Arama Sonucu: 346 Aranan: Historians
Osmanlı çalışmalarında kuşaklararası sermaye transferi olarak hibe bugüne kadar ayrı bir çalışma konusu olmamıştır. Makalenin amacı konuyu bir araştırma problemi olarak ortaya koymaktır. Kaynak olarak Bursa, Kayseri, Kastamonu ve Mardin gibi farklı şehirlerin rastgele seçilen mahkeme kayıtlarından yararlanılmıştır. Konunun daha geniş olarak araştırılması, pek çok başka başlıkla beraber henüz neredeyse hiç bir fikrimiz olmayan yaş grupları meselesini de anlamaya katkı sağlayacaktır
Cilt 10 , Sayı 17 , Oca 2009 , Sayfalar 413 - 428
Zeynep Dörtok Abacı
Gençlerin birbirleriyle tanışırken kullandıkları “Ilgın ben.” söylemi, yüklemin içinde özneyi gösteren kişi ekini taşımadığından dil kirliliğine yol açmakta; örnekseme yoluyla yayılarak insanoğlunun yararına ve genel kullanıma hizmet eden iletişimin bozulmasına neden olmaktadır
Cilt 6 , Sayı 8 , Oca 2005 , Sayfalar 85 - 94
Kerime Üstünova
Medya ve etik ilişkisi, medyanın denetlenemez gücü arttıkça daha çok çalışmanın konusu haline geliyor. Etikten yoksun günümüz dünyasının en acil arayışı etiktir. Bu sebeple medyayı etik kılmak, daha adil ve daha demokratik bir sosyal hayat için zaruridir. Peki medya etik olabilir mi? Bu makalede medyanın doğası gereği asla etik olamayacağına ve aslında hiçbir zaman da etik olmadığına dikkat çekilecektir. Etik adil olmaksa ve adil olmak da ancak yorumların çeşitliliğinde mümkünse; o vakit “medya ve etik” ifadesi sadece bir oksimorondur
Cilt 12 , Sayı 21 , Oca 2011 , Sayfalar 243 - 253
Gökhan Yavuz Demir
“Varmak” eylemiyle kurulu iki / üç eylemli yüklemlerde, asıl unsur ikinci eylemdir. Dolayısıyla hem anlam, hem de kurdukları cümlede yer alacak öğelerin seçiminden ikinci eylem sorumludur. Bu nedenle Türkçede asıl unsurlar sonda bulunur kuralıyla özdeşleşmektedir. Ancak yardımcı eylemlerin Türkçedeki konumuna ters düşmekle, yardımcı eylemler sonda bulunur kuralıyla da örtüşmemektedir. “Varmak” eylemi, başta yer almakla birlikte bir yardımcı eylem konumundadır. Yükleme temel anlamıyla katkıda bulunmaz. Cümlede sunulan hareketin, işin, oluşun yapılıp ya da yapılmamasından zarar gelmeyeceğini ima ederek bir boş vermişlik katkısında bulunmaktadır.
