Arama Sonucu: 2444 Aranan: Greek-Orthodox
Bu çalışma Türkiye’de kadavradan organ nakline/bağışına bakış ile toplumsal anlamlandırmave yorumlama süreçleri arasındaki ilişkiyi gazete haberlerine yansıyan boyutları üzerindenbetimleme amacındadır. Söz konusu amacı gerçekleştirme yolunda etkileşimci bir bakış açısıreferans alınmış, tematik gazete haberlerinin içeriği analize tabi tutulmuştur. Bu analiz bizeTürk toplumunda beden ve organlara, ölüme, ölü bedene yüklenen toplumsal, dini anlamlarınhem kadavradan organ nakli ve bağışına ilişkin düşünceleri hem bu konudaki direnci hem demotivasyonu şekillendirici bir düzlemde söylemlere yansıdığını göstermiştir.
Cilt 0 , Sayı 45 , Oca 2016 , Sayfalar 27 - 44
Mustafa MACİT, Fatih ÖZTAŞ
Öz (120-150 kelime) ve yukarıdaki kutucuğa anahtar kelimeler (5-7 kelime)İngilizce öz ve anahtar kelimeler de aynı sınırlar çerçevesinde yazılmalıdır.Bu makalede, Osmanlı’nın zirve dönemi âlimlerinden olan Taşköprîzâde’nin, insanı ahlâkî yönüyle merkeze alan bir risalesini analiz ve sentez yöntemiyle incelemeye çalıştık. Risale, insanın irâdî eylemlerinin toplamından oluşan, ahlâk, ev idaresi ve siyaset şeklinde üç temel ayağı bulunan amelî hikmeti, İslam kanunu üzere incelemektedir. İnsanın özgür olmakla beraber sorumlu olan yönetici kimliğinin ön plana çıktığı risalede bazı konularda sorgulayıcı, bazı konularda da aşırı kaderci tutumun izleri rahatlıkla görülebilir. Kişinin hem iç dünyasında hem de çevresinde denge ve düzeni sağlayabilmesi kuvvetli bir sorumluluk bilincine bağlanmıştır. Müellifin devraldığı bilgi birikimini harmanlayarak aktarmadaki başarısı ve eklektik kişiliği bizlere, döneminin insan algısı hakkında derli toplu bilgiler sunmuştur. 
Cilt 15 , Sayı 3 , Oca 2017 , Sayfalar 643 - 677
Hacer Şahinalp
“Şîa ve Hadis” Paneli, (Bilim ve Sanat Vakfı Medeniyet Araştırmaları Merkezi, 18 Nisan 2015)
, Sayfalar 259 - 266
Seyit Ali Güşen
Tarih boyunca ahlâk, her toplumda ve her dinde önem verilen bir konu olmuştur. Bu nedenle tüm eğitim sistemleri bireylerin ahlaki bakımdan geliştirilmesini temel bir ilke olarak benimsemektedir. Ülkemizde de Milli Eğitimin temel amaçları arasında ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi yer almaktadır. Ancak bu hedefe ulaşabilmek ancak ahlak ile ilgili güçlü bir kuramsal altyapıya sahip olmakla mümkündür. Bu makalede ülkemizdeki ahlâk eğitimi ile ilgili araştırmalara bir katkı sunmak amacıyla Yahya İbn Adî (ö. 970) ve İbn Miskeveyh’in (ö. 1030) “Tehzîbu’l Ahlâk” adlı eserleri ahlak eğitimi açısından değerlendirilmiştir. Fârâbî ekolüne mensup ve ona çok yakın tarihlerde yaşamış bu iki filozofun eserlerinden hareketle insana ve ahlâka bakışları, eğitime verdikleri önem, ahlâk eğitiminde benimsedikleri yöntemler tespit edilmiş ve edinilen bilgiler günümüz ahlâk eğitiminin problemleri açısından yorumlanmaya çalışılmıştır. 
