Arama Sonucu: 451 Aranan: Historians
Birinci Dünya Savaşı arefesinde Osmanlı İmparatorluğu ıslahat dolu bir yüzyılı geride bıraktı. Yeni aydın sınıf, artan bir şekilde günün sosyal durumunun meşrûiyetini sorguladı. Hazreti Muhammed örneği bu hususta fevkalâde önemlidir. Söz konusu metinlerin çoğu Jön Türkler dönemi, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nın sıkıntılı yıllarında yazıldı veya en azından basıldı. Müzakere edilen zaman diliminde Hazreti Muhammed’in hayatına ilişkin bir çok farklı yaklaşımlar ve yorumlar mevcuttur. Meselâ asker Ahmed Refik, Hazreti Muhammed’i mükemmel asker ve ordu komutanı olarak tasvir etti. Siyâsî reformun gerçekleştirilmesi için Gustave Le Bon’un psikolojisine başvurmayı isteyen Celâl Nuri, okuyucularına tamamen aynı maksatla Araplar’ın ihtiyaçları ve dînî meyilleri ile mahâretle oynayan bir Hazreti Muhammed gösterdi. Ahmed Hilmi, Allah’a yaklaşmaya gayret eden ve Allah’ın emirlerini onun kullarına ileten dindar adam portresi çizdi. Daha küçük bilimsel incelemelerde, özellikle Musâhibzâde Mehmed Memdûh ve Ahmed Refik’in eserlerinde Peygamber örneği Osmanlı askerini harekete geçirmek ve teşvik etmek için kullanılmıştır
, Sayfalar 321 - 343
Gottfried HAGEN, Gülgûn UYAR
Abbâsî ihtilal hareketi Emevîler döneminde İmam Muhammed b. Ali tarafından kuruldu. Onun ölümünden sonra oğlu İmam İbrahim bu hareketi üstlendi. İhtilal hareketinin kuruluş amacı, Emevî Devleti’ni yıkmak idi. Hareketi önceleri gizlilik içerisinde yürüttüler. Ebû Müslim’in de katılmasıyla birlikte artık gizlilik dönemini sona erdirdiler. Horasan’da Mervan b. Muhammed’in valisi Nasr b. Seyyar’a karşı hareketi başlattılar. Horasan’dan sonra Irak’ı ele geçirdiler. Zap Savaşı’nda da Emevî son halifesi Mervan b. Muhammed’i öldürerek Emevî Devleti’ne son verdiler. İşte bu makalede İmam İbrahim’in Ebû Müslim’e gönderdiği mektup ve harekette etkin rol oynayan etnik gruplar ele alınmaktadır. Bu gruplar, Araplar, İranlılar ve Türklerdir. Bazıları ihtilal hareketini bu üç gruptan sadece birine hasretmektedirler. Oysa her üç grup da harekete katılmış ve güçleri oranında destek vermişlerdir
, Sayfalar 53 - 70
Ali AKSU
, Sayfalar 297 - 303
Hatice Sevde BAŞPINAR, Fatma Şayma BOYDAK
Hıristiyanlıkta Hz. İsa‘nın doğduğu ve yaşadığı yerleri ziyaret, çok erken dönemlerde başlamıştır. Başlangıçta İsa‘nın (as.) bu bölgede çarmıha gerilmesinden kaynaklanan bazı tereddütler oluştuysa da zamanla bu tereddüt de kalkmış, Hıristiyanlığın Roma tarafından resmen kabulünden sonra kutsal mekanlara ilgi artmıştır. Kilise babaları başlangıçta bu ziyaretleri çok fazla onaylamasa da, V. asırdan itibaren Roma idarecilerinin desteği, din adamlarının da teşviki ile Filistin‘e yoğun bir ziyaretçi akını başlamıştır. Filistin‘in Müslüman hakimiyetine girmesinden sonra (M. 638) Batı ile başlangıçta gergin olan siyasi ilişkiler nedeniyle bir süre yavaşlayan ziyaretler, VIII. yüzyılda Halife Harunürreşîd ile Şarlman (Charlamagne) arasındaki iyi ilişkiler nedeniyle ivme kazanmıştır. X. asırdan itibaren Batı‘da ekonomik imkanların düzelmesi, kara ve deniz yolculuklarının kolaylaşması, zenginler arasında başlayan hac modası ve Kluni (Cluny) tarikatının çabaları; diğer yandan İslam dünyasında yerel emirliklerin ortaya çıkışıyla bölgedeki ekonomik sıkıntıların turistik ziyaretlerden gelecek gelirlerle atlatılmaya çalışılması, Hıristiyan hac yolculuklarını artırmıştır. Filistin‘in Türk hakimiyetine girmesinden sonra deniz yoluyla yapılan ziyaretler kesilmese de, bölgedeki karışıklıklar nedeniyle Anadolu üzerinden kara yoluyla yapılan yolculuklar bitme noktasına gelmişti. Bölgenin Müslüman hakimiyetinde olması, Hıristiyan dünyasında Filistin‘in Müslümanlardan kurtarılması konusunda dini bilincinin uyanmasına da sebep olmuştur
