Arama Sonucu: 758 Aranan: Historians
Societies build for reasons, including and, beyond the need for shelter. The layers of meaning that make up the building process include status, power, social convention, values and ideas on aesthetics. This inherent layering of meaning through building ensures that every built work as a deliberate act – consciously or unconsciously – communicates meaning and gives shape and identity to those that build. While some contexts call for an occupation of open space as opposed to building, it must noted that in these cases the decision not to build can still be considered an architectural decision. Architectural history traditionally deals with individual buildings, yet historically building rarely exists outside the creation of multiple structures within some form of collective. Here the daily face-to-face interactions of dynamic social networks and patterns of interaction in these collective spaces ultimately define what we recognise as settlement. To comprehend the values that underpin settlement, the expression should be seen through the ‘collective’ rather than an ‘individual’ form of expression. How one intervenes in such collectives and how to provide a relevant and appropriate service that facilitates the needs and wants of multiple authors through architectural design has challenged the very principles upon which the profession is built. This need for more effective and considered approach to design has seen a global shift in practices and institutions to devise ‘alternative’ processes of design that acknowledge multiple authors, employ user-centered methods that ultimately allow for the ‘facilitation’ of collective expressions that aim to give way to shared and distributed decision-making in systems that should be critically participative. From this position the authors propose that the collective or ‘community’ should be considered as the basic architectural unit of design when architects and designers work in dynamic contexts of housing and informal settlements. By embracing complexity and uncertainty, strict traditional design control is replaced by fluid design processes. Lessons learnt while teaching the post graduate Alternative Practice module at the University of Johannesburg’s Architecture Department will be presented as well as experiences with the Architecture Sans Frontiere’s ‘Change by Design’ methodology workshop/training in Ecuador, Quito. The theoretical basis of this study draws from diverse literature sources, emphasizing the interdisciplinary nature of the topic of participative design and professional practice through collective authorship. The paper concludes by identifying ways to rethink spatial design practice based on concepts of co-production. 
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 48 - 59
AMIRA OSMAN, JHONO BENNETT
Mimarlık temel alanı eğitiminde özellikle ilk yıllar için ana başlık olan “tasarım eğitimi”;  üç boyutlu düşünmeyi, kurgu yapmayı ve bunu mimari iletişim dili olan tasarı geometri-teknik resim, perspektif aracılığı ile iki ve üç boyutlu olarak görselleştirmeyi hedefler. Tasarım atölyeleri ve öğrenci- öğretim elemanı arasındaki sıkı iletişim bu hedefe ulaşmada etkin aktörlerdir. Tasarım dünyasının ortak iletişim dili olan tasarı geometri-teknik resim, perspektif konuları yapılan tasarımların kâğıda aktarılmasında ve tasarımın tashih edilerek geliştirilmesinde tarih boyunca etkili olmuştur. Bu çalışmada, tasarı geometri-teknik resim, perspektif konularının tasarım tarihinde ne şekilde yer bulduğu, mimarlık temel alanı eğitimindeki etkin rolü ve eğitimci olarak bu dersleri vererek kuşakları yetiştirmiş olan Prof. Dr. Yılmaz Morçöl Hocamızın mesleki ve akademik yaşama katkıları anlatılmaktadır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 1 - 11
Didem ERTEN BİLGİÇ, Nihan Konak
Tüm gelişmiş canlılar gibi kentlerin de bir belleği bulunmaktadır. Kentin belleği aynı zamanda toplumun belleğidir. Kentler (kentliler) geçmişten bugüne, yaşanan tüm gelişmeleri belleğinde tutarken; bu birikim de farklı biçimlerde kent mekânına ve kent yaşantısına yansımaktadır. Kentte zaman içindeki toplumsal ve mekânsal değişimin, yaşayanlar üzerinde bıraktığı toplu izlenimler o kentin belleğini oluşturmaktadır. Kentin belleği ya da toplumsal bellek, mekân/yer-zaman-anı-kimlik birlikteliğinden oluşmaktadır. Kentsel belleğin oluşturulmasında anıtlar, tarihi yapılar, müzeler, kamusal alanda yer alan sanat eserleri, fotoğraf, film, resim, gravür vb. görsel kültür öğeleri olan sanatsal ve mimari çalışmaların yeri ve önemi büyüktür. Söz konusu İstanbul şehri olunca özellikle tarihi ve mimari özellikleri açısından İstanbul’un gelişimini izleyebileceğimiz ve görsel kültürel belleğin oluşumunu sağlayan araçlar arasında resim sanatına ilişkin yağlı boya tablo, sulu boya resim ve gravür çalışmaları önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada İstanbul’u konu alan 17., 18., 19.  ve 20. yüzyıl Batılı ve Türk ressamların resimleri arasından Eminönü, Tophane, Üsküdar semtlerini konu alan resimler seçilmiş, bu resimlerin konu edindiği mekanlar incelenmiş, aynı mekanların aynı dönemdeki fotoğraf çalışmaları ile ve günümüzdeki durumu ile karşılaştırmaları yapılmış ve sonuçta bu resim örneklerinin kentsel bellek konusunda bizleri nasıl yönlendirdiği ve yönlendireceği belirlenmiş bulunmaktadır.
