Arama Sonucu: 249 Aranan: avoidance
17 Ağustos 1999'da 7.4 Rikter ölçeğinde bir deprem, Türkiye'de yaklaşık 15.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Bu depremin psikolojik etkileri, 420 üniversite öğrencisi üzerinde, Revize Edilmiş Olayın Etkileri Ölçeği kullanılarak incelenmiştir. Öğrencilerin bu ölçeğe verdikleri cevaplar, ölçeğin üç alt boyutu olan Zorlama (Intrusion), Sakınma (Avoidance) ve Aşırı Uyarılma (Hyperarousal) açısından incelenmiştir. Sonuçlar öğrencilerin olaydan (deprem) aşırı etkilendiklerini göstermiştir. Sonuçlar cinsiyet boyutunda karşılaştırıldığında, bayan öğrencilerin erkeklere oranla daha çok semptom belirtisi ve daha çok travma sonrası stres hastalığı belirtileri gösterdiklerini belirtmektedir. Bu da, kız öğrencilerin depremden daha çok etkilendiği sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca, sonuçlar akademik anlamda yüksek başarılı öğrencilerin düşük başarılılara oranla bu olaydan daha fazla etkilendiklerini göstermektedir. Sonuçlar ilgili literatür bağlamında tartışılmıştır.
Cilt 2 , Sayı 2 , Oca 2005 , Sayfalar 125 - 136
Mustafa Baloğlu, Morag Harris, Cengiz Karagözoğlu
Özet Çevirileri Öz
Travma, aşırı stresli ve yıkıcı olması özellikleriyle belirgin bir deneyime işaret etmektedir. DSM-III’te (1980) yer alan tanı ölçütlerine göre, travmatik olaylar, ölüm ya da ölüm tehdidi, ciddi yaralanma ya da fiziksel bütünlüğü tehdit etmesi yanı sıra, bireyde yoğun korku, dehşet ya da çaresizlik hissi yaratırlar. Aynı zamanda travmatik olaylar, kişinin doğrudan yaşadığı olaylar olduğu gibi, tanık olduğu ya da öğrendiği olaylar olabilmektedir. Travmatik olaylarla karşılaşan bireylerin birçoğu Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) geliştirmemektedir. Travmatik deneyime maruz kalan bireylerin sadece yüzde 5-25’i TSSB geliştirmektedir. Bu bağlamda, travmatik olayın başlı başına bir TSSB nedeni olamayacağı sonucu çıkarılabilir. Bununla birlikte, travmatik olayın türü, bağlamı açısından önemli bir faktör gibi görünmektedir. Mevcut çalışma, travmatik bir olayın ruh sağlığı üzerindeki etkilerini, kitlesel bir hareket örneği olan ‘Gezi Eylemleri’ penceresinden sunmayı amaçlamıştır. Buradan hareketle, Gezi Eylemleri’ne dahil olan 11 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış bir görüşme formu eşliğinde görüşülmüştür. Bu bağlamda, sürece dahil olan bireylerin siyasal katılımları, sürece dahil olma motivasyonları, süreçte maruz kaldıkları travmatik deneyim ve bu deneyimin ruh sağlığına olası etkilerini belirlemeye dönük yarı-yapılandırılmış bir görüşme formu hazırlanmıştır. Araştırmaya dahil olan 11 katılımcının 2’si Gezi Eylemleri sürecinde yara almış ve bir süre yatarak tedavi almış bireylerdir. Elde edilen veriler, nitel araştırma yapılarak oluşturulmuş olup, içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, katılımcıların büyük bir kısmının, siyasal katılım, travma sırasında travmatik maruziyet ve duygu (korku, dehşet ve çaresizlik) kategorilerindeki sorulara ‘evet’ yönünde cevap verdiği, bununla birlikte, travma sonrası, yeniden deneyimleme, kaçınma ve aşırı uyarılma kategorilerinde oluşturulan sorulara az sayıda katılımcının ‘evet’ şeklinde yanıt verdiği yönündeydi. Özetle katılımcılar Gezi sürecinde travmatik maruziyet ve duyguları yaşadıklarını bildirirken, travma sonrası yeniden deneyimleme, kaçınma ve aşırı uyarılma yaşamadıklarını bildirmişlerdir. Travmatik deneyimin birey üzerindeki olası etkilerine ilişkin elde edilen bulgular, hem travmanın şiddeti gibi değişkenler açısından, hem de ele alınan olgunun bir kitlesel hareket örneği olması sebebiyle, travmatik olayın türü (politik travma) açısından tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: “Gezi”, travmatik maruziyet, travmatik etkiler, kitlesel hareket, politik travma.
