Arama Sonucu: 762 Aranan: Historians
Pek çok hadis kitabında Hz. Peygamber’in söyle söylediği nakledilmistir: “İman da Hikmet de Yemen’dedir.” Hadisin zahirinde ifade edildiği gibi iman ve hikmet gerçekten belli bir coğrafyaya mı aittir. Eğer öyle ise bu durum hadisin anlamı ve güvenilirliği hakkında bir süphe uyandırmaktadır. Hadis alimlerinin ha- dis hakkındaki farklı görüsleri de bir problem olarak karsımızda durmaktadır. Bu çalısmada hadisin hem rivayet edilisi hem de anlamı ile ilgili konular ele alınmıs, bu çerçevede hadis bir değerlendirmeye tabi tutulmustur .
Cilt 14 , Sayı 38 , Oca 2011 , Sayfalar 95 - 122
Kadir Demirci
Kadın, hemen her dönemde üzerinde olumlu ve olumsuz düşüncelerin ileri sürüldüğü bir konu olarak da görülmüştür. Bazı dönemlerde kadının erkeklerin alt cinsi, bazı dönemlerde ikinci sınıf insan, bazı dönemlerde utanılacak bir varlık ve çok az olarak da erkek ile eşit bir varlık olarak değerlendirilmiştir. Türk tarihinde ise kadın genel olarak erkek ile eşit konumda bulunmuş ve bunun için de karı kocadan her biri diğeri için “eş” olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada, henüz yeni Müslüman olmuş olan Türk milletinin ilk ve en geniş kapsamlı sözlüğü konumundaki Kaşgarlı Mahmud’un Divanu Lügâti’t-Türk adlı eserinde kadın ile ilgili kavramlar ele alınacaktır. Adı geçen eserde kadın ile ilgili hemen her alanda bir ya da birkaç kelimenin bulunması, Türk Milleti’nin kadına verdiği önemli göstermesi bakımından önemlidir. Divan’da kadın ile ilgili kelimelerden bir kısmı şöyledir: Kadın anlamında “uragut”, hatun anlamında “katun”, anne anlamında “ana/hana”, sütanne anlamında “awurta”, teyze anlamında “kükü/küküy”, soylu kadın anlamında “kunçuy”, hanedan soyundan gelenlen kadın anlamında “oqlagu katun”, şehzade kızları anlamında “tarım”, üvey kız anlamında “baldır kız”, cariye anlamında “as, ay, awınçu, kaçaç, kız, kümüş, kün, tal bodlug, yinçü /cinçü, yinçge kız”, yaşlı kadın anlamında “kurtga”, süslenmiş kadın anlamında “yaldrık”, mihir anlamında “başın, kalın”, dul kadın anlamında “tul tugsak”, yaşmak anlamında “bürüncük, saraguç”, küpe anlamında “tolgag”, temiz-pürüzsüz anlamında “özök”, fahişe anlamında “ekek”, lezbiyen anlamında “sürtük”, kadının en küçük kız kardeşi anlamında “baldız”, erkeğin küçük kız kardeşi anlamında “sinil”, kadının küçük erkek kardeşi anlamında “yurç”, gelin anlamında  “kelin, egetlig”, kadının eniştesi anlamında “namıja”, ağabeyin hanımı anlamında “yenge”, kadının anne, baba ve kardeşi gibi yakınları anlamında “tünür”, işve ve cilve anlamında “kılınç”, evlenmek anlamında “beglenmek” gibi kelimeler Divânu Lugâti’t-Türk’te yer alan sözcüklerden bazılarıdır. 
