Arama Sonucu: 1331 Aranan: Historians
Tanzimat Dönemi yazarlarından Ahmet Midhat Efendi, kadın eğitimi ve kadın yazar yetişmesi konusunda önemli hizmetlerde bulunmuş, kendi devrinde eser veren kadın yazarları desteklemiştir. Fatma Aliye Hanım’a yazdığı mektuplar, onun bu yolda nasıl çaba sarf ettiğini ortaya koymaktadır. Bu yazıda Ahmet Midhat’ın kadın yazarların yetişmesi yolundaki faaliyetleri, Fatma Aliye Hanım’a yazdığı mektuplar etrafında değerlendirilecektir.
Cilt 0 , Sayı 48 , Oca 2012 , Sayfalar 191 - 216
Murat KOÇ
Bu çalışmamızda, dil bilgisi kitaplarında tasarlama kipleri içinde yer alan, genellikle dilek-şart kipi eki olarak anılan –sA eki ile ilgili, bugüne kadar dilbilimcilerimizin bu ek üzerine yaptıkları çalışmalardan yola çıkarak metinlerden alınan örnekler ışığında, –sA ekinin işlevleri örnekler üzerinde gösterilerek tasnif edilmeye çalışılmış, şart anlamı taşıyan –sA, dilek-istek anlamı taşıyan –sA, zaman anlamı taşıyan –sA ve kalıplaşıp cümle bağlayıcısı olan -sA diye dört ana gruba ayrılarak bunların taşıdıkları çeşitli anlamlar tasnif edilmiş ve alt gruplar halinde örneklendirilmeye çalışılmıştır.Anahtar sözcükler: Dil bilgisi, tasarlama kipleri, dilek-şart kipi, -sA eki, -sA ekinin işlevleri. In this study, by depending on examples done by our linguists, the functions of –sA, which is in irrealis moods and generally called as subjunctive mood, were classified into groups. Types of –sA were separated into 4 main groups: conditional mood of –sA, sub-junctive mood of -sA, the -sA which carries time meaning and –sA as chunk sentence connector; and, at the same time, they were exemplified under sub-groups.Key words: Grammar, irrealis mood, subjunc-tive-conditional mood, the suffix -sA, the functions of the suffix -sA
Cilt 0 , Sayı 46 , Oca 2011 , Sayfalar 4 - 17
Şahap Bulak
Gölge oyununun Türklere nereden geldiği sorusu hala tartışılmakla beraber, bu oyunların XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul’da asıl kimliğini kazanmış olduğu herkesçe kabul edilen bir gerçektir. Türk seyirlik sanatları arasında mühim bir yere sahip olan karagöz oyunları, İstanbul’da gerek saray ve çevresinde gerekse halk arasında çeşitli mekânlarda ve çeşitli sebeplerle sıkça oynatılmıştır. Bununla beraber İstanbul’da farklı ortamlarda oynatılan karagöz oyunlarının içinde İstanbul’a ait pek çok manzaranın görünmesi de kaçınılmazdır. Oyunlarda, XVII. yüzyıl ile XX. yüzyıl başlarındaki İstanbul’un çeşitli görünüşlerini takip etmek mümkündür. Karagöz oyunları hakkında yapılmış olan birçok çalışmada, bu oyunların gerçek hayattan kesitler sunduğundan, adeta bir yaşanmışlık aksettirdiğinden, kendi hayatlarımızdan birer parça bulduğumuz için bu kadar sevdi- ğimizden bahsedilmiştir. Karagöz oyunları bize Osmanlı Devleti’nin küçük bir parçası olan ‘mahalle’ penceresinden koca İstanbul’u gösterir. Bu çalışmada da, daha önce yapılmış olan araştırmaların ışığında, Karagöz’ün ‚Bahçe‛ isimli oyununda yer alan Osmanlı toplumunun sosyal çevre, inanç, giyim, meslek ve eğlence hayatı unsurları incelenecektir.
