Arama Sonucu: 3908 Aranan: Greek-Orthodox
Cilt 14 , Sayı 27-28 , Oca 2015 , Sayfalar 349 - 354
Piotr Nykiel
-Ip eki Türkçe’de zarf tümceciklerinin üzerine gelen ve tümceye çeşitli anlamsal katkıları olmasına rağmen diğer zarf tümceciklerinden ayrı olarak kendi başına hiçbir anlamı olmayan tümceler üreten bir ektir. Bu ekin Orhun Anıtları’na kadar giden bir tarihi olmasına rağmen (Erdal, 2000) sözdizimsel konumu, anlamsal bağlantıları ve tümceciğin iç yapısı çok az incelenmiştir. Bu ekle ilgili yaygın kanı iki tümceyi birbirine bağlayan sıralı/bağlı bir yapıda göründüğü şeklindedir (Fokkens ve diğ. 2009; Göksel ve Kerslake 2005). Bu çalışmanın amacı -Ip eki taşıyan tümceciklerin ana tümceye hangi konumlardan bağlandığını ve her bir bağlanma noktasında ne gibi anlamsal değerler kattığını araştırmak olduğu gibi bu tümceciklerin öğelerinin ne zaman gizli öğe, ne zaman açık öğe olduğunu sorgulamaktır. Çalışmada -Ip’lı tümcelerin iki eylemi sıralayacak kadar ana tümcenin içine yerleştirildiği görünümlerden iki farklı tümceyi sıralayacak kadar bağımsız bir tümce yapısına kadar çok çeşitli sözdizimsel konumlarda bulunabildiği sonucuna varılmıştır. Çalışma aynı zamanda -Ip’lı tümcelerin gizli/açık özne ve nesne özellikleriyle ilgili yeni bilgiler vermektedir.
Cilt 1 , Sayı 3 , Oca 2017 , Sayfalar 442 - 452
Kadri Kuram
In this paper I discuss the notion of ‘socialist modernism’ and argue for its introduction into Serbian music history and musicology as an appropriate label for a vast number of works composed in the seventh and eighth decades of the 20th Century. The term is borrowed from Serbian art theory, where it was introduced by Ješa Denegri, who defined ‘socialist modernism’ as a further development of the notion of ‘socialist aestheticism’, which was the first sign of distancing from the ‘socialist realism’ as the dominant aesthetic position in the years immediately after the end of the WWII. While both terms have been widely used to discuss the visual arts and architecture (e. g. Miško Šuvaković), they have not been applied to the study of Serbian and Yugoslav music history. It is my goal to analyse the main facets of ‘socialist modernism’ and to compare this notion to other prominent terms, which are commonly used to describe the art music production of the majority of Serbian composers in the given period, notably to ‘moderated modernism’ and ‘neoclassicism.’ Denegri used the notion of ‘socialist modernism’ to point to the specific position of the Socialist Federal Republic of Yugoslavia ‘between East and West’ during the Cold War. He defined it as a “unique formation that emerged at the crossroads of the features of Eastern and Western cultural models.” Similar tendencies can also be observed in Serbian art music since the late 1950s, with an increasing desire to ‘catch up’ with the dominant currents of European musical (high) modernism. As a paradigmatic example of this stylistic approach in art music of the 1960s and 1970s, I discuss the poetics of Aleksandar Obradović (1927–2001), one of the most prominent Yugoslav (Serbian) composers of the period, whose artistic profile vividly illustrates the currents of political developments and changes in Yugoslav art in the second half of the 20th Century. 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 141 - 163
Jelena Janković-Beguš
Son birkaç on yılda, Mağrip erkekliklerine ilişkin yapılan ender analizler onları genellikle şiddet, sosyal dışlanma ve terörizm ile ilişkilendirerek bölgedeki değişen süreçlerin tam olarak anlaşılmasını engellerken, aynı zamanda erkeklik modellerindeki değişimleri de yansıttı. Bu makale, Arap Baharı sonrasında kamusal alanda 'protest' erkekliklerin ortaya çıkışına odaklanarak, Tunus'taki post-devrimci sokak resimlerindeki erkekliklerin temsilinin analizi yoluyla çağdaş Mağrip’teki erkekliklere yönelik bir araştırmanın bazı ön yansımalarını sunmaktadır. Yazının amacı, ‘protest’ erkekliklerin Kuzey Afrika'daki erkeklik kavramına getirdiği meydan okumaları teorik olarak tartışmak ve bu protest erkekliklerin "ortaya çıkarken” kendilerini kamusal alanda nasıl temsil ettiklerini sanatsal anlatılar aracılığıyla analiz etmektir. Gerçekten de sanat yoluyla temsil edilen bu sabit olmayan protest erkeklikler, cinsiyet öznelliklerinin aşırı değişkenliğinin ve egemen ulusal ve uluslararası anlatılar hakkındaki doğal sabitliğe zıt olarak çağdaş Kuzey Afrika'yı karakterize eden erkeklik modellerinin geçiciliğinin açık bir işaretidir.