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 121 - 151
Deniz DEMİRARSLAN, Emine Begüm SAVÇIN
İstanbul kentsel tarihi 3 bin yıl öncesine dayanan, Avrupa ile Asya kıtalarının birleştiği noktada bulunan bir şehirdir. Şehir çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit ve metropolit yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir kültürel mozaik halini almıştır. Tarih boyunca yaşamın her alanında olduğu gibi özellikle kültür ve sanat konularında da merkez olmuş ve bu merkezde oluşan tüm gelişmeler dünyayı da etkisi altına almıştır. İstanbul şehri özellikle resim sanatına da konu olmuş; insanların bu kente olan hayranlıkları ve özlemleri resim sanatı ile dile getirilmeye çalışılmıştır. Bu durum öncelikle hem Avrupa resim sanatında hem de Türk resim sanatında daha sonra da iç mekân dekorasyonlarında yeniliklere yol açmış ve gerek Avrupa’da gerekse de Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde günlük yaşamda değişikliklere neden olmuştur. Osmanlının Batılılaşma döneminde ortaya çıkan ve İstanbul’u konu alan bu yeni resim anlayışının ilk görüldüğü yer ise Türk sivil mimarisinin estetik yönünden zenginleşmesinde önemli yeri bulunan “kalem işi” olarak isimlendirilen duvar resimleridir. Bu nedenle bu resimlerin incelenmesi ile Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılılaşmanın ortaya çıkışı ve sonuçlarını görmek aynı zamanda da bu süreçte Avrupa’nın Osmanlı- Türk kültüründen nasıl etkilendiğini anlamak mümkündür. Günümüze dek bu konuya ilişkin çok az sayıda çalışmanın yapılmış olması ve resim sanatı ile mimarinin ilgisinin kurularak estetik yönünün yanında sosyo-kültürel açıdan da konuya yaklaşılması çalışmanın önemini daha da artırmaktadır. 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 105 - 125
Deniz Demirarslan
Beyoğlu ve Şişli ilçelerinin arasında kalan Feriköy semtinin gelişimi 19. yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. Ayrıca, Feriköy’ün İstanbullu Rumların mesken tuttuğu Tatavla (Kurtuluş) semti ile komşu olmasına rağmen ikamet alanı olarak rağbet görmemesi dikkat çeker. Tanzimat Fermanı’nın ardından yapılan bir dizi hukuki düzenlemelerden biri olan toprak hukukundaki değişiklikler semtin geleceğini şekillendirmiştir. Böylece, Feriköy’e bir yandan Balkanlar’da toprağını kaybedip gelen muhacirlerin, diğer yandan Beyoğlu’na artan rağbet nedeniyle yerleşim imkanı bulamayan yabancıların ve Osmanlı tebasından gayrimüslimlerin ikamet ettirildikleri görülmektedir. Meydana gelen gelişmeler idare açısından çözüm bekleyen birçok sorunu üretmiştir. Yeni yerleşim alanları için yol, su gibi ihtiyaçların temininin yanında okul ve karakol inşa etmek de idarenin görevleri arasındadır. Söz konusu faaliyetlerin sürdürülebilir kılınması açısından vakıflara ait mülklerin dönüştürülerek özel mülkiyete açılması gerekmiştir. Niteliği itibariyle şahıs vakıflarının dönüştürülmesi mümkün olmadığından sultan vakıflarına ait arazilerin  (gayrısahih vakıf arazi) bu amaçla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgeleri; Feriköy semtinde Sultan Bayezid-i Veli vakfına ait arazilerin bu şekilde dönüştürülerek kullanıldığını desteklemektedir. Bu bakış açısıyla makalede, Feriköy’deki vakıf arazilerinin el değiştirme süreci bazı belgeler ışığında değerlendirilmiştir.