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 10 - 26
Banu YILMAZ, Gülşen KAYNAR
Özet Çevirileri
“KADIN” VE KADIN LEKSİKOLOJİSİNİN ANLAMBİLİMSEL ÖZELLİKLERİYrd. Doç. Dr. Ali Daşman*Özet            Kadın üzerinde yapılan araştırmalar genelde mitolojik, antropolojik, sosyolojik, psikolojik vb. birçok açıdan incelemeye konu olmuştur. Toplumda şu veya bu nedenle tabu sayılan kavram ve varlık adlarına yönelik sakınma ve uygulamalarla en çok kadınlar karşı karşıya kalmaktadır. Kültür ve dil bağlamında bu baskı ve zorlama bir bakıma kadın dilini meydana getirmiştir. Bunun en açık örnekleri de Altay topluluklarındaki kadınların türetmiş oldukları (avcılık, av alet ve araçları, akraba, hayvan adlarına yönelik adlandırmalar) sözcüklerde görülmektedir.            Türk topluluklarında kadınla ilgili sözler zengin bir söz varlığını oluşturmaktadır. Kişi adları ve genel anlamda kadınların özel durumları, belirli evrelere yönelik kullanılan örtmece sözler, toplum tarafından öngörülen birtakım ayıp, sakıncalı ve yasak kavramlar sonucunda bu durum dil göstergelerine de yansımaktadır. Bundan dolayı kadınlarla ilgili türetilen sözcükler söz varlığının zenginleşmesine veya dilin gelişmesine katkı sağlamaktadır.Anahtar Sözcükler: Örtmece, Türk Lehçeleri, Kadın Adları, Tabu AbstractResearch on women has usually studied women from several aspects including mythological, anthropological, sociological, psychological and so on. Women are the part of society which confronts avoidance and implementations towards concepts and names of entities that are somehow considered taboo the most. In the context of culture and language, this pressure and coercion have composed the woman language. The most apparent examples are observed in the words (naming of hunting, hunting instruments, animal names, relatives) derived by the women of Altai communities.            Phrases about women in Turkic communities constitute a rich vocabulary. This reflects on the linguistic indicators as a result of person names and specific situations of women, euphemism words used for certain phases, and certain shameful, unfavourable and forbidden concepts envisioned by the society. Therefore, the derived words about women contribute to enrichment of the vocabulary and development of the language.Keywords: Euphemism, Turkish Dialects, Female Names, Taboo * T.C. İstanbul Kültür Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.
, Sayfalar 113 - 122
Ali Daşman
Özet Çevirileri Öz
In this article we introduce the concept of $r$-ideals in commutative rings (note: an ideal $I$ of a ring $R$ is called $r$-ideal, if $ab\in I$ and ${\rm Ann}(a)=(0)$ imply that $b\in I$ for each $a,b\in R$). We study and investigate the behavior of $r$-ideals and compare them with other classical ideals, such as prime and maximal ideals. We also show that some known ideals such as $z^\circ$-ideals are $r$-ideals. It is observed that if $I$ is an $r$-ideal, then so too is a minimal prime ideal of $I$. We naturally extend the celebrated results such as Cohen's theorem for prime ideals and the Prime Avoidance Lemma to $r$-ideals. Consequently, we obtain interesting new facts related to the Prime Avoidance Lemma. It is also shown that $R$ satisfies property $A$ (note: a ring $R$ satisfies property $A$ if each finitely generated ideal consisting entirely of zerodivisors has a nonzero annihilator) if and only if for every $r$-ideal $I$ of $R$, $I[x]$ is an $r$-ideal in $R[x]$. Using this concept in the context of $C(X)$, we show that every $r$-ideal is a $z^\circ$-ideal if and only if $X$ is a $\partial$-space (a space in which the boundary of any zeroset is contained in a zeroset with empty interior). Finally, we observe that, although the socle of $C(X)$ is never a prime ideal in $C(X)$, the socle of any reduced ring is always an $r$-ideal.
Cilt 39 , Sayı 5 , Oca 2015 , Sayfalar 733 - 749
ROSTAM MOHAMADIAN
Özet Çevirileri Öz
İşadamı nurcular ve entelektüel/kadro nurculardan oluşan iki grup nurcu katılımcılarla yapılan 20 derinlemesine mülakat verilerine dayanarak bu makale, nurcuların Nur hareketiyle ilişkileri bağlamında Fethullah Gülen grubunu nasıl algıladıklarını incelemektedir. Araştırma bulguları, Fethullah Gülen grubunun siyasal ve ideolojik pozisyonlarını değerlendirirken nurcu olmayanlar gibi bizzat nurcuların da kendi aralarında farklılaştıklarını göstermektedir. Geniş kapsamlı genellemeler yapmaktan dikkatle kaçınarak makale, bu farklılaşan görüşlere sınıf-temelli bir analiz sunmaktadır.
