire Art, Sevic ve Cartesio kararlarıyla ABAD; içegöçler ile dışa göçleri ayırmış, üye ülkelerin yerleşme özgürlüğünü sınırlama yetkisi,daha çok dışa göçler açısından kabul etmiştir. İçe göçler açısından ise üye ülkelerin müdahaleyetkisi, kamu yararı temelinde sınırlı olarak kabul etmiş ve bu temelde yapılacakdüzenlemelerin de Gebhart testi ölçülerini karşılaması gerektiğini ortaya koymuştur.Aday bir ülke olarak Türkiye, şirketler hukukunu Birlik hukukuyla uyumlaştırmıştır. AyrıcaÜberseering kararıyla ATAD, “yerleşme özgürlüğünün geçiş döneminden itibarendoğrudan uygulanacağını, bu özgürlüğünün kullanılmasının bir anlaşmaya veya ikincilbir düzenlemeye bağlı olmadığını” açıkça ortaya koymuştur. Türkiye ise geçiş döneminitamamlamıştır.
, Sayfalar 241 - 266
Etem Kara
İmam-ı Gazâlî (öl. 1111) tarafından Farsça olarak te’lîf edilen Nasîhatü’l-Mülûk adlıeser birçok farklı dile tercüme edilmiştir. Hem siyâsetnâme hem de nasîhâtnâme türünegiren eser, dünya ve ahiret saadetine ulaştıracak temel ilke ve prensiplerle döneminhükümdar ve padişahlarına tavsiyelerde bulunur. Gazâlî bu eserinde bir taraftan ideâlbir (devlet adamı, idareci) portresi resmederken, bir taraftan bu modeli devletin idarecisinden,ta kapıkuluna dek her bireyine örnek teşkil edecek biçimde derli toplu bir haldeanlatmıştır.Bu çalışmada, Nasîhatü’l-Mülûk adlı eserin Abdülcelîl b. Mollâ Cemîl (ö. 1734’tensonra) tarafından Türkçeye yapılan tercümesi tanıtılmış, sonra tercümenin muhtevasıhakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca eserin tercüme yöntemi hakkında kısa izahlar yapılmıştır.
, Sayfalar 45 - 61
Fuat Biner
1929 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Adalet Ağaoğlu, modern Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biridir. “Dar Zamanlar” üçlemesinin ilk romanı olan Ölmeye Yatmak, otuz yıllık bir zaman dilimi içinde Cumhuriyet aydınlarının yaşadığı kimlik bunalımlarını çok çarpıcı bir biçimde yansıtması dolayısıyla Ağaoğlu külliyatı içinde özel bir yer sahibidir. Aynı eserde, başta Aysel olmak üzere birçok roman kişisinin çocukluk ve ilk gençlik yıllarıyla ilintili olarak tasvir edilen ilkokul ile burada çalışan Dündar Öğretmen bağlamında Cumhuriyet’in ilanından sonra yürürlüğe konulan eğitim politikaları da eleştiri süzgecinden geçirilmiştir. Bu çalışmada, yazarın, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Türkiye’de yaşanan eğitim tablosunu nasıl yansıttığı üzerinde derinleşilecektir.
Cilt 0 , Sayı 4 , Oca 2014 , Sayfalar 141 - 156
Büşra SÜRGİT
Midhat Cemal Kuntay, şiir, monografi ve roman türlerinde eser vermenin yanındatiyatro, deneme, eleştiri ve antoloji sahalarında kalem oynatmış, ders kitapları yazmış, süreliyayınlarda günlük yazılar kaleme almış çok yönlü bir edebî şahsiyettir. Onun nesrininönemli hususiyetlerinden biri ise sıkça kullandığı aforizmalar olmuştur. Midhat Cemal,aforizma formunu eserlerinde kullanmanın yanında fikrî planda bu formun mantalitesinioluşturan ‘az sözle çok şey anlatmak’ düşüncesini de işlemiştir. Bu çalışmada Batılılaşma/Modernleşme sürecinde Batı’dan etkilenmenin bir tezahürü olarak görülebilecek olanaforizma anlayışı ve kullanımının Midhat Cemal Kuntay’ın eserlerinde teorik ve pratikolarak kendine nasıl yer bulduğu incelenmiştir.
