Arama Sonucu: 273 Aranan: kaçınma
Bu araştırmanın ana amacı; benlik saygısının bütünleştirme, kaçınma, uyma, hükmetme ve uzlaşma olarak ifade edilen çatışma yönetim stillerinin her biri üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Benlik saygısı ile her bir çatışma yönetim stili arasındaki ilişkileri ve katılımcıların bazı sosyodemografik özelliklerine göre çatışma yönetim stilleri arasındaki farklılıkları belirlemek de alt amaçlardır. Bir üniversite hastanesinde görev yapan 267 hekime, nicel yöntem bağlamında anket formu uygulanmıştır. Katılımın gönüllülük esasına göre belirlendiği araştırmada, geri dönen ve analize dahil edilen anket sayısı 183 olup, geri dönüş oranı % 68.54’tür. Katılımcıların anket formundaki ‘Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSES)’ ve ‘Rahim Örgütsel Çatışma Envanteri-II (ROCI-II)’ni doldurmaları ile elde edilen nicel veriler analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; cinsiyet, medeni durum, yaş, meslekte toplam çalışma süresi (kıdem) ve statü değişkenleri açısından, katılımcıların bazı çatışma yönetim stillerinde farklılıklar olduğu; benlik saygısının bütünleştirme, kaçınma ve uyma stilleri ile ilişkili bulunduğu; ayrıca, bu stilleri etkilediği ortaya konmuştur.
Cilt 16 , Sayı 1 , Oca 2013 , Sayfalar 23 - 43
Tülin TUNÇ, Rana KUTANİS
Özet Çevirileri Öz
Bu çalışmanın amacı, bir hastanede yöneticilerin bir çatışma durumunda, kullandıkları çatışma yönetim stillerini belirlemek, çalışanlarının bu stilleri nasıl algıladıklarının saptamak ve bunları birbirleri ile karşılaştırmaktır. Yönetici ve çalışanlara yönelik olmak üzere iki boyuttan oluşan; bütünleştirme, güç kullanma, problem çözme, kaçınma ve uzlaşma stillerine ait beş çatışma yönetim stilini kapsayan soru formları uygulanmıştır. Çalışma verileri bir eğitim ve araştırma hastanesinde 51 yönetici ve 481 çalışana Rahim Organizational Conflict Inventory II (ROCI II) ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler t testi, Anava, Kruskal Wallis test ve Mann Witney U testi ile analiz edilmiştir. Çalışmada yöneticilerin kullandıkları çatışma yönetim stilleri; bütünleştirme, ödün verme, güç kullanma ve daha az kaçınma ve problem çözme stilleri olarak bulunmııştur. Yöneticiler kullandıkları çatışma stillerini en yüksek düzeyde bütünleştirme (4.3 7i0.43), en düşük düzeyde kaçınma (2.81İ0. 69) olarak değerlendirmişlerdir. Çalışanlar da yöneticilerinin çatışma stillerini en yüksek düzeyde bütünleştirme (3.581—104), en düşük düzeyde kaçınma (3.10i0.71) olarak algıladıklarını belirtmişlerdir. Bu sıralama çalışanlar tarafından da benzer bulunmuş, ancak iki grubun dereceleri arasında fark vardır. Yaşı, çalışma süresi ve yönetim deneyimi daha yüksek olan yöneticilerin çatışmaları daha çok bütünleştirme stili ile çözümledikleri belirlenmiştir OKU. 05 ). farklılık bulunmuştur. Yöneticilerin çatışma yönetimi algılarının çalışanlarının algılarından daha olumlu olduğu görülmektedir. Çalışmamızda elde edilen sonuçlar, çatışma ortamına daha fazla açık olan hastanelerde, yöneticilerin temel olarak sahip olması gereken kavram ve becerilerden birinin çatışma yönetimi olduğunu ve bu konuda eğitim programlarının yapılmasını gerektiğini göstermektedir
Cilt 14 , Sayı 1 , Oca 2011
Levent B. KIDAK, Sevda DEMİR, Esin ÇEBER, Ayşe SAN TURGAY
Özet Çevirileri Öz
Makalede, bireylerin çevreye karşı yönelimleri, çevreyi koruma adına yaptıkları davranışları ve dindarlık düzeyleri arasındaki ilişki ele alınmıştır. Ayrıca bireylerin cinsiyet, yaş ve medeni durum gibi demografik özellikleriyle çevreye karşı yönelim ve çevreci davranış eğilimleri arasındaki ilişkiler de incelenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama yöntemine uygun, anket tekniğinin kullanıldığı bir saha araştırması niteliğindedir. Araştırmada yaşları 18 ile 76 arasında değişen 243 kişiye, “Çevreye Karşı Yönelim Ölçeği”, “Çevreci Davranışlar Ölçeği” ve “Dindarlık Ölçeği” uygulanmıştır. Bulgular, ‘israftan kaçınma’ tarzındaki çevreci davranışlarda bulunma eğiliminin ‘aktif çevre duyarlılığı’ gerektiren davranışlarda bulunmaya göre yüksek olduğunu göstermiştir. Yine bulgulara göre, dindarlık ile “emanet görme yönelimi’ ve ‘israftan kaçınma’ arasında olumlu; ‘sahip olma yönelimi’ ve ‘aktif çevre duyarlılığı’ arasında ise olumsuz ilişki bulunmaktadır.
Cilt 10 , Sayı 2 , Oca 2010 , Sayfalar 203 - 233
Ali AYTEN
Özet Çevirileri Öz
Travma, aşırı stresli ve yıkıcı olması özellikleriyle belirgin bir deneyime işaret etmektedir. DSM-III’te (1980) yer alan tanı ölçütlerine göre, travmatik olaylar, ölüm ya da ölüm tehdidi, ciddi yaralanma ya da fiziksel bütünlüğü tehdit etmesi yanı sıra, bireyde yoğun korku, dehşet ya da çaresizlik hissi yaratırlar. Aynı zamanda travmatik olaylar, kişinin doğrudan yaşadığı olaylar olduğu gibi, tanık olduğu ya da öğrendiği olaylar olabilmektedir. Travmatik olaylarla karşılaşan bireylerin birçoğu Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) geliştirmemektedir. Travmatik deneyime maruz kalan bireylerin sadece yüzde 5-25’i TSSB geliştirmektedir. Bu bağlamda, travmatik olayın başlı başına bir TSSB nedeni olamayacağı sonucu çıkarılabilir. Bununla birlikte, travmatik olayın türü, bağlamı açısından önemli bir faktör gibi görünmektedir. Mevcut çalışma, travmatik bir olayın ruh sağlığı üzerindeki etkilerini, kitlesel bir hareket örneği olan ‘Gezi Eylemleri’ penceresinden sunmayı amaçlamıştır. Buradan hareketle, Gezi Eylemleri’ne dahil olan 11 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış bir görüşme formu eşliğinde görüşülmüştür. Bu bağlamda, sürece dahil olan bireylerin siyasal katılımları, sürece dahil olma motivasyonları, süreçte maruz kaldıkları travmatik deneyim ve bu deneyimin ruh sağlığına olası etkilerini belirlemeye dönük yarı-yapılandırılmış bir görüşme formu hazırlanmıştır. Araştırmaya dahil olan 11 katılımcının 2’si Gezi Eylemleri sürecinde yara almış ve bir süre yatarak tedavi almış bireylerdir. Elde edilen veriler, nitel araştırma yapılarak oluşturulmuş olup, içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, katılımcıların büyük bir kısmının, siyasal katılım, travma sırasında travmatik maruziyet ve duygu (korku, dehşet ve çaresizlik) kategorilerindeki sorulara ‘evet’ yönünde cevap verdiği, bununla birlikte, travma sonrası, yeniden deneyimleme, kaçınma ve aşırı uyarılma kategorilerinde oluşturulan sorulara az sayıda katılımcının ‘evet’ şeklinde yanıt verdiği yönündeydi. Özetle katılımcılar Gezi sürecinde travmatik maruziyet ve duyguları yaşadıklarını bildirirken, travma sonrası yeniden deneyimleme, kaçınma ve aşırı uyarılma yaşamadıklarını bildirmişlerdir. Travmatik deneyimin birey üzerindeki olası etkilerine ilişkin elde edilen bulgular, hem travmanın şiddeti gibi değişkenler açısından, hem de ele alınan olgunun bir kitlesel hareket örneği olması sebebiyle, travmatik olayın türü (politik travma) açısından tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: “Gezi”, travmatik maruziyet, travmatik etkiler, kitlesel hareket, politik travma.
