Arama Sonucu: 1938 Aranan: Historians
Meksikalı yazar, insanların yaşamları boyunca karşılaştığı varoluşsal sorunlara vurgu yapmak amacıyla simgeler kullanmaktadır. Simgeler dünya üzerine doğrudan bir bakış sunduğundan ve belirli bir hikaye hakkında derin ve zengin bir bilgi verdiğinden, bu simgelerin kullanımı, eser karakterlerinin ilişkilerinde yaşadığı çatışmaların yeniden tanımlanmasına olanak sağlar. Simgeler Arredondo karakterlerinin üzerinden ilerlemektedir; yaşamın değişkenliğini ve eytişimselliğini aktardığından, onların deneyimleri okura çok değerli bir ders vermektedir.
Cilt 26 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 77 - 86
Aglaia SPATHI
Bu çalışmada Juan Bosch’un “Un niño” ve José Luis González’in “En el fondo del caño hay un negrito” başlıklı öykülerindeki çocuk kişiler, anlatıbilimsel bakış açısından ele alınmaktadır. Anlatı çatısının, her iki metinde de başkişi olan çocuk özneyi nasıl kısıtladığı incelenmektedir. Buna bağlı olarak, 20. yy’nin ilk yarısında Latin Amerika’daki yaşam koşulları gibi, öykülerdeki metin dışı öğelere de değinilmektedir. Her iki yazar da yabancılaştırılmış düşmanca bir ortamda yaşayan, ötekileştirilmişsıradan insanları ele almaktadır. González’in öyküsü şehir yaşamının yoksulluğu ve katlanılmazlığına dayanırken; Bosch, öyküsünü, yoksul köy yaşamını şehrin iğrençliklerine tercih eden köylüler üzerinden kurmaktadır
Cilt 26 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 87 - 93
Angélica LARDA
XX. Yüzyıl, Latin Amerika’da özellikle de Meksika’da, modernizasyon sürecinin yükselişiyle başlar ve sanayinin ilerlemesiyle devam eder. Meksika, özellikle de başkent, yoğun göç akışı sonucunda hızla kentleşir. Ulaşım ve iletişim imkanları mesafeleri birbirlerine yaklaştrırken hükümetin ülkeyi denetlemesini kolaylaştırır. Büyük mesafeler demiryolu ağlarıyla küçülür. Meksika Devrimi üstüne yazılan romanların ortaya çıkışı bu modern döneme rastlar. Bu romanlar, ülkedeki derin toplumsal, ekonomik ve kültürel gelişimi en iyi ortaya koyan kaynaklardır. Mariano Azuela romanları bu bağlamda ele alınması gereken eserlerdir. Yazarın romanlarında, demiryolu, sembolik bağlamda ülkenin gerilemesinin veya ilerlemesinin göstergesi olarak yer alır. Bu çalışmanın amacı, Mariano Azuela romanlarında demiryolu simgesinin, gerek ulaşım aracı ve/veya uygarlaşmanın aracısı olarak ülkenin gelişiminin veya gerilemesinin üstündeki etkisini çözümlemektir. Uygarlaşmanın aracısı olan demiryolu, Meksika kentlerinde yaşanan toplumsal değişim aracılığıyla bir dizi dönüşüm meydana getirir. Azuela romanlarında demiryolu simgesi, olay örgüsünde sahne/uzam bağlamında temel ögedir. Çoğu zaman orta-alt sınıfla ilintili olan trene, roman başkişisinin bir yerden bir yere hızla kaçmasına olanak sağlayan olumsuz özellikler yüklenir. Öte yandan, tren usul usul romanda “edebi kişiye” dönüşür ve bir yandan gözlemci özelliği taşırken, öte yandan roman başkişisinin yanında ayrılmaz bir karaktere olarak yer alır. Bir yerden ötekine yol alma sürecinde tren düşünceleri, eylemleri,söyleşileri paylaşır ve Meksika toplumunun gelişimi sürecinde orta sınıfın eşlikçisine dönüşür.