, Sayfalar 281 - 295
Ali Sait Yağar
İlmî emanet, telakkî ve edâ yönünden ahlaki kriterlere uymayı kendine prensip edinmiş rabbânî bir alimin en bâriz sıfatlarından birisidir. Telakkîde ilmi fazilet ehlinden almak ve ilmin tahsilinde metot takibi elzemdir. Yine telakkî âdâplarına uymak ve metni yorumlamakta güvenilirlik de vazgeçilmez prensiplerdendir. Bilginin aktarılmasında liyakat, ana kaynağın gösterilmesi, ilmî alıntı kurallarına riayet, muhatabın durumunun dikkate alınması ve ifade güzelliği gibi ilkeler ilmî çalışmaların olmazsa olmaz şartlarındandır.
Cilt 0 , Sayı 4 , Oca 2014 , Sayfalar 53 - 70
Mahmud MISRİ
Birçok bilimsel araştırma öğrencinin eğitim sürecine katılımının önemini ispat etti.Ayrıca öğretmen katkıları olmaksızın öğrencinin hedeflerini gerçekleştirmesinin mümkünolmadığını da gösterdi. Bu çalışma öğrenciyle öğretmen arasındaki ilişkinin öneminigözeten çalışmalar kapsamındadır. Çalışma, ilköğretim beşinci sınıf öğrencilerine akademikbaşarı kazandırmada işbirlikli öğrenmenin etkinliğini araştırmayı amaçlıyor. Buamaç doğrultusunda araştırmacılar çalışmanın üç ana bölümde incelemesi gerektiğinekarar verdi. İlk olarak teorik bölüm, işbirlikli öğrenme kavramının ortaya çıkışınınteorik bağlamını ve akademik başarıyı içerir. İkinci bölüm ise metodolojiktir, çalışmanınproblemi, hipotezleri ve araştırmada bulunan temel kavramların tanımını kapsar. Üçüncübölümdeyse saha çalışması yer alır, burada saha çalışmasında uygulanan prosedürleraçıklanmıştır. Bu uygulamalar doğrultusunda araştırmacılar çalışmanın sonuçlarına varmışlarve onu yorumlamışlardır.Araştırmacılar Djelfa eyaletinde ilkokul beşinci sınıfta okuyan 24 öğrenciden oluşandeney grubu ve yine 24 öğrenciden oluşan bir kontrol grubu kullandılar. Deney grubundakiöğrencilerin başarı seviyeleri, IQ skorları, kültürel ve ekonomik düzeyleri açısındanbenzerlikleri tespit edildikten sonra işbirlikçi öğrenme stratejileri bu gruba uygulanmıştır.İleri ölçüm ise bu gruptaki öğrencilerin ikinci yarıyıl sonu başarıları neticesindetamamlanmıştır. Araştırmanın sonuçları ise deney grubunun lehine olmak üzere deneygrubu ve kontrol grubu arasında akademik başarıda farklılıklar olduğunu göstermiştir.
, Sayfalar 205 - 233
Esma Huveylid, Abdüsselam Mes’ûde, Bûhadide Mes’ûde
Hayatı, şairliği, fikirleri ve mücadelesi bakımından ülkemizde hakkında en çok yazı, makale ve kitap kaleme alınan kişilerden biri hiç şüphesiz Mehmet Âkif Ersoy’dur. Nitekim bu durum matbuatta hem Âkif’in şahsı hem de düşünceleriyle ilgili pek çok araştırma yapılmasına vesile olmuş ve olmaya da devam etmektedir. O kadar ki hakkında yazılan yazıların çokluğu ve çeşitliliği bir süre sonra belirli açılardan söz konusu çalışmaların tasnifini zorunlu kılmış ve bu da bazı bibliyografik çalışmaların yapılmasını gerekli hale getirmiştir. Buradan hareketle biz de Âkif’in Kur’ân’ın anlaşılmasına dair görüşlerini ortaya koymaya çalışan kitap, tez, makale gibi çalışmaları bir araya getirmek suretiyle Âkif’e dair bibliyografik çalışmaların kapsamının genişlemesine katkı sunmaya gayret ettik.