Cilt 12 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 169 - 198
Fahri Çakı
Özet Çevirileri
Bu araştırmanın amacı 3 x 2 Başarı Hedef Modeli Ölçeğinin Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu öğrencileri için geçerlik ve güvenirliğini saptamaktır. Araştırmaya, toplam 303 (170 erkek ve 133 kadın; Xyaş = 21.51 ± 2.27) Türk üniversite öğrencisi gönüllü olarak katılmıştır. Elliot ve diğ. (2011) tarafından geliştirilen 18 maddeli 7’li Likert tipi 3 x 2 Başarı Hedef Modeli Ölçeği öğrencilerin final sınavından hemen önce verilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre tüm değerlerin (χ2/df =2.60, CFI = 0.95, GFI = 0.91, NNFI = 0.94, SRMR = 0.045, ve RMSEA = 0.07) altı faktörlü yapıda tüm değerlerin kabul edilebilir düzeyde olduğu görülmektedir. Ölçeğin iç tutarlılığını belirlemede kullanılan Cronbach Alfa değerleri ölçeğin geneli, görev-yaklaşım, öz-yaklaşım, diğer-yaklaşım, görev-kaçınım, öz-kaçınım, diğer-kaçınım alt boyutları için sırasıyla 0.94, 0.87, 0.78, 0.86, 0.80, 0.78, ve 0.91 olarak bulunmuştur. Elde edilen güvenirlik katsayıları ölçeğin yüksek güvenirliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu araştırmanın sonucunda, 3 x 2 Başarı Hedef ModeliÖlçeğinin Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu öğrencileri özelinde üniversite öğrencileri düzeyinde kabul edilebilir tatmin edici psikometrik özellikler gösterdiği tespit edilmiştir.
Cilt 25 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 109 - 117
Bülent AĞBUĞA
Özet Çevirileri
Bu çalışmada, 5-6 yaş çocuklarının sosyal beceri, akran ilişkileri, okula uyum düzeyleri ile kardeş ilişkileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu, Denizli il merkezinde, okul öncesi eğitime devam eden 5-6 yaş grubundan 70 çocuk oluşturmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre kardeş sahibi olup olmama ile sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Kardeş sahibi olup olmama ile akran ilişkilerine bağlı değişkenlerden saldırganlık, dışlanma, sosyal olmayan davranış, aşırı hareketlilik ve akran şiddetine maruz kalma arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Ancak kardeş sahibi olup olmama ile olumlu sosyal davranış ve korkulu-kaygılı olma davranışları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kardeş sahibi olup olmama ile okula uyum düzeylerine bağlı değişkenlerden okuldan kaçınma, okulu sevme, kendi kendini yönetme ve genel okula uyum arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Buna karşılık kardeş sahibi olup olmama ile işbirlikli katılım arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Kardeş sayısı ile sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık ortaya konulmamıştır. Akran ilişkileri değişkenlerinden saldırganlık ve sosyal olmayan davranış ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Olumlu sosyal davranış, dışlanma, korkulu-kaygılı olma, aşırı hareketlilik ve akran şiddetine maruz kalma değişkenleri ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Okula uyum değişkenlerinden işbirlikli katılım, okulu sevme ve genel okula uyum ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Okuldan kaçınma ve kendi kendini yönetme değişkenleri ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Kardeş cinsiyeti ile sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık belirlenmiştir. Saldırganlık, aşırı hareketlilik ve akran şiddetine maruz kalma ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Olumlu sosyal davranış, dışlanma, korkulu-kaygılı olma, sosyal olmayan davranış değişkenleri ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Okula uyum düzeyleri değişkenlerinden kendi kendini yönetme davranışı ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. İşbirlikli katılım, okuldan kaçınma, okulu sevme ve genel okula uyum değişkenleri ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.