Cilt 3 , Sayı 3 , Oca 2002 , Sayfalar 107 - 113
Kerime Üstünova
+Ak ve+(I)k ekleri, Eski Türkçeden itibaren Türkçenin çeşitli dönemlerinde kullanılan, sevgi ve küçültme bildiren eklerdir. +Ak ve+(I)k ekleri, sevgi ve küçültme işlevine bağlı olarak zamanla yavru hayvan adları, bir nesnenin parçası veya küçüğü anlamında isimler türetmiştir. Ancak eklerin kullanımı, hem Türkçenin tarihî, hem de çağdaş dönemlerinde sınırlıdır. Bugün Türkiye Türkçesi yazı dilinde, kalıplaşmış olarak, yalnızca bazı kelimelerde görülür. +Ak ve+(I)k ekleri, Türkiye Türkçesi ağızlarında da görülür. Derleme sözlüğünden hareketle ek ile ilgili tespit ettiğimiz örnekler, eklerin Türkçenin tarihî ve çağdaş dönemlerine göre ağızlarda daha canlı olduğunu göstermiştir. Ayrıca, ekler temel işlevlerine bağlı olarak, yeni işlevler de kazanmıştır. Çok sayıda kelimede ise şekil ve anlam olarak ekler varlıklarını hissettirmiştir. Çalışmada bu kelimelerin kök-gövde (anlam) ilişkisi de kurulmaya çalışılmıştır. Bu noktalardan hareketle makalede, +Ak ve +(I)k eklerinin Türkiye Türkçesi ağızlarındaki genel görünümünü ve de işlevlerini ortaya koymak hedeflenmiştir
Cilt 16 , Sayı 28 , Oca 2015 , Sayfalar 57 - 67
Fatih ÖZEK
Bu çalışmada +lA- ekinin Kırım Tatar Türkçesindeki kullanılışı üzerinde durulmuştur. Türkçenin en eski metinlerinden itibaren her dönemde işlek olarak kullanılan +lA- ekinin Kırım Tatar Türkçesindeki farklı kullanımına dikkatler çekilmiş; ayrıca ekin bu farklı kullanımları ve bunun nedenleri izah edilmeye çalışılmıştır. Çalışmadaki tüm örnekler tanıklıdır. Söz konusu örnekleri tespit edebilmek için Kırım Tatar Türkçesi edebî dili ile yazılmış çok sayıda eser ve sözlük taranmıştır
Cilt 10 , Sayı 17 , Oca 2009 , Sayfalar 305 - 314
Arzu S. Ertane Baydar
Bu makalede 15. ve 16. yüzyıllarda İran İpek Yolu’nda işleyen kervanlar ele alınmıştır. İran’ı Bursa’ya bağlayan ticaret yolu, kervanların işleyişi, ulaşımda kullanılan hayvanlar, konaklama sorunları ve kervan ticaretinin riskleri yazının alt başlıklarını oluşturmaktadır. Konu ele alınırken kaynak olarak Bursa Şer‘iyye Sicillerinden, seyahatnamelerden ve telif eserlerden yararlanılmıştır
Cilt 7 , Sayı 11 , Oca 2006 , Sayfalar 141 - 157
Nilüfer Alkan
Kitābü’l–Felâhat 12. yüzyılın sonlarında Endülüs’ün İşbîliye (Sevilla) şehrinde yaşamış olan Ebu Zekeriyya Yahya b. Muhammed b. Ahmed b. El–'Avvam El–İşbilî tarafından yazılmıştır. İbnü’l–!Avvam’ın eseri, tarım konusunda Ortaçağ’da yazılmış en kapsamlı çalışmadır. Yazar tarım, bahçecilik ve hayvancılık konusundaki her türlü bilgiyi derlemiştir. Eser 1590 yılında Muhammed bin Mustafa tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. Osmanlı dönemi tarım konulu metinler açısından zengin değildir. Bu nedenle Kitabü’l–Felahat alanında Eski Anadolu Türkçesinin temel kaynağıdır. Bu çalışmada bu önemli yazma tanıtılacaktır.