Cilt 17 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 237 - 256
Sibel Kandemir
Vahiy Menşeli Kutsal Metinlerin pek çok edebî sanatı bir anlatım üslûbu olarak benimsediğibilinmektedir. Bu üslûp yapılanması o metinlere efsunkâr bir ifade gücü kazandırmaktadır.Çalışma, edebî sanat türlerinden biri olan “tıbâk” [tezat] sanatı dâhilinde Kur’an’ın optimistyaklaşımını yansıtan yapısıyla, “olumlu-olumsuz” eşleşmesinde olumlunun olumsuzdan önce zikredilmesininmantığını ve mana inceliklerini konu almaktadır. Çalışma, “tıbâk” sanatının farklıtürleri için örnek oluşturan ayetlerin yorumunu esas almakta olup, bunun nirengi noktasını dailâhî ve beşerî fiiller teşkil etmektedir. “Tıbâk” sanatı özelinde her iki tür eylemden bahsedenayetler ilk sırada olumluyu, ikinci sırada da olumsuzu bahse konu etmektedir ki, bu da kozmikâlemde olduğu gibi, onun sözlü simgesi mesabesindeki Kur’an’da da optimizmin hâkim olduğununkanıtıdır. Bazı ayetlerde olumsuzun olumludan önce zikredilmesine gelince; bu Kur’an’ın benimsediğioptimist üslûba aykırı olmayıp, tamamen kontekstin gereğidir ve mantıkî sebepleri bulunmaktadır.
, Sayfalar 19 - 53
Necdet ÇAĞIL
27-28 Mayıs 2016 tarihinde Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı'nın organizasyonu ile yapılan XIII. Tefsir Akademisyenleri Koordinasyon Toplantısı ve Akademik Tefsir Çalışmaları Sempozyumu toplantısının tanıtım yazısı.
Cilt 20 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 603 - 614
İsmail Çalışkan
Özet:15 Temmuz 2016’da ülkemizde kalkışılan darbe girişimi, önemli ölçüde teo-mitik temeller üzerine kurulmaktaydı. Darbe girişiminin baş aktörü, dini kimliğiyle ön plana çıkmış, yıllarca Hz. Peygamber ve sahabeyi dinleyicilerini ufkuna yerleştirmek için çırpınan bir vaizdi. Herkes onu böyle tanıyor, Allah rızasından başka hiçbir arzusunun olmadığını düşünüyordu. Son yıllarda, sosyal ve siyasal güce kavuşan etrafındaki insanların ben-merkezci ve kendilerinden başka hiç kimseye hayat hakkı tanımayan atraksiyonları bile, çoğu zaman hüsn-ü zanla karşılanmış, ilgili şahsın bundan haberdar olmadığı düşünülmüştü. Ancak şimdi bambaşka bir durumla karşı karşıya kalınmakta, F 16’lar bomba yağdırmakta, tanklar sivillerin üzerine yürümekteydi. Sevgi, barış, kardeşlik, diğerkâmlık, fedakarlık ve mahviyet gibi kavramları dillerine pelesenk eden bu insanları, bu şekilde harekete geçiren motivasyon çok güçlü olmalıydı. Bu makalede işarete dilen motivasyonun arkaplanı ve bunun teo-mitik temelleri araştırılarak, değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu motivasyonun ne kadar teolojik, ne kadarının mitolojik temellere dayandığı önem arz etmektedir. Makalenin üzerinde durduğu asıl problem budur. Zira söz konusu teo-mitik arkaplan anlaşılıp gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, ümmetin yaşadığı coğrafyalarda, 15 Temmuz benzeri kalkışmalar eksik olmayacaktır. Bu kalkışma, İslam adına, İslamda olmaması gereken bir takım unsurların bayraklaştırılarak, kitlelrin bunlarınn etrafında aktif hale getirilmesinin çok zor olmadığını göstermiştir. Kuşkusuz siyasilerin gerekli tedbirleri alması gerekir. Ancak Müslüman kitleleri İslam’da olmayan unsurları, İslamdanmış gibi yaparak yönlendiren çabalar karşısında, ilim adamlarıyla aydınlar tarfından alınması gereken tedbirin ne kadar önemli olduğuna dikkat çekilmeye çalışılacaktır.