, Sayfalar 0 - 11
Hülya GÜLAY OGELMAN, Hatice ERTEN SARIKAYA
Özet Çevirileri
Amaç: Dental anksiyete; dental tedavi gören hastalarda çok sık karşılaşılan bir durumdur. Anksiyeteye bağlı olarak tedaviden kaçınma, hastanın oral sağlığını etkileyen ciddi problemlere yol açmaktadır. Bu nedenle, dental anksiyetenin erken dönemlerde belirlenmesi, tedavi işlemlerinde hastanın korkusunu yenmesini sağlayarak, tedavi işlemlerinin başarı şansını arttırmaktadır. Çalışmanın amacı çocuklarda dental korku sıklığını, dental korku ile diş çürüğü arasındaki ilişkiyi belirlemek ve dental tedavi sırasında çocuğun endişesini azaltmaya yardımcı diş hekimi imajını bulmak ve bu imajın değiştirilerek sağlanılan dental hizmeti geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 6-12 yaşları arasındaki toplam 810 hastaya “Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği (CFSS-DS)” ve “Çocukların Gözüyle Diş Hekimi ve Diş Kliniği Nasıl Olmalı” anketleri uygulandı. Anketler uygulandıktan sonra hastaların ağız-diş muayenesi gerçekleştirilerek DMFT/dmft indeksleri belirlendi. Bulgular: Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği sonuçlarına göre hastalar 3 alt gruba (düşük derece anksiyeteli- orta derece anksiyeteli- yüksek derece anksiyeteli) ayrıldı. Hastaların yaş ve cinsiyete göre anksiyete skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p=0.046, p=0.001). Buna göre 6-8 yaş grubunda ve kızlarda anksiyete skorunun fazla olduğu saptandı. Anksiyete ve diş çürüğü arasındaki ilişki değerlendirildiğinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edildi (DMFT p=0.030, dmft p=0.015). Buna göre DMFT/dmft değerleri yüksek derece anksiyeteli hastalarda daha fazla bulundu. Diş hekimine gitme yönünden hastaların koruyucu ekipman, maske ve eldiven rengi tercihleri karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı (p=0.061, p=0.070, p=0.071) ve hastaların klinik ve önlük tercihleri karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulundu (p=0.017, p=0.001). Buna göre diş hekimine gidenlerin gitmeyenlere göre daha çok düz, sade kliniği ve beyaz önlüğü tercih ettikleri saptandı. Sonuç: Çocukların hekimin dış görünüşü ile ilgili güçlü bakış açısı ve tercihlere sahip olduğu saptandı. Buna göre anksiyete ile diş çürüğü sıklığı arasında ilişki olabileceği ve hekimin dış görünümünde yapılabilecek küçük değişiklikler ile çocukların anksiyete seviyelerinde azalmaların sağlanabileceği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: CFSS-DS, Dental Anksiyete, Dental Korku, Diş Çürüğü, Hekimin Dış Görünümü Evaluation of the effect of dentists' appearance related with dental fear and caries status in 6-12 years old children  Abstract Purpose: Dental anxiety is a common situation encountered for patients receiving dental treatment. Avoidance of dental care due to dental anxiety leads to problems with several adverse consequences to the patients oral health. Therefore, early identification of dental anxiety increases the success of treatment by eliminating the fear of the patient. The aim of this study was to determine the frequency of dental fear and the relationship between dental fear and dental caries, find the ideal dentist appearance that can reduce anxiety of the child and improve dental treatment by altering the dentist appearance. Materials and Methods: “Children’s Fear Survey Schedule- Dental Subscale” and “How should be a dentist according to the child?” questionnaires were applied to 810 patients between 6-12 years of age in this study. Patients were examined after the questionnaires and DMFT/dmft indexes were determined. Results: The patients were divided into three subgroups according to CFSS-DS (low anxiety, medium anxiety, severe anxiety). Statistically significant difference was detected between the anxiety scores according to age and gender of the patients (p=0.046, p=0.001). Accordingly, anxiety score among 6-8 year olds and girls was found to be higher. When the relationship between anxiety and dental caries was evaluated, statistically significant difference was detected. (DMFT p=0.030, dmft p=0.015). DMFT/dmft scores were found to be higher in patients with high levels of dental anxiety. No significant differences were found among the colors of equipment, mask and gloves (p=0.061, p=0.070, p=0.071), but there were found the choices of the colors of clinic environment and uniform with regard to dental visits (p=0.017, p=0.001). According to the above findings, patients who visited the dental clinics more frequently have been commonly preferenced smooth, simple clinics and white uniforms rather than the less ones.  Conclusion: Additionally, it was detected that children had a high perception and strong preference towards the apperance of the dentist and dental clinic.  It can be concluded that anxiety and dental caries are related and little alterations in the dentists’ appearance can reduce the dental anxiety in children. Key words: CFSS-DS, Dental Anxiety, Dental Fear, Dental Caries, Dentists’ Appearance
Cilt 2017 , Sayı 2017 , Oca 2017
Özge YAHYAOĞLU, Özgül BAYGIN, Görkem YAHYAOĞLU, Tamer TÜZÜNER
Özet Çevirileri Öz
In this study, the developed 7-DOF haptic device (HaP-7) and its virtual reality interface are presented. The design issues, design constraints, and alternative design configurations are discussed and the potential advantages of the HaP-7 are put forward. The kinematic model of the proposed device looks like a simplified human arm kinematic model. The redundant characteristic of the device provides larger workspace and allows for appropriate posture selection for the purposes of maximization of the rigidity, transparency and stability, while minimizing the inertia and power consumption in addition to the singularity and obstacle avoidance optimization.
