Arama Sonucu: 623 Aranan: Historians
For the Khazar royal house (and an unknown number of other Khazars and members of subject tribes), the conversion to Judaism was worked out on the model well known from the Sogdian-Eastern-Turkic encounter, with a significant difference: sandwiched between Byzantium and the Khalifate, the Khazars chose to be the third force and the earliest religion.
Cilt 16 , Sayı 16 , Oca 2008 , Sayfalar 25 - 38
Dan D. Y. Shapira
Batı Avrasya’da Hun yükselişinin oluşturduğu dalgalar, Roma İmparatorluğunu da içine çekecek bir ‘karmaşa’ ortamı oluşturmuştur. Olayları nakletmeye çalışan Roma müverrihleri**, Kavimler Göçünü’de barındıran bu süreci olabildiğince takip edilebilir kılmışlardır. Ammianus’dan Zosimus’a bu yazarların metinleri tarandığında Hunlara değindikleri satırlarda, bilhassa İskit ve diğer etnonimleri kullanımındaki tercihlerinde, hem onları nasıl algıladıklarının hem de bu kargaşa ortamının izlerinin bir yansıması ortaya çıkmaktadır.
Cilt 37 , Sayı 37 , Oca 2013 , Sayfalar 1 - 13
Abdullah Üstün
Özet Çevirileri Başlık Çevirileri
I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler üç Güney Kafkas ülkesi Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı destekleyerek hem Bolşevik Rusya’nın önünü kesmek, hem de Türkiye ile Sovyetlerin arasına girmek, bir set oluşturmak istiyorlardı. Ancak Kafkaslarda Beyaz Ordu’nun yenilmesi ve bu üç cumhuriyetin Sovyetlerin eline geçmesinden sonra durum değişti. Türkiye Batılı emperyalist güçlere karşı Rusları doğal müttefik olarak görürken, Bolşevikliğin yayılmasını da Batı başkentlerine karşı bir koz olarak kullanmış, böylece diplomatik olarak oldukça güçlenmiştir.
Cilt 7 , Sayı 7 , Oca 2005 , Sayfalar 19 - 35
Mehmet Seyfettin Erol, Abdürrahim F. Aydın
Ukrayna'da Kasım 2013'te başlayan yerel nitelikli kriz, Rusya'nın Kı-rım'ı ilhak etmesiyle birlikte uluslararası bir krize dönüşmüş vaziyette. Karadeniz jeopolitiğinde Ukrayna-Kırım merkezli yaşanan son ge-lişmeler, beraberinde yeni bir değişim sürecini getireceğinin güçlü sinyallerini vermeye devam ediyor. Bölgede "Renkli Devrimler" süreci ile 2003 yılında önce Gürcistan ve akabinde 2004'te Ukrayna ile devam eden, devrim/ darbe ya da karşı devrim/ karşı darbe süreçleri gelinen aşama itibarıyla Batı-Rusya arasında ciddi bir kırılmaya yol açmış durumda. Bu kırılmanın beraberinde yeni bir soğuk savaşa yol açacağına yönelik beklentiler oldukça yüksek. Nitekim Rusya merkezli açıklamalarda Kırım referandumunun "tek kutuplu dünya"nın sonunun bir göstergesi olarak değerlendirilmesi, Mart 2014 sonrası itibarıyla farklı bir dünyayı konuşmaya başlayacağımızı gösteriyor. Dolayısıyla bu çalışmada, öncelikle Ukrayna-Kırım krizine giden süreç, tarafların süreçte oynadıkları rol ve bu bağlamda krizden beklentiler ele alınacak; akabinde ise, krizin bölge jeopolitiği ve inşa halindeki uluslararası sistem üzerindeki olası etkileri analiz edilmeye çalışılacaktır. Bu analizde, ayrıca, 1853-1856 tarihli Kırım Savaşı ile de bir mukayese yoluna gidilecek ve Türkiye'nin süreçteki yeri ile nasıl bir politika izleyebileceğine yönelik tavsiyeler de ortaya konulacaktır.