Cilt 13 , Sayı 23 , Oca 2012 , Sayfalar 199 - 217
Ayfer AYTAÇ
Bursa, Osmanlı döneminde güneyde Uludağ yamaçlarına doğru tırmanan, kuzeyde ovaya doğru inen son dönemlerde ise doğu-batı yönünde hızlı bir yayılma göstermektedir. Osmanlının konut yapısı coğrafî anlamda komşuları olan diğer devletlerden ve Bizans’tan farklıdır. Konutların dış görünüşlerinin mütevazı olması, sınıfsız Müslüman toplumu yapısının bir yansımasıdır. Yerleşim yerleri olarak çoğunlukla meyilli araziler seçilmek suretiyle gereksinim duyulan suya doğal bir akıntı imkanı verildiği gibi, konutların ufkunun açık olması ve güneşten faydalanması da sağlanmıştır. Bu çalışmada Bursa’nın fizikî yapısı hakkında kısaca bilgi verildikten sonra konutların genel özellikleri ve konut terminolojisi üzerinde durulmuştur. Temel kaynak olarak 17. Yüzyıl Bursa Şer‘iyye Sicillerinden yararlanılmıştır. Konut satışları ile ilgili Bursa Şer’iyye Sicilleri’nde yer alan toplam 1320 adet belge değerlendirilmiştir. Belgelerde konutların müştemilat kısımları hakkında yer alan bilgilerden faydalanılarak incelediğimiz dönemle ilgili bir konut terminolojisi oluşturulmuştur. Bunlarla ilgili örneklemeler sırasında belgelerde çok sık rastlanan terimlere referans verilmemiştir
Cilt 9 , Sayı 14 , Oca 2008 , Sayfalar 87 - 96
Ömer Düzbakar
Bu makalede 18. yüzyılda Hudâvendigâr Sancağı’nda yaşayan vakıf reayası Yörüklerin taşra yönetim düzeni içindeki konumları analiz edilmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırmada sancaktaki Yörük nüfusun büyük bir kısmının vakıf reayası olduğu ve malikâne-mukataa sistemi içinde yer aldıkları tespit edilmiştir. Bu yapılanma ve onları yerleşik reayadan ayıran konargöçer kimlikleri hukukî, idarî ve dolayısıyla malî olarak içinde bulundukları yönetim düzeninin de belirleyicisi olmuştur. Makalede hem bu düzenin teorik yapısı hem de pratikte Yörük cemaatleri açısından nasıl işlediği ele alınmıştır. Öncelikle sancaktaki Yörük grupları ve yaşam alanlarının tespiti ile onlar üzerinde idarî yetkileri tasarruf edenlerin tanımlanması gerekmiştir. Bu alt başlıklardan sonra Yörükler ve taşradaki görevliler arasında temelde “serbestiyyet statüsü” etrafında şekillenen ilişkiler incelenmiştir. Çalışmanın başlıca kaynağını ise 18. yüzyıl Bursa Kadı Sicilleri içinde, sancak genelinde yaşayan Selâtin ve Haremeyn-i Şerifeyn Evkafı Reayasıyla ilgili kayıtların toplandığı defterler oluşturmaktadır.
Cilt 18 , Sayı 33 , Oca 2017 , Sayfalar 317 - 338
Nilüfer ALKAN GÜNAY
Osmanlı şehirlerinde; ulaklara verilen menzil beygirleri, kılavuz ücretleri, şehre uğrayan yüksek kamu görevlilerinin ağırlanması, merkezden istenilen bazı vergilerin karşılanması ve bu gibi mühim işler için yapılan masraflar, belirli dönemlerde hesaplanarak halktan talep edilmektedir. Yapılan harcamalar bir deftere kaydedilmekte, esnafın ve köylünün yükleneceği masraf miktarları bu defterde pay edilmektedir. Bu çalışmada Bursa kadı sicilleri içerisinde geçen 18. yüzyıla ait Bursa şehri masraf defterlerindeki veriler değerlendirilmektedir. Sunulan bilgiler, halkın yüklendiği çeşitli harcamaları ortaya koyması açısından önemli görülebilir
Cilt 5 , Sayı 6 , Oca 2004 , Sayfalar 67 - 86
Cafer Çiftçi