Cilt 21 , Sayı 2 , Oca 2013 , Sayfalar 493 - 499
Özgür BAŞER, Erhan İlhan KONUKSEVEN
Özet Çevirileri Öz
AbstractObsessions are repetitive thoughts, phantasies and opinion which cannot be removed from people's mind. In the literature various types of obsessions and compulsions were defined. The main function of the compulsions is to reduce disturbing thoughts and instincts. Sexual dysfunctions are common in obsessive compulsive disorder. Patients can effort to avoid disturbing thoughts and situations. Inhibated ejaculation is prevention of ejaculation with drowning hands of the penis. Thus, retrograde ejaculation occurs. Due to obstacles to the urethra, ejaculate fills into the bladder. Despite a feeling of orgasm, liquid is not output from the penis. In this article, a case with obsessive compulsive disorder, who blocked ejakulation in order to avoid feel guilty and sinfulness. Keywords: Obsessive compulsive disorder, compulsive avoidance, blocked ejaculation, retrograd ejaculation putation, extremity reconstruction,  
Cilt 4 , Sayı 3 , Oca 2015 , Sayfalar 2543 - 2551
Alper Evrensel, Orcun Aykol, Gokce Comert
Başlık Özet Çevirileri Öz Başlık Çevirileri
This article introduces a model of classification of phonemic and phonetic negative- transfer based on an empirical study of Turkish-English Interlanguage. The model sets out a hierarchy of difficulties, starting from the most crucial phonemic features affecting “intelligibility”, down to other distributional, phonetic, and allophonic features which need to be acquired if a “near-native” level of phonological competence is aimed at. Unlike previous theoretical studies of predictions of classification of phonemic and phonetic L1 interference (Moulton 1962a 1962b; Wiik 1965), this model is based on an empirical study of the recorded materials of Turkish-English IL speakers transcribed allophonically using the IPA Alphabet and diacritics. For different categories of observed systematic negative- transfer and their avoidance of getting “fossilized” in the IL process, remedial exercises are recommended for the teaching and learning BBC Pronunciation. In conclusıon, few methodological phonetic techniques, approaches, and specifications are put forward for their use in designing the curriculum and syllabus content of teaching L2 pronunciation.
Cilt 7 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 0 - 168
Sinan Bayraktaroğlu
Özet Çevirileri Öz
Two fundamental problems in robotic are the path planning for mobile robots to achieve a given task and the inverse kinematics for serial robots. In this study, these two problems were solved with two different heuristic optimization methods which are Genetic algorithm (GA) and Particle Swarm Optimization (PSO). GA and PSO results were compared in terms of the computational complexity of the algorithms and the feasibility of the solutions. According to the results, PSO outperforms GA with respect to both comparison criteria. Also, a new toolbox for using these optimization algorithms in robotic was developed for educational purposes. The toolbox was designed to simulate the solution of path planning problem in different environments and the inverse kinematics of a 6 Degrees of Freedom (DOFs) Puma robot with offset wrist.
Cilt 6 , Sayı 4 , Oca 2011 , Sayfalar 1630 - 1644
METIN TOZ, Pakize ERDOGMUS, Ibrahim ŞAHİN
Anahtar Kelimeler Anahtar Kelime Çevirileri
Through a qualitative research approach, this study aims to understand how thirteen secondary mathematics students who do not do well in mathematics learning cope with it in a classroom. The participants included a total of thirteen students in a Singaporean mathematics classroom at secondary school level. Observational and interview data were collected over a period of 6 weeks to understand the strategies formulated by these students to cope with mathematics learning. Gounded theory analytical methods were used in the analysis of the data. From this study, three main categories of defence mechanisms utilised by these thirteen students evolved – Avoidance, Denial and Apathy. “Avoidance”, the stage where the students attempt to avoid mathematics learning, is supported by the defence mechanisms of “Aim Inhibition”, “Compensation” and “Displacement”. They usually begin such avoidance on an individual basis and may graduate to group actions in the form of “Collaborative Avoidance”, which is supported by the defence mechanisms of “Displacement” and “Identification”. Students may also use the coping mechanism of “Denial” where they imagine and maintain the picture of them doing well in future mathematics assessments. This defence mechanism is complemented by “Suppression”, “Repression”, “Fantasy” and “Deceit”. “Apathy” the stage where they start to resist against mathematics learning openly, consists of “Minimisation”, “Rationalisation”, “Provocation” and “Dramatization The findings have implications for the development of theory, practice and future research
Cilt 4 , Sayı 4 , Oca 2013 , Sayfalar 1 - 18
Henry Khiat
Özet Çevirileri Öz
An efficient, convenient, and environmentally benign procedure for the synthesis of novel benzo[$a$]chromeno[2,3-$c$]phenazine derivatives has been developed by domino four-component condensation reaction between 2-hydroxynaphtha- lene-1,4-dione, $o-$phenylenediamine, aromatic aldehydes, and naphthols or phenol in the presence of a catalytic amount of DABCO as an expedient, ecofriendly, and reusable base catalyst under microwave irradiation in EtOH/H$_{2}$O (1:1). This green process produces biologically and pharmacologically significant heterocycles in a single one-pot operation and offers considerable advantages such as operational simplicity, short reaction time, high yields, reusability of the catalyst, absence of any tedious workup or purification, and avoidance of hazardous reagents/solvents.