Cilt 2 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 10 - 26
Banu YILMAZ, Gülşen KAYNAR
Özet Çevirileri Öz
İncelenen birimleri sınıflamak bu birimlerden “daha başarılı” olanları belirlemek ve bu doğrultuda “başarısız” birimler için çözüm önerileri geliştirmek pek çok alanda yetkililer için bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır Bu amaçla sübjektiflikten kaçınma ve daha uygun kararlar vermek için genellikle istatistiksel yöntemler kullanılmakta eldeki veriler yardımıyla sınıflandırmanın yapılması sağlanmaktadır Sözü edilen bu problemle “illerin sınıflanması” aşamasında da karşılaşılır Devlet hangi illere yatırım yapması gerektiğini ve hangi illerin öncelikli olarak kalkındırılması gerektiğine illeri gelişmişliklerine göre sınıflandırarak karar verir Kalkınmayı ölçtüğü düşünülen pek çok değişken olduğundan illerin sınıflanmasında yaygın olarak çok değişkenli istatistiksel analiz yöntemleri kullanılmaktadır Bölgesel istatistiklerin toplanması bölgelerin sosyo ekonomik analizlerinin yapılması bölgesel politikaların çerçevesinin belirlenmesi ve Avrupa Birliği Sistemine uygun karşılaştırılabilir istatistiki veri tabanının oluşturulması amacıyla ülke çapında İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması; 28 08 2002 tarih ve 2002 4720 sayılı kararname ile yapılmıştır Bu sınıflamaya göre üç düzeyde bölge ayırımı oluşturulmuştur 1 düzeyde 12 istatistiki bölge 2 düzeyde 26 istatistiki bölge 3 düzeyde ise 81 istatistiki bölge bulunmaktadır Çalışmada 1 düzeyde yer alan 12 istatistiki bölge için bu bölgelere dahil olan illerin gelişmişlik sıralaması belirlenmeye çalışılmıştır Bu amaçla DİE ve DPT veri tabanlarından elde edilen gelişmişlik düzeyini temsil edeceği düşünülen 21 sosyo ekonomik değişken faktör analizine tabii tutulmuştur Anahtar Kelimeler: Faktör analizi İllerin sınıflanması 1 düzeyde 12 istatistiki bölge
Cilt 13 , Sayı 1 , Oca 2004
Arş.Gör.Dr.Ebru ÖZGÜR, Arş.Gör.Hüseyin GÜLER
Özet Çevirileri Öz
Okullarda ?iddet e?ilimi ve madde kullanma al??kanl??? önemli bir sosyal problemdir. Bu çalışmamızda 308 ö?renci üzerinde pilot bir anket uygulayarak her bir ö?rencinin cinsiyet, ya?, düzenli spor yapma ve düzenli kitap okuma özelliklerini kayıt ettik. Ö?rencilerin Sosyal uyum, maddeden kaçınma, ?iddetten kaçınma, aile ve okul statüsü, hedef ve ideal faktörlerini de?erlendirdik. Her bir faktör altında 8 adet soru topladık ve 5’li Likert tipi ölçekle tutumları ölçtük. Faktör analizi yöntemi ile elde etti?imiz 26 soruyu 6 faktör altında topladık. Böylece Cronbach alfa de?eri 0.794 (Düzeltilmiş 0.811) olan bir ölçek elde etmiş olduk. Bu ölçekte her bir faktörün altında toplanan sorulardan faktör ortalama puanını hesaplayarak persantil seviyeleri olu?turduk. K?z ö?rencilerde, ?iddetten kaçınma (3.9±0.83, 3.6±0.98 p=0.017) ve Hedef ve idealler (4.6±0.52, 4.3±0.82 p=0.002) puanları erkek ö?rencilerden daha yüksek idi. Düzenli spor yapanların Okul Statüsü (4.05±0.59, 3.67± 0.73 p
Cilt 24 , Sayı 4 , Oca 2007
O?uz TEK?N, Adem ÖZKARA, Sevsen CEBEC?, Bünyamin I?IK, Ferat ÇATAL, Derya G.DO?AN, Meki B?L?C?, Semra KARA
Anahtar Kelimeler Özet Çevirileri Öz Anahtar Kelime Çevirileri
Bu araştırmanın amacı 2x2 Başarı Yönelimleri Ölçeği revize formunu (Elliot & Murayama, 2008) Türkçe’ye uyarlamaktır. Araştırma 450 üniversite öğrencisi üzerinde yürütülmüştür. Ölçeğin iç tutarlılık güvenirlik katsayıları, öğrenme-yaklaşma yönelimi alt boyutu için.72, öğrenmekaçınma yönelimi ilgi alt boyutu için. 68, performans-yaklaşma yönelimi alt boyutu için. 62 ve performans-kaçınma yönelimi alt boyutu için .69 olarak bulunmuştur. Ölçeğin madde toplam korelasyon katsayıları .50 ve .70 arasında sıralanmaktadır. Doğrulayıcı faktör analizinde 12 maddeden oluşan 4 boyutlu modelin (öğrenme-yaklaşma yönelimi, öğrenme-kaçınma yönelimi, performans-yaklaşma yönelimi ve performans-kaçınma yönelimi) iyi uyum verdiği görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizinde dört boyutlu modelin iyi uyum verdiği görülmüştür (x2= 172.08, sd= 48, RMSEA= .076, NNFI=.97, NFI= .98, CFI= .98, IFI= .98, RFI= .96, GFI= .94, SRMR= .048). Bu sonuçlar 2x2 Başarı Yönelimleri Ölçeği Revize Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir
Cilt 5 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 7 - 15
Serhat ARSLAN, Ahmet AKIN
Özet Çevirileri Öz
Bu çalışmada, 5-6 yaş çocuklarının sosyal beceri, akran ilişkileri, okula uyum düzeyleri ile kardeş ilişkileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu, Denizli il merkezinde, okul öncesi eğitime devam eden 5-6 yaş grubundan 70 çocuk oluşturmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre kardeş sahibi olup olmama ile sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Kardeş sahibi olup olmama ile akran ilişkilerine bağlı değişkenlerden saldırganlık, dışlanma, sosyal olmayan davranış, aşırı hareketlilik ve akran şiddetine maruz kalma arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Ancak kardeş sahibi olup olmama ile olumlu sosyal davranış ve korkulu-kaygılı olma davranışları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kardeş sahibi olup olmama ile okula uyum düzeylerine bağlı değişkenlerden okuldan kaçınma, okulu sevme, kendi kendini yönetme ve genel okula uyum arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Buna karşılık kardeş sahibi olup olmama ile işbirlikli katılım arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Kardeş sayısı ile sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık ortaya konulmamıştır. Akran ilişkileri değişkenlerinden saldırganlık ve sosyal olmayan davranış ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Olumlu sosyal davranış, dışlanma, korkulu-kaygılı olma, aşırı hareketlilik ve akran şiddetine maruz kalma değişkenleri ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Okula uyum değişkenlerinden işbirlikli katılım, okulu sevme ve genel okula uyum ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Okuldan kaçınma ve kendi kendini yönetme değişkenleri ile kardeş sayısı arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Kardeş cinsiyeti ile sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık belirlenmiştir. Saldırganlık, aşırı hareketlilik ve akran şiddetine maruz kalma ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Olumlu sosyal davranış, dışlanma, korkulu-kaygılı olma, sosyal olmayan davranış değişkenleri ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Okula uyum düzeyleri değişkenlerinden kendi kendini yönetme davranışı ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. İşbirlikli katılım, okuldan kaçınma, okulu sevme ve genel okula uyum değişkenleri ile kardeş cinsiyeti arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.