Cilt 41 , Sayı 41 , Oca 2014 , Sayfalar 1 - 14
Mehmet Seyfettin Erol
Gürcistan’ın NATO üyeliği NATO üyesi ülkeler ve Rusya Federasyonu arasında tartışma konusu olmuştur. Rusya’nın Gürcistan’ın NATO üyeliğini Hazar ve Karadeniz Bölgeleri’ndeki kritik enerji altyapısının kontrolünü ele geçirmeye yönelik bir hamle olarak algıladığı, buna mukabil NATO’nun ABD ve AB’nin enerji güvenliği açısından stratejik olan bu coğrafyada daha etkili olmaya çalıştığı savunulmaktadır. Bu çıkar ve algılama asimetrisinin bölgedeki güç dinamiklerini daha da karmaşık hale getirmesi beklenmektedir. Bu makalede, Gürcistan’ın NATO üyeliği ve Gürcistan ve Rusya arasında 2008 yazında yaşanan çatışmalar “yeni büyük oyunun” Karadeniz boyutu bağlamında analiz edilmiştir. Gürcistan’ın üyelik süreci, NATO üye ülkeleri arasında Gürcistan’ın üyeliği ile ilgili yaşanan tartışmalar değerlendirilmiştir. Gürcistan ve Rusya arasında yaşanan çatışmaların jeopolitik sonuçları, çatışmaların Nabucco gibi boru hattı projeleri üzerindeki etkileri ve NATO ülkelerinin Rusya’nın bölgedeki askeri operasyonlarına tepkileri irdelenmiştir. Geniş Karadeniz Bölgesi’nin artan jeopolitik önemi ve Türkiye’nin izlediği bölgesel politikalar ele alınmıştır. Gürcistan’ın NATO üyeliğinin Rusya ile NATO arasında tartışma konusu olmaya devam etmesi ve Geniş Karadeniz Bölgesi’nin jeostratejik ve jeoekonomik öneminin artması beklenmektedir.
Cilt 27 , Sayı 27 , Oca 2010 , Sayfalar 1 - 22
Gökhan Özkan
Osmanlı Devleti, İstanbul'un fethinden sonra Karadeniz ticaretiyle birlikte köle ticaretini de kontrol altına almıştır. XVI. yüzyıla kadar köle ihtiyacının büyük bir kısmını Balkanlarda yaptığı savaşlardan elde eden Osmanlı, bu yüzyılda Avrupa'da Osmanlı'ya karşı direncin artması ve Osmanlı sistemi ve toplumun artan köle ihtiyacını karşılamak için başka kaynaklara yönelmiştir. Bu görevi Kırım Hanlığı üzerine almıştır. Kırım Hanlığı köle elde edebilmek için Polonya, Rusya ve Kafkasya'ya akın düzenlemeye başlamıştır. Akınlarda elde edilen bu köleler, Osmanlı ve Mısır pazarlarında alıcı bulmuştur.
Cilt 8 , Sayı 8 , Oca 2006 , Sayfalar 12 - 30
Zübeyde Güneş Yağcı
1552'de Osmanlı eyalet merkezi haline getirilen Temeşvar, 1718'e kadar,166 yıl Osmanlı idaresinde kalmıştır. Çalışmamızda 1652-53 yıllarınaait Temeşvar Şer'iye Sicili incelenmiştir. Bu sicilin aslı BosnaHersek'te Saraybosna Tarih Arşivi'nde muhafaza edilmiş olup, birnüshası da İSAM (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi)Şer'iye Sicilleri Kataloğu'nda bulunmaktadır. Söz konusu sicil günümüzdeRomanya toprakları içerisinde yer alan Temeşvar'a ait tek KadıSicili'dir. Bu makalede eyaletin genel idarî durumu yansıtılmaklabirlikte, Temeşvar'ın 17. yüzyıl ortalarındaki sosyal ve kültürel yaşamınadair yeni bilgiler ortaya çıkarılmıştır.