, Sayfalar 30 - 54
Valentina Fedele
Sosyal ağlar iletişim alışkanlıklarını değiştirmektedir. Ağlar dolayımıyla kurulan iletişim, mahremiyetin yitirilmesi gibi birçok nedenden dolayı insani ilişkilerdeki içtenliğe ve samimiyete zarar vermektedir. Zygmunt Bauman’ın da söylediği gibi “aralarında bağ kuramayan insanlar çevrimiçi bağlanmakta; akışkan modernite içinde tekrar tekrar bağsız kalmaktadır.” Kullanıcıların kendilerine ait mahrem ve kişisel bilgileri gönüllü olarak kamusallaştırdıkları bir çağı yaşanmaktadır. Çevrimiçi sosyal ağlar aracılığıyla yapılan iletişim, ahlaki ve sosyal sorumluluk, sosyal dayanışma, duygudaşlık gibi değerleri zedeleyebilmektedir. Bauman, modernitenin çeşitli dinamiklerini felsefi ve politik açıdan birbiri ile bağlantılı bakış açıları ile tartışmış bir düşünürdür. Günlük hayatımızda ve sosyal ağlarda gerçekleşen dramatik toplumsal değişimleri yakalamak için “akışkan modernite” kavramını kullanmıştır. Bu çalışmada Bauman’ın “akışkan modernite” kavramı çerçevesinde sosyal ağlarda “her zaman çevrimiçi olmanın” kamusal alanı zedeleyip zedelemediği eleştirel bir çerçevede tartışılacaktır. 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 24
Artun Avcı
2008'de bağımsızlığını ilan eden Kosova küresel sistemin en genç devletlerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülke, genellikle Sırbistan ile olan gergin ilişkileri ve uluslararası tanınma sorunuyla dünya gündeminde yer alsa da; Kosova'ya ilişkin göze çarpan bir diğer husus da ülkenin ABD ile kurmuş olduğu çok yakın ilişkilerdir. Öyle ki, bu yakın ilişkiler "Kosova ABD'nin 51.Eyaleti" söylemini de beraberinde getirmektedir. Şüphesiz ki Kosova'nın bu denli ABD etkisi altında kalmasının temel sebebi, ABD'nin Kosova'nın bağımsızlık sürecine vermiş olduğu yoğun destektir. Uluslararası ilişkilerde (neo) realist paradigmadan hareketle devletler arası ilişkilerde temel belirleyici dinamiğin çıkarlar olduğu düşünülürse ABD'nin Kosova'ya vermiş olduğu yoğun desteğin altında, ABD'nin bölge üzerinde sahip olduğu önemli çıkarların yattığı görülmektedir. Öte yandan, büyük çoğunluğu Müslüman olan Kosova'nın ABD ile kurmuş olduğu yakın ilişkiler 1990'lara damgasını vuran Samuel Huntington'un meşhur Medeniyetler Çatışması Tezi ile uyuşmamaktadır. Bu çalışma "Kosova ABD'nin 51. Eyaleti" söyleminin haklılığını ve sosyo-politik nedenlerini tartışmayı amaçlamaktadır. Çalışmada teorik yöntem olarak Kosova örneğinden hareketle (neo) realizm, Medeniyetler Çatışması Tezi ile mukayese edilmiş olup sonuçta uluslararası ilişkilerde çıkar kavramının kimlik faktörüne daha baskın geldiği tespit edilmiştir.