, Sayfalar 0 - 11
Hülya GÜLAY OGELMAN, Hatice ERTEN SARIKAYA
Özet Çevirileri Öz
Amaç: Dental anksiyete; dental tedavi gören hastalarda çok sık karşılaşılan bir durumdur. Anksiyeteye bağlı olarak tedaviden kaçınma, hastanın oral sağlığını etkileyen ciddi problemlere yol açmaktadır. Bu nedenle, dental anksiyetenin erken dönemlerde belirlenmesi, tedavi işlemlerinde hastanın korkusunu yenmesini sağlayarak, tedavi işlemlerinin başarı şansını arttırmaktadır. Çalışmanın amacı çocuklarda dental korku sıklığını, dental korku ile diş çürüğü arasındaki ilişkiyi belirlemek ve dental tedavi sırasında çocuğun endişesini azaltmaya yardımcı diş hekimi imajını bulmak ve bu imajın değiştirilerek sağlanılan dental hizmeti geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 6-12 yaşları arasındaki toplam 810 hastaya “Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği (CFSS-DS)” ve “Çocukların Gözüyle Diş Hekimi ve Diş Kliniği Nasıl Olmalı” anketleri uygulandı. Anketler uygulandıktan sonra hastaların ağız-diş muayenesi gerçekleştirilerek DMFT/dmft indeksleri belirlendi. Bulgular: Çocuk Korku Değerlendirme Skalası- Dental Alt Ölçeği sonuçlarına göre hastalar 3 alt gruba (düşük derece anksiyeteli- orta derece anksiyeteli- yüksek derece anksiyeteli) ayrıldı. Hastaların yaş ve cinsiyete göre anksiyete skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p=0.046, p=0.001). Buna göre 6-8 yaş grubunda ve kızlarda anksiyete skorunun fazla olduğu saptandı. Anksiyete ve diş çürüğü arasındaki ilişki değerlendirildiğinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edildi (DMFT p=0.030, dmft p=0.015). Buna göre DMFT/dmft değerleri yüksek derece anksiyeteli hastalarda daha fazla bulundu. Diş hekimine gitme yönünden hastaların koruyucu ekipman, maske ve eldiven rengi tercihleri karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı (p=0.061, p=0.070, p=0.071) ve hastaların klinik ve önlük tercihleri karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulundu (p=0.017, p=0.001). Buna göre diş hekimine gidenlerin gitmeyenlere göre daha çok düz, sade kliniği ve beyaz önlüğü tercih ettikleri saptandı. Sonuç: Çocukların hekimin dış görünüşü ile ilgili güçlü bakış açısı ve tercihlere sahip olduğu saptandı. Buna göre anksiyete ile diş çürüğü sıklığı arasında ilişki olabileceği ve hekimin dış görünümünde yapılabilecek küçük değişiklikler ile çocukların anksiyete seviyelerinde azalmaların sağlanabileceği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: CFSS-DS, Dental Anksiyete, Dental Korku, Diş Çürüğü, Hekimin Dış Görünümü Evaluation of the effect of dentists' appearance related with dental fear and caries status in 6-12 years old children  Abstract Purpose: Dental anxiety is a common situation encountered for patients receiving dental treatment. Avoidance of dental care due to dental anxiety leads to problems with several adverse consequences to the patients oral health. Therefore, early identification of dental anxiety increases the success of treatment by eliminating the fear of the patient. The aim of this study was to determine the frequency of dental fear and the relationship between dental fear and dental caries, find the ideal dentist appearance that can reduce anxiety of the child and improve dental treatment by altering the dentist appearance. Materials and Methods: “Children’s Fear Survey Schedule- Dental Subscale” and “How should be a dentist according to the child?” questionnaires were applied to 810 patients between 6-12 years of age in this study. Patients were examined after the questionnaires and DMFT/dmft indexes were determined. Results: The patients were divided into three subgroups according to CFSS-DS (low anxiety, medium anxiety, severe anxiety). Statistically significant difference was detected between the anxiety scores according to age and gender of the patients (p=0.046, p=0.001). Accordingly, anxiety score among 6-8 year olds and girls was found to be higher. When the relationship between anxiety and dental caries was evaluated, statistically significant difference was detected. (DMFT p=0.030, dmft p=0.015). DMFT/dmft scores were found to be higher in patients with high levels of dental anxiety. No significant differences were found among the colors of equipment, mask and gloves (p=0.061, p=0.070, p=0.071), but there were found the choices of the colors of clinic environment and uniform with regard to dental visits (p=0.017, p=0.001). According to the above findings, patients who visited the dental clinics more frequently have been commonly preferenced smooth, simple clinics and white uniforms rather than the less ones.  Conclusion: Additionally, it was detected that children had a high perception and strong preference towards the apperance of the dentist and dental clinic.  It can be concluded that anxiety and dental caries are related and little alterations in the dentists’ appearance can reduce the dental anxiety in children. Key words: CFSS-DS, Dental Anxiety, Dental Fear, Dental Caries, Dentists’ Appearance
Cilt 2017 , Sayı 2017 , Oca 2017
Özge YAHYAOĞLU, Özgül BAYGIN, Görkem YAHYAOĞLU, Tamer TÜZÜNER
Özet Çevirileri Öz
Araştırmanın amacı, 68-72 aylık okul öncesi eğitime ve ilkokula devam eden çocukların okula uyum ve öğretmenleriyle ilişkilerinin karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklem grubunu, Denizli il merkezinde ilkokul 1. sınıf ve okul öncesi eğitime devam eden 68-72 aylık 64 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Okula Uyum Öğretmen Değerlendirme Ölçeği ve Öğrenci-Öğretmen İlişki Ölçeği kullanılmıştır. Sonuçlara göre çocukların okula uyum değişkenlerinde (işbirlikli katılım, kendi kendini yönetme, okuldan kaçınma, okulu sevme) sınıf türü açısından anlamlı düzeyde farklılık bulunmamaktadır. Öğretmen-çocuk ilişkileri açısından ise iki grup arasında farklılık bulunmaktadır. Şöyle ki, öğretmene yakınlık, bağlılık ve genel öğretmen-çocuk ilişkisi açısından anasınıfına devam eden çocukların ilkokul 1. sınıfa devam eden akranlarına göre daha yüksek puanlar aldıkları belirlenmiştir. Öğretmenle çatışma değişkeninde ise 1. sınıfa devam eden çocuklar, diğer gruptaki akranlarına göre daha yüksek puanlar almışlardır.
Cilt 34 , Sayı 1 , Oca 2015 , Sayfalar 1 - 17
Hülya Gülay Ogelman, Zarife Seçer, Aysun Gündoğan, Dursun Bademci
Özet Çevirileri Öz
AbstractObsessions are repetitive thoughts, phantasies and opinion which cannot be removed from people's mind. In the literature various types of obsessions and compulsions were defined. The main function of the compulsions is to reduce disturbing thoughts and instincts. Sexual dysfunctions are common in obsessive compulsive disorder. Patients can effort to avoid disturbing thoughts and situations. Inhibated ejaculation is prevention of ejaculation with drowning hands of the penis. Thus, retrograde ejaculation occurs. Due to obstacles to the urethra, ejaculate fills into the bladder. Despite a feeling of orgasm, liquid is not output from the penis. In this article, a case with obsessive compulsive disorder, who blocked ejakulation in order to avoid feel guilty and sinfulness. Keywords: Obsessive compulsive disorder, compulsive avoidance, blocked ejaculation, retrograd ejaculation putation, extremity reconstruction,  
Cilt 4 , Sayı 3 , Oca 2015 , Sayfalar 2543 - 2551
Alper Evrensel, Orcun Aykol, Gokce Comert
Başlık Anahtar Kelimeler Başlık Çevirileri Anahtar Kelime Çevirileri