Cilt 4 , Sayı 6 , Oca 2017 , Sayfalar 0 - 0
Mahmut ÇINAR
16. Yüzyılın Başından 18. Yüzyılın Ortalarına Kadar Beytülmakdis'teki Kuran Okuma Vakfı Zuhair Abdul-Latif , Dil: Arapça
Cilt 8 , Oca 2007 , Sayfalar 1 - 28
Zuhair Abdul-Latif
17 ve 18. yüzyıllarda Kıbrıs, idarî ve adlî yapısı itibariyle tipik bir Osmanlı toprağıdır ve devlet merkezine bağlıdır. Kuruluşundan itibaren şer‘î kaza usulünü benimsemiş olan Osmanlı Devleti’nde şer‘î mahkemeler Tanzimat dönemine kadar her türlü hukukî ihtilafın ele alındığı bir kurum olmuştur. İslâm hukuk esaslarına istinat ettirilerek meydana getirilen bu mahkemeler geriye, devletin muhtelif devirlerindeki hukukî, iktisadî, dinî, askerî, idarî ve içtimaî hayatı hakkında çok değerli bilgiler ihtiva eden siciller bırakmıştır. Konunun öneminden hareketle bu makalede söz konusu döneme ait Kıbrıs şer‘î mahkemeleri ve şer‘iyye sicillerine ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 136 - 149
Ümit Güler
Modern dönemde hakkında en çok tartışılan mevzulardan birisi İslâm’da cihâdın mahiyetidir. Oryantalist çalışmalar, Müslümanların gayr-ı müslimlerle ilişkilerinin esasını savaş ahkâmının teşkil ettiğini vurgulamak suretiyle modern dönemdeki terör eylemlerinin kaynağı olarak cihâd kavramına işaret ederler. Buna mukâbil modern dönem Müslüman aydınlarının ekseriyetinin, İslâm’ın diğer devletlerle ilişkilerinin esas itibariyle barışçıl bir karakter arzettiğini iddia ettikleri ve İslâm’da cihâdı sırf müdâfa savaşı olarak kurgulama gayreti içerisine girdikleri dikkat çekmektedir. Makalenin girişinde İslâm’da cihâdın mahiyetine dair yürütülen bu tartışmalara ve tartışmaların muhtemel sebeplerine değindikten sonra bir 18. yy. Osmanlı aliminin zihin dünyasında cihâdın hangi muhtevayla yer işgal ettiğini ve referans kaynaklarını tespite çalışacağız. Makalede esas vurgumuz ise modern dönemdeki gayr-ı müslimlerle ilişkilerde barışın esas olduğunu Hanefi ulemâya referansla ileri sürme gayretlerinin aksine, Mirzazâde Mehmet Sâlim Efendinin, gayr-ı müslimlerle ilişkilerde savaşın esas olduğunu Hanefi ulemânın temel metinlerine referansla savunmasına olacaktır. 
, Sayfalar 63 - 104
Şule ERASLAN
Modern dönemde hakkında en çok tartışılan mevzulardan birisi İslâm’da cihâdın mahiyetidir. Oryantalist çalışmalar, Müslümanların gayr-ı müslimlerle ilişkilerinin esasını savaş ahkâmının teşkil ettiğini vurgulamak suretiyle modern dönemdeki terör eylemlerinin kaynağı olarak cihâd kavramına işaret ederler. Buna mukâbil modern dönem Müslüman aydınlarının ekseriyetinin, İslâm’ın diğer devletlerle ilişkilerinin esas itibariyle barışçıl bir karakter arzettiğini iddia ettikleri ve İslâm’da cihâdı sırf müdâfa savaşı olarak kurgulama gayreti içerisine girdikleri dikkat çekmektedir. Makalenin girişinde İslâm’da cihâdın mahiyetine dair yürütülen bu tartışmalara ve tartışmaların muhtemel sebeplerine değindikten sonra bir 18. yy. Osmanlı aliminin zihin dünyasında cihâdın hangi muhtevayla yer işgal ettiğini ve referans kaynaklarını tespite çalışacağız. Makalede esas vurgumuz ise modern dönemdeki gayr-ı müslimlerle ilişkilerde barışın esas olduğunu Hanefi ulemâya referansla ileri sürme gayretlerinin aksine, Mirzazâde Mehmed Sâlim Efendi’nin, gayr-ı müslimlerle ilişkilerde savaşın esas olduğunu Hanefi ulemânın temel metinlerine referansla savunmasına olacaktır. 