Cilt 41 , Sayı 4 , Oca 2017 , Sayfalar 567 - 576
SEID-ALI MIRMIRAN-YAZDI, AFSHIN YAZDANI ELAH ABADI, NASIM SHAMS, RAZIEH MOHEBAT
Özet Çevirileri Öz
Learning motivation can be defined as learner’s perception of learning activities for meaningful and valuable, an effort for benefiting from them for himself. Studies executed on learning motivation show that a highly motivated student carries on his learning activities on account of pleasure he takes in a learning activity and learning facilities or the sense of achievement inspired. On the one hand, as for a lowly motivated student, he does his work for the sake of an award or avoidance of possible punishments. This situation has an impact on the success of teaching activity to a great extent. There are many factors that affect learning motivation which has such importance on teaching. Through removing the obstacles, educators and training directors strive for creating learning environment where learning motivation is considerably high. It has been revealed in many studies that personnel’s career expectations and their wish for having permanent positions contribute to their performing better in the organization, having high organizational commitment and tendency for not leaving their jobs. Accordingly, in the process of learning towards a job, the perception of both having had the occupation and career’s meeting the expectations related with the job draw attention as a variable influencing candidates’ learing motivation. The problem of this study is to determine the impact of students’ job getting and career perceptions on learning motivation and career development efforts. In this study, by confirming aeronautics undergraduates’ getting a job and their career perception together with the levels of their career development efforts and learning motivation perceptions, the correlation between them is examined. Accordng to study findings, it is concluded that career perception influence positively not only learning motivation but also career development effort, whereas job getting perception affects learning motivation positively, it has no effect on career development effort. 
Cilt 7 , Sayı 1 , Oca 2016 , Sayfalar 1 - 16
Metin Atak, İlhan Atik, İbrahim Ceylan
Özet Çevirileri Öz
Kınalı Keklik, Çil Keklik, Bıldırcın, Üveyik, Tahtalı Güvercin, Çulluk ve Karatavuk ülkemiz için popüler av kuşlarıdır. Türkiye’nin her bir bölgesinde avlanma ve av sezonu ile ilgili doğru bir yönetim uygulayabilmek için söz konuş av kuşlarının populasyon durumları ile ilgili verilerin toplanması oldukça önemlidir. Çalışma, özellikle av kuşlarının korunması ile av turizmi arasında oluşabilecek çatışmadan kaçınmak için türlerin doğru ve güvenilir populasyon bilgilerini ve statülerini elde etmek ve değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Bolu’nun önemli yaban hayatı alanları olan Yeniçağa Sulak Alanında, Yedigöller Milli Parkında, Dörtdivan Akbaba Restoranında ve Köroğlu Dağlarında toplam 18 arazi çalışması Ekim 2015 Ağustos 2016 ayları arasında gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında, kuş gözlemcilerinin ve kuş kayıtlarının tutulduğu internet siteleri üzerinden hedef av kuşlarının 2004-2016 yılları arasındaki Bolu’daki kayıtları ve gözlemleri ile ilgili bilgiler taranmıştır. Elde edilen verilere göre, Keklik türleri alanda gözlenmezken, Çulluk nadir olarak kayıt edilmiştir. Üveyik ve Bıldırcın yaz ziyaretçisi olarak, Tahtalı Güvercin ve Karatavuk ise yerli statüsünde alanda ürediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak Keklik türleri, Üveyik ve Çulluk haricinde diğer değerlendirilen av kuşları için av izni verilebilir. Ancak özellikle Bıldırcın için av limitinin düşük miktarda olması gerekmektedir. 
Cilt 3 , Sayı 2 , Oca 2017 , Sayfalar 131 - 136
Cihangir Kirazlı
Özet Çevirileri
Vergi ödemek istemeyen yükümlüler, vergi kaçırmak söz konusu olmasa bile vergiden kaçınmanın yollarını ararlar. Bu amaçla normal koşullarda akla gelmeyecek işlemler gerçekleştirmeyi tercih edebilirler. Yükümlüler vergiden kaçınma çabalarında kimi zaman başarılı da olurlar. Ancak, Amerika Birleşik Devletleri’nin Vergi İdaresi, yükümlülerin çabalarına karşı etkili bir araç olan “özün şekle üstünlüğü ilkesi”ne sahiptir. “Ekonomik öz” olarak da adlandırılan bu ilke, ABD Vergi İdaresi ve mahkemeleri tarafından vergiden kaçınmayı ve vergi kaçırmayı önlemek amacıyla yaygın şekilde kullanılan dört ilkeden biridir. Bu çalışmada özün şekle üstünlüğü ilkesini diğer üç ilkeden ayrıştırmaya ve bu ilkenin yükümlülerce ABD Vergi İdaresi’ne karşı kullanılıp kullanılamayacağını incelemeye çalışacağız.