Cilt 0 , Sayı 46 , Oca 2011 , Sayfalar 145 - 156
Nihalgül Daştan
Halkın rekabet kabiliyetinin en önemli şartı, dilin rekabet kabiliyetidir. Dilin rekabet imkânı bulduğu alan ise edebî çeviridir. Edebî çeviri, çeviri bilimin en zor türü sayılır. Çeviri, aslında sanatın bir dalıdır. Sanatın bu türünde ana dil diğer dillerle karşılaşır, çevirmen ile yazar kendi aralarında âdeta yarışır, kabiliyetlerini sınarlar. Çevirmen yapılanı yeniden kurmak, ana dilindeki kendi edebiyatına yeni imkânlar açmak ve bakir alanları keşfetmekle sınanır. Sovyet devrinde dünya edebiyatının birçok eseri Kazakçaya Rusçadan çevrilmiştir. Böyle bir ara dil ile çevrilmiş eserlerin biri de Reşat Nuri Güntekin’in ‚Çalıkuşu‛ romanıdır. 1922 yılında yayımlanan roman Rusçaya 1963 yılında, sonra da Rusçadan Kazakçaya 1969 yılında çevrilmiştir. Roman Rusçadan çevrilmiş olmasına rağmen Türkiye Türkçesi ve Kazak Türkçesinin ne kadar yakın diller olduğunu, bazı deyimlerin tam karşılığıyla çevrilmesinden kolayca anlaşılmaktadır. Bu çalışmada deyimleri çevirirken çevirmenin hangi yöntemleri kullandığı ve deyimleri birebir çevirmenin hangi hatalara sebep olabileceği ‚Çalıkuşu‛ romanının orijinali ve Kazakça çevirisi karşılaştırılarak gösterilmiştir.
Cilt 0 , Sayı 48 , Oca 2012 , Sayfalar 41 - 50
Jazira ALİBEKOVA
ÖZETBu tanıtma yazısında, Dursun Ali Tökel tarafından DoktoraTezi olarak hazırlanan "Divan Şiirinde Mitolojik Unsurlar, ŞahıslarMitolojisi" adlı kitap tanıtılacaktır.Bu eserde, Divan şiirindeki mitolojik şahıslar, hemen hemenbütün kadim milletlerin mitolojik rivayetierine başvurularakhazırlanmaya çalışılmıştır."Giriş" bölümünde; mitoloji, mitoloji ve sanat, mitoloji veedebiyat konularının da uzun ve ayrıntılı bir analize tabi tutulduğubu eser, alanında ilk olma özeııiğini de taşımaktadır.ABSTRACTThis review aims at introducing the book titled "TheMylhological ElemenIs in Diwan Poeıry. Mythology of Persons",which is originally a doctoral dissertation presented by Dursun AliTökel.In this work, the mythologieal figures are introdueed withreferenee to the aeeounts and legends of almost all aneient peoples.In the Introductory Chapter, general infonnation on mythologyis given followed by a detailed comparatiye analysis of subjectssuch as "Mythology and Art" and "Mythology and Literature"under separate sub-chapters.This work can be considered the first extensive study in itsfield.
Cilt 10 , Sayı 21 , Oca 2003
Süleyman Tülücü
Bu makalede, Köroğlu Destanı’nın ‘Köroğlu’nun Zuhuru Kolu’, kişiler arası iletişim çatışmaları açısından incelenmiştir. Uygulanan metot, psikoloji biliminin kullandığı ‘Transaksiyonel Analiz’ metodudur. Destanda yer alan kişiler, bu metodun ‘üç benlik durumu’ olan ‘ana-baba’, ‘yetişkin’ ve ‘çocuk’ benlik durumlarına göre ele alınmıştır. Kişilerin karşılarındaki insanlarla yaşanılanlara göre çeşitli benlik durumlarına girdikleri görülmüştür.