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 63 - 104
Şule ERASLAN
Bibliyografya çalışmaları sürekli güncellenmeyi gerektiren çalışmalardır. Türkiye’de 1980-2017 yılları arasında köyden kente göçün hızlanması, zorunlu eğitimin getirilmesi, resmî ve özel pek çok üniversitenin açılması ilmî sahada büyük bir hareketliliğe ve her alanda olduğu gibi tefsir sahasında da çok sayıda araştırmanın yapılmasına vesile olmuştur. Bu durum telif ve tercüme eserlerin artmasını sağlamış dolayısıyla bu eserleri tespit etmek elzem hale gelmiştir. İşte bu makalede tefsir kitâbiyâtına güncel bir katkı mahiyetinde 1980-2017 yılları arasında Türkçe olarak hazırlanıp basılan telif ve tercüme tefsir eserlerinin bir dökümü yapılmaktadır. Bununla birlikte bibliyografya çalışmalarının bir zorluğu olarak bazı eserlerin her halükarda gözden kaçmış olabileceğini ifade etmek gerekir.
Cilt 4 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 9 - 52
Hikmet Koçyiğit
Bu makale, Birleşik Krallık’ta 1889 yılında ilk olarak bir camii formunda ibadete açılan Woking camiinin müdavimlerinden oluşan Woking Müslüman topluluğunu (Woking Muslim Community) ve bu topluluğun aktif liderliğini üstlenen Hint asıllı bir avukat olan Hoca Kemaleddin’i konu edinmektedir. Hindistan’da ortaya çıkan Kadiyanilik ya da Ahmediyye’nin Lahor koluna bağlı olduğu iddia edilen Hoca Kemaleddin, Londra’da vermiş olduğu seminer ve konferanslarla pek çok İngiliz’in hidayetine vesile olması ile dikkat çekmektedir. Araştırmamız, bir dava lideri olarak Hoca Kemaleddin üzerine yoğunlaşmakla beraber Londra’nın Woking kasabasında açılan caminin açılış ve tarihi sürecini ele almaktadır. Makalede, ayrıca Hoca Kemaleddin’in kurucusu olduğu Woking Müslim Misyonu’nu ve Hindistan’ın Kadiyan kasabasında ortaya çıkan Ahmediyye hareketinin bu misyon üzerindeki faaliyetleri incelenmektedir.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 207 - 229
Aydın BAYRAM
Bu çalışma Yükseköğretime Giriş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) uygulamalarında oldukça önemli bir yere sahip olan Tarih sorularının ortaöğretimde uygulanan Tarih Dersi Öğretim Programları ile karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır.Çalışma kapsamında 2010 ile 2013 yılları arasında YGS ve LYS’de sorulan tarih soruları ve 2007 yılından itibaren uygulamaya konulan öğretim programları incelenmiştir. Son olaraksa görülen eksikliklerin giderilmesine ve kapsam geçerliliğine dair öneriler dile getirilmiştir. Bu bağlamda soruların konulara göre dağılımı önceden planlanmadığı için her yıl bir başka konuda yığılma olduğu görülmüştür. Bunun önüne geçebilmek için konulardan çıkacak soru sayıları belirlenebilir ve bunlar hedefi zorlayacak ölçüde azaltılıp çoğaltılmayabilir. Sınav soruları, ortaöğretim ders programlarındaki ünitelerin ağırlıklarına göre hazırlanabilir. Sınavlarda, müfredatta yer alan her konudan soru yöneltmeye gayret gösterilerek "Kapsam Geçerliği" ilkesine uyulabilir. Tarih dersleri konusunda bir öğrencinin neleri bilmesi gerektiği konusu açıklık kazanmadığı için sınavlarda her yıl bir başka konuya ağırlık verilip diğer konuların ihmal edilmesi bu gerçeği ortaya koymaktadır. Dolayısıyla soruların konulara göre dağılımı önceden tespit edilip yayımlanabilir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 101 - 128