, Sayfalar 169 - 186
Dr. Ertuğrul AKÇAOĞLU
Özet Çevirileri
The present study aimed at evaluate the psychometric properties of the 25-item Performance Failure Appraisal Inventory (PFAI), developed by Conroy, 2001, for Turkish middle school students to assess their fear of failure. The Turkish version of the PFAI was administered to two independent samples. Sample 1 consisted of 211 and sample 2 consisted of 977 middle school students. Confirmatory factor analyses supported fivefactor structure of Turkish version of the PFAI. Reliabilities were deemed acceptable. In addition, the five-factor PFAI was found to be invariant across gender. MANOVA results revealed small to no significant gender differences with respect to the PFAI sub-scale scores. Besides that, the canonical correlation analysis suggests that mastery avoidance, performance avoidance and performance approach goals are positively related to all dimensions of fear of failure. Although, mastery approach goals have a relationship between fear of shame and embarrassment and fear of having uncertain future, the strength of the relationship was small.
Cilt 17 , Sayı 3 , Oca 2016 , Sayfalar 223 - 239
Nurcan KAHRAMAN, Sema SUNGUR
Özet Çevirileri Öz
Önceki araştırmalarda adet öncesi semptomlarla kişilik özellikleri arasında ilişki olabileceği önesürülmüştür. Bununla birlikte adet öncesi semptomların geriye dönük olarak ve farklı gereçlerledeğerlendirilmesi nedeniyle bu sonuçların yorumlanması güçtür. Bu çalışmada Adet Öncesi DisforikBozukluk (AÖDB) olgularının kişilik boyutları araştırılmıştır. AÖDB tanısı konulan, yaş ortalaması25.5± 4.6 olan yirmi sekiz olgu ve yaş ortalaması 24.2± 4.2 olan 28 sağlıklı kadın çalışmaya alındı.AÖDB tanısı Sorun Şiddeti Günlük Kayıt Çizelgesi ile konuldu. Kişilik özellikleri Mizaç KarakterEnvanteri (MKE) ile değerlendirildi. Her iki grubun adet döngüsünün foliküler dönemindeki depresyonve anksiyete düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ile tespit edildi.AÖDB olgularının kontrol grubuna göre zarardan kaçınma alt ölçeğinden ve ödül bağımlılığı alt ölçeğiduygusallık alt maddesinden yüksek, kendini yönetme alt ölçeği ve işbirliği yapma alt ölçeği sosyalonaylama alt maddesinden düşük puan aldıkları tespit edilmiştir. İş birliği yapma puanları AÖDBşiddeti ile ters bağıntılı bulunmuştur. Bunun dışında MKE puanları ile AÖDB şiddeti arasında ilişkisaptanmamıştır. BDÖ ve BAÖ puanları her iki grupta benzer bulunmuştur. AÖDB olguları MKEboyutları yönünden kontrol grubundan farklılık göstermektedir. MKE boyutlarındaki bu farklılık, buolgularda bazı kişilik bozukluklarının, özellikle de çekingen kişilik bozukluğunun varlığı ile ilişkili olabilir.
, Sayfalar 68 - 75
Ali Doruk, Murat Erdem, Murat Gülsün, Özcan Uzun, Zülküf Perdeci
Özet Çevirileri
In this study we investigate two approachees for aggregation behavior in swarm robotics systems: Evolutionary methods and probabilistic control. In first part, aggregation behavior is chosen as a case, where performance and scalability of aggregation behaviors of perceptron controllers that are evolved for a simulated swarm robotic system are systematically studied with different parameter settings. Using a cluster of computers to run simulations in parallel, four experiments are conducted varying some of the parameters. Rules of thumb are derived, which can be of guidance to the use of evolutionary methods to generate other swarm robotic behaviors as well. In the second part a systematic analysis of probabilistic aggregation strategies in swarm robotic systems is presented. A generic aggregation behavior is proposed as a combination of four basic behaviors: obstacle avoidance, approach, repel, and wait. The latter three basic behaviors are combined using a three-state finite state machine with two probabilistic transitions among them. Two different metrics were used to compare performance of strategies. Through systematic experiments, how the aggregation performance, as measured by these two metrics, change 1) with transition probabilities, 2) with number of simulation steps, and 3) with arena size, is studied. We then discuss these two approaches for the aggregation problem.