Cilt 26 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 1 - 15
Leman GÜRLEK
Bu çalışmada, Bioy Casares’in “El perjurio de la nieve” adlı öyküsü, öncelikle edebi türler bakış açısından ağırlıklı olarak Todorov’un sınıflandırması temel alınarak incelenmektedir. Buna bağlı olarak, ilgili öykü edebiyatta “uzamsal ve zamansal belirticilerin anlaşılır ve somut bir bütün olarak” birleşimini konu alan, kronotop kavramı bakış açısından çözümlemektedir. Rus filozof ve edebiyat kuramcısı Bahtin tarafından ortaya konan bu “biçimsel olarak kurucu” kavram, zaman ve uzama tek bir kategori olarak işaret etmektedir. Söz konusu çoksesli öykünün ayırt edici özelliği, “donmuş zaman” ile bağlantılı “labirent kronotopu”na karşılık gelen zaman-uzamsal nitelikte bir olağanüstü olaydır. Bu ana unsurun yanı sıra, öykünün karmaşık yapısında yer alan diğer kronotop sembolleri ve çeşitli metinlerarası ilişkiler de çözümlenmektedir. Öyküye, ilgili bakış açısından incelenmesinde bütünsel bir bakış sağlayabilmek için Jorge Luis Borges’in eserlerinin etkisi de değerlendirilmiştir. Bu amaçla, Göran Hermerén’in edebiyat ve sanatta etkiye dair kuramından yararlanılmış ve “El perjurio de la nieve”nin bir gönderme-öykü olarak nitelendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Öte yandan, “labirent kronotopu”nun Borges’in çeşitli öykülerinde aldığı diğer biçimlere dair değerlendirmelere yer verilmektedir.
Cilt 26 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 17 - 33
Mehmet İLGÜREL
Edebî metinlerin incelenmesinde kullanılan bir yöntem olarak göstergebilim, gösteren ve gösterilen kavramlarının karşılıklı bağıntılarına dayanan anlam katmanlarının oluşumunu ortaya koyar. Greimas’ın yaklaşımından hareketle, edebî metinlerde yüzeysel yapıdan derin yapıya doğru katmanlanan biçim ve içerik düzleminde temsil edilen anlayış, algılama ve anlam bütünlüğü bağlamında, birtakım terimsel söylemleri beraberinde getirir. Çalışmada, bu söylemlerin oluşturduğu betimsel düzey, anlatısal düzey, izleksel düzey alt başlıkları altında, inceleme konusu olan Mustafa Kutlu’nun “Eşik” adlı öyküsü değerlendirilmiş; öyküyü başlatan olayın, başlangıç durumuyla ilgili ya da ondan bağımsız yeni bir görünüme kavuşma durumu söz konusu olmuştur. 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 66 - 77
Aysun İlhan
Ali Ekrem, 1914 yılında yazıp 1916 yılında yayımladığı Lisan-ı Osmânî isimli manzum eserinde, Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının başlattığı "Yeni Lisan" akımına karşı çıkar. Dilde sadeleşme fikrine karşı çıkıp Servet-i Fünûncuların Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerle yüklü, anlaşılması güç Osmanlı Türkçesinin dil anlayışını savunan bu manzum eser, özelde Ömer Seyfettin'in bazı makalelerine cevap olarak, genelde ise Türkçeye karşı Osmanlı Türkçesini savunmak için yazılmıştır. Bu makalede, dil ve vezin tartışmaları açısından oldukça önemli olan Lisan-ı Osmânî manzumesi tahlil edilmiş, değerlendirilmiştir. Aynı eserin günümüz yazısına aktarımı yapılmıştır.