Fetihlerini at üzerinde yapan Türkler, ata ulaşım aracından daha ötede bir anlam yüklemişlerdir. Ata verilen önemden dolayı, gerek devletlerarası ve gerek devlet yöneticileri arasında at, hediyeleşmede vazgeçilmez unsur olmuştur. Bu önem aynı zamanda at binit takımlarına da yansımıştır. Atın, özellikle üst düzey devlet adamları arasında hediyeleşme unsuru olmasının yanında, Osmanlı erkeklerinin takı takmama gelenekleri, zenginliklerin at binit takımlarına yansımasına neden olmuştur. Devlet erkânının zenginlik ve gösterişi at binit takımlarında kendini göstermiştir. Böylece, binit takımları kişilerin gücünü ve konumunu yansıtan bir ayna olmuştur. Öyle ki, teşrifat kuralları gereğince kimin nasıl ata bineceği ve nasıl binit takımı kullanacağı belirlenmiştir. Saraya hediye olarak gelen binit takımları raht hazinesinde muhafaza edilmiştir. Farklı parçalardan oluşan at binit takımlarında, değerli kumaşlar kullanılmış olup, kıymetli taşlarla zenginleştirilmiştir. Bu çalışma, Topkapı Sarayı’nda 18. Yüzyıla ait Has Ahur, defterine kayıtlı olan binit takımlarının incelenmesiyle hazırlanmış olup, Osmanlı kültür tarihine katkı sağlanmayı amaçlanmaktadır
Cilt 12 , Sayı 20 , Oca 2011 , Sayfalar 1 - 20
Emine Dingeç
Osmanlı Devleti’nde esnafı denetlemek için XVI. yüzyıldan itibaren esnaf sayımları yapılmıştır. Sayımlarla esnaftan günlük olarak alınacak olan ihtisâb vergisi miktarı da belirlenmiştir. Bu sayımların bir örneği II. Mahmut döneminde gerçekleştirilmiştir. İhtisâb vergisinde yapılan düzenleme çerçevesinde vilayetlere gönderilen emirler ile kazalarda bulunan tüm dükkânların sayımı yapılmış ve vergi miktarları belirlenmiştir. Bu çalışmada, II. Mahmut döneminde yapılan esnaf sayımları çerçevesinde Karesi Sancağı’na bağlı kazalardan birisi olan Edremit kazasında ve köylerindeki dükkânlar ile esnaf teşkilatı ele alınacaktır. Böylece, XIX. yüzyılda Edremit’teki esnaf ile kazanın sosyo-ekonomik durumu arasında bağlantı kurularak kazadaki üretim faaliyetlerine dair açılımlar elde edilmesi amaçlanmaktadır
Cilt 10 , Sayı 17 , Oca 2009 , Sayfalar 277 - 293
Serdar Genç
19. yüzyılda Bursa’da koza üreticiliği ve ipekli dokumacılık sektöründe önemli değişimler yaşanmıştır. Yenileşme amacıyla yaşanan bu değişim sürecinde, kozadan ipek çekiminde fabrikalaşma sürecine girilmiş, ipekböceklerinde görülen hastalıklara karşı bilimsel tekniklerle üretime başlanmış ve koza üretimine yeni nizamnâmeler ile yön verilmiştir. 20. yüzyılın başlarında ise ipekli dokumacılık alanında fabrikalar açılarak, kentte işçi sınıfının ortaya çıkması ve kadınların bu sektörde istihdam edilmeleri gibi yeni bir döneme girilmiştir. Tüm bu gelişmeler Bursa’nın sosyal ve ekonomik yapısını önemli ölçüde etkilemiştir.
Cilt 14 , Sayı 24 , Oca 2013 , Sayfalar 1 - 18
Cafer ÇİFTÇİ
Bu çalışmada, 1837-1923 yılları arasında Bursa’da ipekçilik sektörünün ekonomik analizi tarihsel kaynaklardan elde edilen sayısal veriler çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. 1888-1905 yılları arasında Hudâvendigâr Vilâyeti ile İzmit Sancağı’nın yaş koza  üretimindeki hâsıl olan gelişme payının %361 oranında artış gösterdiği tespit edilmiştir. 1913-1915 yılları arasında ipekçilik sektöründe çalışan işçilerin günlük ücretlerindeki artış oranının %5.2 olduğu elde edilmiştir. 1914 yılında koza üretiminin 1909 yılına nazaran yaklaşık 2.9 kat azaldığı tespit edilmiştir.