Cilt 12 , Sayı 45 , Oca 2015 , Sayfalar 233 - 251
Ömer BIYIK
Önemli bir tarihi mirasa sahip olan Bolu, en eski tarihliden başlamak üzere oldukça zenginşer’iyye sicillerine sahiptir. Özellikle Şer’iyyesicillerinde yer alan tereke kayıtları şehrin sosyal ve ekonomik yapısının ortaya çıkarılmasında araştırmacılara büyük ölçüde kolaylık sağlamaktadır.Bu kayıtlarda Ölen bir kimsenin geride bıraktığı her türlü menkul ve gayr-ı menkul eşyanın yanı sıra alacak ve borçlarını ihtiva eden bilgilere yer vermesi o dönem toplumunun ekonomik durumunun aydınlatılması noktasında önemli bir referans olmaktadır.Vereselerin tek tek isimlerinin belirtilmesi dönemin nüfus yapısı ve sayısı konusunda da önemli ip uçları vermektedir.Bu çalışmada 1699-1718 yılları arasında tereke kayıtları esas alınarak Bolu’da yatırım aracı olarak gördüğümüz (gayr-ı menkul, hayvancılık, altın ve gümüş, kölelik ve ağaç işleri) gibi konular tek tek ortaya konularak anılan tarihlerde halkın ekonomik tercihlerinin neler olduğu izah edilmeye çalışılmıştır
Cilt 33 , Sayı 33 , Oca 2012 , Sayfalar 43 - 58
Rafet Metin
18. Yüzyılın ikinci yarısında Trabzon’da aile kurumu oluşurken Türk töresi ve İslam hukuku belirleyici bir özelliğe sahiptir. Bu belirleyicilik kadın haklarına yapmış olduğu özel vurgu kadar; ailenin sağlam temeller üzerinde oluşmasına da katkı getirmekteydi. Türk gelenek-görenekleri ve İslâmiyet’in çok eşliliğe getirdiği sınırlama ve bir takım şartlar Osmanlı Devleti’nde ve elbette Trabzon’da birden fazla evlenmeye engel teşkil etmiştir.
Cilt 7 , Sayı 7 , Oca 2005 , Sayfalar 45 - 59
Melek Öksüz
18. yy'da Safevi devletinin çöküşüyle birlikte Kuzey Azerbaycan'da mahalli hanlıklar ortaya çıkmış, bu bölge bir daha tek bir devlet yönetiminde birleşememiştir. Bu dönemde Osmanlı ve Rus devletleri ile, önce Afşarlar, sonra da Kaçar hanedanı şahsında yeniden yükselmeye başlayan İran, Kuzey Azerbaycan için sürekli mücadelede olmuştur. Bu mücadelede kazanan taraf, en sonunda bütün hanlıkları işgal eden Rusya'dır. Osmanlı devleti bu hanlıkları koruma yönünde siyasetler geliştirmiştir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2004 , Sayfalar 21 - 36
Tofiq T. Mustafazade
Osmanlı devletinin zor şartlar altında girdiği 1877-78 savaşında bütün kaynakların seferber edilmesi gerekmiş, bu arada Mısır'dan ciddi bir askeri yardım alınmıştır. Genel olarak askeri güç ve malzeme noksanlığının yanında, büyük hataların da etkisiyle bu savaş kaybedilmiştir. Sıcak iklime alışık Mısır askerlerinin, yeterli donanımın olmaması da eklenince, görev yaptıklan Kuzeydoğu Balkanlarda kışın büyük sıkıntı çektikleri görülmüştür. Buna rağmen önemli görevler gördükleri bir gerçektir.