, Sayfalar 163 - 192
Hasan Kolcu, Gürkan Yavaş
Notre Dame de Sion (ya da Dam dö Sion) ilk kez 1842 yılında Fransa’da; Osmanlı Devleti’nde 27 Kasım 1856 tarihinde İstanbul Pangaltı’da, 11 rahibe tarafından yatılı okul olarak kurulur. Ülkemizde açılan ilk Kız Lisesidir. Okul daha sonra İzmir, Selanik, Trabzon ve Suriye’de şubeler açar. Çalıkuşu roman kahramanı Feride bu okulda on yıl öğrencilik yapar. Bu çalışmada, Feride’nin şahsında okul eğitiminin öğeleri; bina, araç/gereç, yönetici/yönetim, öğretmenler, öğrenciler, eğitim programı ve çevre anlatılmaktadır. Çalıkuşu romanı 1922 yılında yayımlanmış olup, 100 yıl öncesinin, bir yabancı okulu hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir. Notre Dame de Sion’da amacın, okutulan derslere ve yapılan etkinliklere bakıldığında eğitimin “siyasi” ve “toplumsal” işlevini gerçekleştirmeye yönelik olduğu görülür.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 39 - 59
Şemseddin Koçak
“EDEBİYAT KURAMI”NIN TEZİ NEDİR? Öz Teryy Eagleton’ın 1983 yılında ilk baskısını yaptığı “Edebiyat Kuramı” kitabı, okumayanlar için görünüşte edebiyatı bir bilim olarak ele alıp kuramsal yansımalarının teorik temellerinin atıldığı bir kitapmış gibi görünür. Ancak bu kitap, sadece edebiyatın kuramlarından bahsetmez. Bu durum, yazarın da kendi ifadesiyle kitabının çok okunmasının ve akademi ötesi bir okur kitlesini kendine çekebilmesinin nedenlerinden biridir. Teori temelli didaktikliğinden ziyade edebiyatın “edebi”liğini değil de insan bilimleri menşeli bir yaklaşım olduğunu ele alan bu kitap, edebiyatın ne olduğunu sorgulayarak edebiyat kuramının tanımına ulaşılabileceğini söyler. Böylece edebiyat kuramının elitist zümrenin hegemonyasından kurtularak edebiyatın, “öteki” olarak görülen gruplarca da şekillendirildiğini ispat eder. Bu şekillendiriliş yadırganmamalıdır. Çünkü 20. yüzyıl, toplumların hem sosyolojik hem de ideolojik şekilde dönüşüm ve değişimlerin yaşandığı bir zaman dilimidir. Bu makale;  Terry Eagleton’ın eleştirel bir gözle edebiyat kuramları hakkında neyi nasıl söylediğini gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Edebiyat, kuram, toplum ve tarih. WHAT IS THE THESIS OF “THEORY OF LITERATURE” Abstract The book "Theory of Literature" by Teryy Eagleton, which was first published in 1983, seems to be a book, in which the theoretical bases of its theoretical reflections are laid by regarding literature as science, for those who have not read apparently. However, this book does not only talk about the theories of literature. This is one of the reasons, by the author’s own expression, why his book has been read too much and attracted a mass of readers beyond academia. Rather than theory-based didacticity, this book deals with the fact that literature is not a "literary", but an approach based on human sciences, and tells that the definition of literature theory can be reached by questioning what literature is. In this way, the theory of literature is liberated from the hegemony of the elitist coterie and proves that literature is also shaped by groups seen as "the other". This shaping should not be found odd because 20th century is a time period when both sociological and ideological transformations and changes are experienced by societies. This article aims to point out what and how Terry Eagleton has told about literary theories by a critical eye. Key Words: Literature, theory, society and history 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 59 - 67
İbrahim BİRİCİK
Fındık Sekiz, Metin Kaçan’ın 1997’de yayımlanan ikinci anlatısıdır. Metin Kaçan, ilk eseri olan Ağır Roman’da İstanbul’un bambaşka bir yüzünü gözler önüne serer ve “yeni bir âleme geçiş” yapmaya çalışan Meto’yu anlatır. Fındık Sekiz’de önceki anlatısında üstü kapalı olarak sorguladığı zevke dayalı bozulmuş toplum yapısını açıkça eleştirir ve bu romanda İslam mistisizminde izler taşır. Bu nedenle Fındık Sekiz, bilimin mistisizmle harmanlanarak madde - mana kavramının çatışması sonucu ortaya çıkan New Age (Yeni Çağ) oluşumunun Türk edebiyatındaki ilk örneklerinden kabul edilir. Fındık Sekiz hakkındaki çalışmalar oldukça az olup yapılan çalışmalarda da genellikle eserin yapı, dil, biçim gibi özellikleri üzerinde durulmuştur. Bu eserde önemli bir yere sahip olan zaman ve mekân unsurları üzerinde detaylı olarak durulmamış ve incelenmemiştir. Bu çalışmada öncelikle New Age kavramının tanımı yapılacak ve Fındık Sekiz anlatısının neden bu akıma dahil edildiği açıklanacak; ardından kısaca anlatının kurgusu ile yazarın hayatı arasındaki benzerliklere değinilerek zaman ve mekân unsurlarının anlatıbilim çerçevesinde incelemesi yapılacaktır. Çalışmada özellikle Genette’in zaman analizi için önerdiği kategorilerle Gerhard Hoffmann’ın mekân işlevlerine dair sınıflandırmaları esas alınacaktır.