Cilt 17 , Sayı 43 , Oca 2010 , Sayfalar 49 - 53
Filiz Kırbaşlıoğlu
Bugüne kadar Türkiye 'de ve Türkiye dışında, Anadolu ağızları üzerinde pek çok bilimsel inceleme ve araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda, halk ağzından pek çok malzeme derlenmiştir. Bu araştırmalar aracılığıyla bölge ağızlarının ses ve şekil bilgisi özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ağız incelemesi çalışmalarından biri de Prof Dr. Tuncer Gülensoy tarafından yapılan "Kütahya ve Yöresi Ağızları" adlı çalışmadır. Bugün, Kütahya ve yöresi ağızlarında kullanıldıkları halde, Gülensoy'un eserinde yer almayan pek çok kelime bulunmaktadır. On/arın bir kısmı yabancı dil/erden alıntı kelimeler ve bir kısmı Eski Türkçede kullanılan kelimelerdir. Bu kelimelerin unutulmaması, Kütahya ve yöresi ağızlarının daha iyi aydınlatılması için aşağıdaki liste hazırlanmıştır.Anahtar sözler: Kütahya ağzı, ağız incelemesi, Eski Türkçe kelimeler ABSTRACTTill now, many scientific investigations and searches were made about dialects ofAnato/ia in Turkeyand ahroud. On these searches a lot ofdocuments from faik dialect had heen col/ected. By the way, phonetical and morphological features of these folk dialect were tried to determine. One ofthe dialectic investigations is work, cal/ed "Dialects ofKütahya and İt 's Regions" which was made from Prof Dr. Tuncer GÜlensoy. Taday, although theyare used in dialects of Kütahya and it 's regions, there are many words which couldnt he fınd in Gülensoys 's work. Some ofthose words were from foreign languages and same of them had been used in Old Turkish. The /ist below was prepared for not to he forgelten those words and to he c/arifiedfeatures ofKütahya and it 's regionaifalk dialects.
Cilt 9 , Sayı 20 , Oca 2002
Bilal Aktan
ÖZET19. Yüzyılın sonlannda yayımlanan "Mektep" dergisi, TürkBasın Tarihinde önemli bir yere sahiptir. Gerek ilk yıllarındagösterdiği pedagojik özellikleriyle, gerekse sonradan kazandıgıedebi özelliğiyle ilgi çekici bir dergi haline gelmiştir. Türküniversitelerinde i 994- i 999 yıllan arasında, bu dergiyle ilgili üçyüksek lisans tezi hazırlanmıştır. Bu çalışmalardan ilkitarafımızdan, ikincisi Kemal Timur, üçüncüsü ise, Reyhan ElmasKeleş tarafından gerçekleştirilmiştir. Etkin bir iletişim ortamınınbulundugu günümüzde, arzu edilmeyen bir durum olarak. sonraki tezleri hazırlayanlar arasında bir irtibatsızlık meydana gelmiştir. Bunun sonucunda, bazı gereksiz tekrarlar, eksiklikler ve yanlışlıklar ortaya çıkmıştır.Bu makalede önce "Mektep" dergisinin uzun ve maceralıyayın hayatı incelenmiş, daha sonra onun hakkında hazırlanmışolan tezler tanıtılarak, bunlann eleştirisi yapılmıştır.ABSTRACTThe periodical "Me/ctep", which was published at the end of19th century, has an important place in the History of TurkishPress. lt became an interesting review both with its pedagogicalfeatures its early years and then its literary feature which itobtained afterwards.it was prepared three postgraduate thesis as related to thisreview between the years of 1994-1999 at the TurkishUniversities. The first one was carried out by me, the second byKemal Timur and the third by Reyhan Elmas Keleº. Adisconnection exists among the persons who prepared the lalterthesises as an undesirable position, at the present while there are active communication means. As a result, some unnecessaryrepetitions, defects and mistakes occurs.In this article, at first, the Jong and adventurous publicationlife of the periodical "Mektep" was examined and then thethesises about the periodical are introduced and critisized.