Cilt 7 , Sayı 13 , Oca 2017 , Sayfalar 761 - 779
Yiğit Anıl Güzelipek
Zygmunt Bauman (2010), Küreselleşme Toplumsal Sonuçları, Çev. Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 75 - 79
Tebrike KAYA
Gazeteci Abidin Daver (1886-1954), siyasetten denizciliğe kadar birçok farklı alanda yazmıştı. Kitaplarının yanında özellikle tarihi, siyasi, ekonomik ve teknik bilgilerle donanmış denizcilik yazılarını halka zevkle okutmayı başarmıştı. Köşesinde Osmanlı/Türk denizcilik tarihini ele alarak dolaylı, bazense doğrudan Türklerin denizci kimliğini sorgulamıştı. Hem öncesinde hem de II. Dünya Savaşı sonrasında askeri, ticari vb. sorun, hata ve eksikleri göstererek veya önerileriyle Türkiye’de denizciliğin utkunun açılması için çabalamıştır. Bu çalışma, O’nun denizciliğe bakış açısını inceleyerek Türk denizcilik tarihi alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. 
Cilt 4 , Sayı 7 , Oca 2015 , Sayfalar 57 - 105
Eminalp Malkoç
Brafman, O., & Brafman, R. (2008). Sway: The Irresistable Pull of Irrational Behavior. The Doubleday Publishing Group, New York.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 80 - 83
Ulvi Cenap Topçu
Irak, Suriye ve Türkiye arasında 1960’lı yıllardan beri devam etmekte olan su sorunu, Fırat-Dicle havzasında artan kuraklık, nüfus ve tarım-enerji ihtiyaçlarıyla taraflara zarar veren bir çıkmaza girmiştir. Üç kıyıdaş arasında nehirlerin statüsü ve kullanımı hususlarına odaklanan uyuşmazlık bazı dönemlerde tırmanarak askeri tehditler içermiş olsa da sıcak çatışmaya dönüşmemiş ve su insan hayatını tehdit edecek şekilde bir silah olarak kullanılmamıştır. Öte yandan, Suriye ve Türkiye arasında 2000’li yıllarda yaşanan yakınlaşma döneminde dahi nihai bir anlaşma sağlanamamıştır. Bu arka plandan hareketle makalemiz “Arap Baharı” sonrası dönemde su sorunun yapısal bir dönüşümden geçmekte olduğunu vurgulamaktadır. Şöyle ki, bağımsızlık ilan etmeye hazırlanan Kuzey Irak Kürtlerinin yanı sıra Daeş/IŞİD ile PYD-YPG’nin havza boyunca stratejik toprakları ve barajları ele geçirmesi, uyuşmazlığa yeni devlet ve devlet-dışı aktörlerin birincil taraf olması ihtimalini doğurmuştur. Ayrıca, Suriye ve Irak’taki iç savaşlarda suyun ölümcül bir silah olarak kullanılması diğer bir önemli gelişmedir. Makalemiz tarafların ve konuların artmakta olduğu su sorununda uyuşmazlık çözümü ihtimalinin artık daha azaldığı sonucuna varmaktadır.
Cilt 2 , Sayı 4 , Oca 2017 , Sayfalar 17 - 30
Murat BAYAR, Tuğba BAYAR
-13 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Vakıflar Haftası bu sene; Vakıf Medeniyeti “Balkan Vakıfları” konusu çerçevesinde gerçekleştirildi. Bu bağlamda T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı işbirliğiyle Vakıflar Haftası’nın bir ayağı olarak "Balkanlarda Osmanlı Vakıfları ve Eserleri Uluslararası Sempozyumu" 09-11 Mayıs 2012 tarihleri arasında İstanbul ve Edirne'de gerçekleştirildi. Balkanlar'daki Osmanlı vakıf ve eserlerinin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi ve hukuki işlevlerinin ve mevcut durumlarının ele alındığı sempozyuma, Türkiye'den ve Balkan ülkelerinden çeşitli bilim dallarından akademisyenlerin yanı sıra, vakıf uzmanları ve yetkilileri katıldı.
