Arama Sonucu: 527 Aranan: Historians
İzmir ‘de Yeni Kuşak Köy Enstitüleri tarafından önemli bir etkinlik gerçekleştirildi. Bu etkinlik Hasan Ali Yücel’in ölümünün 50. Yılı anısına onun Milli Eğitim Bakanlığı dönemindeki faaliyetlerini, dönemin eğitim ve kültür politikalarının anlaşılmasını ve bugünün eğitim sorunlarına ışık tutulmasını hedeflemişti
Cilt 11 , Sayı 23 , Oca 2011 , Sayfalar 163 - 168
Alev Gözcü
Türkiye’de Turancılığı savunan siyasal akımların II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında yaşanan Türk-Alman yakınlaşmasından yararlanarak fikirlerini kamuoyunda etkili bir şekilde yaymaya çalıştıkları görülür. Ancak ilerleyen yıllarda savaştaki Alman üstünlüğünün sona ermeye başlamasıyla birlikte Türkiye’de aşırı sağcı akımlara karşı hükümetin ve kamuoyunun tepkisi değişmeye başlar. Bu değişimde savaşın gidişatına bağlı olarak değişen uluslar arası dengeler etkili olduğu gibi sağ ve sol akımların kamuoyu önünde tartışmaya girmesi de etkili olmuştur. II. Dünya Savaşı yıllarında sağ ve sol düşünceleri savunanların kamuoyunda tartışmaya girmelerinde “En Büyük Tehlike” broşürünün yayınlanması etkili olur. Yayınlanan bu broşür sağ ve sol akımların tartışmasına yol açtığı gibi, bu tartışmaların uzun süre devam etmesine ve sonuçta mahkeme salonlarına taşınmasına neden olur. Türk kamuoyunda Turancılık konusunun tartışılmasına yol açan Faris Erkman imzasını taşıyan “En Büyük Tehlike” adlı kitapçık Türk kamuoyunda aşırı sağcı akımların yarattığı propagandanın içerdiği büyük tehlikeye dikkat çekmek amacıyla yazılır. Broşürün yayınlanması aynı zamanda savaşın başından itibaren çeşitli sebeplerden dolayı etkisiz kalan Türkiye’deki sol akımların tekrar gündem oluşturmaya başlaması açısından da önemlidir. Turancı akım sert bir biçimde eleştirilmiş, bu akımın ülkeyi savaşa sokmaya çalışmasının büyük bir tehlike olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca bu akımın arkasında, yabancı güçlerin varlığından özellikle de Alman etkisinden söz edilmiş ve Almanya’nın bu akımları desteklemesindeki gizli niyet ortaya konmaya çalışılmıştır. Bundan dolayı bu akımların Nazi propagandasına hizmet eder hale geldikleri savunulur. Turancı akımın Cumhuriyet ve Kemalizm karşıtı, dinci ve mürteci olduğu, totaliter rejimlere hayranlık duyduğu yine broşürde altı çizilen konular arasındadır. Yazar bu akımın, sözcülüğünü yapan yayın organlarının tehlikeli boyutlara ulaştığını vurgulanarak; kamuoyunu bu akımlara karşı harekete geçirmeye çalışmıştır. Sonuçta Türkiye’de sağ ve sol akımlar bu broşürün yayınlanmasından sonra kamuoyunun meşgul edecek derece de çatışmaya girerler ve bunun yaratığı etki meclise kadar taşınır
Cilt 8 , Sayı 18 , Oca 2009 , Sayfalar 39 - 53
Mithat Kadri VURAL
Cumhuriyet hükümetleri, ticareti geliştirmenin yanı sıra Türk ürünlerini sergilemek, politik ilişkileri güçlendirmek, genç Cumhuriyeti uluslararası alanda tanıtmak gibi düşüncelerle 1925 yılından itibaren uluslararası sergilere katılmıştır. 1939 New York Dünya Sergisi de 60 millet ve 33 devletin yanı sıra çok sayıda firmanın katılımıyla gerçekleştirilen en geniş kapsamlı sergilerden birisidir. Türkiye de bu sergiye Devlet Pavyonu ve Türk Sitesi olarak isimlendirdiği yapılarla katılmıştır. 15 yıllık süreçte alınan mesafenin çeşitli vasıtalarla anlatılmaya çalışıldığı sergide Türk coğrafyasına ve kültürüne ait ürünler de teşhir edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı öncesinin tedirgin ortamında iştirak edilen bu sergi ile Türkiye'nin Amerikan toplumu özelinde, uluslararası alanda tanıtımının yapılması ve bu çerçevede Amerika Birleşik Devletleri'nin öncelikle siyasi desteğinin sağlanması konusu sergiyi ilgi çekici kılmaktadır. Bu nedenle araştırmada Türkiye'nin sergiye katılım amacı, sergide yer alış şekli ve Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında sergiden beklentiler ile serginin Türk ve Amerikan basınındaki yansımaları konu edilecektir.