Günümüzde   tüketicilerin   bilinçlenmesiyle   ürün   ya   da   hizmette   aradıkları   özellikler  de  değişmiştir.  Tüketicilerin  önceden  aklının  ucundan  geçmeyen,  işletmelerin  sosyal  sorumluluklarının  ne  kadar  farkında  oldukları  ve  bu  sorumluluklarından  dolayı  neler  yaptıkları  satın  alma  tercihlerinde  önem  kazanmıştır.  Rekabetin  arttığı  bu  dönemde  farkındalık   yaratmak   amacıyla   kurumsal   sosyal   sorumluluk   bilinciyle   toplum  yararına  hareket  etmenin  işletmelere  rekabet  avantajı  sağlayacağı  açıktır.   İstanbul  Sanayi  Odası  tarafından  yayınlanan  “2011  Türkiye’nin  En  Büyük  500  İmalat  Şirketi’’   nin   sürdürülebilirlik   ve   şeffaflık   kapsamında   yürüttüğü   kurumsal   sosyal  sorumluluk  projelerini  değerlendirmeyi  amaçlayan  bu  çalışmada;  Türkiye’nin  ilk  500  şirketinin   en   çok   eğitim   alanında   en   az   ise   enerji   alanında   kurumsal   sosyal  sorumluluk   projesinin   olduğu,   şirketlerin   bir   kısmının   kurumsal   sosyal   sorumluluk  çalışmalarını   vakıflar   aracılığıyla   yürütürken   çoğunun   vakıflara   ihtiyaç   duymaksızın  Year: 2014 Volume: 1 Issue: 3 yürüttüğü,   şirketlerin   büyük   çoğunluğunun   Küresel   İlkeler   Sözleşmesi’ni  imzalamadığı  ve  web  sitelerinde  faaliyet  raporlarının  kolay  ulaşılabilir  olmadığı,  çok  az   firmanın   Kurumsal   Yönetim   İlkelerine   uyumlarını   beyan   ettikleri   sonucuna  ulaşılmıştır.   Bilgisayar   ve   elektronik   sektöründe   faaliyette   bulunan   şirketlerin   az  sayıda   olmasına   rağmen   kurumsal   sosyal   sorumluluk   konusunda   oldukça   duyarlı  oldukları,  kok  kömürü  ve  rafine  edilmiş  petrol  ürünleri  imalatı  ile  uğraşan  firmaların  hiçbir   kurumsal   sosyal   sorumluluk   faaliyetine   duyarlı   olmadıkları   çalışmanın   diğer  bir  bulgusudur.         1.  GİRİŞ  Bugün   iyi   bir   kurum   olabilmek   sosyal   sorumluluk   bilincinde   olmaya   bağlıdır.   Şirketler  çevrelerini  nasıl  etkilediklerini  saptamalı  ve  ülkenin  hem  sosyal  hem  ekonomik  gelişimine  katkıda   bulunacak   projeler   geliştirmeli   ve   sosyal   sorumluluğa   önem   vermelidir.   Şirketler  yapacakları   sosyal   sorumluluk   projeleriyle   aynı   zamanda   paydaşlarıyla   da   bağlarını  güçlendirecektir.   Toplumsal   gelişme   ve   değişmelerle   sosyal   sorumluluk   bilinci   bugün  giderek  artmaktadır  ve  önemi  daha  iyi  anlaşılmaya  başlamıştır.     Sosyal   sorumluluk,   bir   işletmenin   kaynaklarını   toplum   yararına   kullanmasıdır   (Stahl   ve  Grigsby,1997).   Davis   ve   Blomstrom   (1971)’a   göre,   sosyal   sorumluluk;   karar   verme  sürecinde   kişisel-­‐kurumsal   karar   ve   faaliyetlerin   tüm   sosyal   sistem   üzerinde   yaratacağı  etkileri   değerlendirme   zorunluluğudur.   Kurumsal   Sosyal   Sorumluluk   (KSS),   işletmelerin  toplumun   değer   yargılarına   ve   normlarına   uygun   bir   şekilde   hareket   ederek,   her   şeyden  önce  karşılığında  doğrudan  bir  fayda  beklemeksizin  gönüllü  olarak  faaliyette  bulunmasıdır  (Özüpek,   2004).   KSS,   işletmelerin   davranışlarını   topluma   zararlı   faaliyetler   açısından  sınırlayan  ve  insan  yaşamının  iyileştirilmesi  için  katkıda  bulunmaya  zorlayan,  toplum  yararı  için   tarafsız   bir   sorumluluk   hissidir   (Thomas,   1967).   KSS,   işletmeyi   etkileyen   yasal,  teknolojik   ve   ekonomik   güçlerin   yanında   sosyal   sistem   faktörlerinin   de   önceden   tahmin  edilmesi  ve  uyum  sağlanması  sürecidir  (Stark,1993).  Sosyal  sorumluluk  uygulamaları  refah  ve  sağlığın  yanı  sıra  psikolojik  ve  duygusal  ihtiyaçlarla  da  ilgilenir  (Kotler  ve  Lee,  2006).  Genel   kabul   görmüş   üç   adet   KSS   kavramından   bahsedilmektedir.   İlki,   “oyunun   kuralları  içinde,  açık  ve  özgür  bir  rekabet  ortamında  karı  arttırmaya  yönelik  faaliyetleri  sürdürmek”.  İkincisi,  “yöneticilerin  işletme  iç  ve  dış  müşterilerine  karşı  sorumlulukları’’,  son  olarak  da  ‘’yöneticinin,   çevrede   olup   biten   değişiklikleri   tahmin   ederek,   problemlerden   kaçınma,  örgütsel   amaçları   toplumun   amaçları   ile   birleştirme,   işletmenin   ve   toplumun   karşılıklı  menfaatlerini  koruma  ve  geliştirme  sorumluluğudur’’.  Ayrıca  istekli  olarak  gerçekleştirilen  okul,   yurt,   kütüphane   açma   gibi   faaliyetler   de   işletmelerin   sosyal   sorumluluklarındandır  (Arıkan,  1995).            Kurumsal   sosyal   sorumluluğun   kapsamı   hakkında   net   bir   şey   söylenememektedir.   Çünkü  KSS’nin   kapsamı;   sosyal,ekonomik,politik   gibi   birçok   faktörden   etkilenerek   değişmiştir.  Geçmişten   bugüne   incelendiğinde   önceden   tek   amaçları   karlarını   maksimize   etmek   olan  şirketlerin,  bugün  ise  sadece  amaçları  kar  olan  kuruluşlar  olmaktan  öte  birer  sosyal  varlık  gibi   davranıp   ekonomik   sorumluluklarının   yanında   sosyal   sorumluluklarının   da   olması  kaçınılmazdır.   Bu   araştırmanın   amacı,   Türkiye’nin   ilk   500   büyük   imalat   firmasının  yürüttüğü  KSS  projelerini  araştırmak,  yapılan  projeler  hakkında  bütünsel  bir  değerlendirme  yapmak  ve  Türkiye’de  konu  ile  ilgili  farkındalığın  artmasına  yardımcı  olmaktır.       2.  LİTERATÜR  ARAŞTIRMASI   2.1.  Sosyal  Sorumluluk  Alanındaki  Uluslararası  Standartlar  Sosyal   sorumlulukla   ilgili   birçok   ülkede   uluslararası   düzenlemeler   yapılmıştır.   Bu  prensipler,   düzenleme   ve   standartlardan   bazıları   Caux   Prensipleri,   SA   8000,   Birleşmiş  Milletler  Küresel  Sözleşmesi,  FTSE4GOOD  Endeksi,  Küresel  Kurumsal  Vatandaşlık  Bildirgesi,  AA1000   Standardı,   Küresel   Raporlama   Girişimidir.   Bu   bölümde   söz   konusu   standartlar  kısaca  gözden  geçirilecektir.     Caux   İlkeleri,   Caux   Yuvarlak   Masa   (Caux   Round   Table)   adı   verilen   bir   girişim   tarafından  geliştirilmiştir  ve  tüm  paydaşların  toplumsal  sorumluluğa  katkıda  bulunmasını  öneren  bir  genel  kurumsal  sosyal  sorumluluk  girişimidir.       SA   8000   Standardı   1997   yılında   Ekonomik   Öncelikler   Konseyi’nin   bir   alt   kuruluşu   olan  Ekonomik  Öncelikler  Konseyi  Akreditasyon  Makamı’nın  himayesinde,  işçi  sendikaları,  insan  hakları   ve   çocuk   hakları   örgütleri,   akademisyenler   ve   işverenlerin   bulunduğu   bir   grup  organizasyon  tarafından,    temel  haklarının  garanti  altına  alınması  amacıyla  işletmeler  için  geliştirilmiştir.      Birleşmiş   Milletler   Küresel   İlkeler   Sözleşmesi   (Global   Compact),   Birleşmiş   Milletler   Genel  Sekreteri   Kofi   Annan   tarafından   ilk   olarak   31   Ocak   1999   tarihinde   Dünya   Ekonomik  Forumu’nda  yaptığı  konuşma  sırasında  önerilmiş  ve  26  Temmuz  2000  tarihinde  Birleşmiş  Milletler  merkezinde  başlatılmıştır  (Argüden,  2012).  Küresel  İlkeler  Sözleşmesi’nin  10  ilkesi  insan   hakları,   işçi   hakları,   çevre   ve   yolsuzlukla   mücadele   alanında   evrensel   olarak   kabul  görmüş  beyannamelerden  alınmış  olup,  küresel  ilkeler  sözleşmesi  şirketlerden  bu  ilkeleri  kavramalarını,  desteklemelerini  ve  uygulamalarını  beklemektedir  ( http://www.mtso.org.tr/jtr/index.php?option=com_content&view=article&id=1350:bm-­‐kueresel-­‐lkeler-­‐soezlemesi&catid=53:haberler&Itemid=50).     Küresel   İlkeler   Sözleşmesi’   ni   imzalamanın   tek   zorunluluğu   her   sene   kurumun   bu   ilkeler  çerçevesinde  yaptıklarını  kamuoyuna  açık  bir  rapor  ile  duyurmasıdır.  Bu  gerekliliği  yerine  getirmeyenler  için  ise  tek  bir  yaptırım  vardır,  o  da  listeden  çıkarılmaktır.  Çok  basit  gözüken  ve  etkinliği  düşük  gözüken  bir  yaklaşım  olmasına  rağmen,  imzalayan  şirketlerin  bu  ilkeler  çerçevesindeki   faaliyetlerini   disiplin   altına   almalarına,   ölçmelerine,   her   sene   kendilerini  geliştirecek   yeni   hedefler   belirlemelerine   ve   kamuoyunun   önüne   sunmaları   nedeniyle  aykırı  olabilecek  davranışlardan  daha  büyük  bir  dikkatle  kaçınmalarına  neden  olmaktadır.  Bu   nedenle   Küresel   İlkeler   Sözleşmesi   dünyadaki   en   yaygın   gönüllü   sorumluluk   projesi  haline  gelmektedir  (Argüden,  2012).         FTSE4GOOD   Endeks   FTSE,   Financial   Times   Gazetesi   ve   Londra   Borsası   işbirliği   ile   1995  yılında   kurulmuş   bir   organizasyondur   ve   sosyal   sorumluluk   sahibi   şirketlerde   yatırımları  kolaylaştıracak  birtakım  kıyaslamalar  ve  ticari  endeksler  içermektedir  (Korkmaz,  2009).