Cilt 14 , Sayı 24 , Oca 2013 , Sayfalar 45 - 58
Nuran BAYRAM
Çalışmanın ilk adımında Osmanlı iç siyasi durumuna, Osmanlı modernleşmesine ve bunun taşraya yansımalarına kısaca bakılacak, ardından Osmanlı Devleti’nin dış ilişkileri, bu bağlamda İtalya’nın durumu ortaya koyulacaktır. Hüdavendigar Vilayeti ve Bursa hakkında döneme ilişkin bilgiler sunulduktan sonra kullanılan belge grubu tanıtılarak bu belgelerin ışığında Osmanlı Bursası’nda İtalyan varlığına ilişkin örnekler sunularak değerlendirmeler yapılacaktır
Cilt 15 , Sayı 26 , Oca 2014 , Sayfalar 51 - 69
Fulya DÜVENCİ KARAKOÇ
Toplumun ileri gelen kimseleri olarak âyan, 18. yüzyıldan 19. yüzyılın ikinci çeyreğine kadar Osmanlı şehir yönetiminin baş aktörü konumundadır. Âyanlar Çağı da denilen bu dönemde ortaya çıkan âyan aileleri imparatorluğun birçok yerinde bulundukları bölgenin fiilî hâkimiyetini ele geçirmişlerdir. Yapılan araştırmalar bu süreçte Bursa’da da âyanlığın güçlendiğini ve bir takım âyan ailelerinin türediğini göstermektedir. Bu makalede konuyla ilgili ayrıntılı bilgi içerdiği tespit edilen Bursa’da Âyanlık Mücâdeleleri adlı risâleye dayanılarak, 19. yüzyıl başlarında Bursa’da âyanlık ve âyan reisliği için yapılan mücadeleler ele alınmıştır
Cilt 13 , Sayı 22 , Oca 2012 , Sayfalar 1 - 22
Nilüfer Alkan Günay
Bursa basın tarihinin Hüdâvendigâr ve Nilüfer’den sonra üçüncü süreli yayını olan Fevâ’id, okuyucu kitlesi olarak öğrencileri hedef almıştır. Bursa’nın çocuklar için çıkarılan edebî ve ilmî içeriğe sahip ilk dergisidir. Derginin imtiyaz sahibi Murad Emrî Efendi, 1882’de Bursa’ya, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan, yeni adıyla Larissa, Osmanlı dönemindeki adıyla Yenişehir Fenâr’ın Tırnova kasabasından göçmüştür. Girişimci bir karaktere sahip Murad Emrî Efendi, Divan şairi, kitapçı, kütüphaneci, matbaacı, editör ve gazeteci kimliğiyle XIX. Yüzyıl Bursa kültür tarihinin dikkat çekici simalarından biridir. Emrî Efendi, Fevâ’id’in yanında Bursa’nın resmi olmayan ilk gazetesi Bursa’yı ve yine Bursa’nın ilk ekonomi dergisi olan Sanayi’i yayımlamaktadır. Bu çalışmada Fevâ’id dergisinin 1313’te yayımlanan “Nüsha-i Güzîde”si konu almaktadır. Osmanlı Yunan savaşının hemen arkasından şehit ailelerine ve gazilere yardım amacıyla çıkarılan bu özel sayı, kapaklar hariç, 64 sayfadır. Nüsha-i Güzide’de Tevfik Fikret’ten Cenap Şahabettin’e birçok ünlü şairin şiirlerinin yanı sıra makaleler de yer almaktadır
Cilt 13 , Sayı 22 , Oca 2012 , Sayfalar 133 - 148
İbrahim İmran Öztahtalı, Cansu Ertuğrul