Cilt 15 , Sayı 31 , Oca 2015 , Sayfalar 289 - 332
Cahide SINMAZ SÖNMEZ
Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyılda maruz kaldığı göç hareketlerinde Kırım Savaşı sonrası gerçekleşenler, imparatorluk coğrafyasında yeni bir sosyal hareketlilik başlattı. Özellikle 1864 yılında Çerkezlerin sürgünü ile başlayan büyük göç, devleti daha öncekilerle mukayese edilmeyecek bir göç hareketi ile karşı karşıya bıraktı. Bu göç dalgasında Trabzon ve Samsun göçmenlerin Osmanlı topraklarına giriş yaptıkları ana limanlar oldu. Lakin bu göçler bu liman şehirleri için çok ciddi sorunları da beraberinde getirdi. Osmanlı hükümeti, hem göçmenlerin hem de yerli halkın göçten kaynaklanan sorunlardan etkilenmemesi için bir dizi tedbir aldı. Temelde Muhacirin Komisyonu tarafından yönetilen bu süreç, ortaya çıkardığı siyasi ve sosyal sonuçlar bakımından uluslararası kamuoyunun da ilgisini çekti. Bu bağlamda uluslararası bir nitelik taşıyan Meclis-i Tahaffuz da bu süreci yakından takip etti. Bu çalışma, Meclis-i Tahaffuz’un bir delegesi olarak Bâb-ı Âlî tarafından Mart 1864’te özel bir görev ile Trabzon ve Samsun’a gönderilen Dr. Barozzi’nin buradaki çalışmalarını ve göçün bu şehirler üzerindeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir
Cilt 14 , Sayı 28 , Oca 2014 , Sayfalar 5 - 44
Özgür YILMAZ
Bu çalışmada 1878’den 1931 yılına kadar geçen süreçte Kıbrıs’ta Rumların Enosis talepleri ve İngiliz yönetiminin bu talepler karşısında izlemiş olduğu politika ele alındı. Ayrıca 1931 yılında Kıbrıslı Rumlar tarafından gerçekleştirilen terör eylemlerinin temelini oluşturan tarihsel kırılma noktaları ve bu sürecin Kıbrıs Rum toplumunda yaratmış olduğu etkilere değinildi. Bu sürecin anlaşılması Kıbrıs’ta 1950 yılından itibaren yeniden ivme kazanan Enosis taleplerinin ve 1955’te başlayan terör eylemlerinin nedenlerinin de anlaşılmasını açısından önemlidir
Cilt 12 , Sayı 24 , Oca 2012 , Sayfalar 13 - 26
Gürhan YELLİCE
Jön-Türk devrimi, Tarık Zafer TUNAYA’nın söylediği gibi, “Türkiye Cumhuriyeti’nin laboratuarı”dır. Bu devrim, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel arka planının en önemli bileşenlerinden birini oluşturur. Modern Türk tarihini incelemek isteyen her tarihçinin bu zaman kesitini irdelemesi zorunludur. Bu nedenle, 2008 yılında, bu konu üzerine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde büyük bir uluslar arası kongre düzenlenmiştir. Halil İNALCIK, Sina AKŞİN, Feroz AHMAD, Ahmet MUMCU, Şerafettin TURAN gibi ta153rihçilerin katıldığı kongrede neler yaşandığını bu çalışmamızda betimlemeye çalışacağız
Cilt 5 , Sayı 12 , Oca 2006 , Sayfalar 153 - 155
Zeki ARIKAN
II.Meşrutiyet’in ikinci dönem seçimi, ülke çapında 1912 yılı Ocak-Mart aylarında yapılmış ve Osmanlı demokrasi tarihine ilk erken genel seçimler olarak geçmiştir. Bu seçimlere iki fırka, İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası katılmıştır. İttihat ve Terakki Fırkası, seçimlerde büyük bir siyasal tahammülsüzlük göstermiş ve seçmenlere baskı uygulamıştır. Bu nedenle 1912 seçimleri “Sopalı Seçim” olarak adlandırılmıştır. Bu çerçevede Saruhan (Manisa) Sancağı’nda 1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki Fırkası’ndan mebus adayı olan Yusuf Rıza Bey, genelde yaşanan siyasal kavga ve tartışmaların dışında kalan bir seçim beyannamesi** hazırlamıştır. Beyannamesinde aday olma sebeplerini, özgeçmişini ve yapacaklarını anlatmıştır.1912 yılında bir kişinin kendi iradesi ile mebus adayı olması ve propaganda yürütmesi Türk demokrasi tarihi açısından oldukça önemli bir gelişmedir. Bununla birlikte Yusuf Rıza Bey’in Saruhan Sancağı’ndan olmaması, seçim kazanamamasında etkili olduğu düşünülürse, bu da demokrasi tarihi açısından ders çıkarılacak bir uygulamadır. Sonuç itibariyle Yusuf Rıza Bey’in seçim beyannamesi ve propagandaları, Türk demokrasi tarihi için neredeyse bugün dahi kullanılabilecek olan bir ön model özelliği taşıdığı söylenebilir