Cilt 3 , Sayı 3 , Oca 2004 , Sayfalar 94 - 106
Süleyman Kızıltoprak
19. yüzyılın ortasından itibaren toprak bütünlüğü Büyük Güçlerin teminatıaltına alınan Osmanlı Devleti, İngiltere ile Rusya’nın Yakın Doğu’dakimücadelesinin arasında kaldı. İngiltere, Rusların güneye doğruilerleyerek Boğazlardan Akdeniz’e girme teşebbüslerine, Osmanlıtoprak bütünlüğünü korumaya çalışarak cevap verdi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Osmanlılar yenilip Ayastefanos Antlaşması’nıimzalamak zorunda kalınca, Balkanlardaki yeni durumdan rahatsızolan İngiltere, Berlin’de bir konferans toplayarak, bu antlaşmayı BerlinAntlaşması ile tadil etti. İngiltere bunu yaparken, Osmanlı Devleti’nindeğil, kendi çıkarlarını gözetti. Benzer bir durumda, 1945’deSSCB Türkiye’den Boğazlardan bir üs ve kuzeydoğu sınırlarında dadüzenleme isteyince, Türkiye’deki eski “Rus korkusu” tekrar canlandıve Sovyetlere karşı özellikle ABD’nin güvenlik şemsiyesi altına girmearayışlarını doğurdu. Bu dönemde, Britanya İmparatorluğu’nun hâkimiyetalanını miras alan ABD için de Boğazlar son derece önemliydi.Aynı İngiltere gibi o da, bu defa SSCB’nin, Boğazları geçerek Akdeniz’enüfuz etmesini istemeyecekti. Fakat Türkiye ABD’nin bu hassasiyetinidikkate almayarak, pekâlâ ödememesi mümkün bedelleri de ödeyerek,ABD’den malî ve askerî destek aldı ve onun güvenlik şemsiyesi altınagirdi. Türkiye’nin Batı ittifakına girerek ödediği bedeller ile bu ittifakıngetirdiği güvenlik ve ekonomik kazançlar, eşdeğer ve birbirinidengeleyen bir durumda olmadı. Hâlbuki 1878’de İngiltere nasıl Rusya’nınBoğazları tehdit eder konuma gelmesine kendiliğinden müsaadeetmediyse, 1945’de de benzer bir tehdide ABD ve müttefiklerininizin vermeyeceği açıktı. Çünkü siyasî şartlar ve ülkeler değişse de,jeostratejik konum değişmez.
Cilt 12 , Sayı 45 , Oca 2015 , Sayfalar 181 - 209
H. Bayram SOY
Kocaeli Sancağı, bulunduğu coğrafi konum itibariyle Osmanlı Devleti’nin önemli sancaklarından biri olma özelliğini sürekli olarak korumuştur. Misyonerlik amacı güden devletler 19. yüzyılda Osmanlı Devletinin birçok bölgesini olduğu gibi Kocaeli’ni de misyonerlik hareketlerinin etkisi altına almışlardır. Misyonerlik faaliyetlerinin iyi bir siyasi propaganda malzemesi olduğunu fark eden batılı devletler, Osmanlı Devleti’ndeki bu faaliyetlerini özellikle 19. yüzyılda büyük ölçüde arttırmışlardı. Bu faaliyetlerde başı çeken ülkelerden olan Amerika ve İngiltere vatandaşı olan birçok misyoner diğer Osmanlı topraklarında olduğu gibi Kocaeli Sancağı içerisinde de faaliyetlerde bulunmuşlardı. Bu yolla Kocaeli’nde yüzyıllarca kardeş gibi yaşayan Ermeni ve Rum Osmanlı vatandaşlarını etkileri altına almaya çalışmışlardır.
Cilt 34 , Sayı 34 , Oca 2012 , Sayfalar 67 - 76
Resül Narin
Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğunda yapılan reform hareketlerinin sebepleri incelenmeye çalışılmıştır. Makaleye giriş olarak XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğunun genel olarak durumundan bahsedilerek siyasî, askerî, malî, eğitim ve ilmiye sınıflarındaki bozuklukları göz önüne serilmektedir.