Cilt 19 , Sayı 49 , Oca 2016 , Sayfalar 197 - 207
İsmail ERDOĞAN
verilecektir. Sonra çalışmanın merkezinde yer alan “Ünnü” ile alternatifi olarak sunulan “633531” kelimelerinin etimolojik tahlili yapılacaktır. Bu kelimenin tahlili, sadece Arapçayı değil, kelimenin tefsiri ile doğrudan alakalı olan İbraniceyi de içine alacaktır. Böylece kelimenin Arapçada kök hali, içinde bulunduğu kalıba göre tüm kullanım biçimleri ve anlam alanı ortaya konulacaktır. İbranicede "de, yine kelimenin kök hali, buradan türeyen tüm biçimleri ve anlam alanı, elimizdeki sözlükler vasıtasıyla Arapça ile mukayeseli bir şekilde verilecektir. Daha sonra, ayetin nüzül'sebebi ve hem tefsir kaynaklarında hem de batılı çalışmalarda kelime ile ilgili tüm yorumlar, yalın halde ele alınacaktır. Akabinde ise, yalın halde verilen bu yorumlar, ayrı ayrı başlıklar altında değerlendirmeye tabi tutulacak, ileri sürülen argümanlar sorgulanacak; sonuçta hem Kur’ân’ın bütünlüğü ile hem de diğer verilerle uyuşan, gerçekçi bir yorum ve değerlendirme ortaya konulmaya çalışılacaktır
Cilt 10 , Sayı 29 , Oca 2007 , Sayfalar 237 - 262
Mehmet Dağ
Epistemology and ethics of belief is one of the most important and serious problems in philosophy and philosophy of religion. Is there, for belief, any standard or criteion to be rational and, if any, what are? Is true and valid belief equivalent to rational belief? Is there any rational basis of religious belief and especially God-belief? Or are those irrational? What is the nature of relation between belief, knowledge and ethics? Such questions as these quoted above have been vehemently discussed and answered from different philosophical aspects and several point of views. Chief among them rationalism, pragmatism, intuitionism and fideism can be listed as remarkable and noteworthy. In this paper we have considered, of these, only two, namely rationalism and fideism. In particular, the challenging and severe argument of William K. Clifford against belief in anything upon insufficient evidence, who is a strong and radical rationalist, was explained and then we seized on four conter-argument which can be taken out of philosophical writings of some thinkers. Wittgensteinian fideism, Kierkegaard’s irrationalism, Pascal’s argument of wager and moral evidence of Kant are those. And occasionally we criticised all the views and drew some conclusion and finally evaluated them
Cilt 6 , Sayı 16 , Oca 2003
Abdullatif Tüzer
Makale,  Osmanlıların Avrupa'ya yaptıkları ilk seferlerden itibaren, Osmanlı ve Avrupa arasındaki ilişkilerin,  Avrupa'nın siyasi ve dini yapısındaki etkisini ortaya koymaya çalışmaktadır. Osmanlıların Avrupa'daki ilerleyişi sayesinde Katolik- Protestan mücadelesi Protestanlık lehine sonuçlanmıştır. Osmanlılara karşı mücadele edebilmek için Almanya birlik içinde olmak zorunda kalmıştır. Bu mecburiyet Katoliklerin Protestanlara daha fazla taviz vermelerine neden olmuştur. Bunun yanısıra Protestan hükümdarların Papa ile ilişkisini kesmesi Avrupa da milli hükümet fikrini de ortaya çıkarmıştır. Protestanlık hareket önemli ölçüde Osmanlılar sayesinde olmuştur denilebilir. 
Cilt 2 , Sayı 5 , Oca 1999 , Sayfalar 317 - 329
Emine Erdoğan
İhlâs sûresi, Allah’ın varlığını ve birliğini konu edinen yegâne sûre olma niteliğini taşımaktadır. Kısa ancak anlam acısından çok derin manaları içeren bu sûreye dair farklı türden birçok tefsir yazılmıştır. Yazılan bu farklı türdeki tefsirlerden biri de İbn Sînâ’ya aittir. O, yazdığı bu kısa tefsiriyle din ile felsefeyi uzlaştırma çabasının somut bir örneğini sunmakla beraber kendisinden sonra İhlâs sûresinin felsefi olarak yorumlanması geleneğinin de başlatıcısı olmuştur. İbn Sînâ’nın varlık ve birlik anlayışını yansıtan bu tefsirine tarihi süreç içerisinde farklı kişiler tarafından birçok şerh ve hâşiye yazılmıştır. Bu makalede Ebû Saîd Hâdimî’nin (ö. 1762) İbn Sînâ’nın İhlâs sûresi tefsirine yazdığı hâşiye incelenecektir. Hâdimî, aynı zamanda Osmanlı'da selefi düşünceye yakın olan isimlerden Birgivî'nin şârihidir. Hâdimî'nin bu hâşiyesi temel alınarak aynı zamanda İbn Sînâ’nın varlık, yaratma ve birlik anlayışlarına da değinilecektir. Hâdimî bu hâşiyesini felsefî düşüncenin göz ardı edildiği bir dönemde yazmıştır. Bu aynı zamanda Hâdimî’nin felsefi düşünceye verdiği önemi göstermektedir. Bu hâşiye ile Hâdimî’nin varlık, birlik ve yaratma meselesinde İbn Sînâ merkezli felsefî bir düşünceye sahip olduğu görülmektedir.