, Sayfalar 39 - 50
Steven RUNCIMAN, Nuh ARSLANTAŞ
Gülşen-i Ebrâr ve Mir'âtü’I-Ebrâr adlarında iki mesnevisi olan Emîrî 16. yüzyılda eser vermiş bir şairdir. Adına biyografik kaynaklarda rastlanmaz. Şairin dinîtasavvufî içerikli ahlâkî bir mesnevisi olan Mir’atu’l-Ebrar 1374 beyitten oluşmaktadır ve eserin bilinen tek nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi 2584 numarada kayıtlıdır
, Sayfalar 289 - 304
Erol ÇÖM
A work of art must have content to be a work of art. Most carpets have contents in their design. They carry messages about religious and social subjects in their compositions and motifs. Carpets and kilims are symbolic art pieces. Everything has a reason and everything has a sense. A unique 120X180 cm Uşak praying rug in the Berlin Islamic Art Museum is a religious because of its art piece format and composition. Consequently, it carries a religious message. On condition that the position of the Prophet Mohammad is in the Sevr mountain, the middle niche aims to explain of God’s protection and donation
, Sayfalar 181 - 189
M. Önder ÇOKAY
Geçmişi kadim devirlere kadar uzanan ve Hz. Ömer zamanında askerî amaçlı bir garnizon olarak kurulan Basra, her dönemde jeostratejik ve jeopolitik konumundan kaynaklanan bir öneme sahip olmuştur. İslam tarihinde merkezî otoriteye karşı başlatılan ilk isyanda taraf olma, sonrasında ise dinî ve siyasî içerikli pek çok isyanda merkez olma özelliği ile ön plana çıkan Basra, Osmanlı tarihinde de isyanlar şehri olarak anılmıştır. Basra‘da meydana gelen bu isyan ve istila hareketlerinden biri de 1691 yılında patlak veren ve ancak on yıl sonra düzenlenen Basra Seferi ile bastırılan Urbân isyanıdır. Yüz elli bin kişilik bir ordu ile gerçekleştirilen bu seferde herhangi bir çatışma yaşanmamış, Osmanlı ordusu sırf yürüyüşle bölgenin yeniden itaatini sağlamıştır
, Sayfalar 81 - 102
Funda DEMİRTAŞ
Mus‘ab ez-Zübeyrî, bilim tarihinin önemli neseb uzmanlarından biridir. Abbâsîler döneminde yaşamıştır. Nesebü’l-Kebîr ve Kitâbu Nesebi Kureyş adlı iki eseri bilinmektedir. Bu eserlerinden Kitâbu Nesebi Kureyş bugüne ulaşmış ve neşredilmiştir. Bu eser, doğrudan Kureyş kabilesinin nesebine aittir. Bu eserde Kureyş kabilesi başlangıcından müellifin yaşadığı döneme kadar kişiler bazında tanıtılmıştır. Müellif, başta Hz. Peygamber ve ailesinin mensup olduğu Hâşim oğulları olmak üzere, Kureyşliler’in soy kütükleri hakkında ayrıntılı bilgiler verir. Ayrıca bu kişilerle ilgili bazı önemli olaylara da değinir. Eser bilhassa Câhiliye, Asr-ı saâdet, Hulefâ-yi Râşidîn, Emevîler ve Abbâsîler’in ilk dönemi açısından kaynak olma özelliğini taşımaktadır
, Sayfalar 127 - 152
Gülgûn UYAR
İslâm Tarihi boyunca bazı devletler kısa süre hüküm sürmüş, bazı devletlerin ömrü de uzun olmuştur. Abbâsî Devleti de hem ömür açısından, hem de etkileri yönünden İslâm Tarihi sahnesinde büyük bir yer kaplamıştır (H.132-656/M.7501258). Bunun siyâsî, askerî, ekonomik ve sosyal etkileri vardır. Beş yüz yıldan fazla bir ömre sahip olmuş Abbâsî Devleti‘nde siyâsî açıdan pek çok önemli olay meydana gelmiştir. Sınırları geniş, büyük bir toprak parçasına sahip olan Abbâsî Devleti Bizans, Selçuklular ve Büveyhîler gibi güçlerle mücadele içine girişmiştir. Burada halîfelerin tavırları olayların seyrini etkilemiştir. Kimi halîfeler otoriter ve dirâyetli yönetimleriyle başarılı olmuşlar ve devletin ömrünü uzatmışlar, kimi halîfeler de devlet yönetiminde silik kalmışlar ve devlet içinde kopmalara ve devletten bağımsız küçük devletler oluşmasına sebep olmuşlardır. İşte bu Abbâsî halîfelerinin kişilikleri ve faaliyetleri dikkat çektiği gibi, ölümleri de merak konusu olmuştur. Bizim araştırma konusu olarak seçtiğimiz Abbâsî halîfelerinin ölüm sebepleri de bu merakın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır
, Sayfalar 195 - 227
Murat AKKUŞ
, Sayfalar 219 - 231
Abdülaziz ed-DÛRÎ, M. Bahaüddin VAROL
, Sayfalar 251 - 253
İbn Yahyâ el-VEŞŞÂ, Levent ÖZTÜRK
With the early captures in the reign of the early caliphates of Islam, the Arab Muslims conquered a number of areas which the ancient civilizations, including Mesopotamia, Egypt and India, lived before. From the beginning Non-Muslims who were in this conquered area made important contributions to the Muslims. Among them, Christians were the most important ones. They served the caliphs in medicine science. Later, they made further progress with their translations. They gained at theoretical medicine science. They drew attention with other services. In this paper, I will discuss mainly, the contributions of the Christian doctors to the Islamic society in the Abbasid times
, Sayfalar 71 - 79
Levent ÖZTÜRK
Azerbaycan, tarihinin en önemli safhasını Ortaçağ’da yaşamıştır. Bunun sebebi halkının İslâm dini ile tanışması, düşünce ve hayat tarzlarının değişmesi, zengin olan kültürel geçmişinin yeni değerler kazanması ve İslâmî fetihlerin en önemlilerinden biri olmasıdır. Azerbaycan’da yapılan fetihlerin yanısıra Hilâfetin yapmış olduğu iskân faaliyeti bu bölgede Müslüman Arap nüfusun oluşmasına neden oldu. İlk dönemde Müslümanlar’ın iyi hal ve davranışları, halka hoş gelen idarî tavırları ve tanıdıkları imtiyazlar yerli halkın İslâm dinini kabul etmesinde çok etkili olmuştur
, Sayfalar 121 - 134
Abbas GURBANOV
İslâmi fetihlerin sonucu olarak Arab orduları tarafından ele geçirilen Azerbaycan toprakları, Emevîlerîn Abbâsîlerle yer değişmesinden sonra buranın yönetimi de otomatik olarak el değiştirmiştir. Hakimiyyete geçmeden önce bölge insanları ile sıkı alakada olan ve onların da yardımları ile idareyi ele geçiren Abbâsîler, zamanla verdikleri sözlerini tutmamış ve hatta onlara ikinci sınıf muamelesi yapmaya başlamışlardır. Bu da özellikle Emevîler devrinden başlayan fikirsel öfkenin Abbâsîler zamanında itiraz ve isyan haline dönüşmesine neden olmuştur. Abbâsî yönetiminin idarî, siyasî, iktisadî, sosyal ve vergi sahalarında yaptığı yanlışlar ise bu isyanları daha da güçlü ve etkili hale getirmiştir
, Sayfalar 153 - 173
Abbas GURBANOV
Bu çalışmada erken Abbasî döneminde, zındık denilen kesimlere karşı yürütülen mücadelenin Abbasî kültürel politikası açısından anlamı ele alınmıştır. Zındıklık mücadelesi, fiilî yaptırım ve müeyyideler ile düşünsel antitezler ve karşıt yazın faaliyeti açısından işlenmiştir. Zındık kesimlerin kültürel yazın faaliyetlerinin izahına matuf bazı klâsik kayıtların yanı sıra zındıklık mücadelesinin temelini oluşturan el-Mehdî’nin rüyası, çalışmanın kapsamında değerlendirilmiştir. İncelememiz tarihsel bir zındıklık çalışması değildir, zındıklık kavramı, zındıklığın tarihi, gelişimi, faaliyetleri, zındık kesimlerin tespiti gibi hususlar çalışmamızın hedefleri arasında yer almamıştır. Aynı şekilde bunlara uygulanan baskının ve verilen mücadelenin tarihsel dökümünü yapmak da hedeflenmemiştir.