Cilt 3 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 129 - 135
Nehri Aydinçe
Corinne’nin arkadaşı Rose Corinne’nin Londradaki dairesindeki eski bir kanepeye uzanmıştı. Rose’un etrafındaki bira ile kaplanmış halının üzerinde birkaç kupa, bir kültablası ve bir telefon kablosu vardı. Bu fotoğraf Corinne Day’in henüz işsiz olduğu ve her gece parti yaptığı günlerden kalmaydı. Onun kasvetli fakat içten fotoğrafçılığı adı Kate Moss olan ünsüz genç modelin “kirli gerçeklik” veya “grunge” olarak bilinen görsel stili yarattığı The Face ve Vogue gibi magazinlerin moda sayfalarında ünlendi. Tanımladığı gibi; “Burada bizim yaşam seviyemizden çok uzak olan parlak magazin dergileriyle çevrelenmiş olarak bir çöplüğün içinde yaşıyor ve kiramızı ödemeye çalışıyorduk… Moda dergileri çok uzun zamandır seks ve sahte bir cazibe satıyorlardı. Ben bu fantezi dünyasına biraz gerçeklik getirmek istedim” (Cotton, 2000).İngiliz fotoğrafçı Corinne Day’in işlerine yoğunlaşırsak, bu makale Fotoğraf gazeteciliği ve moda arasındaki ortak yüzeyi araştırmaktadır. Day’in fotoğrafları günümüzün yaşamını anlatan belgelerdir fakat moda sayfalarına yönlendirilmişlerdir. Görünen amacının ötesinde, Vogue gibi dergilerdeki çağdaş moda fotoğrafları belgesel geleneğindeki fotoğraf gazeteciliğinin amaçlarının bir uzantısı ve devamı olarak görülebilir. Bunun yanında, sanat ve estetik üzerindeki baskı fotoğraf gazeteciliğinin hakimiyetinden beri Picture Post’un aynı sınırın diğer tarafa itildiğini belirtmesi ile de görülmüştür. Bu makale bu nedenle uzun zamandır dikkatlice ayrılan estetik, söylemsel ve kurumsal karşıtlıklar arasındaki yakınsamaların izini sürmektedir: “gerçeklik” ve “fantezi” dünyaları; ulusal kimlik ve sanat; gazetecilik ve moda.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 117 - 143
Selvi Şener
Bu çalışmanın amacı; “Canlılar ve Enerji İlişkileri” ünitesinin öğretiminde bilgisayar destekli animasyon tekniğinin öğrenci başarısı üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Çalışmada yarı-deneysel yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi, Bitlis ili Ahlat ilçesindeki bir ortaokulun 8. sınıfında öğrenim gören 36 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada, veri toplama aracı olarak Fen ve Teknoloji Başarı Testi (FETEBAT) kullanılmıştır. Öğrencilerin başarılarına bilgisayar destekli animasyon kullanımının bir etkisinin olup olmadığının belirlenmesi için bağımsız gruplar t-testi yapılmıştır. Kontrol grubunun puan ortalamasının 7,75; deney grubunun ise 10,65 olduğu belirlenmiştir. Ayrıca deney ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bu farkın da deney grubu lehine olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, bilgisayar destekli animasyon ile yapılan öğretim tekniğinin öğrencilerin başarıları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 25 - 36
Atilla TEMUR, Nurullah ERDEMİR, Hüseyin ARTUN