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 153 - 163
Ali ŞENYURT
Sürdürülebilirliğin önemli bir parçası olan kültürel sürdürülebilirlik, mekân tasarımının en önemli konularından biri olarak düşünülür. Kültürün değişken yapısı, farklı dönemler için farklı çevresel değerler sağlar. Bu nedenle, yapılı çevrenin değerlerinin kültürel sürdürülebilirliği sorgulamak için önemli bir veri sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, 2000 sonrası Türkiye’de üretilmiş olan konut seçenekleri ve etkileri hakkında farklı disiplinlerde yapılmış olan tespitleri bir araya getirerek, mekân tasarımının ‘değer’ parametresi üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Madea tarafından, toplumsal hedefler ve niteliksel özelliklerle açıklanan tasarımın değeri (2006), bu çalışmada mekân ve mesken kavramlarını değerlendirmek üzere ölçüt olarak seçilmiştir. Toplumsal değer alt ölçütü ‘kültür – toplum’ olarak, niteliksel değer alt ölçütü ise göstergebilim üzerinden ‘kimlik – birey’ olarak belirlenmiştir. Kuramsal altyapısı literatür taraması yöntemi ile yapılmış olan çalışma, Anadolu ve Türkiye konut gelişim sürecinin ışığında, 2000 sonrası sunulan konut örneklerini mekân ve mesken kavramları bağlamında okumaktadır. Çalışmada yapılan değerlendirilme sonucunda, mekân tasarımı için olası öneriler verilmektedir.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2018 , Sayfalar 51 - 76
Gökçe ATAKAN
The aim of this study is to contribute to the architectural criticism through the relationship between the text and rhetoric. In this context, the study pursues the messages rhetoric –as an effective means of persuasion– instills in the subconscious, at the textual level, and is based on providing the reader with guidance and means for interpretation in a certain vein of thought. In architecture, the message can be conveyed not only through buildings, but also through texts. The mechanism is analogous with those of advertisements, TV series, or posters seeking ways to probe into and affect our perception systems. The architecture’s attempt at persuasion, on the other hand, can be read through discourse/textual products, as well as in the form of buildings. The persuasion, which introduce various archetypes to the vicinity of our consciousness, has a virtual reference to memory as something akin to the 25th frame of a film strip, through the visual and linguistic/textual messages extended either directly or in between the lines. In this context, the 25th frame effect, which provides substantial capabilities of persuasion, can become an object of architectural criticism, as one of the most effective methods of influencing the subconscious. In a nutshell, the relationship between the text and the rhetoric involves critical cases and meanings, which present the potential of becoming the 25th frame effect of architecture. Therefore, the study discusses the messages installed/positioned on the subconscious of the reader in the textual world of architecture, through the critical approach it adopts. 