Cilt 1 , Sayı 3 , Oca 2014 , Sayfalar 240 - 252
Neylan Kaya, Ayse Anafarta Kuruuzum
Özet Çevirileri Öz
   Günümüzde   tüketicilerin   bilinçlenmesiyle   ürün   ya   da   hizmette   aradıkları   özellikler  de  değişmiştir.  Tüketicilerin  önceden  aklının  ucundan  geçmeyen,  işletmelerin  sosyal  sorumluluklarının  ne  kadar  farkında  oldukları  ve  bu  sorumluluklarından  dolayı  neler  yaptıkları  satın  alma  tercihlerinde  önem  kazanmıştır.  Rekabetin  arttığı  bu  dönemde  farkındalık   yaratmak   amacıyla   kurumsal   sosyal   sorumluluk   bilinciyle   toplum  yararına  hareket  etmenin  işletmelere  rekabet  avantajı  sağlayacağı  açıktır.   İstanbul  Sanayi  Odası  tarafından  yayınlanan  “2011  Türkiye’nin  En  Büyük  500  İmalat  Şirketi’’   nin   sürdürülebilirlik   ve   şeffaflık   kapsamında   yürüttüğü   kurumsal   sosyal  sorumluluk  projelerini  değerlendirmeyi  amaçlayan  bu  çalışmada;  Türkiye’nin  ilk  500  şirketinin   en   çok   eğitim   alanında   en   az   ise   enerji   alanında   kurumsal   sosyal  sorumluluk   projesinin   olduğu,   şirketlerin   bir   kısmının   kurumsal   sosyal   sorumluluk  çalışmalarını   vakıflar   aracılığıyla   yürütürken   çoğunun   vakıflara   ihtiyaç   duymaksızın  Year: 2014 Volume: 1 Issue: 3 yürüttüğü,   şirketlerin   büyük   çoğunluğunun   Küresel   İlkeler   Sözleşmesi’ni  imzalamadığı  ve  web  sitelerinde  faaliyet  raporlarının  kolay  ulaşılabilir  olmadığı,  çok  az   firmanın   Kurumsal   Yönetim   İlkelerine   uyumlarını   beyan   ettikleri   sonucuna  ulaşılmıştır.   Bilgisayar   ve   elektronik   sektöründe   faaliyette   bulunan   şirketlerin   az  sayıda   olmasına   rağmen   kurumsal   sosyal   sorumluluk   konusunda   oldukça   duyarlı  oldukları,  kok  kömürü  ve  rafine  edilmiş  petrol  ürünleri  imalatı  ile  uğraşan  firmaların  hiçbir   kurumsal   sosyal   sorumluluk   faaliyetine   duyarlı   olmadıkları   çalışmanın   diğer  bir  bulgusudur.         1.  GİRİŞ  Bugün   iyi   bir   kurum   olabilmek   sosyal   sorumluluk   bilincinde   olmaya   bağlıdır.   Şirketler  çevrelerini  nasıl  etkilediklerini  saptamalı  ve  ülkenin  hem  sosyal  hem  ekonomik  gelişimine  katkıda   bulunacak   projeler   geliştirmeli   ve   sosyal   sorumluluğa   önem   vermelidir.   Şirketler  yapacakları   sosyal   sorumluluk   projeleriyle   aynı   zamanda   paydaşlarıyla   da   bağlarını  güçlendirecektir.   Toplumsal   gelişme   ve   değişmelerle   sosyal   sorumluluk   bilinci   bugün  giderek  artmaktadır  ve  önemi  daha  iyi  anlaşılmaya  başlamıştır.     Sosyal   sorumluluk,   bir   işletmenin   kaynaklarını   toplum   yararına   kullanmasıdır   (Stahl   ve  Grigsby,1997).   Davis   ve   Blomstrom   (1971)’a   göre,   sosyal   sorumluluk;   karar   verme  sürecinde   kişisel-­‐kurumsal   karar   ve   faaliyetlerin   tüm   sosyal   sistem   üzerinde   yaratacağı  etkileri   değerlendirme   zorunluluğudur.   Kurumsal   Sosyal   Sorumluluk   (KSS),   işletmelerin  toplumun   değer   yargılarına   ve   normlarına   uygun   bir   şekilde   hareket   ederek,   her   şeyden  önce  karşılığında  doğrudan  bir  fayda  beklemeksizin  gönüllü  olarak  faaliyette  bulunmasıdır  (Özüpek,   2004).   KSS,   işletmelerin   davranışlarını   topluma   zararlı   faaliyetler   açısından  sınırlayan  ve  insan  yaşamının  iyileştirilmesi  için  katkıda  bulunmaya  zorlayan,  toplum  yararı  için   tarafsız   bir   sorumluluk   hissidir   (Thomas,   1967).   KSS,   işletmeyi   etkileyen   yasal,  teknolojik   ve   ekonomik   güçlerin   yanında   sosyal   sistem   faktörlerinin   de   önceden   tahmin  edilmesi  ve  uyum  sağlanması  sürecidir  (Stark,1993).  Sosyal  sorumluluk  uygulamaları  refah  ve  sağlığın  yanı  sıra  psikolojik  ve  duygusal  ihtiyaçlarla  da  ilgilenir  (Kotler  ve  Lee,  2006).  Genel   kabul   görmüş   üç   adet   KSS   kavramından   bahsedilmektedir.   İlki,   “oyunun   kuralları  içinde,  açık  ve  özgür  bir  rekabet  ortamında  karı  arttırmaya  yönelik  faaliyetleri  sürdürmek”.  İkincisi,  “yöneticilerin  işletme  iç  ve  dış  müşterilerine  karşı  sorumlulukları’’,  son  olarak  da  ‘’yöneticinin,   çevrede   olup   biten   değişiklikleri   tahmin   ederek,   problemlerden   kaçınma,  örgütsel   amaçları   toplumun   amaçları   ile   birleştirme,   işletmenin   ve   toplumun   karşılıklı  menfaatlerini  koruma  ve  geliştirme  sorumluluğudur’’.  Ayrıca  istekli  olarak  gerçekleştirilen  okul,   yurt,   kütüphane   açma   gibi   faaliyetler   de   işletmelerin   sosyal   sorumluluklarındandır  (Arıkan,  1995).            Kurumsal   sosyal   sorumluluğun   kapsamı   hakkında   net   bir   şey   söylenememektedir.   Çünkü  KSS’nin   kapsamı;   sosyal,ekonomik,politik   gibi   birçok   faktörden   etkilenerek   değişmiştir.  Geçmişten   bugüne   incelendiğinde   önceden   tek   amaçları   karlarını   maksimize   etmek   olan  şirketlerin,  bugün  ise  sadece  amaçları  kar  olan  kuruluşlar  olmaktan  öte  birer  sosyal  varlık  gibi   davranıp   ekonomik   sorumluluklarının   yanında   sosyal   sorumluluklarının   da   olması  kaçınılmazdır.   Bu   araştırmanın   amacı,   Türkiye’nin   ilk   500   büyük   imalat   firmasının  yürüttüğü  KSS  projelerini  araştırmak,  yapılan  projeler  hakkında  bütünsel  bir  değerlendirme  yapmak  ve  Türkiye’de  konu  ile  ilgili  farkındalığın  artmasına  yardımcı  olmaktır.       2.  LİTERATÜR  ARAŞTIRMASI   2.1.  Sosyal  Sorumluluk  Alanındaki  Uluslararası  Standartlar  Sosyal   sorumlulukla   ilgili   birçok   ülkede   uluslararası   düzenlemeler   yapılmıştır.   