Doktora İsmail KAYA
2015 Uluslararası Din Psikolojisi Derneği (IAPR) Kongresi
, Sayfalar 115 - 124
Zuhâl AĞILKAYA ŞAHİN
In this article, I will attempt to provide a historical case study, I suggest that the demarcation between perception and how a figure is ‘seen’ is the process of perpetual filtering between the levels of sensation and perception. I argue that this filtering operates through the basic visual principles, which may vary and have divergent functions in different paradigms. This historical case study will focus on the fifty-six plates featured in the influential work of the London surgeon William Cheselden, to reveal the paradigm-based filtering in these prints by arguing that the sense data is organized in the simplest manner to view figures in their unity. Thus, I will focus on the visual principle of simplicity, which features the patterns of similarity, contrast and symmetry. An analysis of Cheselden’s usage of these patterns will demonstrate that he aims to show that every bone in human body is united to one another, which forms an organizing structure. I will conclude that these visual principles were used by Chelselden to achieve perfection by conveying right proportions and the correct number of scales of human body since his observations was laden with Newtonian paradigm. Finally, I will compare this usage to that of Ibn Sina’s, to disclose the paradigm-ladenness of scientific observations. 
Cilt 15 , Sayı 3 , Oca 2017 , Sayfalar 698 - 717
Mesut Malik Yavuz
İlhanlılar dönemi İslam mezhepleri tarihi açsısından oldukça önemlidir. Bu dönemde İran toprakların ilk defa Şiilik devletin resmi mezhebi haline gelmiştir. Şiiler İlhanlı devletine Abbasi hilafetini ortadan kaldırılmasına destek vermişlerdir. Şiilerin Moğol algısı Sünnilere göre daha olumludur. Belki de bu nedenle Şiiler İlhanlı devletinde rahatlıkla görev alabilmişlerdir. Bağdat'ın düşüşü Şii-Sünni ilişkilerinin seyrini etkilemiştir. Ancak en büyük kırılma, Olcaytu'nun Şiiliği benimsemesi ve onu devletin resmi mezhebi haline getirdiği dönemlerde yaşanmıştır. Olcaytu'nun ezan, kamet ve hutbenin orijinal yapısında değişiklikler yapması huzursuzluğun önemli kaynaklarıdır. Şiilerin yönetimde etkili olması, sonraki süreçlerde Şii- Sünni çatışmaların artmasına neden olmuştur. Aslında bu çatışmaların bazı gerekçeleri geçmişten devralınmıştır. Zira Bağdat sokaklarındaki bazı çatışmaların temeli, Büveyhiler dönemine kadar uzanmaktadır. Bu dönemde Sünni mezhepler arasında da çatışmalar yaşanmıştır. Bazen Sünni mezhepler birbirleriyle mücadele ederken Şiilerle ittifak arayışına bile girmişlerdir.
Cilt 6 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 17 - 42
Hanifi ŞAHİN
ABD Chicago Ahmadiyya Movement In Islam Mezhebi Hakkında Mr. Micah et-Taair ile Bir Söyleşi
Cilt 5 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 149 - 162
Mustafa EKİNCİ
Abdullah b. Ebî Saîd el-Hâdimî 18. yy’da yasamıs bir âlimdir. Hâdim’de müftülük yapmıstır.En önemli eserlerinden biri, Kusadalı Mustafa b. Hamza’nın Netâicü’l-Efkâr adlı "zhar serhiningiris kısmına yazdıgı serhtir. Bu makalede Abdullah b. Ebî Saîd el-Hâdimî ve onun Serhu Dîbâceti’n-Netâic adlı eseri degerlendirilmistir.