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 12 - 19
SERAP DURMUŞ
The concept of urban design was defined as a narrow civilian design in North America in the 1950s. Thus, ideal urban movement and civil design have been the subject of the design of public buildings and related spaces in particular. Public housing and coastal sites, organized parks, small industrial sites, public buildings, bazaars, squares, intersections, business structures are an important part of the urban design process. These original capital cities, which will be the subject of design, should be addressed in the design process in terms of the proper assessment of their potential. In this context, raising design quality in urban design is an important input. Urban design as a planning tool is a spatial policy that designs and sustains urban life at all scales with a search for a form. In this direction, this intermediate scale needs to be utilized in the planning of our country. Urban design tools, which play an important role in urban development, must be used correctly in order to obtain quality in urban design. At the same time, for the creation of quality urban spaces, the concept of urban design should be closely related to issues such as planning and transportation policies, architectural design, economic development and landscape. Within the scope of this study, evaluations are made considering all the components in order to live, construct and direct the city in a quality way.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 22 - 25
Elif SAĞLIK, Abdullah KELKİT
Buildings reflect not only the sense of architecture of the period they were erected, but also the political, social, and economical features thereof, with which they interacted. In view of the architecture of the Early Republican Period, it provides significant data, shedding light on the historical readings thereon, thanks to its features involving consistency and change. Post-Reform Era (Tanzimat) experiences were particularly drawn upon in the establishment of Turkish Republic. However, in spite of the absolute rejection of the Ottoman Empire during the first years of the Republican Era, the Republic's structure which even imitated the Ottoman Empire in a sense of continuity should not be disregarded. Buildings in Capitol Ankara from the 1st National Architecture Period (1908-1927) are among the prominent tokens of such continuity. This sense of architecture, which undertook critical duties in the course of forming a national awareness throughout the foundation stage, gave way to the Movement of International Architecture in 1930’s. These architectural examples which came to the fore in Europe, and applied in USA, consist of cubical forms with a rational functionalist sense, free from ornamentation. 
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 47 - 50
LEYLA ALPAGUT
The position held about the reconstruction of the New Science Centre for Città della Scienza in Naples, Italy, which has been the object of an international competition between 2014 and 2015, is strongly connected to the concept of identity of the urban context: it is about a reconstruction action, determined by the tragic event of the big fire, which opens to a very complex reasoning. To completely face this subject, the project has been developed in relation with authenticity and reproduction concepts of the original building’s elements, keeping the structural and composition identity as well as the trace of existing relations, in order to imagine a new architecture, open to the landscape. 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 18 - 32
PASQUALE MIANO, ADRIANA BERNIERI
Sensory studies are important to develop an understanding of the relationship between people and the environment and to see the need to relate buildings and the spaces between them. Stimuli from the sense organs are transformed into perception through processes that take place in mind and they are signified by mechanisms, interpreted, and thus perception occurs. The aim of this study is to introduce a way to obtain sensory information from the spatial environment, to understand and realize the methods to express the results of such an experience visually. A case study is conducted with first grade architectural students in Haskoy, Beyoglu in order to acquire auditory knowledge from the environment and to visualize them. The case study consists of three steps: understanding the issue of environmental sounds, acquiring environmental sounds with direct experience, and visualizing the data as forms of sense-maps using various techniques.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 31 - 40
EMİNE KÖSEOĞLU
Bu çalışmanın amacı, anlaşılabilir konuşmanın açık ofis çalışanlarının bilgisayar tabanlı iş verimi üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırma, çalışanların açık ofise alışkanlık etkisinide göz önüne almak amacı ile gerçek bir ofis ortamında gerçekleştirilmiştir. STM Bilkent ofisinde gerçekleştirilen çalışmaya, bu ofisi kullanan 40 kişilik bir grup katılmıştır. Araştırma iki ana aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada STM Bilkent binasından seçilen açık ofis alanının yerinde akustik ölçmleri, bölücü panoların ofis alanının akustik özellikleri üzerindeki etkisini anlamak ve akustik benzetimin güvenilirliğini sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada katılımcılara konuşma, maskelenmiş konuşma ve sabit gürültü olmak üzere üç farklı ses ortamı altında bilgisayar tabanlı çalışma verimi testi uygulanmıştır. Test sonuçlarının istatistiksel çözümlemesi ve akustik ölçümlerden alınan sonuçların ışığı altında, STM açık ofis alanı için çözüm önerileri sunulmuştur. Verim testinin sonuçlarına gore, konuşmanın açık ofis çalışanları üzerindeki etkisi sadece psikolojiktir. Fakat, test sonrasında verilen anketlere gore, katılımcılar en çok rahatsız oldukları ses ortamını konuşma olarak belirtmişlerdir. İç mekandaki değişiklik önerileri, stresin çalışanlar üzerinde yaratabileceği uzun vadeli etkileri düşünülerek sunulmuştur. 