Sosyal politikanın geleceğini tartışmak, aslında sosyal politika kurumlarının geleceğini ve aralarındaki işbölümünün niteliğini tartışmaktır. Nitekim devlet, aile, piyasa ve sivil toplum örgütleri şeklinde sayabileceğimiz bu kurumlar arasındaki ilişkinin niteliği, aslında her toplumun sosyal koruma rejimini de belirlemektedir. Bu kurumlar arası ilişkide asli ve değişmez olması gereken aktör devlettir. Yani devletsiz bir sosyal politika düşünmek mümkün değildir. Devletin bu değişmezliği içinde diğer kurumların rolü ise onu tamamlamaktır. Ancak son yıllarda neoliberal düşüncelerin başını çektiği bir dizi değişimle birlikte, devlet temelli refahtan, çoğulcu refah düzenine geçişin önü açılmaya çalışılmakta ve sivil toplum örgütlerinin rol ve sorumluluğu da yeniden tanımlanmaktadır. Bu süreçte, sosyal politika kurumları arasındaki geleneksel birbirini “tamamlama” ilişkisi, “ikame” ilişkisine dönüştürülmeye çalışılmakta ve devletin sorumluluğu diğer kurumlara devredilmeye çabalanmaktadır. Sosyal korumaya sadece maliyet penceresinden bakan ve sosyal harcamaları azaltmayı tek hedef olarak belirleyen bu bakış açısı, iddia ettiğinin aksine sosyal politikanın değişen toplum koşullarına uyarlanması ve geleceğinin güvence alınması değil, aksine “hak temelli sosyal politika” yaklaşımından uzakla- şıp, “hayırseverlik temelli sosyal politika” yaklaşımına geçiş anlamına gelmektedir. Sivil toplum örgütlerinin bizzat devlet tarafından güçlendirilmesiyle koşut yürütülmeye çalışılan bu süreç, kesin olarak vatandaşların sosyal politika haklarında bir gerilemeye işaret etmekte ve sivil toplum örgütlerinin geleneksel olarak üstlendiği bireylerin sosyal koruma rol ve sorumluluğunun da içini boşaltmaktadır.
Cilt 4 , Sayı 11 , Oca 2017 , Sayfalar 81 - 99
Doğa Başar Sarıipek
ÖzKur’ân, Hz. Muhammed’in (sas) en büyük ve ebedî mucizedir. Allah, insanlar ve cinlertarafından Kur’ân’ın bir mislinin getirilemeyeceğini ilan etmiş ve on beş asırlık süreçbu ilanı tasdik etmiştir. İslam bilginleri tarihsel seyir içinde Kur’ân’ın, insanları ve cinleriâciz bırakan harikulâde yönlerinden yani “İ‘câz-ı Kur’ân”dan etraflıca bahsetmişlerhatta bu konuda müstakil eserler telif etmişlerdir. Bedîüzzaman Saîd Nursî de hacimli birrisalesini bu konuya tahsis etmiştir. O, söz konusu eserde Kur’ân’ın kırk yönüyle mucizeolduğunun ispatlandığını belirtir. Bu vecihlerden biri de Kur’ân’ın akıl ve tecrübe ile bilinmesimümkün olmayan gaybî hususlardan haber vermesidir. Okuyacağınız makalede,ulûmu’l-Kur’ân ve tefsir literatürü açısından konuyla ilgili temel bir perspektif oluşturulduktansonra Nursî’nin yaklaşımı tahlil edilmiş ve müellifin özgün yönleri ortaya konmayaçalışılmıştır.AbstractHz. Muhammad’s (pbuh) largest and eternal miracle is The Holy Qur’an. Allah hasdeclared in the Qur’an that the humans and the jinns cannot make a book as a similar tothe Qur’an. Fifteen centuries-old process has also approved this declaration. In the historicalprocess Muslim scholars have talked about the miraculous aspects of the Qur’an(I‘jazu’l-Qur’an) which it maked the humans and the jinns incapable. Some independentworks written on this subject by Islamic scholars. Bediuzzaman Said Nursi has also allocateda voluminous work/risala on this subject. In the said work, he indicated that has beenproved the Qur’an is miracle by the forty aspects. One of these aspects is the Qur’anicinformation about unseen matters that impossible to know them by intelligence and experience.In this article, after creating a basic perspective on the subject in terms of tafsirliterature, has been analyzed Nursi’s approach and has tried to reveal his specific aspects.