Bu  prensipler,   düzenleme   ve   standartlardan   bazıları   Caux   Prensipleri,   SA   8000,   Birleşmiş  Milletler  Küresel  Sözleşmesi,  FTSE4GOOD  Endeksi,  Küresel  Kurumsal  Vatandaşlık  Bildirgesi,  AA1000   Standardı,   Küresel   Raporlama   Girişimidir.   Bu   bölümde   söz   konusu   standartlar  kısaca  gözden  geçirilecektir.     Caux   İlkeleri,   Caux   Yuvarlak   Masa   (Caux   Round   Table)   adı   verilen   bir   girişim   tarafından  geliştirilmiştir  ve  tüm  paydaşların  toplumsal  sorumluluğa  katkıda  bulunmasını  öneren  bir  genel  kurumsal  sosyal  sorumluluk  girişimidir.       SA   8000   Standardı   1997   yılında   Ekonomik   Öncelikler   Konseyi’nin   bir   alt   kuruluşu   olan  Ekonomik  Öncelikler  Konseyi  Akreditasyon  Makamı’nın  himayesinde,  işçi  sendikaları,  insan  hakları   ve   çocuk   hakları   örgütleri,   akademisyenler   ve   işverenlerin   bulunduğu   bir   grup  organizasyon  tarafından,    temel  haklarının  garanti  altına  alınması  amacıyla  işletmeler  için  geliştirilmiştir.      Birleşmiş   Milletler   Küresel   İlkeler   Sözleşmesi   (Global   Compact),   Birleşmiş   Milletler   Genel  Sekreteri   Kofi   Annan   tarafından   ilk   olarak   31   Ocak   1999   tarihinde   Dünya   Ekonomik  Forumu’nda  yaptığı  konuşma  sırasında  önerilmiş  ve  26  Temmuz  2000  tarihinde  Birleşmiş  Milletler  merkezinde  başlatılmıştır  (Argüden,  2012).  Küresel  İlkeler  Sözleşmesi’nin  10  ilkesi  insan   hakları,   işçi   hakları,   çevre   ve   yolsuzlukla   mücadele   alanında   evrensel   olarak   kabul  görmüş  beyannamelerden  alınmış  olup,  küresel  ilkeler  sözleşmesi  şirketlerden  bu  ilkeleri  kavramalarını,  desteklemelerini  ve  uygulamalarını  beklemektedir  ( http://www.mtso.org.tr/jtr/index.php?option=com_content&view=article&id=1350:bm-­‐kueresel-­‐lkeler-­‐soezlemesi&catid=53:haberler&Itemid=50).     Küresel   İlkeler   Sözleşmesi’   ni   imzalamanın   tek   zorunluluğu   her   sene   kurumun   bu   ilkeler  çerçevesinde  yaptıklarını  kamuoyuna  açık  bir  rapor  ile  duyurmasıdır.  Bu  gerekliliği  yerine  getirmeyenler  için  ise  tek  bir  yaptırım  vardır,  o  da  listeden  çıkarılmaktır.  Çok  basit  gözüken  ve  etkinliği  düşük  gözüken  bir  yaklaşım  olmasına  rağmen,  imzalayan  şirketlerin  bu  ilkeler  çerçevesindeki   faaliyetlerini   disiplin   altına   almalarına,   ölçmelerine,   her   sene   kendilerini  geliştirecek   yeni   hedefler   belirlemelerine   ve   kamuoyunun   önüne   sunmaları   nedeniyle  aykırı  olabilecek  davranışlardan  daha  büyük  bir  dikkatle  kaçınmalarına  neden  olmaktadır.  Bu   nedenle   Küresel   İlkeler   Sözleşmesi   dünyadaki   en   yaygın   gönüllü   sorumluluk   projesi  haline  gelmektedir  (Argüden,  2012).         FTSE4GOOD   Endeks   FTSE,   Financial   Times   Gazetesi   ve   Londra   Borsası   işbirliği   ile   1995  yılında   kurulmuş   bir   organizasyondur   ve   sosyal   sorumluluk   sahibi   şirketlerde   yatırımları  kolaylaştıracak  birtakım  kıyaslamalar  ve  ticari  endeksler  içermektedir  (Korkmaz,  2009).    
, Sayfalar 240 - 252
Neylan Kaya, Ayse Anafarta Kuruuzum
Özet Çevirileri Öz
Vergi ödemek istemeyen yükümlüler, vergi kaçırmak söz konusu olmasa bile vergiden kaçınmanın yollarını ararlar. Bu amaçla normal koşullarda akla gelmeyecek işlemler gerçekleştirmeyi tercih edebilirler. Yükümlüler vergiden kaçınma çabalarında kimi zaman başarılı da olurlar. Ancak, Amerika Birleşik Devletleri’nin Vergi İdaresi, yükümlülerin çabalarına karşı etkili bir araç olan “özün şekle üstünlüğü ilkesi”ne sahiptir. “Ekonomik öz” olarak da adlandırılan bu ilke, ABD Vergi İdaresi ve mahkemeleri tarafından vergiden kaçınmayı ve vergi kaçırmayı önlemek amacıyla yaygın şekilde kullanılan dört ilkeden biridir. Bu çalışmada özün şekle üstünlüğü ilkesini diğer üç ilkeden ayrıştırmaya ve bu ilkenin yükümlülerce ABD Vergi İdaresi’ne karşı kullanılıp kullanılamayacağını incelemeye çalışacağız.
, Sayfalar 169 - 186
Dr. Ertuğrul AKÇAOĞLU
Özet Çevirileri Öz
Önceki araştırmalarda adet öncesi semptomlarla kişilik özellikleri arasında ilişki olabileceği önesürülmüştür. Bununla birlikte adet öncesi semptomların geriye dönük olarak ve farklı gereçlerledeğerlendirilmesi nedeniyle bu sonuçların yorumlanması güçtür. Bu çalışmada Adet Öncesi DisforikBozukluk (AÖDB) olgularının kişilik boyutları araştırılmıştır. AÖDB tanısı konulan, yaş ortalaması25.5± 4.6 olan yirmi sekiz olgu ve yaş ortalaması 24.2± 4.2 olan 28 sağlıklı kadın çalışmaya alındı.AÖDB tanısı Sorun Şiddeti Günlük Kayıt Çizelgesi ile konuldu. Kişilik özellikleri Mizaç KarakterEnvanteri (MKE) ile değerlendirildi. Her iki grubun adet döngüsünün foliküler dönemindeki depresyonve anksiyete düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ile tespit edildi.AÖDB olgularının kontrol grubuna göre zarardan kaçınma alt ölçeğinden ve ödül bağımlılığı alt ölçeğiduygusallık alt maddesinden yüksek, kendini yönetme alt ölçeği ve işbirliği yapma alt ölçeği sosyalonaylama alt maddesinden düşük puan aldıkları tespit edilmiştir. İş birliği yapma puanları AÖDBşiddeti ile ters bağıntılı bulunmuştur. Bunun dışında MKE puanları ile AÖDB şiddeti arasında ilişkisaptanmamıştır. BDÖ ve BAÖ puanları her iki grupta benzer bulunmuştur. AÖDB olguları MKEboyutları yönünden kontrol grubundan farklılık göstermektedir. MKE boyutlarındaki bu farklılık, buolgularda bazı kişilik bozukluklarının, özellikle de çekingen kişilik bozukluğunun varlığı ile ilişkili olabilir.