Cilt 0 , Sayı 6 , Oca 2015 , Sayfalar 211 - 221
Ercan ŞEN
Mehmet Âkif’in şiiri, samimî / hikemî söyleyiş kudreti, toplumsal aksaklık ve problemlerin teşhir, tasvir ve tahlilindeki başarısının kabulü yanında, özellikle vefatından hemen sonra bazı şair ve eleştirmenler tarafından basit, gereğinden fazla mensur ve “çok aydınlık” bulunarak küçümsenmiştir. Bu küçümseyişte şairin konuları kadar üslûbu, estetiği ve tekniği de etkili, belirleyici olmuştur. Fakat Âkif, tam da bu eleştiri noktalarından asıl hamlesini yapmış, kendi gayesine ulaşmış bir şairdir. Bu çalışmada“kapalı şiir, saf şiir, şiirde müphemiyet ve muğlâklık, mensur öğelerin şiire zararı” tartışmaları etrafında Âkif şiirinin aydınlığına ışık tutulmaya çalışılacaktır. Çalışmanın başlığında, bilinçli olarak “parlaklık” yerine “aydınlık” kelimesi tercih edilmiştir. Zira parlaklık, yerine göre nârinliği, yerine göre ihtişamı, bazen de estetik oluşu ifade ederken, “aydınlık”ta samimiyet, tevâzu ve ferâgat vardır.
Cilt 0 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 183 - 200
Mehmet SAMSAKÇI
Metinlerarasılıkta yazarın etkileşim içinde olduğu metinler okur çabasıyla ortaya konulurken, şairin çağdaşlarıyla ve geçmişte yazılanlarla kurduğu ilişkinin derecesi de gözler önüne serilir. Her metin başka metinlerle ilişkili, her metin başka metinlerin ağlarıyla örülü şekilde geleneği yeni bir bütün içinde yeniden şekillendirerek yapılanırken, kendinden sonra yazılacak olanlara da bu yönüyle kaynaklık eder. Metinlerarasılık sayesinde metinlerin direkt veya değişerek, dönüşerek varlığını sürdürdükleri görülür. Bu çalışmada Hüseyin Atlansoy’un “Su Burcu” adlı eserinde gelenekten metinlerarasılık yoluyla taşınmış olan unsurlar tespit edilecek; modern şiirin gelenekle kurduğu bağa bu noktadan bakılmaya çalışılacaktır.
Cilt 0 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 307 - 344
Zeynep Kevser ŞEREFOĞLU
Metinlerin değişerek ve dönüşerek varlıklarını sürdürdükleri savıyla yola çıkan metinlerarasılığa göre, bir metin, kendini, geçmişle yeniden kurar ve geleceğe de karışarak devamlılık arz zeden bir çizgiye eklemlenir. Barındırdığı çeşitli kodlarla yazarının beslendiği kaynakları ortaya koyar. Bir yandan yazarın geçmişle ilişkisini anlamamıza da imkân sağlarken diğer yandan geleceğin metinlerinin inşasına da su taşır. Söz konusu kodların tespiti, metinlerarasılığın alanıdır. Bu çalışmada Hüseyin Atlansoy’un Su Burcu adlı eserinde gelenekten metinlerarasılık yoluyla taşınmış olan unsurlar, Ana Metinsellik/Türev (Hypertextualité), Yan-Metinsellik(Paratextualité), Üst-Metinsellik (Architextualité) ve Yorumsal Üst-Metin (Métatextualité) ilişkileri açısından tespit edilecek ve ilişkiler, gelenek kodlarından nasibi ve gelecek kurgularına katkısı bağlamında değerlendirilecektir.
Cilt 0 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 311 - 322
Zeynep Kevser ŞEREFOĞLU