Cilt 10 , Sayı 21 , Oca 2003
Cem Şems Tümer
Çok yönlü bir bilim adamı olan Ahmet Cevdet Paşa'nın"Tarih-i Cevdet" adlı eseri, ciddi tarih kaynaklarımızdan biridir.Cevdet Paşa, bu eserinde Velıhabilik ve Dürzilikle ilgili ciddibilgiler vermiştir. Bu çalışmada ise, sadece Vehhabilik üzerindedurulmuştur. Cevdet Paşa, VehMbiliğin ilk çıkışından itibarenAbdullah b. Suud'un İstanbul'daki idamı ile biten birinci dönemiile ilgili bilgiler aktarır ve yorumlar yapar. O, tarihi bilgileryanında Vehhlibi zihniyeti ve inançları ile ilgili de bilgi sunar. Onagöre Vehhlibilik, tarihteki Haricilerin adeta bir uzantısıdır. ABSTRACTThe book, eaııed Taıih-i Cevdet written by Ahmet CevdetPasha who is multilateral seientist, is one of serious histoncalsources. Cevdet Pasha gives serious know ledges aboutVehhabism and Durzism at this book. In the present study,Vehhabism is only mentioned. Cevdct Pasha has givenknowledges about first part of Vehhabism at whieh it was bomand it was finited by execution of Abdullah b. Suud. In addition to this, Cevdet Pasha has givcn some know ledges about mentality and faith of Vehhabism. According to Cevdet Pasha, as if Vchhabism is continuation ofHaricism at history.
Cilt 9 , Sayı 20 , Oca 2002
Sayın Dalkıran
En tanınmış dil ailelerinden biri olan Türk dili, akrabalıkadları itibarıyla dünyanın en zengin dillerinden biridir. Özellikle,çeşitli Türk dilleri ve Anadolu a~ızlarında akrabalık adları için pekçok söz kullanılmaktadır.Yong-Söng Li, bu sistematik eserinde dede, nine, baba, anne,amca, dayı, hala, teyze, erkek kardeş, kız kardeş, kuzen, oğul, kız,yeğen, koca, karı vs. gibi, bu tür adların bir listesini vermektedir.  ABSTRACTTurkish language, whieh belongs to one of the most wellknownlanguage farnilies, is one ofthe most prolifie languages of the world in respeet of names offamily relationships. A great number of words are used to narne "relatives" in various dia!eets ofTurkish and in Anatolian dialeets in partieular.Yong-Söng Li, in his systematica! work gives a list of such narnes as dede, nine, baba, anne, amca, dayı, hala, teyze, erkek kardeş, kız kardeş, kuzen, oğul, /az, yeğen, koca, karı, ete.
Cilt 9 , Sayı 20 , Oca 2002
Süleyman Tülücü
 Kiplik, konuşurun öznel tavır ve görüşlerinin dile yansımasıdır. Pek çok kiplik çeşidi vardır. Bunlardan biri de emir kipliğidir. Emir kipliği, ceza ve yaptırım gücüne sahip bir kaynaktan çıkan, kendi kapsama alanı içindeki yeterli bir eyleyiciye yönelen, gerçekleşebilir, geleceğe yönelik, yapılması mecburi isteklerin ifadesidir. Emir kipliğinin dil bilgisel, sözcüksel, söz dizimsel, söyleme dayalı olmak üzere birçok işaretleyicisi vardır. Bu işaretleyicilerden biri de -sAn(Iz)A ekidir. Bu ek, ivedilikle yerine getirilmesi beklenen ve nezaketten uzak emirlerin verilmesinde kullanılır. Bir başka emir işaretleyicisi ise olumsuzluktur. Olumsuzluk aracılığıyla konuşur bir eylemin yapılmasını yasaklar. Böylece olumsuz emirler oluşur.