, Sayfalar 68 - 75
Ali Doruk, Murat Erdem, Murat Gülsün, Özcan Uzun, Zülküf Perdeci
Özet Çevirileri Öz
Bu çalışmanın amacı "Adil Davranışlar Gösterme Ölçeği" nin geçerlik ve güvenirlik çalışmasının sonuçlarını ortaya koymaktır. Ölçek İslam ahlakına göre adalet erdeminin ilkelerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Ölçeğin hazırlık aşamasında, uzman görüşlerinden sonra,70 maddeden 26 madde çıkarılmış madde sayısı 44'e indirilmiştir.  Pilot uygulama yedi farklı fakülte ve bölümden rastlantısal olarak seçilen 256 üniversite öğrencisi üzerinde yapılmıştır. Faktör analizi sonucunda, dağınık ve düşük yük değerlerinden dolayı olumsuz ifade içeren 2 madde, ayrıca denekler tarafından tam olarak anlaşılmadığı düşünülen 3 madde çıkarılmıştır. Daha sonra bazı maddelerin ifadeleri değiştirilip, yeni sorular da eklenerek, 40 maddelik bir form oluşturulmuştur. 40 maddeden oluşan yeni anket formu, 9 farklı fakülte ve bölümlerden 1. ve 4. sınıfta öğrenim gören 919 kişilik gruba uygulanmıştır. Faktör analizi sonucunda bazı maddeler dağınık ve düşük yük değerlerinden dolayı ölçekten çıkarılmış, toplam varyansın % 61,302 'sini açıklayan 32 madde ve altı boyut ortaya çıkmıştır. Varimax faktör döndürme işleminden sonra, teorik bilgiler çerçevesinde, madde yüklerinin de birbirine yakınlığı göz önüne alınarak, 32 maddeden oluşan 5 boyutlu ("inanç-ibadet", "farkındalık" "emanet-doğruluk", "önyargıdan uzak olma", "israftan kaçınma") bir ölçek elde edilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek amacıyla yapılan faktör analizi ve güvenilirliğini test etmek için yapılan iç-tutarlılık analizi sonuçları, "Adil Davranışlar Gösterme Ölçeği (ADGÖ)" nin geçerli, güvenilir ve istatistikî açıdan araştırmaya uygun olduğunu göstermektedir.
Cilt 17 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 299 - 315
Dr. Yasemin GÜLEÇ
Özet Çevirileri Öz
Bu araştırma aktif spor yapan çocukların (8-17 yaş) kişilerarası ilişkilerde sergiledikleri çarpıtmaların çeşitli değişkenler açısından inceleyerek, bunun spor olgusuna yansımasını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırma betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Antalya ilinde aktif olarak spor kulüplerine devam eden 132 çocuk oluşturmaktadır. Araştırma grubuna Hamamcı &Büyüköztürk (2003) tarafından geliştirilen “İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçekten elde edilen minumum puan 19, maksimum puan 95‟dir. Araştırmada ölçekten elde edilen puanların kişisel özellikler açısından karşılaştırılmasında yüzdelik, T ve F testi kullanılmıştır. Bulgular: Bu araştırmada ölçekten alınan toplam puan 53,01±9,79; alt boyutlardan yakınma-kaçınma 17,92±5,13; gerçekçi olmayan ilişki beklentisi 26,48±6,44; zihin okuma 8,61±2,86‟dır. Cinsiyete göre ölçekten alınan toplam puan ve yakınma-kaçınma; yaş grupları açısından gerçekçi olmayan ilişki beklentisinde ve zihin okumada; ilgilendiği spor dalına göre zihin okuma alt boyutunda anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p
Cilt 2 , Sayı Special Issue 2 , Oca 2014 , Sayfalar 203 - 210
Özer MERDAN
Özet Çevirileri Öz
Amaç şema terapi açısından alkol kullanım bozukluğunun nedenlerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya 248 kişi katıldı. Katılımcı grubu Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi, Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma Tedavi ve Eğitim Merkezi’nde (AMATEM) yatan alkol kullanım bozukluğu tanısı almış 168 erkek hastadan, karşılaştırma grubu alkol kullanım bozukluğu olmayan ve herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan, toplumdan tesadüfî olarak seçilen 80 erkekten oluştu. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Young Rygh Kaçınma Ölçeği ve Young Telafi Ölçeği verildi. Sonuçlar: Alkol kullanım bozukluğu olan bireylerin şema kaçınma ve şema telafi puanlarının kontrol grubuna göre yüksek olduğu bulundu. Tartışma: Alkol kullanım bozukluğuna şema terapi çerçevesinde yaklaşmak, kişilerin alkol alınımına sebep olan şema sürdürücü stilin anlaşılmasını ve daha iyi bir tedavinin sağlanmasını sağlayacaktır.
Cilt 18 , Sayı 32 , Oca 2017 , Sayfalar 15 - 31
İrem ANLI, Yeşim CAN
Özet Çevirileri Öz
Literatür araştırmalarımıza göre suprakondiler femur kırığı, morbid obesite ile birlikte nadir görülen bir durum değildir. Biz 46 yaşında, 168 kilo, 172 cm [vücut kitle indexi (BMİ) > 55 kg/ m2] suprakondiler femur kırığı nedeni ile internal fiksasyon ve kapalı redüksiyon uygulanacak olan morbid obez bir erkek hastayı sunduk. Hasta 10 mg oral diazepam ile premedike edildi ve hastaneye bir sedye ile getirildi ve yan yana getirilmiş iki standart ameliyat masası üzerine zorlukla alındı. Morbid obez hastada hipertansiyon, mallampati skor IV, tip II diyabet, obstrüktif uyku apnesi (OSA) gibi risk faktörleri olduğu için hiperbarik bupivakain ile fentanil içeren karışım verilmek üzere spinal anestezi planlandı. Kolay pozisyon verme, uygun anestezi tekniği, hava yolu ve hemodinami ile ilgili komplikasyonlardan kaçınma gibi özel durumlar için uygun kararın verilmesi sonucunda hastaya tek doz spinal anestezi eşliğinde güvenle kapalı redüksiyon uygulandı.
Cilt 15 , Sayı 1 , Oca 2009 , Sayfalar 67 - 70
Ayşe MIZRAK, Mustafa IŞIK, Senem KORUK, Rauf GÜL, Süleyman GANİDAĞLI, Halit DEMİR, Ünsal ÖNER
Özet Çevirileri Öz
Amaç: Bu çalıșmada, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) öğrencilerinin “ölüm ve ölümcül hastadan kaçınıcı tutum düzeyleri”nin ölçülmesi amaçlanmıștır. Elde edilen veriler zemininde, AÜTF’de yürütülmekte olan mesleki eğitimin “ölüm ve ölümcül hastaya yaklașım” açısından etkisi tartıșılmıștır. Gereç ve Yöntem: Çalıșma kesitsel bir araștırma olup, 2010-2011 akademik yılında AÜTF’de eğitim görmekte olan Dönem 1, 3, 5 ve 6 öğrencileri üzerinde gerçekleștirilmiștir. Gereç olarak “Ölüm ve Ölümcül Hastaya Yaklașım Tutum Ölçeği” (ÖÖHYTÖ) kullanılmıștır. Çalıșmada, tıp fakültesi öğrencilerinin, “ölümcül hasta ve yakınları ile iletișim güçlüğü” ve “ölüm ve ölümcül hastadan kaçınma” düzeyleri, dönem, cinsiyet, birinci dereceden akrabalarda ölüm öyküsü varlığı ve ölmekte olan bir kișiye bakım vermiș olma durumu açısından incelenmiștir. Bulgular: Farklı eğitim dönemlerinde bulunan öğrenciler arasında “ölüm ve ölümcül hastadan kaçınma” düzeyleri arasında farklılık saptanmamıștır. “Ölümcül hasta ve yakınlarıyla iletișim güçlüğü” boyutunda Dönem 6 öğrencilerinin puanları, önceki dönemlerdekilere göre düșüktür. İletișim güçlüğü açısından Dönem 1, 3 ve 5’teki kadın öğrencilerin puanları aynı dönemlerdeki erkek öğrencilerinkine göre yüksek iken; Dönem 6 öğrencilerinde her iki cinsiyet arasında farklılık yoktur. Ölmekte olan bir hastanın bakımında veya takibinde rol almıș ya da birinci dereceden akrabaları arasında ölüm öyküsü bulunan öğrencilerin hem iletișim güçlüğü, hem kaçınma düzeyleri daha düșüktür. Sonuç: Sonuçlar, AÜTF’de verilmekte olan mesleki eğitimin, öğrencilerin ölüm olgusu ve ölümcül hastalarla yakınlarına yaklașımlarında tutum değiștirici herhangi bir etkide bulunmadığını düșündürmektedir. Öğrenciler, mesleki eğitim öncesinde sahip oldukları “kaçınıcı tutum” düzeylerini mezun olurken korumaktadırlar. Bu tabloya göre, “ölüm ve ölümcül hastaya yaklașım” konusuna özgü olarak yapılandırılmıș, kapsamlı eğitim çalıșmalarının AÜTF için acil bir gereksinim olduğu açıktır.