, Sayfalar 167 - 183
Yunus Emre GÖRDÜK
Özet: Kitle iletişim araçlarının içeriğinde daha sık yer bulan ve önemi gün geçtikçe artan sağlık haberleri, sağlık iletişimi olgusunu gündeme getirerek, yükselen bir değer olarak bireylerin ve toplumların yaşamlarında yerini almıştır. Sağlık iletişimi söylemlerinin homojen bir bütün olarak kabul edilen izler kitleye ulaştırılmasının başat unsuru kabul edilen kamu spotları, uhdesinde barındırdığı gücü ve etkileri ile günümüzün şartlarında, mevcut iktidarın gücünü de kullanmak sureti ile kitle iletişim araçları içerisinde her geçen gün kendine daha fazla yer edinmeye başlamıştır. Kamusal fayda gözetilerek, izler kitleye bilinç edindirme ve farkındalık kazandırma amaçları ile hazırlanan ve yasal zorunluluk düsturuna dayanılarak oluşturulan kamu spotları, kitle iletişim argümanları aracılığı ile yönlendirilen ve dahi yönetilmeye çalışılan toplumlar tarafından izlenerek, toplumsal ahlaki bütünlüğün oluşturulması adına kurgulanan deneyim ve pratiklerin birlikte yer edindikleri metinlerdir. İzler kitlenin homojen bir bütünü oluşturma algısının aksine, her bir bireyin metinleri ve söylemleri farklı okuma pratiklerine haiz olduğu anlayışının hakim olduğu alımlama yöntemi, çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Sigara metaforu kullanılarak hazırlanan ‘’Sigarayı Bırak, Hayatı Bırakma’’ söyleminden hareketle kamuya yayılan kamu spotları çalışmanın örneklemini teşkil etmektedir. Sigara maddesini günlük yaşamında kullanan ve kullanmayan iki farklı grup ile odak (focus) bazlı gerçekleştirilen alımlama çalışmasında, ‘’Sigarayı Bırak, Hayatı Bırakma’’ söylemi ile hazırlanan kamu spotunun izler kitlenin tutum, eğilim ve davranışları üzerindeki etkileri saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada, iki farklı bakış açısına sahip ve iki farklı eğilim (sigara kullanan ve kullanmayan) içerisinde olan izler kitlenin kamu spotlarını okuma biçimleri analiz edilerek, tariflenmiştir. Çalışma ile literatürde, Sağlık İletişimi disiplinine ve kamu spotları analizlerine dair mevcut ihtiyacı tamamlayabilmek amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kamu Spotu, Sigara Bağımlılığı, Alımlama Analizi.   
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 15 - 36
Sibel AKOVA
“Şîa ve Hadis” Paneli, (Bilim ve Sanat Vakfı Medeniyet Araştırmaları Merkezi, 18 Nisan 2015)
, Sayfalar 259 - 266
Seyit Ali Güşen
Basın özgürlüğü ile gazetecinin özgürlüğü birbirinden farklı kavramlardır. Ancak genellikle basın özgürlüğü gazetecinin de özgürlüğü olarak anlaşılır. Kurum olarak medyaya sağlanan ya da sağlanması gereken özgürlükler ve ayrıcalıklarla ilgili uygulamalar ve tartışmaların kuruma mevcut gücü kazandıran içeriği üreten “bağımlı çalışanı” da kapsadığı sanılır. Oysa yalnızca bir “bağımlı çalışan” olarak gazetecinin kendi işvereni karşısındaki konumu irdelendiğinde bile basın özgürlüğünün aslında gazetecinin özgürlüğü olmadığı apaçık ortaya çıkar. Bu çalışmada Türkiye’de gazetecinin iş güvencesi ile ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde gazetecinin gerçekte özgür olup olmadığı ya da özgürlüğünün sınırları irdelenmektedir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 73 - 110
Mustafa Çakır, Meral Çakır Berzah
Bu çalışmada, Ar-Ge harcamalarının yüksek teknoloji ürünü ihracatına etkisi 7 yeni sanayileşen ülkenin 1996-2013 dönemi verilerine panel veri analiz yöntemlerinden Granger nedensellik ve sabit ve rassal etkiler tah- min metotları uygulanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada, Dünya Bankası tarafından yüksek teknoloji ürünü olarak kabul edilen 5 sektörün verileri kullanılmıştır. Granger nedensellik testi sonucuna göre Ar-Ge harcamaları yüksek teknoloji ürünü ihracatına neden olurken, rassal etkiler tahmin so- nuçları da Ar-Ge harcamalarının yüksek teknoloji ürünü ihracatına pozitif ve anlamlı etki ettiğini göstermiştir. 