Cilt 9 , Sayı 9 , Oca 2006 , Sayfalar 1 - 16
Ahmet Gündüz
Kafkas halklarının Rus işgaline karşı yaklaşık bir asır devam eden yıpratıcı vatan savunması ve özgürlük mücadelesi 1859’da Şeyh Şamil’in Rusya’ya teslimiyle son bulmuştu. Şeyh Şamil’in teslim olmasıyla Rusya, Doğu ve Batı Kafkasya’yı işgal ederek ele geçirmişti. İşgal sonrası Rusya, Kafkas topraklarını ve halklarını savaş ganimeti ve esiri olarak görmüş, Kafkas halklarının bu coğrafyada kalmasını ise istememiştir. Bu yüzden Rusya tüm Kafkasya’da acımasız, sert, yok edici, tavizsiz, küçültücü ve zorlayıcı bir siyaset uygulamıştır. Rus Devleti’nin uyguladığı bu siyaset sonucunda Kafkas halkları vatanlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Böylece Çerkesler 19. Yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’ne zorunlu olarak göç etmişlerdir. Osmanlı Devleti kendisine sığınan Çerkesleri ve diğer Kafkas göçmenlerini Anadolu’nun çeşitli yerlerine iskân etmiştir. Bu yerlerden biri de Sivas-Uzunyayla’dır. Bu çalışmada Çerkeslerin Sivas-Uzunyayla’ya iskânları sonrasında karşılaştıkları sorunları değerlendirmeye çalışacağız.
Cilt 36 , Sayı 36 , Oca 2013 , Sayfalar 83 - 117
Ömer Karataş
Lehistan Devleti’nin parçalanmasından sonra 1831’de Rus idaresine karşı ayaklanan Lehistanlılar, Rusya’nın Kafkasya Ordusunda askerlik yapmaya mahkûm edilmişlerdir. Lehistanlılar Rus ordusunda iken kendilerini esaret altında görüyorlardı. Bazı Lehistanlılar bu nedenle kendi ülkelerini işgal eden Rusların tutsağı olarak ölmektense Kafkas dağlılarının safına geçip savaşarak ölmeyi, dağlılara yardım etmeyi tercih etmişlerdir. Bu insanlar Rus Ordusunda dağlılara karşı, dağlıların arasında Ruslara karşı savaşırken diğer taraftan her iki tarafın saflarında birbirlerine karşı da savaşmak zorunda kalmışlardır. Bu durum aynı zamanda Kafkas dağlılarının karşısındaki bitmek tükenmek bilmeyen Rus ordusunun insan kaynakları hakkında da ciddî bilgiler vermektedir.
Cilt 20 , Sayı 20 , Oca 2009 , Sayfalar 73 - 95
Abdullah Temizkan
Osmanlı sosyal tarih araştırmalarında ayânlar-devlet ilişkisi kısmen çözümlenmiş olmasına rağmen ayân-halk ilişkilerinin nasıl olduğu tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Halkın sesini belgelerde ayanlarla ilgili şikayetler söz konusu olduğunda duyabilmekteyiz. Ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar halkın ayanlar etrafında farklı çıkar grupları biçiminde gruplanabileceklerini, farklı ilişkiler içerisine girebileceklerini de göstermektedir. Bu çalışmada bugün Karadeniz Ereğli olarak bilinen Bendereğli'de 9 Mart 1841'de muhassıllık düzenlemesine ve Ereğli'de Kalyon Nazın ve Safranbolu Muhassılı Mustafa Ağa'ya karşı başlayan ayaklanma üzerinden ayân-halk ilişkisi farklı çıkar gruplarını da gösterecek şekilde çözümlenmek istenmiştir.