Cilt 10 , Sayı 32 , Oca 2017 , Sayfalar 542 - 548
Yüksek Lisans Saime ÇAKMAK
Övmek ve övünmek edebiyatımızda, şiirlerde var olan bir unsurdur. Devrin padişahının, önde gelen simalarının övülmesi ise Divan şiirinde öne çıkan konulardan birisidir. Özellikle kaside nazım şekli ile yazılmış şiirler övgü nitelikli şiirlerin başında gelir. Kasidenin yanı sıra farklı nazım şekillerinde ve türlerde de bu konular işlenmiştir. Bugüne kadar üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamış olan cülûsiyyeler de tarafımızca incelenmeye çalışılmıştır. Cülûsiyyeler, Osmanlı şehzadelerinin padişah olarak tahta çıkışı üzerine ağırlıklı olarak kaside nazım şekliyle yazılan ve tahta çıkan padişahı öven manzum veya mensur örneklerdir. İncelememizde 16. yy. şairlerinden 22 şairin divanı taranmıştır. Şiirlerin yapısal özellikleri (nazım biçimi, kafiye, redif, vezin) ve muhtevası (kime yazıldığı, benzetme unsurları, farklı kullanış şekilleri, konuların işleniş biçimi vb.) bakımından ele alınarak divanlarda geçen cülûsiyyeler tespit edilmiş ve incelenmeye çalışılmıştır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 14
Fatih Özer
16. yüzyılın ikinci yarısında başlayan yeni siyâsetnâmecilik anlayışı eserlerinden biri olan Hâbnâme, 17. yüzyılın ilk padişahı olan Sultan 1. Ahmed’e sunulmuş ve bir Osmanlı kadısı olan Veysî tarafından kaleme alınmıştır. Ayrıca eser ağır dilinden dolayı çalışmalara konu olmaktan uzak kalmıştır. Hem nasihatnâme- siyâsetnâme literatürünün önemli bir eseri hem de siyasi rüya olarak adlandırabileceğimiz literatürün önemli bir ürünüdür. Bu eser dönemin sultanına hitaben yazılan ve olan bitenin Veysî’nin rüyasında gerçekleştiği, tarihsel bir akış çerçevesinde İslam kaynaklı yönetici ve devletlerin ele alındığı bir eserdir. Sultana teselli ve önerilerin yer aldığı bu eser edebiyat, tarih, siyaset vb. birçok alanda irdelenebilecek bir eser olma özelliğine sahiptir. Bu çalışmada eseri siyaset ve yönetim açısından ele alıp, geleneksel yazın kültürümüzün ürününü irdelemeye çalışacağız.
, Sayfalar 37 - 46
Abdullah KARA
 Türk milleti, tarih boyunca farklı coğrafyalarda farklı milletler ve topluluklar ile pek çok alanda iletişim ve etkileşim içerisinde olmuştur. Bu milletlerden birisi de Ermenilerdir. Hunların IV. ve V. yüzyıllar arasında Kafkasya’ya yerleşmeleri ile başlayan Türk - Ermeni ilişkileri, Kıpçaklar ile hem Hazar çevresinde hem de Kırım ve Doğu Avrupa’da daha da gelişmiştir. Öyle ki bazı Kıpçak toplulukları Ermeniler ile kurdukları yakın ilişkiler neticesinde Ermenilerin millî kilise dini olan Gregoryanlığı benimsemiş ve Ermeni harflerini kullanarak yazılı eserler meydana getirmişlerdir. Türk - Ermeni ilişkileri bununla sınırlı kalmamış ve Selçuklu ile Osmanlı dönemlerinde de aynı coğrafyayı paylaşmak üzere birlikte yaşamışlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin halen bir parçası olarak Türkiye’de yaşayan Ermeniler, tarihe dayalı Türk - Ermeni ilişkilerinin bugün de devam ettiğini göstermektedirler. Osmanlı Devleti döneminde Ermeniler, özellikle tiyatro alanında sağladıkları katkılar ile tiyatronun yerlileşip yaygınlaşmasında ve böylece Türk edebiyatının gelişiminde önemli roller üstlenmişlerdir. Yüzlerce yıl devam eden Türk - Ermeni ilişkilerinin bir sonucunu da her iki dilin söz varlığında görmek mümkündür. Türkçeden Ermeniceye, Ermeniceden de Türkçeye geçen kelimeler sayesinde etkileşimin bu derecede dillere de yansıdığı tespit edilebilmektedir. XIV. ve XV. yüzyıllarda başlayan Ermeni harfli Türkçe edebiyatının oluşumu ile bu alanda folklor, dil, edebî, dinî, tarih gibi konularda pek çok eserler meydana getirilmiştir. 1727 tarihinde Ermeni harfli Türkçe eserler basılmaya başlanmış ve günümüze dek dünyanın farklı şehir ve basımevlerinde iki binden fazla Ermeni harfli Türkçe eser basılmıştır. Bu eserlerden birisi olan ve çalışmamıza kaynaklık eden Turkish Proverbs adlı eser, 1844 yılında S. Lazarus Ermeni Manastırı Basımevince İngilizceye çevirisi ile yayınlanmıştır. Ermeni harfli Türkçe atasözlerinin yer aldığı bu eserden sonra, Ermeni harfli başka Türkçe atasözleri çalışmaları da yapılmış ve 1844 yılında basılan bu eser, onlara da kaynaklık etmiştir. Bu çalışmada, Turkish Proverbs adlı eserin Ermeni harfleriyle karşılaştırmalı olarak metin çevirisi yapılacak, dizinler ve değerlendirme bölümleriyle sonraki çalışmalara kaynaklık ettiği ve öncü olduğu ispat edilmeye çalışılacak ve böylelikle bu alanda yeni çalışmalar yapacak araştırmacılara katkı sağlayacaktır.