Cilt 18 , Sayı 47 (14-12-2015) , Oca 2015 , Sayfalar 198 - 220
Emine Taşçı Yıldırım
In this paper, it has been presented Alewi which appeared different identity from traditional structure after1980. Reemergence of Alewi has not been the same identity. But different reemergence ofAlewi has not been dealth with orignored. We investigate this different structure
Cilt 6 , Sayı 18 , Oca 2004
Ahmet Taşğın
Alevilik ve Bektaşilik ile ilgili yazılanları incelediğimizde günümüzde tartışılmakta olan meseleleri, diyanet ,din dersleri , cem evleri, vb. birkaç ana başlıkta toplamanın mümkün olduğu görülür. Ancak bu meselelerle ilgili tartışmanın mahiyeti, şekli ve yoğunluğu, Alevilik ve Bektaşiliğin dini kimliğinin tanımlanması meselesine bağlı olarak değişmektedir. Bu çalışmanın amacı da Alevilik ile ilgili sorunların birbirinden bağımsız olarak ele alınmasının imkanı olmadığını ,konunun dini, hukuki, idari ve kültürel boyutları ile bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiğini görmeyi sağlamaktır.
Cilt 12 , Sayı 33 , Oca 2009 , Sayfalar 7 - 16
Recep Kılıç
In this paper fıfthy-sixth verse of the Surah Ahzab has been analvsed. The two key concepts existing in the Surah, i. e. salat and salam have linguistically been dealt with. Then, the verse has been interpreted from perspective of these two crucial terms. Consequently, a current evaluation of paying salat and salam to the Prophet Muhammed been made
Cilt 4 , Sayı 10 , Oca 2001
Ahmet Nedim Serinsu
Hz. Muhammed'e sevginin bir eseri olarak Onu meth eden şiirler daha O hayatta iken yazılmaya başlamış, vefatının ardından artarak devam etmiştir. Konusu  ve sanat değeri itibariyle birer edebi şaheser olarak kabul görmüş bu şiirlerden biri de Kaside-i Bürde olarak tanınmaktadır. Bu Kaside Hz. Peygamber'in doğumunu, miracını, cihadını anlatan bir şiirdir. Özellikle Tasavvuf erleri arasında bu kasideyi vird edinenler çoktur. Kasideye bağlı pek çok çalışma yapılmıştır. Bunun yanında Hz. Muhammed'in meth edilme şekli ve içeriği bazı kişiler tarafından bu Kasideye reddiye yazılmasına da neden olmuştur. Makale Kaside - i Bürdeye yazılan reddiyedeki iddiaları değerlendirmekte ve bu iddialara bir reddiye niteliği taşımaktadır. 
Cilt 1 , Sayı 4 , Oca 1999
Mücteba Uğur
Kitaplar, bir fikrin ve düşüncenin veya zihniyetin taşıyıcıları olduğu kadar, üretildikleri bağlama dair de bilgiler sunan kalıntılardır. Bir eserin yazma versiyonları söz konusu olduğunda, her bir nüshanın ayrı bir özgünlük değeri bulunmaktadır. Yazıma konu olan metin belki ortaktır ama yazma nüshalar; çoğaltan kişi, çoğaltılan yer ve zaman, çoğaltmada kullanılan yazı şekli, kâğıt türü gibi unsurlar bakımından kendilerine özgü nitelikler taşımaktadır. Eserin yazıldığı bağlam hakkında ilk elden bilgilerin sunulduğu bu kısımlara yansıyan içerik, bazen eserin tüm muhtevasından bile daha önemli olabilmektedir. Bu yüzden de bazen her biri ayrı bir tarih vesikasına dönüşebilmektedir. ʿAlī b. Ötemiş b. Süleymān isimli fakat ʿAlā-i Aḫlāṭī olarak maruf bir Hanefî âlim tarafından istinsah edilen mecmūʿa bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. Mecmūʿa içerisinde Hanefî geleneğe dair çeşitli eserler yer almaktadır; ancak bunlardan daha önemli olan bu eserlerin nasıl ve nerede istinsah edildiğine dair müstensihin ferağ kayıtlarında verdiği bilgilerdir. Bu bilgilere bakıldığında, müstensihin muhtemelen Buhara kökenli olduğu ve Anadolu’ya gelip Ahlat’ı vatan edindiği görülmektedir. Artık Anadolu’da yaşamasına karşın, bir sebeple büyük Moğol istilasına maruz kalmasından on bir yıl önce Buhara’ya tekrar gitmiş, buradaki ilim meclislerinde bulunmuş ve önemsediği bazı eserleri istinsah edip yanında Ahlat’a getirmiştir. Bu mecmūʿa ise zamanla Kastamonu’ya kadar gelmiştir. Bu yazıda, söz konusu mecmūʿanın ferağ kayıtlarında geçen bilgilerden hareketle ʿAlā-i Aḫlāṭī’nin hayat hikayesi ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. 