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2018 , Sayfalar 1 - 23
Kıvanç KİTAPÇI
   Bu çalışmada, Nevşehir Ürgüp’te bulunan yataklardan elde edilen diyatomit, öğütülmüş ve 500 mikrometre kare göz açıklıklı elekten geçen kısmı piyasadan temin edilen kartonpiyer alçısı ile bağlanarak diyatomit esaslı hafif yapı elemanı üretimi araştırılmıştır. Karışımda sadece öğütülmüş diyatomit, diyatomite göre ağırlıkça %15, 25 ve 35 oranlarında kartonpiyer alçısı ve su kullanılmıştır. Plastik kıvamda yoğurulan karışım, 40x40x160 mm boyutlarında kalıplara dökülerek 24 saat süreyle bekletilmiştir. Her bir karışımdan üçer adet numune üretilmiştir. Bu süre sonunda kalıptan çıkarılan numuneler etüve alınmıştır. Etüvde 100±2°C sıcaklıkta 24 saat bekletilip kurutulan numuneler fırına alınmış ve sıcaklık tedrici olarak 1100°C’ye çıkartılarak toplamda 24 saat pişirilmiştir. Numuneler laboratuvar ortamında oda sıcaklığına kadar tedricen soğutulmuş ve birim ağırlık, basınç dayanımı ve eğilme dayanımı ve ağırlıkça su emme testlerine tabi tutulmuştur. Artan alçı miktarına bağlı olarak, örneklerin birim ağırlık, basınç ve eğilme dayanımları da artmıştır. Yine artan alçı miktarına bağlı olarak su emme değerleri azalmıştır. Deneysel çalışmalar ışığında, diyatomit ve alçı karışımının hafif yapı elemanı üretiminde kullanılabilme potansiyelinin olduğu sonucuna varılmıştır. 
Cilt 6 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 283 - 289
Mehmedi Vehbi GÖKÇE, Semiha AKÇAÖZOĞLU
Bu çalışmada alışveriş merkezlerinin yapısı, biçimsel nitelikleri değerlendirilmiş, farklı bölümleri yer/yer-olmayan karşıtlığı doğrultusunda ele alınmıştır. Alışveriş merkezleri gibi tüketim alanlarının düzenlenmesi, yalnızca fiziksel niteliklerine göre değil, yaşam biçimi oluşumunun simgesel alanları gibi de değerlendirilebilir. Bu nedenle alışveriş merkezlerine yüklenen farklı değerler tanımlanmış, daha sonra alışveriş merkezi uzamıyla kent merkezi uzamının benzerlikleri ve farklılıkları tartışılmıştır. Alışveriş merkezinin bir heteretopya niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır. 
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 1 - 17
Halime YÜCEL BOURSE
The new urban structure reasoned by the industrial developments since the beginning of the 19 th Century has brought the social problems forth as well. Highly-populated cities have caused the unhealthy living conditions and communal conflicts. The problems faced by the people have turned not to be those of only one class or a community but affected all the society. As a result, all the critics and the proposals of solution have emphasized the political polarizations and the opposite ideologies. Since then, the developments of the art and the architecture have not naturally mannered out of this trend. The architects have directed towards the design, proved themselves in the field, and have appeared the seasonal trends while the the chaotic atmosphere continued. This scientific study has focused on the concept of form, analyzed it within the place, and made a research about the influences of the architectural trends in 1900-1950 period upon the place. This research has depicted the developing trends in 20 th Century, and made a comparison between each other in history and in form. Additionally, each trend has been backed by an architectural sample to describe it best. The architectural samples have been presented both with outer and inner photographs too. Consequently, it has been seen that the trends have got intersected historically due to this comparison. In the meantime, the similar and the different characteristics of the trends have been shown an account of the form properties. This scientific research has also mentioned that any construction of the 20 th Century architecture can take place in more than one trend. 