Cilt 65 , Sayı 01 , Oca 2012 , Sayfalar 19 - 31
Mustafa Volkan KAVAS, Derya ÖZTUNA, Nuriye Nurtaç ÇELEBİ, Hazal SELVİ, Damla SAYAR, Alican AKASLAN
Özet Çevirileri Öz
Amaç: Anorektal bölge hastalıkları olan hastaların sağlıklı bireylerden farklı olarak mizaç ve karakter özelliklerinin etkileneceği düşüncesinden hareket ederek, bu kesitsel çalışmada anorektal bölge rahatsızlığı olan hastalarda mizaç ve karakter özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Metod: Ayakta tedavi kliniğine müracaat eden ve en sık rastlanılan dört anorektal bölge rahatsızlıklarından (hemoroidal hastalık, anal fissür, anorektal abse/fistüller ve sakrokoksigeal pilonidal hastalık) birisi için tanı konulmuş 102 hasta ile herhangi bir tıbbi rahatsızlığı olmayan 80 sağlıklı yetişkinden oluşan kontrol grubu karşılaştırılmıştır. Her iki gruba da sosyo-demografik bilgiler ve tanımlayıcı bilgiler anketi, Mizaç Karakter Ölçeği (MKÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAİ) uygulanmıştır.Bulgular: Anorektal bölge rahatsızlığı olan hasta grubu kontrol grubuna göre mizaçboyutlarından zarardan kaçınma (ZK) skorlarının daha yüksek, karakter boyutlarından kendini yönetme (KY) skorlarının daha düşük olduğu saptanmıştır. Anorektal bölge hastalığı olan grupta depresyon ve anksiyete oranları daha yüksektir.Sonuç: Anorektal bölge hastalıkları toplumda sık görülen hastalıklardır. Anorektal bölge rahatsızlığı olan hastalarda görülen komorbid psikiyatrik rahatsızlıklarla mizaç ve karakter özellikleri yakın ilişki içerisindedir. Aynı zamanda mizaç ve karakter özellikleri anorektal bölge hastalıkları için uygulanan tıbbi ve cerrahi müdahalelere uyumu etkileyebilmektedir. Çalışmamız, genellikle kronikleşmeye yatkın anorektal hastalıkların tedavisinde klinisyenleri multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirmeye teşvik etmek için önemli veriler sağlamıştır. 
Cilt 2 , Sayı 1 , Oca 2018 , Sayfalar 17 - 22
Bülent Devrim Akçay, Vahit Onur Gül, Serhat Özer
Özet Çevirileri Öz
Amaç: Ataksi telanjiektazi nadir görülen otozomal çekinik geçişli nörodejeneratif bir hastalıktır Bu geriye dönük çalışmada ataksi telanjiektazili hastalarda saptanan immünolojik anormallikler ve izlemde gözlenen ikincil hastalıkları belirlemek amaçlanmıştır Gereç ve Yöntem: Ataksi telanjiektazi tanısı ile izlenmekte olan 20 olgu geriye dönük olarak değerlendirildi Başvuru yakınmaları tanı yaşları anne baba akrabalığı kardeşlerde benzer hastalık veya ölüm öyküsü lenfosit alt grup dağılımı nbsp; immünglobülin ve alfa feto protein düzeyleri takipte karşılaşılan ikincil hastalıklarla ilgili olarak akciğer tomografileri patolojik inceleme sonuçları ve trioid hormon ve oto antikor seviyeleri klinik seyirleri incelendi Bulgular: En sık başvuru nedeninin dengesiz yürüme ve yineleyen sinopulmoner enfeksiyonlar olduğu; en sık immünolojik bulgunun immünoglobulin A eksikliği ve yardımcı T lenfosit hücre azlığı olduğu; üç hastada bronşektazi iki hastada nbsp; Hashimoto troiditi iki hastada Hodgkin lenfoma geliştiği; lenfoma tanısı alan her iki hastanın da enfeksiyon nedeni ile öldüğü saptandı Çıkarımlar: Değişik klinik durumlar ataksi telanjiektazi hastalığına eşlik edebilir Hastalık hakkında farkındalık erken tanı ve eşlik eden komplikasyonların tedavisine olanak sağlar nbsp; Kesin bir tedavisi olmayan bu hastalıktan korunmak için akraba evliliklerinden kaçınma ve genetik danışma verilmesi önemlidir Türk Ped Arş 2012; 47: 38 42
Cilt 47 , Sayı 1 , Oca 2012 , Sayfalar 38 - 42
Türkan Patıroğlu, Hatice Eke Güngör, Hüseyin Baz, Ekrem Ünal
Özet Çevirileri Öz
Özet Vicdani ret, kişinin ahlaki, dini ya da siyasi görüşleri nedeniyle silahaltına alınmayı reddetmesidir. Günümüzde, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin vicdani reddi bir hak olarak tanıdıkları görülmektedir. Bu yazının amacı, vicdani ret sorununun Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi (AİHS, Sözleşme) ve Türk hukuku çerçevesinde incelenmesidir. Bu amaçla çalışmada önce genel olarak vicdani reddin gelişim süreci ve vicdani retle ilgili uluslararası düzenlemeler ele alınmış daha sonra, AİHS ve Türk hukuku irdelenmiştir. Bu tartışma ve incelemenin sonunda, AİHS'in vicdani redde doğrudan yer vermediği; ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında vicdani reddin dolaylı olarak korunduğu; Türk hukukunda ise vicdani retle ilgili bir düzenlemeye yer verilmediği, Anayasa'nın vicdani ret hakkını engellemediği ancak yasalarımızda vicdani ret hakkı ile çatışan düzenlemelerin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: vicdani ret, AİHS, AİHM, sivil itaatsizlik, askerlik yükümlülüğünden kaçınma, asker, ordu. CONSCIENTIOUS OBJECTION IN FRAMEWORK OF EUROPEAN CONVENTION ON HUMAN RIGHTS AND TURKISH LAW Abstract Conscientious objection is an individual's refusal to serve in the military due to moral, religious or political reasons. Today, many countries, especially European countries, reconnize conscientious objection as one of individual rights. This study analyzes the problem of conscientious objection in framework of Turkish Law and European Convention on Human Rights. To this end, the study first looks at the development process of and international regulations about the right of conscientious objection and and later considers the Turkish Law and the ECHR about the subject. The study concludes that although the ECHR does not directly include the right of conscientious objection, the European Court of Human Rights protects this righs indirectly through its decisions. Also, there is no regulation about the right of conscientios objection in Turkish Law including the Turkish Constitution. The Constitution does not prohibit this right however tehere are rules in Turkish legal systm conflicting with this right. Keywords: Conscientious objection, European Convention on Human Righst, European Court of Human Righst, civil disobedience, refusal to serve in the military, soldier, military.
Cilt 7 , Sayı 13 , Oca 2010 , Sayfalar 253 - 274
Sabahattin Nal
Anahtar Kelimeler Özet Çevirileri Öz Anahtar Kelime Çevirileri
Toplum hayatında sosyal düzenin, ahengin ve refahın sağlanması, bireylerin ortak duygu ve düşüncelerinin yanı sıra, o toplumun içinden doğan ve çoğunluk tarafından kabul edilen birtakım değerler ve normlar sistemine bağlıdır. Sosyal kontrol mekanizması çatısı altında yer alan bu değerler ve normlar sisteminin işleyişi otoriteye dayanır. Bireyler arasındaki etkileşimin uyumlu ve güvenli bir şekilde gerçekleşmesi adına işlevsel olan bu mekanizma, bünyesinde birtakım kalıp davranışları, kaçınmaları ve yasakları barındırır. Birey ve topluma, “böyle yapınız, şöyle olmayınız”, “bu iş şu şekilde yapılmalı, şöyle yapılmamalı”, “iyi olan bu, kötü olan şu”, “doğru davranış bu, yanlış olan şu” gibi konuları öğretme işlevine sahip olan bu kontrol mekanizmasının ortadan kalkması, toplumun istikrarının ve işleyişinin sağlanmasına engel olur. Makalede, Azerbaycan Türkleri atasözlerinin toplum hayatındaki sosyal kontrol mekanizmasını sağlama işlevi üzerinde, örnek metinlerden hareketle, durulmuştur. Değerlendirme sonucunda, Azerbaycan Türkleri atasözlerinin; vatan ve millet sevgisi, aileye bağlılık, anne-baba hakkı, iyilik, dürüstlük, mertlik, çalışkanlık, ahlak, ar, namus, birlik, dayanışma, dostluk, cömertlik, yardımseverlik, sabır, yalandan uzak durma, zulüm ve haksızlıktan kaçınma, akıllı ve eğitimli olma gibi konuları ön plana çıkardığı görülmüştür. 
Cilt 10 , Sayı 1 , Oca 2017 , Sayfalar 197 - 208
Aslı BÜYÜKOKUTAN TÖRET
Özet Çevirileri Öz