Cilt 6 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 739 - 766
HÜSEYİN YILDIZ, ABDÜLKADİR ÖZTÜRK
Yerel yöneticilerin seçildiği yerel seçimlere siyasi partiler en az genel seçimler kadar önem atfetmekte ve siyasi parti liderleri yurdun genelinde mitingler düzenleyerek propaganda yapmaktadır. Yerel ve ulusal basın bu dönemlerde seçimleri sık sık gündemlerine taşıyarak bir söylem üretmektedir. Böylelikle siyasi partilerin söylemlerini her defasında yeni baştan üretmektedir. Basın tarafından yapılan haberlerde her ne kadar tarafsızlık kriterine uyulması gerekirse de haberlere her defasında ideolojiler yansıyarak ona göre belirli söylemler üretilmektedir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye’de yapılan 2009 yerel seçimleriyle 2014 yerel seçimlerinin ulusal basında nasıl yer aldığını belirleyerek iki dönem arasında ulusal basında nasıl bir söylem farkı oluştuğunu ortaya çıkarmaktır. Karşılaştırma yapılırken her iki dönemdeki yerel seçimlerin ulusal basının birinci sayfalarında yer alış sıklığına da bakılmıştır. 2009 ve 2014 yerel seçimlerinin ulusal basında söylemsel açıdan nasıl ve hangi farklılıklarla yansıtıldığı çalışmanın temel sorusunu oluşturmaktadır. Her seçim döneminin bir aylık süreçlerinin incelendiği çalışmada van Dijk’in eleştirel söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma, her iki dönemde yapılan yerel seçimlerin ulusal basında nasıl yer aldığını belirlemek ve iki dönemin söylemsel karşılaştırmasını yapmak açısından önemli bir çalışmadır. Her ideolojiye sahip gazetelerin analize tabi tutulmasına önem gösterilmiş olan çalışmada; Akşam, Birgün, Bugün, Cumhuriyet, Evrensel, Güneş, Hürriyet, Milli Gazete, Milliyet, Sabah, Star, Taraf, Türkiye, Vatan, Yeni Asya, Yeni Şafak ve Zaman gazeteleri incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, ulusal basın hem 2009 hem de 2014 seçimlerine genel anlamda ilgi göstermiştir.