Cilt 0 , Sayı 44 , Oca 2015 , Sayfalar 177 - 192
Mustafa İsmail DÖNMEZ
ÖZETXII. yüzyılda Mağrip’te Muvahhidler devletinin en ihtişamlı günlerinde yaşamış olan Licâî, dönemin hükümdarlarının ilim ve düşünce adamlarına sağladıkları özgür ve destekleyici ortam sayesinde fikirlerini dile getirebilmiş, devrinden beş asır sonra bile eserleri ellerde dolaşan bir şöhrete sahip olmuş bir sûfîdir.Bu makalenin birinci bölümünde Licâî’nin hayatı, yaşadığı dönemin ilmî, kültürel ve siyasi durumu üzerinde durulmuş, Licâî’nin eserleri kısaca tanıtılmıştır. Makalenin ikinci bölümünde ise Licâî’nin başyapıtı sayılabilecek Kutbü’l-ârifîn adlı eseri tanıtılmıştır. Makalenin konusunun önemi sadedinde, Türkçemiz ’de Licâî ile alakalı daha önceden bir çalışma yapılmamış olmasını söyleyebiliriz. Ayrıca Licâî’nin ele aldığı konuları kendine has üslubuyla ve teşbihlerle aktarmış olması, derin tasavvufî konuları halkın anlayabileceği kolaylıkla izah edebilmiş olması da Licâî hakkında kaleme alınan bu makaleyi önemli kılmaktadır.  
Cilt 3 , Sayı 3 , Oca 2017 , Sayfalar 59 - 89
Doç.Dr. adem çatak
Abdurrahmân Bistâmî (1380-1454), 15. yüzyıl Osmanlı coğrafyasında faaliyet gösteren ve daha sonraki Osmanlı düşünce tarihinde iz bırakan alimlerden biridir. Harf ilmi başta olmak üzere gizli ilimlerle olan uğraşısı, dönemindeki Osmanlı sarayının ve saray çevresindeki ulemânın dikkatini çekmiş, kelâm ve usûl-i fıkıh gibi klasik medrese bilimleriyle meşgul olan ulemânın ürettiği birikime yeni bir boyut katmıştır. Fazlullah Esterâbâdî ve takipçilerinin ortaya koyduğu Hurûfîlik akımına şiddetle karşı çıkmasına rağmen harf ilmine diğer ilimler arasında önemli bir yer veren Bistâmî, bilimler ansiklopedisi olarak el-Fevâyihü’l-Miskiyye’yi telif etmiştir. Arapçaya aktarılmış Yunan felsefe geleneğiniyle (Greko-Arabik felsefe) ana çatısı belirlenen bu eserde, 10. yüzyılda ortaya çıkan İhvân-ı Safâ ekolünün etkileri görülür. Bistâmî, öncelikle bir bilimler sınıflandırması sunan bu eserde İhvân’ın çerçevesine bağlı kaldığı gibi, tüm dinî ve felsefî gelenekleri kuşatan senkretik bir sistemin oluşturulmasında da seleflerini takip etmiştir. Onun İhvân-ı Safâcılığı, eserinde sıklıkla zikrettiği “ihvânü’s-safâ” terkibiyle yaptığı ima ile sınırlı kalmamakta, harf ilmini merkeze çeken bir anlayışla İhvân-ı Safâ felsefesinin bir revizyonunu içermektedir. 