, Sayfalar 105 - 126
Eyyüp TANRIVERDİ
Kâhir-Billâh, Muktedir ile başlayan ve 334 (945) yılında Büveyhîler’in Bağdat’ı işgaline kadar devam eden gerileme ve çöküş döneminin ikinci halifesidir. İki kez halife tayin edilen Kâhir-Billâh’ın ilk halifeliği sadece iki gün sürmüş, ikinci iktidar dönemi yaklaşık bir buçuk yıl devam etmiştir. Ancak kısa sayılabilecek bu dö- nemde, Abbâsî Devleti açısından birçok olumsuz hadise meydana gelmiştir. Kâ- hir-Billâh, zamanının büyük bir kısmını kendisini iktidara taşıyan Mûnis el- Muzaffer ve adamlarını bertaraf etmeye ayırdığından, onun döneminde ülke ade- ta kendi kaderine terk edilmiştir. Bundan çok kısa bir süre sonra Bağdat’ı işgal edecek olan Büveyhîler bu dönemde ortaya çıkmış ve Fars bölgesini Abbâsîler’in elinden almışlardır. Yine, ciddi iç karışıklıkların yaşandığı Mısır’da İhşidîler hâkimiyetinin temelleri bu dönemde atılmış, Malatya’nın Bizans Devleti tarafından ele geçirilmesi de bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu çalışmada Kâhir-Billâh’ın söz konusu gerileme ve çöküş dönemindeki konumu ve rolünün tespit edilmesi hedeflenmektedir
, Sayfalar 71 - 103
Saim YILMAZ
Bu makalede Abbasi Devletinin, Ermeniler‘in yaşadığı bölge olan "Ermeniye" üzerindeki politikaları ve Ermeniler‘in Abbasi idaresine karşı çıkardıkları isyanlar ele alınacaktır. Ermeniye bölgesi, Hz. Ömer dönmeminden itibaren İslâm idaresi altına girmeye başlamış, Hz. Osman ve Emeviler döneminde bölgede hâkimiyet tesis edilmeye çalışılmıştır. Abbasiler dönemine gelindiğinde Ermeniye bölgesinde ciddi huzursuzluklar meydana gelmiş ve Müslüman valilerin himayesinde olan mahalli Ermeni yöneticileri Abbasi idaresine karşı isyan etmiştir. Bu isyanların en etkilisi Halife Mütevekkil döneminde meydana gelmiştir. Bu dönemde Ermeniye ve Azerbaycan bölgesine atanan Müslüman valiler bölgedeki hâkimiyeti sürdürmeye çalışmışlardır. Ancak gerek uzun yıllar boyunca bölgeyi ve Ermenileri himayesinde bulunduran Bizans İmparatorluğu‘nun bölgede etkin olmaya başlaması ve gerekse isyanlar sırasında Müslüman valilerin tutumu üzerine X. yüzyılın ortalarından itibaren bölge Abbasi idaresinden çıkmıştır
, Sayfalar 23 - 41
Oktay BOZAN