Cilt 0 , Sayı 51 , Oca 2014 , Sayfalar 35 - 46
Çiğdem USTA
Anadolu’ya siyasi nedenli zoraki göçler 18. yüzyılda başlamış ve 19. yüzyılda hızlanarak devam etmiştir. Kırım, Kafkasya ve Rumeli’den gelen bu hacimli göçler, siyasi-dini nedenlerden olup hemen hemen tümü Müslümanları kapsamaktadır. Kırım Savaşı (1853-1856) ile hız kazanan göçler “93 Harbi” (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı)’nden sonra daha da yoğunluk kazanmıştır. Bu savaş sırasında Rusya, gerek Kırım bölgesinde gerekse Kafkaslarda Müslüman halka baskıyı artırdığı gibi, baskıya rağmen göç etmeyenleri de zorla yerlerinden çıkararak deniz ve kara yoluyla Anadolu’ya sürgün etmiştir. Balkanlardan da yine baskı ve zorlamalarla on binlerce Türk nüfus Anadolu’ya akmıştır. 19. yüzyılda savaşlar ve diğer nedenlerden dolayı Anadolu Türk nüfusu devamlı azalma göstermekteydi. Özellikle erkek nüfusun azalması üretimi olumsuz etkilediği gibi savaşacak insan gücünü de azaltmaktaydı. Göçmenler azalan Anadolu nüfusunu takviye etmekteydi. Bu nedenle Osmanlı Devleti de gelen göçmenleri iyi karşılayıp tüm ihtiyaçlarını karşılamak sureti ile Anadolu’ya yerleştiriyordu. Bu yerleştirme politikasının altında ekonomi ve savaşacak insan gücü oluşturma isteğinin yanında artık Anadolu’nun Türk’ün son vatanı alacağının anlaşılmış olmasından dolayı Türk nüfusu çoğaltma isteği de yatmaktadır. Gelen göçmenleri yerleştirmek için kurulmuş olan Muhacirin Komusyonu gelenlerin özellikleri ve isteklerini dikkate alarak yerleştirmeyi yapmıştır. En yoğun yerleştirmelerin yapıldığı yerlerin başında Orta Anadolu gelmektedir. 93 Harbi’nden İmparatorluğun sonuna hatta Cumhuriyet devrinde de Eskişehir bölgesine Kırım, Kafkaslar ve Balkanlar’dan gelen çok sayıda göçmen gelmiştir. Eskişehir’e gelenler hayvan yetiştiriciliği ve tarım gibi alanlardaki becerilerine göre ova veya daha yüksek yerlere yerleştirilmişlerdir. Zanaatkar olanlar ise şehir ve kasabalara iskân edilmiştir. Devlet göçmenlerin her türlü ihtiyaçlarını karşıladığı gibi zaman zaman göçmenlere yönelik yerli halkın tepkilerine karşı da tedbirler almıştır. Osmanlı Devleti, bunlarla ilgili kayıtları ayrıntılı bir şekilde tutmuş ve yerleştirilen göçmenler için oluşturulan yeni yerleşim yerleri olan köy ve kasabaların haritasını dahi yapmıştır.
Cilt 12 , Sayı 29 , Oca 2006 , Sayfalar 267 - 278
Hakkı YAZICI, Muammer DEMİREL, Hakkı Yazıcı, Muammer Demirel
Muallim Nâcî’nin genç denilebilecek bir yaşta vefat etmesi, kayın pederi Ahmet Midhat ve devrin padişahı Sultan Abdülhamid’i derinden sarsar. Abdülhamid, cenaze masraflarının kendi ödeneğinden karşılanmasını ve Naci’nin Sultan II. Mahmud’un türbesinin bulunduğu hazireye gömülmesini emreder. Osmanlı Sultanının bu ilgisi, Ahmet Midhat’ın kederini bir nebze olsun hafifletmiştir. Aradan bir müddet geçer ve Hâce-i Evvel, o zaman itibariyle en son kaleme aldığı Ahmet Metin ve Şirzad romanını Abdülhamid’e takdim eder. Bu eser vesilesiyle de Muallim Nâcî’ye bir mezar taşı dikilmesine izin verilmesini, Sultan’dan istirham eder. Ahmet Midhat’ın bu maruzatı, sanatkârlara büyük kıymet veren Abdülhamid tarafından uygun görülür. Mezar taşının masrafları Padişah tarafından karşılanır ve Muallim Nâcî’nin bugünkü mezar taşı dikilir.