Cilt 66 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 30 - 43
Doç.Dr. Rahmi ÇETİN
Asgari Ücret Tespit Komisyonu 30.12.2015 tarih ve 2015/1 nolu kararı ile bir yıl geçerli olacak ve bütün bir yılı tek dönem alarak kapsayan asgari ücret tutarını günlük 54,90 TL, aylık 1.647,00 TL olarak belirlemiştir. Yeni asgari ücretin başta 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu olmak üzere asgari ücreti referans olarak kabul eden diğer mevzuatların uygulanmasına yönelik çeşitli etkileri olmuştur. Çalışmamızda asgari ücret artışının çalışma hayatını düzenleyen mevzuatta meydana getirdiği etkilerin analizi yapılarak toplumsal etkileri tartışılacaktır.
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 23 - 40
Türker Topalhan, Ayhan Kurt
Giriş ve Amaç: Dünya genelinde popülerleşen tenis; anaerobik güç-kapasite, dayanıklılık, denge ve kuvvetin hâkim olduğu bir spor branşı olarak kabul edilmektedir. Ayrıca tenis sporcularının fiziksel özellikleri de bu spor için önemlidir. Bazı çalışmalarda tenisçilerde bazı kinantropometrik değişkenlerin, tenis vuruş performansını etkilediği ifade edilmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı 10-12 yaş grubu tenisçilerin bazı kinantropometrik değişkenlerinin ve forehand-backhand vuruş tekniklerinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmaya toplam 10-12 yaş grubu 12 gönüllü erkek tenisçi katılmıştır. Çalışmaya katılan deneklerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve bazı kinantropometrik ölçümleri yapılmıştır (kulaç uzunluğu, arka omuz çap, tam omuz çap, biceps çevresi, dirsek çevresi, bilek çevresi, el uzunluğu, el genişliği, el içi uzunlukları ve baş parmak uzunlukları). Tenise özgü becerilerin belirlenmesinde ise Broer-Miller backhand ve forehand testi kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan Correlations analizisonuçlarına göre forehand puanları ile boy (p=0,021), kilo (p=0,020), kulaç (p=0,022), tam omuz (p=0,49), biceps çevresi (p=0,029), dirsek çevresi (p=0,20), el uzunluğu (p=0,026) ve başparmak uzunluğu (p=0,045) arasında anlamlı bir ilişki bulunurken,  backhand vuruş puanları ile diğer değişkenler arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır(p>0,05). Tartışma-Sonuç: Tenis oyuncusunun, oyun sırasında göstermiş olduğu performansı bazı antropometrik özelliklerden etkilenmektedir. Bu çerçevede tenis topuna aktarılan yeteneklerin, puana dönüştürmesi önem arz etmektedir. Sporcunun file önünde veya baseline da gerçekleştirdiği forehand ve backhand vuruşları ile kinantropetrik değişkenlerdeki avantajların kuvvet ve enerji salınımını etkilemektedir. Literatürde, antropometrik özellikler ile tenis vuruş teknikleri arasında yüksek ilişki olduğu ifade edilmektedir. Sonuç olarak çalışmadaki bulgular boy, kilo, tam omuz çap, biceps çevre, dirsek çevre, el uzunluğu, başparmak uzunluğunun tenise özgü becerilerin belirlenmesinde önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Cilt 3 , Sayı Special Issue 2 , Oca 2017 , Sayfalar 319 - 325
Recep AYDIN, Akif ÇİFTÇİOĞLU, Serhat ALTINEL, Ali ÖZKAN
Bu yazıda 15.Uluslararası İstanbul Bienali’ne dair temel bazı parametreler ele alınmakta ve bunlara dair sorularsorulmaktadır. 15. Uluslararası İstanbul Bienali’nin çağdaş sanattaki konumu ve etkinlik sonundaki değerinasıl değerlendirilebilir sorusu bunların başında geliyor. Yazı ayrıca çağdaş sanatın önemli sanatçılarının bienaldekiüretimlerini ve bu işlerle genel kavramsal bağlam ilişkisini yorumluyor.