Cilt 13 , Sayı 27 , Oca 2013 , Sayfalar 33 - 61
Muzaffer TEPEKAYA
II.Meşrutiyet’in ikinci dönem seçimi, ülke çapında 1912 yılı Ocak-Mart aylarında yapılmış ve Osmanlı demokrasi tarihine ilk erken genel seçimler olarak geçmiştir. Bu seçimlere iki fırka, İttihat ve Terakki Fırkası ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası katılmıştır. İttihat ve Terakki Fırkası, seçimlerde büyük bir siyasal tahammülsüzlük göstermiş ve seçmenlere baskı uygulamıştır. Bu nedenle 1912 seçimleri “Sopalı Seçim” olarak adlandırılmıştır. Bu çerçevede Saruhan (Manisa) Sancağı’nda 1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki Fırkası’ndan mebus adayı olan Yusuf Rıza Bey, genelde yaşanan siyasal kavga ve tartışmaların dışında kalan bir seçim beyannamesi** hazırlamıştır. Beyannamesinde aday olma sebeplerini, özgeçmişini ve yapacaklarını anlatmıştır.1912 yılında bir kişinin kendi iradesi ile mebus adayı olması ve propaganda yürütmesi Türk demokrasi tarihi açısından oldukça önemli bir gelişmedir. Bununla birlikte Yusuf Rıza Bey’in Saruhan Sancağı’ndan olmaması, seçim kazanamamasında etkili olduğu düşünülürse, bu da demokrasi tarihi açısından ders çıkarılacak bir uygulamadır. Sonuç itibariyle Yusuf Rıza Bey’in seçim beyannamesi ve propagandaları, Türk demokrasi tarihi için neredeyse bugün dahi kullanılabilecek olan bir ön model özelliği taşıdığı söylenebilir
, Sayfalar 33 - 61
Muzaffer TEPEKAYA
Bu makalede, Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı vatandaşı Rumlara karşı uygulanan boykot hareketi ele alındı. Osmanlı kamuoyunda Rumlara karşı bir tepkinin oluşması sebepleri üzerinde duruldu. Rumlara karşı uygulanan boykot hareketinin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin “milli iktisat – milli burjuvazi” oluşturma politikasıyla uyumlu olduğu sonucuna varıldı. Ayrıca, boykota karşı çıkan Rum Patrik’ine karşı Hüseyin Kazım Bey tarafından yazılan risalenin transkripsiyonuna da makalede yer verildi
, Sayfalar 91 - 107
Hasan Taner KERİMOĞLU
Bu makalede, Balkan Savaşları sonrasında Osmanlı vatandaşı Rumlara karşı uygulanan boykot hareketi ele alındı. Osmanlı kamuoyunda Rumlara karşı bir tepkinin oluşması sebepleri üzerinde duruldu. Rumlara karşı uygulanan boykot hareketinin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin “milli iktisat – milli burjuvazi” oluşturma politikasıyla uyumlu olduğu sonucuna varıldı. Ayrıca, boykota karşı çıkan Rum Patrik’ine karşı Hüseyin Kazım Bey tarafından yazılan risalenin transkripsiyonuna da makalede yer verildi
Cilt 5 , Sayı 13 , Oca 2006 , Sayfalar 91 - 107
Hasan Taner KERİMOĞLU
Cilt 2 , Sayı 4 , Oca 1994 , Sayfalar 0 - 0
Sema POLAT
Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunda Almanya ile savaş galibi devletler arasında imzalanan Versailles Barış Antlaşması Alman ekonomisinde büyük bir sarsıntının yaşanmasına neden oldu. Bu sarsıntıya 1929 Dünya Ekonomik Buhranı da eklenince Alman ekonomisi, iflas etme noktasına geldi. Almanya’nın bu durumu, kısa zamanda, Almanya’daki tüm sektörleri zarar eder hale getirdi. Özellikle yatırım ve iş piyasalarının lokomotifi sayılan bankacılık, bu buhrandan ilk önce etkilenen alan oldu. Mali buhran nedeniyle zarar eden kuruluşlar, ayakta kalabilmek için bankalardan kredi alma yolunu seçti1. Ancak bankalar, bu taleplere karşılık verecek para rezervlerini, çok önceden yitirmişlerdi. Bir çoğu da batma tehlikesi ile karşı karşıyaydı.Alman Bankacılık sektöründeki bu kargaşa, Türkiye’deki Alman bankalarında da tüm yoğunluyla hissedildi. Bu hissediş, kendi iç piyasasında kurduğu denge ile 1929 dünya ekonomik buhranından en az etkilenmeyi planlayan Türk finans piyasasını zora soktu. Özellikle, İzmir’de bulunan “Deutsche Orient Bank” bunalıma yönelik reel politik önlemler almadığı için, bölge iktisadi hayatının gerilemesine neden oldu. Bu gerileme, bölgede iktisadi küresel tehlikenin tüm yoğunluğuyla hissedilmesine ve ayrıca bölge finans piyasasının hareket edemez hale gelmesine neden oldu. Bu makalede, Alman buhranının çıkışı, bu buhranın 1929 Dünya ekonomik buhranı ile birleşerek nasıl büyüdüğü ve bu durumun İzmir finans piyasalarında yarattığı mali bunalım incelenmiştir
Cilt 7 , Sayı 16 , Oca 2008 , Sayfalar 291 - 309
Erdal İNCE
Osmanlı Devleti I.Dünya Savaşı sonrasında yıkılmış; Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verilen büyük bir savaşla Türkler, sömürgeci ülkelere karşı bağımsızlıklarını elde etmişlerdi. İmparatorluğun ardında bıraktığı sorunların çözümünün yanı sıra bir de Yeni Türkiye’nin yeni bir sistem belirleme sorunu vardı. İşte Türkiye’deki bu yapı yurt dışındaki gazetelerce ilgiyle takip ediliyor ve Yeni Türkiye’nin iktisadi politikalarının nasıl şekilleneceği merak konusu oluyordu
Cilt 7 , Sayı 16 , Oca 2008 , Sayfalar 273 - 289
Alev GÖZCÜ
Türk toplumunu ümmetten millete dönüştürmek Cumhuriyet’in temel amaçlarından biriydi. Bu doğrultuda Cumhuriyet rejimine uygun bir ulus inşa etmek ve yurttaş yaratmak girişimleri de yeni rejimin öncelikleri arasında yer almaktaydı. Cumhuriyet’in değerlerini benimseyecek yeni yurttaşı oluşturmada şüphesiz ki eğitim en etkili araç olacaktı. Amaçlanan değişimler öncelikle resmi eğitim kurumlarıyla gerçekleştirilmeye çalışılırken, aynı zamanda genç kuşaklarda ulusal bilinç ve yurttaşlık sorumluluklarının geliştirilmesinde dönemin basınından da yararlanılmıştır. Araştırmanın temel konusu olan çocuk dergileri de bu amaç doğrultusunda etkili biçimde kullanılmışlardır. Bu dönemde yayınlanan çocuk dergileri öğrenmenin ve bilgi paylaşımının sağlandığı eğitsel medya niteliğindedir. Bu çalışmada, 1930-1950 dönemindeki çocuk dergilerinin, “Türk çocuğu-Cumhuriyet çocuğu” tanımlamaları ya da ön adları ile Türkiye’de bireylerin topluma yurttaş olarak katılımı sürecindeki katkıları araştırılmıştır
Cilt 9 , Sayı 20 , Oca 2010 , Sayfalar 157 - 170
Doğan DUMAN
Kadın ve kadın hakları, Türk Devrimi’nin en önemli konularından biri olmuştur. Türk kadını, ilk olarak Medeni Kanun ile toplumda erkekle hukuki olarak eşit konuma gelmiştir. Belediye seçimlerine katılma haklarının tanınması ile de bu konu kamuoyunda değişik açılardan tartışılmaya başlanmıştır. Özellikle kadınların fiziksel ve duygusal özelliklerine vurgu yaparak onların bu türlü siyasal-toplumsal etkinliklere katılıp katılamayacakları söz konusu edilmiştir. Bu makale, 1930 yılında kadınların belediye seçimlerine katılma haklarının tanınması üzerine kamuoyunda yer alan tartışmaları konu edinmektedir
Cilt 10 , Sayı 22 , Oca 2011 , Sayfalar 141 - 164
Ahmet Yılmaz