İngilizler XVI. Yüzyıl sonlarından itibaren Ortadoğu’da askeri, siyasi ve ticari görevlerle donatılmış temsilcilikler bulundurdu ve bunları sık sık değiştirip, yaygınlaştırdı. Araştırma, bunun ardındaki nedeni yani Halep’in önemini ortaya koymayı ardından bu ilginin somutlaşmış olarak belgelere yansıyan detaylarında öne çıkan bakış açılarını yani belgelerin yansıttığı günlük yaşamı ve iç-dış dengeleri saptamayı hedeflemektedir. Bölgede etkin olma gayretlerinin nedenlerini anlamak için Halep’in kısaca Osmanlı öncesi tarihine bakılacak, ardından Osmanlı döneminde ve özellikle incelediğimiz dönemdeki demografik, ekonomik, sosyal kültürel ve uluslararası ilişkiler açılarından öne çıkan noktaların saptanmasına çalışılacaktır. Son olarak İngiliz belgelerine yansıyan unsurlar incelenerek, İngilizlerin bölgeyle neden yakından ilgili oldukları ve bu ilgi çerçevesinde hangi faaliyet ya da istihbarat eylemlerinde bulundukları ortaya koyulacaktır.
Cilt 14 , Sayı 24 , Oca 2013 , Sayfalar 67 - 91
Fulya DÜVENCİ KARAKOÇ
19. Yüzyıldan Günümüze Arzuhalciler: Oryantalist Resimler Paralelinde Tarih ve Sosyolojik Arka Plan Arzuhal, halktan kişilerin padişaha, devlet dairelerine yönelik yazdığı istek ya da şikayet mektupları; arzuhalci de, okuma yazma oranının düşük olduğu dönemde bu mektupları yazarak para kazanan kişidir. Dolayısıyla arzuhalcilerin, kanunları ve kuralları iyi bilmesi, doğru, akıcı ve kuvvetli bir ifadeye sahip olması, güvenilir bir insan olması gerekmektedir. Arzuhalcilerin, bu tür resmi arzuhaller dışında özel mektupları da kaleme aldıkları görülmektedir. Batılı gezginlerin anılarında, günlüklerinde ve seyahatnamelerinde sözü geçen arzuhalciler, Oryantalist resimde de karşımıza çıkmaktadır. Tüm bunlarda, kadınların ön planda olması dikkat çekicidir ve kadınların eğitim konusunu, toplumsal yaşamdaki yerini ve bir anlamda estetik görünümünü akla getirmektedir. Diğer taraftan Türk edebiyatında, şarkılarında ve resminde de arzuhalciler görülmektedir. 1928’de Latin alfabesine geçilmesi ve eğitimin yaygınlaşması ile arzuhalcilere duyulan gereksinim gittikçe azalmıştır; ama günümüzde özellikle adliye binaları yakınında varlıklarını sürdürmektedirler
Cilt 11 , Sayı 18 , Oca 2010 , Sayfalar 61 - 85
Elvan Topallı
19. yüzyılın sonlarında Tatar aydınlarını, sanatçılarını derinden etkileyen en önemli fikir ve edebiyat akımı Maarifetçilik1 hareketidir. Bu hareket kısa zaman içerisinde Tatar aydınları arasında etkisini hissettirmeye başlar. Aydınlanma hareketi Batı Avrupa'da 18. yüzyılda başlarken, Kazan Tatarları arasında 19. yüzyılda kendini gösterir. Çünkü, 1. Petro'nun başlattığı reformlar 2. Katerina tarafından da yeni reformlarla pekiştirilir ve bu da Rusların Batı Avrupa seviyesine ulaşmasını sağlar. Bu durumda Müslüman Türk asıllı halklardan olan Kazan Tatarlarının, Hıristiyan Ortodoks Rus hakimiyetinden ve onun baskısından kurtulmaları için kendilerine gelmeleri, kendilerine dönmeleri gerekiyordu. Bunun için önceleri medrese çevrelerinde, münkariz içtihadı (kapalı olan içtihadı) açmak, yenilikler karşısında dine uygunluk bilgilerini bulup çıkarmak gerekiyordu. Bu gerekliliği ortaya atan Abdürrahim Utız İmeni ve Abdünnasır Kursavi ile Maarifetçilik akımı başlar. Kendini ve evreni tanıma ile Tanrıyı tanıma inancından yola çıkan Maarifetçiler, halkı eğitmeye, onları medenileştirmek için bilgilendirmeye çalışırlar. Bu hareketin önde gelen fikir ve edebiyat adamları: Şehabeddin Mercanî , Zahir Bigiyev , Abdurrahman İlyasî , Hüseyin Feyizhanov , Kayyum Nasrıy , Fatih Kerimi , Miftaheddin Akmolla gibi isimlerdir
Cilt 10 , Sayı 16 , Oca 2009 , Sayfalar 147 - 157
Alsu Kamalieva
Bursa kenti, tarih boyunca, tekstil ürünleri ve tekstilin hammaddesi olan iplik üretim ve ticareti açısından, Anadolu’da önemli merkezlerden biri olmuştur. Hazırlanan bu bildiri kapsamında, Bursa’nın ticari ve ekonomik yaşamının odak noktasında olan ipekçilik sektöründe 1908-1923 sürecinde ortaya çıkan değişim süreci ele alınacaktır. Bu süreç de, kendi içerisinde 1908-1918 II. Meşrutiyet Dönemi ve 1919-1923 Türk Milli Mücadele Dönemini kapsamaktadır. Bursa’da, 1908’den sonra ipekli dokumacılık gelişme kaydetmiştir. Bu, üretimde artış sağlarken; emek-sermaye çatışmasını da gündeme getirmiştir. Ayrıca bu dönemde Bursa’da milli şirketler kurulmuştur. 20. yy başındaki savaşlar, Bursa ve çevresinde ipekböcekçiliği ve ipek üretimini büyük ölçüde geriletmiş; dış pazarlar kapanmıştır. Bursa ipekçilik sektöründe canlanma, Cumhuriyetten sonra, Avrupa’daki yöntemlerin ülkemizde uygulanmaya başlanması ve yasal-kurumsal düzenlemelerle sağlanacaktır. Çalışma kapsamında bu konular, Bursa’da ham ipek üretim ve ihracatına ilişkin istatistikler, Osmanlı sanayi sayımları, Hüdavendigar Vilayet Salnameleri, Bursa yerel basınına ait kaynaklarla değerlendirmeye alınacaktır.
Cilt 14 , Sayı 24 , Oca 2013 , Sayfalar 19 - 44
Seher BOYKOY
Özellikle ipekli kumaş ve ham ipek üretimi ile dikkat çeken mekânlardan birisi olan Bursa kenti, Osmanlı Devleti tarihsel evrelerinde değerini hiç yitirmeyecektir. Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkışı ve ardından bütün dünyayı etkisi altına alan ve 20. yüzyılda katlanarak artan Avrupa merkezli endüstriyel gelişim, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde politik yaşamla birlikte sosyo-ekonomik ve kültürel ortamı da önemli ölçüde dönüştürecek ve bu dönüşümün izleri Bursa’da da yakalanabilecektir. İpek ipliği üretimine dönük çalışmalar ve fabrikalarla sanayi bölgeleri oluşacaktır. Geçmişte var olan ve buna 20. yüzyıl başlarında eklemlenen fabrikaları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sanayi bölgelerini 1909 yılına ait orijinal Bursa Kanalizasyon Haritasına başvurarak saptamak mümkündür
Cilt 12 , Sayı 21 , Oca 2011 , Sayfalar 147 - 155
Mine Akkuş