Cilt 14 , Sayı 35 , Oca 2007 , Sayfalar 157 - 165
Şahmurat Arık
Türküler, halkın hayatından kaynaklanan ürünlerdir. Halkın günlük hayatta yaşadığı veya şahit olduğu olay, durum, tutum ve davranışlarla ilgili duyguları, düşünceleri, sevinçleri, kederleri, nefretleri, ümitleri, inançları açık bir şekilde türkülere yansır. Bu özelliklerinden dolayı türküler, halk kültürü ürünleri içinde en yaygın türlerin başında gelir. Türk milletinin bütün özelliklerini ve Türk kültürünü oluşturan maddi ve manevi unsurların hemen hepsi türkülerde görülebilir. Bu bağlamda, geçmişten günümüze Türk kültürü içinde ayrı bir yere sahip olan dağlar da türkülerde çeşitli rol ve fonksiyonlarda karşımıza çıkar.Dağlar, İslamiyet öncesi Türk inanç sistemi içinde tabiatla ilgili inanç ögelerinden biridir. Yeryüzünün bu devasa kamburları sahip olduğu özellikler sebebiyle öteden beri insanoğlu için gizemli bir mekân ve varlık olmuştur. Dağlar, yükseklikleri, yücelikleri, ihtişamları, başlarında karın, boranın eksik olmaması, üzerlerinde yaşayan hayvanlara barınma ve beslenme imkânları sunmaları, konargöçer Türk yaşam biçiminin vazgeçilmez bir unsuru olmaları gibi birçok sebebe bağlı olarak Türklerin toplumsal hayatında canlı ve yüce bir varlık inancı oluşturmuşlardır. Bu inanç, tabii olarak, doğrudan halkın hayatından kaynaklanan ürünler olan türkülere de yansımıştır.Halk, yaşadığı olaylara bağlı olarak dağları nasıl algılamışsa türkülere de aynı şekilde yansıtmıştır. Dağlar, türkülerde genellikle yüce, kutsal, irade ve kudret sahibi bir varlık olarak karşımıza çıkar. İnsanlar, bir kısım istek ve dileklerinin karşılanması için dağlara yalvarır. Bazı türkülerde dağların ya kendisi engeldir ya da yaptıklarıyla kişilerin isteklerinin gerçekleşmesini engellerler. Bunların yanında, dağlar bazen de ata, koruyucu, besleyici, dertleşilen, kendisine sığınılan, yücelerden veya uzak diyarlardan haber alınan bir varlıktır. Bu bağlamda, Türkülerde geçen “dağ” sembolü incelenmiş ve mitik bir unsur olarak Türk halk kültürü içinde türkülerde varlığını devam ettirdiği tespit edilmiştir.
Cilt 0 , Sayı 57 , Oca 2016 , Sayfalar 1599 - 1618
Cengiz GÖKŞEN, Rukiye GÖKŞEN
Türk edebiyatının önemli sanatkârlarından biri olan Tevfik Fikret’in, özellikle “Servet-i Fünûn” döneminde yazdığı sosyal muhtevalı şiirleri merhamet şiirleridir. Bu şiirlerin pek çoğunda Coppée’den izler görülür. Makalede Françoıs Coppée’nin Tevfik Fikret üzerindeki tesirleri “Demircilerin Grevi” şiirinden hareketle araştırılmaktadır. Tevfik Fikret’in kendisi de dâhil olmak üzere birçok araştırmacı Fikret’in Coppée’ye duyduğu hayranlığın “Demircilerin Grevi” şiiriyle başladığını belirtir. “Demircilerin Grevi” şiiri, Tevfik Fikret’in bir arkadaşı vasıtasıyla şaire ulaşır. Tevfik Fikret’i Fransız edebiyatının diğer önemli sanatkârları da etkiler. Musset, Lamartine, Victor Hugo, Baudelaire. Bu makalede Tevfik Fikret’te Coppée tesiri, “Demircilerin Grevi” şiirinden hareketle, Esere Dönük Eleştiri metodundan yararlanılarak incelenmiştir.
Cilt 0 , Sayı 49 , Oca 2013 , Sayfalar 185 - 192
Hacer Gülşen