Cilt 20 , Sayı 52 (15-12-2017) , Oca 2017 , Sayfalar 9 - 31
MEHMET KALAYCI
Ammár b. Yazid is one of the leaders of the early Hashimiyya movement in Khurásán. Having played apart unacceptable to theAbbasids in the formative sta.g.e.s their da’wa in Khurásán, the official Abbasid propaganda later obliterated as much as possible of his memory, minimised his part in the da’wa and presented him as a heretic. Around 111/ 729 a dái (propaganist) named Ammár b. Yazid and nicknamed Khidásh was send Merw to head a new Abbasid da’wa organization in Khurasan. Khidash expounded extremist doctrines and was eventually repudiated by the Abbasid imam, Muhammed b. Ali; He was arrested and executed in 118/736. Khidash had acquired followers of his own, known as the Khidashiyya. Some Heresiograhhers report that Khidash taught the doctrines of the Khurramiyya
Cilt 8 , Sayı 22 , Oca 2005 , Sayfalar 287 - 296
Mehmet Atalan
Bu çalışmada ilk önce  Şii düşüncenin şekillenmeye başlaması daha sonra Şii hareketler ve bunların Abbasi Devleti’nin oluşum sürecindeki etkileri ele alınmıştır. Abbasî oğullarından Muhammed b. Ali’nin, Emevi iktidarına son vermek “ Muhammed ailesini” iktidara getirmek amacıyla başlatılan bir devrim organizasyonu neticesinde 32 yıl kadar süren bir mücadele sonunda başarıya ulaşılmış ve “Abbasi Devleti” kurulmuştur. İlk Şii hareketlerinin bu organizasyonla direk bir ilişkisi bulunmamasına ragmen dolaylı da olsa Muhammed b. Ali’nin başarılı olmasında oldukça etkili oldukları da bir gerçektir.
Cilt 3 , Sayı 8 , Oca 2000 , Sayfalar 81 - 96
Ahmet Bağlıoğlu
Cilt 5 , Sayı 14 , Oca 2002
Dursun Hazer
Abd al-Razzak b. Hamam, hadisçiler tarafından bir Şiî olmakla itham edilmiştir. Bu nedenle, hadislerine kuşkuyla yaklaşılmış ve hadis bilginleri tarafından görmezden gelinmiştir. Bir kişinin Şiî olduğunu ifade etmek için erken dönemlerde kullanılan çeşitli kavramlar vardır. Bu kavramların yanlış anlaşılması sonucunda Abd al-Razzak  b. Hamam’ın bir ravi olarak statüsü tam manasıyla anlaşılmamıştır. Bu çalışma, Şiilerin temel prensipleri ve ilgili terimlerde vurgulanan içerik düşünülerek Abdül Razzak'ın Şiî olup olmadığını tartışmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda, onun hadislerinin güvenilirliği meselesine de ışık tutulmaktadır.