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 69 - 75
Fırat Arapoğlu
Türkiye’nin siyasal tarihine bakıldığında Özal ile başlayan, Demirel ile devam eden alternatif hükümet sistemi tartışmaları siyasi liderlerin yapmış olduğu açıklamalarla medya gündeminde yerini aldığı görülmektedir. Son olarak Ak Parti Hükümeti döneminde yoğun bir şekilde sürdürülen bu tartışmalarla birlikte 16 Nisan Referandumu’na gidilmiştir. Özellikle başkanlık sistemi gündeminin yaratılmasında haber aktörleri olarak siyasi liderlerin oldukça büyük etkiye sahip oldukları, bununla beraber medya kuruluşlarının haberlerinde benimsemiş oldukları ideolojik yayın çizgisi doğrultusunda haber aktörlerine daha kısıtlı ya da kapsamlı, olumlu ya da olumsuz yer verildiği varsayılmaktadır. Bu kapsamda, gündem belirleme kuramı temelinde 16 Nisan referandumu öncesi, 11 Ekim 2016 -10 Aralık 2016 tarihleri arasında geçen süreçte başkanlık sistemi tartışmalarının Sabah, Hürriyet ve Sözcü gazetelerinin vitrin sayfalarına yansıması niceliksel ve niteliksel değerlendirmeyi barındıran içerik analiz yöntemiyle incelenecektir.
Cilt 4 , Sayı 14 , Oca 2017 , Sayfalar 273 - 300
Ezgi Çakır
Bu çalışma, Kudüs’te Meğâribe Mahallesi vakıflarının 18. yüzyıldaki durumunu vakıf yönetimi ve görevli istihdamı açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada her ne kadar merkezi yönetimin mahiyeti üstüne tartışmalara katılma girişiminde bulunulmayacaksa da merkezin elde bulundurduğu yönetsel dizginleri nasıl kullandığı, vakıflara ilişkin atamalar üzerinden denetiminin nerelere dek uzandığı konusunda, merkezi hükümetin temsilcilerince kaleme alınan belgelere yer verilecektir. Çalışmanın konusunun Meğâribe Mahallesi olmasında iki etken belirleyici olmuştur. Öncelikle bir Müslüman vakfı olarak kurulan mahalle, bu anlamda benzersizdir. İkinci olarak her ne kadar mahallenin ve vakıflarının kuruluşuna ilişkin bazı çalışmalar bulunsa da vakıfların tarih içerisindeki serüvenini takip eden çalışmalara olan ihtiyaç devam etmektedir. Bu bağlamda çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, mahallenin kuruluş sürecine kısaca değinildikten sonra mahallede yer alan vakıf kurumları ele alınacaktır. Mahallenin Kudüs kenti için önemi yine bu bölümde değerlendirilecektir. İkinci bölümde, vakıflara yapılan atama kayıtları detaylı bir şekilde incelenerek bahse konu vakıfların 18. yüzyıldaki yönetimi, üçüncü bölümde de personel durumları tespit edilecektir. Bu kayıtların analiz edilmesi ile Osmanlı merkezi yönetiminin bir taşra kentindeki istihdam politikaları, vakıf görevlileri üzerinden belirlenmeye çalışılacaktır.
Cilt 17 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 37 - 69
Şerife Eroğlu Memiş, Şerife Eroğlu Memiş