1932 yılında Kuzey Bulgaristan’a bağlı Gorna Oryahovitsa’nın Kessarevo Köyünde yaşayan İbrahim adlı Türk köylüsü ile Bulgar bir bekçi arasında meydana gelen kavga Bulgar bekçinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Bulgaristan’da Arif Necip adlı bir Türk gazetecinin çıkardığı “Karadeniz” Gazetesi, bu olayın köyde yaşayan Türklere yönelik bir kıyıma döndüğünü, İbrahim’in gözaltına alındığı resmi binada günlerce dövüldükten sonra hastanede öldüğünü, çok sayıda kız çocuğuna, kadına tecavüz edildiğini, okul ile caminin yakıldığını ve köylülerin evlerini terk ettiklerini yazmıştır. Bu haber Türkiye’de de basında yer almıştır. Ayrıca elçilikten de Türkiye’ye raporlar gönderilmiştir. Haberin bu şekilde Türkiye’de duyulması üzerine Bulgar Hükümeti konu ile ilgilenildiğini, sorumluların cezalandırılacağını belirtmişse de, gazeteler ve belgelerden anlaşıldığı kadarıyla olayın üstü kapatılmış, suçlular tespit edilip cezalandırılmamış, hatta haberi basına sızdıran Arif Necip Bey gözaltına alınmış ve kendisinden uzun süre haber alınamamıştır
Cilt 13 , Sayı 26 , Oca 2013 , Sayfalar 87 - 103
Bengü BOLAT
Türkiye hem dış hem de iç siyasi gelişmelerin etkisiyle 1945 yılında çok partili sisteme geçmiştir. 22 yıldır tek parti olarak iktidarını sürdüren CHP başlangıçta, meşru iradeye dayandığını ispatlamak amacıyla, kurulan muhalefet partilerine sempatiyle yaklaşmıştır. Ancak, karşısında ciddi bir muhalefetin oluştuğunu kısa sürede fark etmiş, buna bağlı olarak da paniğe kapılmıştır. İktidarını kaybetme korkusuna kapılan CHP bir yandan muhalefete baskılar yapmaya başlamış, diğer yandan da baskın seçimler yoluyla yeni bir iktidar döneminin yollarını aramaya başlamıştır. Bu amaçla 1946 Eylülü’nde yapılması gereken belediye seçimleri 1946 Mayısı’na; 1947 Martın’da yapılması gereken milletvekili genel seçimi de 1946 Temmuzu’na alınmıştır. Baskın seçimler hem muhalefet partilerinin hem de kamuoyunun protestolarına yol açmış, böylece 1946 seçimleri Türk siyasi tarihinin en tartışmalı seçimlerinden biri olmuştur. Bu süreçte basın da önemli bir rol oynamış, bazı gazeteler doğrudan iktidarın propagandasını yaparken bazıları da muhalefetin sözcülüğünü üstlenmişlerdir
Cilt 7 , Sayı 16 , Oca 2008 , Sayfalar 397 - 419
Yasin KAYIŞ
İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra, iç ve dış şartların olgunlaşmasıyla, Türkiye’de çok partili yaşama geçilmiştir. Bu dönemde Türkiye’nin siyasal yaşamına giren en önemli muhalefet partisi, CHP’den kopan milletvekilleri tarafından kurulan Demokrat Parti olmuştur. Demokrat Parti, kuruluşundan itibaren hızlı bir şekilde ülke genelinde teşkilatlanmayı ve örgütünü genişletmeyi başarmıştır. Küçük bir muhalefet partisi olarak öngördükleri DP’nin, kısa sürede yoğun bir ilgiye mazhar olması CHP idarecilerini telaşlandırmış ve DP’nin teşkilatını daha fazla genişletmesine zaman tanımamak amacıyla önce belediye seçimlerini ardından da milletvekili seçimlerini erkene almışlardır. CHP’nin bu kararı, önceleri olumlu bir çizgide ilerleyen iktidar-muhalefet ilişkilerinin gerginleşmesine ve Türk demokrasi tarihinde önemli bir yer tutan, ilk çok partili ve tek dereceli genel seçim olan, 1946 milletvekili seçimlerine son derece yüksek bir siyasi tansiyon ve gergin bir atmosfer içinde girilmesine neden olmuştur. Bu durum, gerek iktidar ve gerekse muhalefetin 1946 seçimlerindeki seçim propagandalarına da yansımıştır. Bu makalede Demokrat Parti’nin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1946 seçimlerinde kullandıkları propagandalar ele alınmış ve irdelenmiştir
Cilt 13 , Sayı 26 , Oca 2013 , Sayfalar 163 - 184
Murat BURGAÇ