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 4 - 11
MENŞURE KÜBRA KAYMAZ
The new urban structure reasoned by the industrial developments since the beginning of the 19 th Century has brought the social problems forth as well. Highly-populated cities have caused the unhealthy living conditions and communal conflicts. The problems faced by the people have turned not to be those of only one class or a community but affected all the society. As a result, all the critics and the proposals of solution have emphasized the political polarizations and the opposite ideologies. Since then, the developments of the art and the architecture have not naturally mannered out of this trend. The architects have directed towards the design, proved themselves in the field, and have appeared the seasonal trends while the the chaotic atmosphere continued. This scientific study has focused on the concept of form, analyzed it within the place, and made a research about the influences of the architectural trends in 1900-1950 period upon the place. This research has depicted the developing trends in 20 th Century, and made a comparison between each other in history and in form. Additionally, each trend has been backed by an architectural sample to describe it best. The architectural samples have been presented both with outer and inner photographs too. Consequently, it has been seen that the trends have got intersected historically due to this comparison. In the meantime, the similar and the different characteristics of the trends have been shown an account of the form properties. This scientific research has also mentioned that any construction of the 20 th Century architecture can take place in more than one trend. 
, Sayfalar 0 - 0
MENŞURE KÜBRA KAYMAZ
This paper discusses the use of crowdsourcing as a new approach for architectural design acquisition. We argue that crowdsourcing can have a vast impact on smaller scale design needs, e.g. home remodeling, or landscape and interior design projects, and can potentially carry these often neglected projects into the architectural design sphere. In the US alone, there are about 15 Million smaller-scale projects of which only 11% make it to the hands of a professional designer. The remainder of projects - accounting for a staggering $170B in construction expenditures- is implemented with a contractor or done by the clients themselves. What are the reasons behind this discrepancy in high “desire and need” for design and the few projects that have professional design? The causes are manifold, and can be termed as “the customer pain:” a. architectural offices are not easy to access; b. there is a perceived high cost associated with professional design work; and c. the high risk of a single solution that cannot meet the client’s expectations. In order to address some of these real or perceived discontinuities in the design/construction project flow, we developed Arcbazar, an online crowdsourcing platform for architectural design. The platform, born within the Venture Mentoring Service (VMS) Program at MIT (Cambridge, MA), has now successfully completed about a thousand projects worldwide; and collected hundreds of thousands of visuals, conversations, audio-video files, and related visual graphic material from designers and clients around the globe. Here, we will analyze the massive design data generated over the last five years of Arcbazar, discuss methods and techniques of crowdsourcing, and illustrate one case study with overall analytics of the platform. We will then evaluate the protocol and outcome of architectural crowdsourcing, convey professional and popular media responses, and argue for its potential to disrupt traditional architectural practice.
Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2016 , Sayfalar 68 - 76
IMDAT AS, TAKEHIKO NAGAKURA
In Anatolian lands where many civilizations have been settled, a local residential architecture has been evolved in every region which has its own characteristics with its climate characteristics, characteristics of settlement area, local material possibilities and community structure. Huğ Evi, an example of vernacular architecture made of wood, reed and mud based organic materials, is the oldest type of house in the region of Cukurova and Eastern Mediterranean Basin, especially around Adana, Mersin and Tarsus. This local architecture and traditional construction technique has been developed continously to the 20th century, but unfortunately for many reasons there are only a few examples left. Thus, to take the necessary actions for the conservation of these rare buildings is of the utmost importace.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 30 - 35