, Sayfalar 187 - 216
Yrd.Doç.Dr. Veysel Kaya
Özet Çevirileri
Tanıtımı sunulacak olan eserin adı Zavâbıtu’l-cerh ve’t-ta’dîl’dir.Müellif, Medine İslam Üniversitesi Hadis ve İslâm Araştırmaları Fakültesi’ndeöğretim üyesi olarak uzun yıllar boyunca Cerh ve Ta’dîl dersini okutanDr. Abdülazîz b. Muhammed b. İbrâhîm el-Abdüllatîf’dir. Bu değerliilim adamı, ilgili fakülte hadis anabilim dalında uzun yıllar sürdürdüğüöğretim faaliyeti sırasında birçok öğrenci yetiştirmiş, ilim ve tevazusuylaöğrencilere örnek olmuş bir şahsiyettir.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2014 , Sayfalar 209 - 215
Necmi Sarı
Bu çalışma, tasavvuf ekolünün önemli temsilcilerinden Abdülganî b. İsmâil en-Nablusî’nin (ö. 1143/1731) el-Hâmil fi’l-felek ve’l-mahmûl fi’l-fülk fî ıtlâkı’n-nübüvvet ve’r-risâle ve’l-hilâfe ve’l-mülk başlıklı risâlesinin tahkik ve tahlilinden oluşmaktadır. Risâle, “nebî” ve “resul” kavramlarının peygamberler dışındaki kimseler için kullanımının câiz olup olmadığına ilişkin “ıtlak” konusunu ele almaktadır. Risâlenin konusu, hem kelâmcılar hem de mutasavvıflar tarafından klasik eserlerde ele alınmıştır. Zira bu mesele, muhtelif yönlerden dinin birçok esası ile alâkalı bulunmaktadır. Peygamber dışındaki birine “nebî” ve “resul” kavramlarını kullanmak zarûriyyât-ı dîniyyenin esaslarından olan “nübüvvet” açısından problem teşkil edecek niteliktedir. Ayrıca Arap dili prensiplerinin bu kullanıma ne ölçüde imkân tanıdığı göz önünde bulundurularak konuya ilişkin analizler yapılmaya çalışılmıştır.Nablusî, meseleye çözüm getirmek amacıyla keşfî ve zevkî bilgiyi dikkate alan sûfî yaklaşımının yanı sıra, evrensel ve genel geçer bilgi kaynağı olan akıl, duyu ve haberî bilgiyi dikkate alan kelâmî metodun yaklaşımını da göz önünde bulundurarak geleneksel müktesebatı bu bağlamda değerlendirmeye çalışmıştır. Nablusî’nin ele aldığı konuya ilişkin nasıl bir yaklaşım ortaya koyduğu ve katkı sağladığı ifade edildikten sonra, söz konusu risâlenin nüshaları ve mevsukiyeti hakkında da bilgi verilmiştir.
, Sayfalar 167 - 231
Mustafa Borsbuğa
Bu makale, Abdülganî b. İsmâil en-Nablusî (ö. 1143/1731) tarafından Hanefî mezhebinin mutlak müçtehitlerinden İmam Züfer’in mezhep içinde müftâ bih olan meselelerini ele aldığı risâlesinin tahkikli neşrinden oluşmaktadır. Nablusî’nin şerhi, Hamevî’nin (ö. 1098/1687) otuz bir beyitlik manzum risâlesinin metni üzerine olup, İmam Züfer hakkında yapılan müstakil çalışmalar arasında önemli bir yeri bulunmaktadır. İmam Züfer’in görüşleri Hanefî mezhebinin kitapları içerisinde bulunsa da kendi adına yapılmış ve günümüze ulaşmış en geniş çalışmanın Nablusî’nin Nukūdü’s-surer isimli eseri olduğu ifade edilebilir. Hamevî, risâlesinde İmam Züfer’in görüşleriyle fetva verilen on beş meseleye temas etmiş, Nablusî ise şerhinde iki mesele daha ekleyerek bunları on yediye çıkarmıştır. Ancak Nablusî bazı konularda Hamevî’ye muhalefette bulunmuş, onun “müftâ bih” dediği bazı görüşleri eleştirmiştir.
, Sayfalar 149 - 210
Ünal Şahin