Cilt 15 , Sayı 2 , Oca 2007 , Sayfalar 199 - 225
Onur SOYSAL, Erkin BAHÇECİ and Erol ŞAHİN
Özet Çevirileri Öz
Amaç: Öğrenme ve bellek bozuklukları; yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen birçok hastalıkla primer veya sekonder olarak ilişkilidir. Bu çalışmada; agmatinin kognitif fonksiyonlar üzerine olası etkisi araştırılmıştır.Yöntem: Sıçanlarda amnezi ve stres modelleri kullanılarak kognitif fonksiyonların bozulması sağlandıktan sonra agmatin uygulanmıştır. Amnezi oluşturmak için kolinerjik muskarinik reseptör blokeri skopolamin kullanılmış, hayvanlar kontrol, skopolamin ve skopolamin+agmatin olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Kontrol grubuna, serum fizyolojik, skopolamin grubuna 1 mg/kg skopolamin, skopolamin+agmatin grubuna 1 mg/kg skopolamin ve 20 dk sonra 40 mg/kg agmatin ntraperitoneal (i.p.) olarak uygulanmıştır. Stres oluşturmak için ise hayvanlar 14 gün süreyle günde 4 saat immobilizasyona maruz bırakılmıştır. Bu modeldeki hayvanlar kontrol, stres ve stres+agmatin olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Stres uygulamasının ardından kontrol ve stres gruplarına, s.f., stres+agmatin grubuna ise 40 mg/kg agmatin uygulanmıştır. Hayvanlar, son enjeksiyondan 30 dk sonra öğrenme ve bellek fonksiyonları değerlendirilmek üzere Morris’in su tankı ve pasif sakınma testlerine alınmıştır.Bulgular: Çalışmamızda agmatin tedavisinin hem skopolamin,hem de stres ile bozulmuş kognitif fonksiyonlarda anlamlı birdüzelme sağladığı gösterilmiştir.Sonuç: Bu bulgulardan hareketle, agmatinin bozulmuş öğrenme ve bellek fonksiyonlarına olumlu katkılarının olabileceği ve ayrıca endojen bir madde olarak kognitif fonksiyonların düzenlenmesinde önemli rolü olabileceği düşünülmüştür.Anahtar sözcükler: Agmatin, amnezi, bellek, öğrenme, skopolamin
Cilt 1 , Sayı 1 , Oca 2011 , Sayfalar 8 - 16
Nimet Bozkurt, Tijen Utkan, Feyza Arıcıoğlu
Özet Çevirileri
Bu araştırma aktif spor yapan çocukların (8-17 yaş) kişilerarası ilişkilerde sergiledikleri çarpıtmaların çeşitli değişkenler açısından inceleyerek, bunun spor olgusuna yansımasını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırma betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Antalya ilinde aktif olarak spor kulüplerine devam eden 132 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma grubuna Hamamcı &Büyüköztürk (2003) tarafından geliştirilen “İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçekten elde edilen minumum puan 19, maksimum puan 95‟dir. Araştırmada ölçekten elde edilen puanların kişisel özellikler açısından karşılaştırılmasında yüzdelik, T ve F testi kullanılmıştır. Bulgular: Bu araştırmada ölçekten alınan toplam puan 53,01±9,79; alt boyutlardan yakınma-kaçınma 17,92±5,13; gerçekçi olmayan ilişki beklentisi 26,48±6,44; zihin okuma 8,61±2,86‟dır. Cinsiyete göre ölçekten alınan toplam puan ve yakınma-kaçınma; yaş grupları açısından gerçekçi olmayan ilişki beklentisinde ve zihin okumada; ilgilendiği spor dalına göre zihin okuma alt boyutunda anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p
Cilt 2 , Sayı Special Issue 2 , Oca 2014 , Sayfalar 203 - 210
Özer MERDAN
Özet Çevirileri
Alerjik rinit sık görülen ve önemli sosyal sorunlara neden olabilen bir hastalıktır. Alerjik rinitin semptomları; kaşıntı, hapşurma ve burun akıntısıdır. Fiziksel semptomları yanında letarji, yorgunluk, somnolans, kognitif fonksiyonlarda azalma, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah azalması gibi gözlenen semptomlar ortaya çıkabilir.Alerjik rinitin tedavisi alerjenlerden korunma, farmakoterapi ve immünoterapiden oluşmaktadır.
Cilt 18 , Sayı 3 , Oca 2009 , Sayfalar 156 - 170
Özgür Tarkan, Özgür Sürmelioğlu, Ülkü Tuncer
Özet Çevirileri