Cilt 10 , Sayı 10 , Oca 2006 , Sayfalar 55 - 62
Sinan Yakay
19. yüzyıl, Osmanlı coğrafyasında yaşanan siyasi hareketliliğin paralelinde sosyal değişimlerin de hız kazandığı bir dönemdir. Bu asırda, çevre ülkelerin Müslüman halklarınca Osmanlı topraklarına gerçekleştirilen göçler, toplumsal değişimi tetikleyen başlıca etkenlerdendir. Osmanlı’dan cumhuriyete geçiş sürecinde bilhassa Anadolu’ya gelen göçmenlerin modern Türkiye’nin oluşumundaki katkısı yadsınamaz. 19. yüzyılın ortasından itibaren Kafkasya’dan gelen büyük kitleler de Osmanlı ülkesini yeni yurtları olarak kabul etmişlerdir. Söz konusu göçler, son yıllarda araştırmacılar tarafından çeşitli yönleriyle ele alınmaktadır. Bu çalışmada, 19. yüzyılda Kafkasya’dan yapılan göçler ve gelen muhacirlerin iskânları genel bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışmanın ana kaynakları genel itibariyle özgün olup araştırma, eserler ve sözlü kaynaklarla desteklenmektedir. Yer yer söz konusu göç hareketlerinin incelenmesine ve kaynaklarına yönelik metodoloji üzerine de yeni yaklaşımlara yer verilmektedir.
Cilt 31 , Sayı 31 , Oca 2011 , Sayfalar 17 - 49
Ferhat Berber
1903 yılı Makedonyası, suikastlar, terör eylemleri, isyan ve isyan bastırma harekâtı ile dış baskılar sonucu reform girişimleri arasında iki Rus konsolosunun öldürülmesine tanık olmuştur. İlkbaharda ilk olarak öldürülen Mitroviçe Konsolosu konusunu Rusya, çok büyük bir problem haline getirmemiştir. Ancak Ağustos ayında Manastır Konsolosu Rostkovski, kendi huşunet ve nobranlığı yüzünden görev başındaki bir nefer tarafından katledilince Osmanlı karasularına bir Rus harp filosu göndermiştir. Rus baskısı altında yapılan divan-ı harp yargılamalarında verilen hükümler ve kriz boyunca yürütülen politikalar, Sultan Abdülhamid idaresinin yetersizliği ve açmazlarını net olarak ortaya çıkarmıştır. Sultan’ın idare-i maslahat politikaları kısa dönemde birçok ağır sorunu ötelerken, bu politikaların yarattığı krizler Makedonya’da Osmanlı varlığını bitirecek gelişmeleri hızlandırmıştır.
Cilt 39 , Sayı 39 , Oca 2013 , Sayfalar 69 - 94
Hasip Saygılı
Mevcut araştırma, yeni yayınlanmış arşiv belgeleri ve ilgili literatürü esas alarak 1920’lerin başında Sovyet ve Batı mücaedelesinde USSC’nin Karadeniz bölgesinde Sovyet ve Türkiye ilişkilerinin kurulmasında yeri ve önemini açıklanmaktadır. USSC ve Türkiye arasında repatriasyon anlaşması (1921) ve siyasi anlaşma (1922) ile ilgili ilişkilerin geliştirilmesi analiz edilmiş Boğaziçi ve Çanakkale üzerindeki görüşmeler ele alınmıştır. Türklerin Yunanistana karşı sürdürdükleri savaşta Sovyetler tarafından verilen mali ve silah yardımı açıklanmıştır. Türkiye’nin diğer ülkeler ve özellikle İngiltere’ye askeri gemilerin geçiş hakkını sağlamasının arkasında yatan faktörler irdelenmiştirr. Ankara’da USSC’nin yetkili temsilciliğinin kurulmamamasının sebepleri de açıklanmıştır.