Cilt 4 , Sayı 10 , Oca 2001
Mirza Tokpınar
Abdussalam al-Ucayli is one of the important story writers and novelist of Syria. Together with committing to the Arap-Islâm values, he is also the litterateur who benefits from universal values and writes in this direction. This novel named Bâsima bayna’d-Dumu‘ is his first essay; he also benefited from his own life story while he was writing this. In this novel he investigated young Syrian intellectuals expectations from life in 1950s, their hopes, their hopelesnes, they face to face in modern life and depressions with which they confrent
Cilt 7 , Sayı 19 , Oca 2004
Dursun Hazer
Hz Muhammed’in halasının oğlu olan Zübeyir b. Avvam, Hz. Muhammed ve sahabe tarafından övülmüş önemli bir zaattır. Kendisi aynı zamanda cennetle müjdelenen ve şura üyesi olan kişilerden biri olarak kaynaklarda yer almaktadır. Abdu'l-Azim ed-Deyb, Zübeyr b. Avvam-es-Servetu ve's-Serve adlı makalesinde Zübeyr b. Avvam hakkında ortaya atılan bazı iddialara cevap vermektedir. Burada tarafımızca makalenin çevirisi yapılmıştır. Zübeyr b. Avvam hakkında ortaya atılan iddialar iki noktada yoğunlaşmaktadır. Bunlar sahip olduğu yüklü miktardaki serveti Müslümanların kendilerine emanet olarak bıraktığı malların istismarı sonucu elde ettiği iddiası ve Zübeyr b. Avvam'ın Hz. Ali'ye karşı gelmesinin temelinde maddeci düşüncenin hâkim olması iddiasıdır.
Cilt 3 , Sayı 7 , Oca 2000 , Sayfalar 137 - 160
Selçuk Coşkun
 Yahudi asıllı mühtedî bir bilgin olan Ebu Muhammed Abdülhak el-İslâmî el-Mağribî, XIV. ve XV. yüzyıllar arasında Fas’ın Sebte şehrinde yaşamıştır. El-İslâmî Müslüman olduktan 16 yıl sonra el-Husâmu’l-Memdû fi’r-Redd ale’l-Yehûd adlı Yahudilik hakkındaki reddiyesini kaleme almıştır. Beş bölümden oluşan bu eserde, beşâiru’n-nübüvve, nesih, tahrif ve tecsim gibi Yahudilik hakkındaki temel reddiye konularının hemen hepsine sistematik bir şekilde yer verilmektedir. Yahudi dinî ve sosyal hayatı hakkında ayrıntılı bilgilerin de yer aldığı reddiyede, diğer reddiyelerde görülmeyen özgün deliller bulunmaktadır. Bu bağlamda el-Husâmu’l-Memdûd, kapsamı geniş bir reddiyedir. Bu makalede, Türkçe akademik bir çalışmaya konu olmayan Yahudi kökenli Müslüman bir âlim ve Yahudilik eleştirisi incelenerek Türkiye'deki akademik çevrelere tanıtılmış olacaktır.
Cilt 20 , Sayı 51 (19-06-2017) , Oca 2017 , Sayfalar 63 - 86
HATİCE DAĞHAN
In the context of expansion searches we will put forth that should not be separated from historical context and handle in the framework of scientific knowledge of the solutions being proposed Alevi- Bektashi and identity discussions. However, it will be focus on their demands for recognition of Alevi-Bektashi, such as Cem Houses,, discussions about The Prisidency of Religious Affairs and connecting salary to Dedes
Cilt 12 , Sayı 33 , Oca 2009
Hasan Onat
İnsanın ve insan davranışlannın olduğu her yerde ve durumda ahlak zorunlu olarak vardır. Ahlak ve ahlaki eylemin neliği felsefe ve dinin ortak konusunu oluşturur. Felsefe ve din, ahlak konusunda insana uyması ve kaçınması gereken ahlaki değerler sunan bu iki alandır. Bu alanlar arasındaki temel fark, sunduldan ahlaki değerler bakımından değil, söz konusu değerleri elde etme yöntemlerinden kaynaklanır. Felsefi düşüncede ahiakın kaynağı akıl, sezgi, duyu, haz, korku gibi terimler iken, din ile temellendirilen ahlak teorilerinde temel hareket noktası Tann'nın varlığı ve O'nun gönderdiği mesajdır. Özellikle ilahi dinlerin merkezinde insanın ahlaki olarak eğitilmesi bulunmaktadır. Her iki alan da insanda davranış değişikliği gerçekleştirmeyi hedeflediği için değer yüklü ifadeler kullanır. Bu ifadeler önerme şeklinde sunulmaktadır. Felsefe, ahlaka ilişkin metafiziksel öneoneler koyarken din, teolojik önermelerle insanda ahlaki bilinç oluşturmaya çalışmaktadır. Bu çalışmada ahlaka ilişkin teolojik önermeler, bu önermelerin işlevi ve metafiziksel önermelerde~ farkı ele alınacaktır
Cilt 15 , Sayı 40 , Oca 2012
Rabiye Çetin