Z. Hale TOKAY
Arkeolojik alanlar kültürel ve sosyolojik kültürümüzün en güvenilir kaynaklarından olma özelliği göstermektedirler. Bu sebepten dolayı, bir kere arkeolojik miras yüzyıllar boyu süren karanlıktan sonra gün yüzüne çıktığında, taşıdığı bilgileri insanlara aktarmak için bağ kurmak istemektedirler. Bu bağın, alanın ruhunu yansıtması için bir katalizöre ihtiyacı vardır. Bu katalizör de “yorumlama ve sunum”dur. Arkeolojik alanlarda günümüze kadar kazıp bırakma yaklaşımından, arazi dışından sağlanan sanal turlara kadar birçok sunum yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemler alanın fiziksel sunumunun ötesine geçerek ruhunu da okutmaya yarayan yaklaşımlar sunmaktadır. Bu çalışmada, farklı ülkelerden üç tane arkeolojik alan, yorumlama ve sunum yöntemleri çerçevesinden incelenmektedir. Bu alanlar, Almanya’daki Colonia Ulpia Traiana (Xanten Arkeoloji Parkı), İtalya’daki Ostia Antica ve Türkiye’deki Çatalhöyük’tür. Birbirinden hem farklı hem de kesişen yöntemlere sahip bu alanlar, arkeolojik alanlarda yorumlama ve sunum kavramlarının insan ve arkeolojik alan arasında iletişim aracı olarak nasıl konumlandığını anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2018 , Sayfalar 24 - 50
Başak KALFA
Hayat fiziki olarak içinde geçtiği için, mimarlığın insanlar üzerinde güçlü bir etkisi vardır. Mimarlık eserlerinin ifadesi zamana, yer ve toplumlara göre değişiklikler gösterir.  Bu değişiklikler gözlemlenmiş ve genel olarak “üslȗp” diye adlandırılmışlardır. Sükȗnet ve durağanlığın hâkim olduğu Eski Çağlar’da üslȗpların uygulanması çok yavaş olmuştur. Üslȗp değişimlerinin hızı teknolojik gelişmelere bağlı olarak giderek arttı, o kadar ki bir insan ömrü içindeki değişimlerin hızını takip etmek çok güç. İçinde yaşanılan dönem içerisinde oluşan üslȗpları ayırt etmek güçtür fakat geçmiş dönemler incelendiğinde görebilmek kolaydır. Bununla birlikte, gündelik hayatı kontrol eden günlük nesneler, yapılar ve hatta yerleşimler incelendiğinde, belli bir üslȗbu tanımlayabilmek mümkündür. Her dönem insan eliyle yaratılmış her şey üzerinden gözlemlenebilecek belli bir estetik anlayışı yansıtır. Bu noktadan hareketle, 20. yüzyıla hükmeden temel üslȗp Modernizm olarak adlandırılabilir. Öte yandan mimaride ve tasarımda Modern Hareket kendi içinde çeşitlemeler ya da dallar içerir. Bunlardan bazıları belirgin ve güçlüyken bir kısmı da gölgede kalmışlardır. Art Deco bu ikinci gruptandır ve bu nedenle bu makalenin konusu olarak seçilmiştir. Ülkeden ülkeye değişen Art Deco, araştırma örneklemi olarak seçilen Ankara’daki yansımaları üzerinden incelenecektir. Üslȗp, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarındaki koşullar içinde açıklanmaya çalışılmış ve korunmalarının gereklilik nedenleri tartışılmıştır.
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2018 , Sayfalar 77 - 100
Zühal ÖZCAN
Süper Kahraman hikayeleri, diğer hikaye anlatımlarındaki gibi yazıldıkları konuya göre yaşanılan dönemi veya  söz konusu dönemdeki geçmişin ve geleceğin nasıl görüldüğü üzerine bir okuma sağlayabilirler. Kahramanın macerası anlatılırken olay kurgusunun geçtiği atmosfer yazarın kendi yaşadığı dönemde sahip olduğu bilgi ve birikim üzerinden yaratılır. Bu anlatım ile hikayenin ana konusu kadar, dönemsel ya da bölgesel okumalar da yapmak mümkündür. Süper kahraman dünyasının temeli 1938/1939 yıllarına  dayanır. Bu yıllarda Superman  ve Batman ile başlar. Bu bağlamda Batman’i, Superman  ve diğer birçok süper kahramandan ayıran en önemli özelliği ise, Batman’in insan üstü güçlerinin olmayıp sıradan bir insan oluşudur. Batman’in diğer kahramanlara göre zayıf olan bu yönü gerçek dünya ile bağı konusunda daha güçlü kılmaktadır.   Bu bağlamda Batman anlatımları yapılan çeşitli çizgi roman, film vb. anlatım yöntemleri de,  hikayelerin geçtiği iç mekanlar üzerinden bir takım okumalar yapılmasına olanak sağlamaktadır.   Makalenin amacı, Batman hikayelerindeki tasarım unsurlarını çizgi roman serisinin tarihselliği içinde okumaktır. Bu bağlamda, çeşitli tasarım unsurlarının kullanım yerlerine göre hikayelerin geçtiği dönemleri ve hikaye kurgusunu dönemlerin tasarım unsurları ve özellikle mimari-iç mimari temsilleri üzerinden okunmak hedeflenmektedir.  