Cilt 31 , Sayı 31 , Oca 2011 , Sayfalar 85 - 92
Oleg Kupchik
Bu çalışmada, 1939 Erzincan depreminin Tokat ve ilçelerindeki yansımaları konu edilmiştir. 1939 tarihinde meydana gelen Erzincan depremi Tokat ve ilçelerinde de etkili olmuş, can ve mal kaybına sebep olmuştu. Deprem üzerine Hükümet başta Erzincan olmak üzere deprem felaketinin yaşandığı Tokat’a da yardım elini uzatmış ve yaraların sarılmasına yardımcı olmuştu.
Cilt 27 , Sayı 27 , Oca 2010 , Sayfalar 89 - 104
İsmet Üzen
Bu çalışmada, Tokat Vilayeti’ne bağlı Erbaa ilçesinde yaşanan 1942 ve 1943 depremlerinin yaptığı tahribat konu edilmiştir. Özellikle 1942’de meydana gelen deprem Erbaa’da oldukça etkili olmuş ve önemli can ve mal kaybına sebep olmuştur. Aynı depremin Niksar ilçesi ve Almus nahiyesinde olan etkileri üzerinde de durulmuştur. 1943’teki depremde can kaybı da küçümsenmeyecek düzeyde gerçekleşmiştir. Her iki depremin de kış mevsiminde meydana gelmesi vatandaşlar için yaşamı daha da zor bir hale getirmiştir. Depremler üzerine hükümet deprem felaketinin yaşandığı ilçeye yardım elini uzatmaya çalışmış ve yaraların sarılmasına yardımcı olmuştur. Halkın da depremzedelere yaptığı maddi yardımın küçümsenmeyecek derecede olduğunu belirtmek gerekir.
Cilt 40 , Sayı 40 , Oca 2014 , Sayfalar 77 - 93
İsmet Üzen
Bu çalışmada, siyaset sosyolojisinin yöntem ve teknikleri kullanılarak, yapısal-işlevselci bir bakış açısından hareketle, Samsun'un siyasi yapısı ve Türkiye'nin genel siyasi yapısı içindeki yerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bir başka anlatımla Samsun'da siyasi erkin oluşumu, şekillenişi, işleyiş ve değişim düzenliliklerinin araştırılması ve topyekün Türk toplumu içindeki yerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için son 33 yılın yerel seçim sonuçları incelenecek: Önce yerel seçim sonuçları temelinde Türkiye'de siyasal gücün şekillenişi, dağılımı ve değişim düzenlilikleri incelenecek. İkinci aşamada ise Samsun ili özelinde siyasi yapının oluşumu, siyasi gücün dağılımı ve 1970'li yıllardan günümüze değişim düzenliliklerine bakılacak. Üçüncü olarak da, Samsun ile ilgili olarak ortaya konan bulguların Türk toplumu geneli içinde ne anlam ifade ettiği konusu irdelenecek.
Cilt 10 , Sayı 10 , Oca 2006 , Sayfalar 76 - 106
Ali Arslan
Bu araştırma, yapılandırmacı öğrenme teorisi esas alınarak hazırlanan 2005 Türk Edebiyatı Dersi Öğretim Programı’yla ilgili olarak edebiyat öğretmenlerin görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada; nitel yaklaşım takip edilerek survey (alan taraması) yöntemi kullanılmış, 2010-2011 öğretim yılında, Trabzon’da farklı okul türlerinde görev yapan 36 Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenine uygulanan mülakat verileri esas alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenler 2005 Türk Edebiyatı Öğretim Programı’nı genel olarak beğenmekte ancak mevcut şartlar gereği programda belirtilen sınıf ortamının sağlanamaması sebebiyle programı uygulanabilir bulmamaktadır.Ayrıca öğretmenler yeni program hakkında yeterince bilgilendirilmediklerini düşünmektedir.
Cilt 39 , Sayı 39 , Oca 2013 , Sayfalar 167 - 186
Semih Aktekin, Özlem Kuduban