, Sayfalar 281 - 324
Fatma NİSAN
The Indian Pañcatantra is doubtlessly one of the great successes in pre-modern literature as it was translated into numerous languages. In the article the Old Uyghur fragments which were previously assigned to this work are re-examined. It is argued that two Manichaean pieces are genuine textual testimonies of the Pañcatantra/Kalīla wa-Dimna tradition while the Buddhist fragments belong to the fifth chapter of the cycle of stories Daśakarmapathāvadānamālā ‘garland of legends pertaining to the ten courses of actions’. Parallels to the story told in the latter work are examined. In the appendix a tentative new edition of the Manichaean fragments is provided.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 104 - 139
Jens Wilkens
İnsanın hemen her davranışının altında yatan temel etken duygulardan kaynağını alan düşünceleridir. Duyguların varlığı insanın yaşamını şekillendirmede çok önemli rol oynarken bu duyguların kontrolden çıkmış bir hâl almaları kişinin ruh sağlığını tehlikeye sokmaktadır. Bireyin temel ihtiyaçlarından olan ‚güvenlik‛ gereksinimini kişiye hatırlatan fakat gereğinden fazla hissedildiğinde içinden çıkılmaz buhranlara yol açan duygulardan biri de ‚korku‛dur.Duyguların ifadesini sağlayan sanatın korkuyu sıklıkla kendisine malzeme ettiği bilinmekte özellikle edebiyatta bu duygu hem her edebî türün içinde insana ait bir unsur olarak hem de müstakil bir tür olarak varlığını devam ettirmektedir. Doğu ve Batı edebiyatını iyi bilen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da bu duyguyu eserlerinde sıkça kullandığı görülmekte, sanatçı kendi kişisel korkularından arınmak için sanatını etkin şekilde kullanmaktadır. Tanpınar’ın özellikle hikâyelerinde ele aldığı bu duygu Abdullah Efendi’nin Rüyaları adını taşıyan hikâyesinde oldukça dikkat çekici şekilde kullanılmıştır. Sosyal yaşam ve toplum, cinsellik-kadın, kastrasyon, ihanet edilme, ölüm, anneden uzaklaşma, kişisel bütünlüğün kaybedilmesi, terk edilme ve karanlık korkularının pençesinde kıvranan Abdullah Efendi’nin tek çareyi kaçmakta bulduğu uzun bir gecesinin anlatıldığı hikâye olağanüstü öğelerle süslü bilinçdışı sembollerle örülmüştür.Bu çalışmanın amacı bireyin psikolojik ve fizyolojik olarak hayatını idame ettirebilmesi için çok gerekli olan korku duygusunun haddinden fazla hissedilmesi hâlinde yarattığı buhranları Abdullah Efendi karakteri üzerinden takip edebilmektir.
, Sayfalar 201 - 230
Ferda ATLI
Şehrengizler, bir şehrin tabii güzelliklerini ve güzellerini; çoğunlukla da şehre hayat veren, o şehirde sevilip sayılan güzel insanları konu edinen eserlerdir. Şehrengizler, klasik edebiyatımızın toplumsal bağını göstermesi yönünden de ayrıca önem arz etmektedir. Bu türün Türk edebiyatında bilinen altmıştan fazla örneğine her gün yenileri eklenmektedir. 17. yüzyılda yaşamış, Bursa başta olmak üzere birçok yerde müderrislik, kadılık gibi görevler yapmış ve bir Bursa sevdalısı olan Nazik’in şehrengizi de bunlardan birisidir. Bursa, hakkında birden çok şehrengiz yazılan önemli şehirlerimiz arasındadır. Nazik’in Divanı içinde yer alan beş bendlik terkib-i bend şeklindeki şiiri, Bursa’nın tabii güzelliklerini ve isim vermeden güzellerini konu edinen bir Bursa Şehrengizidir. Ayrıca bir gazel ve bir nazm da Bursa’yı konu edinen küçük birer şehrengiz sayılabilir. Bu makalede söz konusu şiirler şairi, şekil ve içerikleriyle tanıtılmaya çalışılacaktır.
Cilt 18 , Sayı 33 , Oca 2017 , Sayfalar 339 - 357
Abdülkerim GÜLHAN
Tanzimat edebiyatının önemli şairi Abdülhak Hâmid’deki endişe ve bunaltının en önemli sebebi ölüm düşüncesidir. Ölüm, şairin hayatında kırılganlığın ifadesi olarak belirir. Ölüme dair her şey hayatı anlamsızlaştıran ve donuklaştıran bir vazife görür. Gurbette iki defa yakınlarını kaybetmesi onda ölüm karşısında derin bir ürpertiye sebep olur. Bu yüzden de isyan onun ölüm karşısındaki duruşunu gösteren en önemli özelliktir. Ölüm sonrası değişimi kabullenmek istemez. Eşi Fatma Hanım’ın ölümü onu derin felsefi sorgulamalara yöneltir. Sürekli hayret, şaşkınlık ve ürperti içinde kalır. Ancak Hâmid’in ölüm karşısındaki derin bunaltısı ve isyanı Tanrı’ya teslimiyetle sonuçlanacaktır.