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 19 - 36
Ekin Can SEYHAN
20. yy başında uçağın icadı ile 20. yy, "havacılık ve uçak çağı" olarak anılmaya başlanmıştır. Uçağın icadı, havacılığı ve uçak sanayisini hızla tetiklemiş, Avrupa ile Amerika'da havacılık yapıları ve mimarisi de gelişmeye başlamıştır. Askeri havacılık, havacılık mimarisinin oluşumunda ve gelişiminde önemli rol oynarken, paralelinde sivil ve ticari havacılık gelişmeye başlamıştır. 1920'li ve 30'lu yıllarda Avrupa ve Amerika'da olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu alanda önemli gelişmeler olmuştur. İstanbul'da uluslararası sivil ve ticari havacılık şirketlerinin yanı sıra (İtalyan AEI, Fransız CFRNA/CIDNA gibi), ulusal girişimciler de sivil ve ticari havacılık hizmetlerinde bulunmak için bir takım tesisler kurmuştur. Bu isimlerden birisi Vecihi Hürkuş, diğeri Nuri Demirağ'dır. Bu makalede Nuri Demirağ'ın İstanbul'da kurmuş olduğu havacılık tesisleri, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) belgeleri ve dönemin ilgili görselleri eşliğinde incelenmiştir
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2018 , Sayfalar 101 - 138
Tuba YUSUFOĞLU
In today's world the amount of design examples generated by computational methods are increasing every day. Especially it is very significant to study the design opportunities that nature offers for humans considering its capabilities which help to solve human problems in aesthetic, economical and sustainable way together with the help of computational methods that offer engaging design solutions. Nature has time-tested forms, structures and solutions all around us, and Biomimesis is the study and application of natural solutions to design challenges through research and design, this article seeks to answer two questions: what is biomimetic design principles and how can it benefit the field of industrial design particularly urban furniture design? This article examined the relationship between biomimetic design principles and designing the urban furniture with parametric modelling. To show how biomimetic design principles being used by architects and designers some case studies included in this article. Utilizing parametric methods and tools, a design proposal was created to prove that the use of the natural characteristics (organism, behaviour, and ecosystem) and natural typology (form, construction, material, process, function) in designing urban furniture will improve the efficiency and expression of architectural objects in terms of sustainable, aesthetic and economic design ways. Considering the implications of biomimicry for solving human problems, this research aims to incorporate this approach into the design process of urban furniture and to create ergonomic public place in urban areas for temporary relaxing and for meeting points of people.Key words: urban furniture, biomimicry, parametric modelling, computational design
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 41 - 52
UJAL ABBASLI, SEMRA ARSLAN SELCUK
Harcanan enerjinin çok önemli bir bölümü yapılar tarafından tüketilmektedir. Bu nedenle Avrupa Ülkeleri 2002 yılında "Binalarda Enerji Performansı Direktifi"ni yayımlamıştır. Ülkemizde ise bu amaçla, 2008 yılında Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği çıkarılmış ve Bep-Tr yazılım programı geliştirilmiştir. Yasanın yürürlüğe girmesi ve Enerji Kimlik Belgelerinin alınması ile başlayan süreçte programın kullanımına, girilen bilgilere ve elde edilen verilere yönelik çeşitli eleştiriler ortaya çıkmıştır. Ayrıca kamuoyunda bazı yanlış algı ve bilgilendirmeler sonucunda Enerji Kimlik Belgesinin çıkarılmasında olmazsa olmaz şeklinde anlaşılan ısı yalıtım uygulamaları çok büyük bir hızla yayılmaya başlamıştır.    Yapılan çalışmada, Bep-Tr programının kullanılabilirliği ve Enerji Kimlik Belgesi uygulamasının niteliği değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, Trabzon ilinde faaliyet gösteren EKB (Enerji Kimlik Belgesi) uzmanı kişilerle yapılan görüşmelerde programın kullanımında var olan eksiklikler ve sorunların tespiti yapılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda elde edilen verilere dayanarak, Bep-Tr programının kullanılabilirliği irdelenmiş ve EKB uygulamasında mevcut sorunlar için öneriler sunulmuştur.  
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 101 - 113
Özlem AYDIN, Deniz SAYLAM CANIM