Cilt 6 , Sayı 12 , Oca 2016 , Sayfalar 371 - 384
Mehmet GÜL
Remzi Oğuz 1924 yılında “Adana Ticaret Rehberi” adlı bir kitap yayımlamıştır. Osmanlıca olan kitap başta Adana olmak üzere Mersin, Silifke, Tarsus, Dörtyol, Kozan yöreleri ile ilgili veri ve bilgileri içermektedir. Kitabın 156 sayfalık bir de ilan kısmı bulunmaktadır. Kitap 2014 yılında Halil Altıparmak tarafından Latin harflerine çevrilerek yayımlanmıştır. Bu yayında kitabın Fransızca özeti ile ilan kısmı yer almaz. Bu yazı kitabın ilan kısmının Latin harflerine aktarılmasından ibarettir. Böylelikle ilk yayının eksikliği giderilmiş olacaktır. Firma ve kişi adlarını içeren bu kısım bölge kültür ve ekonomi tarihi açısından önemli olması bakımından ilgi çekicidir. Bazı kişiler burada kendi geçmişlerini bulacaklardır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 98 - 172
Bedri Aydoğan
Günler, insan hayatının vazgeçilmez parçalarıdır. Öyle ki günler etrafında sınırsız inanışlar ortaya çıkmıştır. Bu inanışların kaynağı Türk kültüründe Şamanizm’e kadar inmektedir. Türklerin kabul ettikleri dinler ve komşu oldukları milletlerin kültürleriyle etkileşimleri sonucunda çok farklı inanışlar bir araya gelmiştir. Günler, tarihin ilk dönemlerinden beri insanların zamanı kendilerine göre şekillendirip adlandırması sonucunda ortaya çıkmıştır. İnsanların uzun tecrübeleri sonucunda günler etrafında değişik inanışlar ortaya çıkmıştır. Özellikle toplumların kabul ettikleri dinler, komşu oldukları milletlerin kültürü bunda etkili olmuştur. Çalışmamızda Adana Yumurtalık’a bağlı Türkmen Yörüklerinin yaşadığı Sugözü köyünde günler etrafında oluşan halk inanışları üzerinde duracağız. Böylece bugün hâlâ sözlü gelenekte günler etrafındaki inanışları ortaya çıkarmış olacağız. 
Cilt 3 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 323 - 334
Mehmet ALPTEKİN
Çocuk oyunları, çocukların bireysel ve sosyal gelişimleri için oldukça önemlidir. Toplumun ekonomik yapısı, yaşam koşulları, toplumsal inançlar ve değerler oyun kültürünü ve çeşitlerini belirlemektedir. Çocuk oyunları konusunda, Türkiye’nin birçok bölgesinde folklorik anlamda pek çok derleme çalışması yapılmıştır. Çalışmanın amacı, Türk dünyasıyla ilgili karşılaştırmalı çocuk oyunlarına kaynaklık etmektir. Afganistan Türkmenlerinin çocuk oyunlarını genelde açık alanda oynanan ve daha çok fiziksel aktivite içeren oyunlardır. Bazı çocuk oyunları millî ve dinî bayramların vazgeçilmez eğlencelerindendir.
, Sayfalar 261 - 271
Savaş ŞAHİN
Bugün içerisine Afganistan, Pakistan, Bangladeş ve Hindistan’ın belli bölümlerini alan bir coğrafyada milatlı yılların başından on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar devam eden bir Türk hâkimiyeti olmuştur. Bu hâkimiyetin zaman zaman kesintiye uğradığı veya yeterince yazılı belgelerle sabitlendirilemediği dönemler de bulunmaktadır. Geçmişin günle bağdaştırılması bölgede dünün varisleri olanların kolektif şuurunda yansımalarını göstermektedir. Herat’tan Delhi’ye kadar uzanan bu bölgede yüzyıllar içinde kimlikleri asimile olmuş Türk toplulukları ile hâkimiyeti kaybedilmiş Türk bölgeleri de mevcuttur. Bunlar arasında kimliğini daha etkin biçimde koruyan bölge ve ahalisi olarak, Afganistan’ın kuzey bölgesi ile bu bölgede yaşayan Özbek Türkleri öne çıkmaktadır. Bu çalışmada kültürel kimliklerini ifade etmede Afganistanlı Özbeklerin tarihi dönem Türk hükümdarlarına bakışları, Afganistanlı Özbek şairlerinin şiirlerinden örneklerle yansıtılma yoluna gidilecektir. Onların şiirlerinde Afrasiyab gibi efsaneleşen isimlerle Sultan Mahmut, Cengiz Han, Emir Timur Küregen, Sultan Hüseyin Baykara ve Zahirüddin Babür Şah gibi bölgede hüküm sürmüş hükümdar isimlerinin çağrışım alanları belirlenerek, mensubiyet duygularının sebepleri üzerinde durulacaktır.
, Sayfalar 201 - 220
Rıdvan Öztürk
16. yüzyılda Bağdad’da yaşamış olan Fuzuli; sadece Osmanlı sahasında değil, Balkanlardan Hindistan’a kadar uzanan coğrafyada meşhur olmuş bir şairdir. Onun şöhreti kendi zamanından günümüze kadar ulaşmıştır. Türkiye’de yayınlanmış birçok kaynakta Fuzuli’nin Türkistan sahasındaki etkisinden genel ifadelerle bahsedilmiştir. Şairin Özbek edebiyatı üzerindeki etkisini de kısmen inceleyen bazı çalışmalar olmuştur. Ancak Afganistan Özbek edebiyatına etkisini ve Fuzuli’nin bu bölgedeki nüfuzunu ele alan çalışmaya rastlanmamıştır. Fuzuli, Afganistan Özbekleri arasında bu bölgenin meşhur şairlerinden biri olarak kabul edilmiş ve adı o şairlerle birlikte zikredilmiştir.Bu çalışmada, günümüzdeki Afganistanlı Özbek şairlerinin Fuzuli’nin gazellerine yazdığı nazireler ve tahmislerden örnekler verilmiştir. Ayrıca Fuzuli’nin, Nevai gazellerine yazdığı nazirelerin bazılarını, bölge şairlerinin Nevai’nin gazellerinden daha çok benimsedikleri ve kendi şiirlerine de nazire kaynağı olarak kullanıldığı gösterilmiştir. Yine bu çalışmada, Türk Dilinin lehçeleri arasındaki anlaşılırlığa şekil bilgisinin fazla engel olmadığı, şekil bilgisindeki farklılıkların söz varlığı ve söz dizimindeki ortaklıkların yüksekliği ile aşılabildiği Fuzuli örneği üzerinden ifade edilmiştir.
, Sayfalar 35 - 47
Rıdvan Öztürk
Türkçede dokuzuncu ünlü olarak kapalı /e/ nin varlığı, Runik harfli Türkçe metinlerin okunuşu sırasında tartışılmaya başlanmıştır. Yenisey Yazıtlarında /ė/ için özel bir işaret kullanıldığı kanıtlanmışken Arap harfli Türkçe metinlerde ise bu ünlünün izini sürmek oldukça zordur. Söz konusu metinlerde /ė/ ünlüsü için çeşitli harfler ve harekeler kullanılmış; bu durum araştırmacılar tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. XIX. yüzyılın diplomat ve aydınlarından Ahmed Vefik Paşa; Türkçeden Türkçeye ilk sözlük olan Lehce-i Osmânî’nin ilk baskısını 1876 yılında, ikincisini ise 1888/1889 yılında yayımlamıştır. Sözcüklerin imlâ ve telaffuzlarına oldukça önem veren Ahmed Vefik Paşa, söz konusu eserinin iki baskısında da /ė/ ye birer bölüm ayırarak yer vermiştir. Ayrıca ikinci baskısının ön sözünde /ė/ hakkında çeşitli bilgiler de veren Ahmed Vefik Paşa, bu ünlü için özel bir işaretin belirlenmesi gerektiğini söylemiştir. Bu çalışmada öncelikle Ahmed Vefik Paşa ve Lehce-i Osmânî tanıtılmış; /ė/ konusunda tarihsel bir değerlendirmenin ardından ise Lehce-i Osmânî’de /ė/ nin çeşitli görünümleri değerlendirilmiştir.
Cilt 2 , Sayı 4 , Oca 2017 , Sayfalar 48 - 56
Tuğba Meral Türkmenoğlu
Latîfî Tezkiresi’ne göre Ahmed-i Dâî’nin doğum yeri Germiyan’dır. Kaynaklar doğum yılı ile ilgili tam bir tarih vermemiştir. İlim ve tahsili konusunda da herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Mutasavvıf olan şairin şiirlerinde tasavvufî terimleri sık sık kullandığını görebilmekteyiz. Dâî, eserlerinde asıl gayenin Allah’a ulaşmak ve onun yolunu takip etmek olduğunu anlatmıştır. Tasavvufi söylemleri sehl-i mümteni tarzında dile getirmiştir.
, Sayfalar 15 - 20
Abdulsamet DEMİRBAĞ, Mehmet DEMİRBAĞ